Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

ABDÜRRAHÎM TIRSÎ (447)
ÖMER FÜÂDÎ (309)
ALÂEDDÎN ALİ ERDEBİLÎ (280)
DÂVÛD-İ HALVETÎ (322)
HAYREDDÎN HALİL BİN KÂSIM (284)
SÂFÎ ÂMİDÎ BOLEVÎ (647)
CÂRULLAH VELİYYÜDDÎN EFENDİ (321)
YAHYÂ ÎDİLÎ (258)
İBRÂHİM HAYRÂNÎ (402)
SEYYİD ABDÜLHAKÎM (317)
TÂCÜDDÎN ZÂHİD-İ GEYLÂNÎ (246)
EBÛ ABDULLAH SECZÎ (246)
LADİKLİ HACI AHMED AĞA (589)
SUMÂDÎ (297)
ZEKERİYYÂ ENSÂRÎ (245)
ABDÜLLATÎF EFENDİ (Pamuk Kâdı) (235)
MEVLÂNÂ KÂSIM ALİ BEDAHŞÎ (270)
ŞEYH ABDURRAHMÂN EŞŞÂVİRÎ (550)
AHMED BİN MÛSÂ EL-ACÎL (363)
BEKR BİN ABDULLAH MÜZENÎ (254)
ALİ EL-MASÎSÎ (244)
EBÛ HAFS-I KEBÎR (236)
MUHAMMED EMÎN EFENDİ (414)
AYDERÛSÎ (Muhammed bin Abdullah) (303)
OSMAN ES-SERÛCÎ (251)
MUHAMMED SAÎD FÂRÛKÎ (261)
ABDULLAH HAYDERÎ (244)
SADREDDÎN BİN BEHÂEDDÎN ZEKERİYYÂ (241)
CÂFER BİN SÜLEYMÂN DÂBİÎ (266)
FÂTIMA BİNTİ MÜSENNÂ (360)
VELİ ŞEMSEDDÎN (326)
EBÜ`L-ABBÂS EL-GAMRÎ (249)
MUSTAFA YENİCEVÎ (266)
ABDÜLAZÎZ BEKKİNE (395)
SEYFEDDÎN-İ FÂRÛKÎ (244)
ABDÜLHAKÎM-İ SİYALKÛTÎ (307)
HACI DOST MUHAMMED KANDEHÂRÎ (304)
KUTB-İ ZAMAN (SeyyidCelâl Buhârî) (399)
SULTÂN-ÜL-ULEMÂ (290)
ALÂEDDÎN ÂBİZÎ (288)


  

ABDULLAH-I DEHLEVÎ





ABDULLAH-I DEHLEVÎ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Hindistanevliyâsından. Silsile-i aliyye denilen büyüklerden olup, seyyiddir.1745 (H. 1158)`te Hindistan`ın Pencab şehrinde doğdu. 1824 (H. 1240)senesinde Delhi`de vefât etti. Kabri Şâhcihân Câmii yakınındakidergâhındadır. Binlerce seveni her zaman ziyâret edip, feyz almaktadır.

Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin babası,Abdullatif Efendi âlim, sâlih, zâhid, dünyâya rağbet etmeyen, yüksekhaller sâhibi Kâdirî yolunda bir zât idi. Bu yolu Hızır`la görüşmüşolan hocası Şeyh Nâsırüddîn Kadîrî`den aldı. Ayrıca Çeştiyye veŞettâriyye yollarından da feyz almıştı. Tasavvuf yolunda kemâle,olgunlaşmaya çalışırdı. Haram yemekten son derece sakınır, kırlardayetişen meyvelerle yetinir, nefsini terbiye etmek için uğraşırdı.Sahrâlarda Allahü teâlânın ism-i şerîfini anarak dolaşır,yarattıklarına bakar, O`nun büyüklüğünü tefekkür edip düşünür, bir anolsun Rabbini unutmazdı.

Bir gün rüyâsında hazret-i Ali ona şöylededi:

Ey Abdüllatîf! Allahü teâlâ sana biroğul ihsân edecek, o ilerde büyük bir zât olacak. Ona bizim ismimizikoyarsın.

Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri deannesine rüyâsında; Yakında dünyâya bir oğlun gelecek. Ona bizimismimizi koyarsın. buyurdu. Resûlullah efendimiz sallallahü aleyhi vesellem de evliyâdan bir zât olan amcasına rüyâsında, doğacak çocuğaAbdullah isminin verilmesini emretti. Çocuk doğduğunda, ismini babası,Ali, annesi Abdülkâdir, amcası Abdullah koydu. Abdullah-ı Dehlevî altıyaşına gelince, hazret-i Ali`ye karşı sevgi ve edebinden kendisine Alidemeyip Ali`nin hizmetçisi mânâsına Gulam Ali dedi ve bu isimle tanındı.

Abdullah-ı Dehlevî hazretleri Allahvergisi çok üstün bir zekâya sâhipti. Kur`ân-ı kerîmi kısa zamandaezberledi. Dînî ilimleri ve zamanının fen ilimlerini öğrendi. Delhi`dehocası şeyh Nâsırüddîn`in hizmetinde bulunan babası, onun terbiyesindeyetişip, Kâdiriyye yoluna girmesi için, oğlu Abdullah`ı Delhi`yeçağırdı. Abdullah-ı Dehlevî Delhi`ye vardığı gece Şeyh Nâsırüddîn vefâtetti.Babası; Oğlum! seni Şeyh Nâsırüddîn`den Kâdiriyye yolunu almaniçin çağırmıştım. Nasîb değilmiş. Artık, sana nereden irşâd kokusugelirse, oraya git. Serbestsin. dedi.

O sırada Delhi`de Çeştiyye büyüklerinden,Şeyh Muhammed Zübeyr ve iki halîfesi, Şeyh Ziyâüddîn, Şeyh Abdüladl,Şeyh Mîr Dered bin Şeyh Nâsır, Mevlâna Fahrüddîn ve başkaları vardı.Yirmi iki yaşına kadar onların huzûrunda ve sohbetlerinde bulundu. Busırada gönlünden, yine Delhi`de bulunan Mazhar-ı Cân-ı Cânânhazretlerinin dergâhına gitmek geldi. Mazhar-ı Cân-ı Cânânhazretlerinin huzûruna varıp, kendisini talebeliğe kabûl buyurmasınıistedi. O da:

Sen zevkin ve şevkin olduğu yere git.Bizim yolumuz, tuzsuz taşı yalamak gibidir. buyurdu.

Abdullah Dehlevî ise; Zaten benimmûradım, isteğim de buyurduğunuzdur. dedi. Mazhar-ı Cân-ı Cânânhazretleri; Mübârek olsun.buyurup talebeliğe kabûl etti. OnuNakşibendiyye yolunun, Müceddidiyye koluna göre yetiştirip, bu yolunesaslarını ve edeblerini öğretti. Abdullah-ı Dehlevî on beş sene onunsohbetiyle şereflendi. Evliyâlıkta yüksek derecelere kavuşunca, mutlakicâzet, diploma alıp, halîfesi oldu.

İlk zamanlarda, Nakşîbendiyye yolunagirmemden Gavs-ül-a`zam Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri râzıolurlar mı? diye tereddütler geçirmişti. Bir gün rüyâsında gördü ki,Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri bir makâma gelip oturdu. Omakâmın tam karşısına da Şâh-ı Nakşibend Muhammed Behâeddîn hazretleriteşrif etti. Şâh-ı Nakşibend`in yanına gitmek istedi. Bu sıradaGavs-ül-a`zam; Maksat, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaktır.Sıkılmayın, gidin. buyurdu.

Elinde malı, mülkü kalmadığı içinbaşlangıçda geçim zorlukları ile karşılaşan Abdullah-ı Dehlevîhazretleri, dâimâ tevekkül üzere oldu. Eski bir hasırı yatak, bir tuğlaparçasını yastık edindi. Bu şekilde, on beş sene kanâat köşesindeoturdu. Bir defâsında o kadar çâresiz kalıp, bitkin düştü ki, Artıkbulunduğum bu hücre benim mezârım olacaktır. diye düşünmeye başladı.Nihâyet Allahü teâlânın yardımı yetişti. Tanımadığı birisi, bir mikdârpara bırakıp gitti. O günden sonra devamlı Allahü teâlânın bu şekildeyardımına kavuştu.

Hocasının vefâtından sonra yerine geçip,talebe yetiştirmeye başladı. Uzak yakın her yerden, Diyâr-ı Rum, Şam,Irak, Hicaz, Horasan ve Mâverâünnehr`den pek çok talebe, ilim ve feyzalmak, sohbeti ile şereflenmek için yarışırcasına yanına koştu. MevlânâHâlid-i Bağdâdî, Şeyh Ahmed-i Kürdî, Seyyid İsmâil Medenî gibi bâzılarıResûlullah efendimizden aldığı mânevî emirle geldi. Bazısı, sâdâtın, buyolun büyüklerinin mânevî işâreti ile koşup teslim oldu. Şeyh MuhammedCan bunlardandı. Bâzısı ise,Abdullah-ı Dehlevî hazretlerini rüyâdagörüp geldi.

Dergâhında iki yüz kişi civarında talebevardı ve onların ihtiyaçlarını temin ederdi. Bununla berâber, dâimâmütevâzî ve gönlü kırık bulunurdu. Bir gün bir köpeği görüp; Yâ Rabbî!Ben kimim ki, seninle, sevdiklerim arasında vâsıta olayım. Buyarattığın hürmetine bana merhamet eyle! buyurdu.

Peygamber efendimizin sünnet-i seniyesineuygun yaşamaya çok gayret ederdi. Az uyur, teheccüd, gece namazınakalktığında uyuyanları da kaldırırdı. Sonra murâkabeye oturur, peşindenKur`ân-ı kerîm okurdu. Kur`ân-ı kerîmden her gün on cüz okurdu. Sabahnamazını kıldıktan sonra talebeleriyle beraber işrak vaktine kadarzikir, Allahü teâlâyı anmak ve murâkabe, nefs muhâsebesi ile meşgulolurdu. Sonra hadîs ve tefsîr derslerine başlarlar bu hal zevâl vaktinekadar sürerdi. Sonra yemek yenirdi. Zenginlerden birisi, lezzetli biryemek gönderse yemez, talebelerinin de yemesini istemez, komşularınahediye gönderirdi. Birisi para gönderse, şüpheli bir durumu yoksa,İmâm-ı a`zam hazretlerinin ictihadına göre bir sene dolmadan mal nisabaulaştığında zekât vermek câiz olduğundan önce onun zekâtını verirdi.Çünkü bir kuruş zekât vermenin binlerce lira sadaka vermekten kat katüstün olduğunu bilirdi. Sonra kalan paranın bir kısmı ile helva vebaşka şeyler yaptırır dervişlere dağıtır, bir kısmı ile dergâhınborçlarını öder, birazını da yanına gelen ihtiyaç sâhiplerine verirdi.Öğleye yakın sünnet-i şerîfeye uymak için bir müddet kaylûle yapar,uyur, kalkıp bir mikdâr yemek yiyip dînî kitablar okumak, bâzı mevzularüzerinde yazılan yazıları gözden geçirmek ve yazılması lâzım olanlarıyazmakla uğraşırdı. Öğle namazını kılıp, ikindiye kadar, hadîs vetefsîr dersi verirdi. İkindiyi kıldıktan sonra, hadîs-i şerîf, İmâm-ıRabbânî hazretlerinin Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, Avârif-ul-Meârif veRisâle-i Kuşeyrî`yi okur, sonra güneş batıncaya kadartalebeleriyle zikir ve murâkabe ile meşgul olurdu. Akşam namazındansonra, mânevî teveccühleri ile talebelerinden ileri gelenlerininilerlemelerini sağlardı. Yatsıyı kıldıktan sonra geceyi zikr vemurâkabe ile ihyâ ederdi. Uyku bastırdığında seccâdesi üzerinde sağyanı üzere yatardı. Bazan otururken uyuyakalırdı. Hayâsının çokluğundanayağını uzattığı görülmezdi.

Kur`ân-ı kerîmi okumakdan ve dinlemektençok hoşlanır şevk hâlinin gâlib olduğu zamanlar dinleyince kendindengeçer ve; Daha okumayınız, dayanamıyorum. buyururdu. MevlânâCelâleddîn-i Rûmî`nin Mesnevî`sini de çok okutup,dinlerdi. Bu esnâda vecd hâli hâsıl olur, coşar, ilâhî muhabbete garkolurdu. Fakat başkalarının yaptığı gibi dînin emir ve yasaklarınauymayan halleri görülmezdi. Her hâli dine uygun olurdu.

Emr-i mâruf ve nehy-i an`il-münker yapar,insanlara Allahü teâlânın emirlerini hatırlatır, yasaklarındansakınmalarını emrederdi. Bir kerre Şimşîr Bahâdır Han papazlara mahsusbir şeyi giyerek huzuruna geldi. Onu o hâlde görünce darılıp buvaziyette yanında oturmamasını istedi. Bahadır Han, bu kadarına müsâdeetmezseniz, bir daha yanınıza gelmem dedi. Allahü teâlâ sizin bir dahaböyle buraya gelmenizi nasîb etmesin. buyurdu. Huzûrundan kızarakayrılan Bahadır Hanın içi rahat etmeyip, üzerindeki o şeyi çıkarıp,huzuruna gelerek affını istedi ve talebesi oldu.

Dünyâya ve dünyâlığa rağbet etmezdi.Zamânın pâdişâhı defalarca dergâhın ihtiyaçlarını karşılayacak biryardımda bulunmayı teklif ettiği halde, kabûl etmedi. Vâlî Emir Han dadergâhın ihtiyaçları için yardım teklif ettiğinde talebelerinden RaûfAhmed`e; Hediye gönderen Emîr Hana şu beyti cevap olarak yazınız.

Biz fakr-ü kanâati şeref biliriz,

Emîr Hana söyleyin mukadderdir rızkımız.

Ve biz, Allahü teâlânın meâlen; Semâdaise, rızkınız ve vâd olunduğunuz Cennet vardır. (Zâriyât sûresi:22) âyet-i kerîmesine güveniriz.

Bir sıkıntısı olduğunda din büyüklerininyardımına kavuşurdu. Şöyle anlatır.

Bir defasında karnım ağrımıştı. İmâm-ıRabbânî hazretlerinin rûhâniyetinden yardım istedim. O anda kendisinigördüm. Yanıma teşrîf edip, rahatsızlığımı giderdiler.

Peygamber efendimizi son derece sevenAbdullah-ı Dehlevî, O`nun şerefli ismini duyduğunda, kendinden geçecekgibi olurdu. Bir kere hizmetçisi ona; Resûlullah`ın sallallahü aleyhive sellem manzûru yâni nazar buyurdukları bir zâtsın. demişti. Busözden duyduğu mânevî hazla birden yüzlerinin rengi değişti vehizmetçinin alnından öpüp; Ben kim oluyorum ki, Resûlullah efendimizinmanzûru olayım. deyip tevâzu gösterdiler.

Yakın talebeleri anlatırlar; Mübârekhocamızın odasından zaman zaman çok güzel kokular duyardık. O zaman,Resûlullah efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem ile büyük âlim veevliyânın rûhlarının ziyârete geldiklerini anlardık. Hocamız, Peygamberefendimizin sünnet-i şerîflerine o kadar bağlıydı. Bir gün bize; Bizmuhabbet şerbetini içenlerdeniz. Bizim muhabbetimizin artmasına sebep;kalblerimize çeşit çeşit zevk bahşeden hadîs-i şerîfler ve salevât-ışerîfelerdir. buyurdu.

Giyiminde Resûlullah efendimize uyar,O`nun gibi sert ve kalın elbise giyerdi. Birisi kıymetli bir elbisegetirse onu satar, parasıyla birkaç elbise alır, fakirlere sadakaolarak dağıtırdı. Birkaç kişinin giyinmesi bir kişinin giyinmesindendaha iyidir. buyururdu.

Buyurdular ki:

Rüyâda Peygamber efendimize sallallahüaleyhi ve sellem sual edip; Yâ Resûlallah; Rüyâda, beni görengerçekten beni görmüştür. sizin hadîsiniz midir? dedim. Evet.buyurdu. Devamlı tesbih, sübhânellah ve tahmîd, elhamdülillah okuyup,mübârek rûhuna hediye ederdim. Bir defâ okuyamadım. RüyâdaResûlullah`ı, Tirmizî`nin Şemâil`inde anlatılan şekilde gördüm.Geldiler ve; Okumadın! buyurdular.

Bir defâ Cehennem ateşi korkusu benikapladı. Rüyâda Resûl-i ekremi sallallahü aleyhi ve sellem gördüm.Geldi ve; Bizi seven, Cehennem`e girmeyecek. buyurdu.

Hiçbir kerâmet ve hârika, Allahü teâlâyısevmek ve peygamberlerin efendisine sallallahü aleyhi ve sellem tâbiolmak gibi olamaz. Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinde bu iki hasletziyadesi ile var idi.

Talebelerinin gönüllerine tasarruf eder,Hakk`ın feyz ve bereketlerini onların kalblerine akıtırdı. Bu büyük iş,onda çok görüldüğünden binlerce talebenin kalbi devamlı Allahü teâlâyıanar hâle getirdi. Yüzlercesini cezbelere ve ilâhî feyzlere kavuşturdu.Çoklarını yüksek makam ve hâllere eriştirdi. Bununla berâberkerâmetleri, Allahü teâlânın izni ve ilâhî ilhâm ile gaybdan habervermeleri olurdu.

Abdullah-ı Dehlevî`nin talebelerinden ikitanesi bir yolculuktan hocalarına dönüyordu. Yolda kendi aralarındakonuşurlarken; Hocamızın yüksek huzurlarına kavuştuğumuzda, bize ikrâmolarak ne istiyelim? dediler. Biri; Bana bir seccâde vermesiniisterim. öbürü; Bana bir takke vermesini arzu ederim. diye konuştu.Huzurlarına varınca, Abdullah-ı Dehlevî herkese, arzu ettiği şeyi ikrâmetti.

İnsanların müşkillerini çözer, derdlerive istekleri için duâ ederdi. Çoklarının işleri onun duâları ilehallolurdu.

Beyt:

İşlerinin olması mutlak Allah`dandır,
Sakın zannetmeyin bu, kullardandır.

O yüksek makamlar sâhibinin her sözühârika olup, Allah`ın Peygamberinin sallallahü aleyhi ve sellemmûcizelerinin şuaları idi.

Birçokları Abdullah-ı Dehlevî`yi rüyâdagörüp, büyüklerin yolunu anlar, içine düşen şevk ile huzûrlarına gelir,yüksek makamlara kavuşup, memleketlerine dönerdi. Talebeleri çok olduğuhâlde, teveccühleri ile herbirini makamdan makâma geçirir, hâlden hâlekavuştururdu. Teveccühünün kuvveti sâyesinde, senelerce sürecek işleri,günlere sığdırırdı. Pek çok fâsık, fâcir ve günahkar, yüksek nazarları,bakışları ile tövbe edip, doğru yola geldiler. Bir kısım kâfirler deküçük bir iltifâtı ile müslüman oldular.

Bir gün yakışıklı bir gayr-i müslim genç,Abdullah-ı Dehlevî`nin meclisine, severek gelip, sohbetini dinlemeyebaşladı. Mec.

Meclistekilerin hepsi bu hâle hayretettiler. Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin mübârek nazarları o gencedeğince, gencin kalbinde bir değişiklik oldu. Hemen müslüman oldu.

Beyt:

Evliyâyla, onları candan severek otur,
Onlarla oturan kul, kalkınca sultanolur.

Abdullah-ı Dehlevî hazretlerine hastasâhipleri gelir, hastalarının şifa bulması için duâ etmesiniisterlerdi. O da, gelenleri boş çevirmez, sıhhate kavuşmaları için duâbuyururdu. Allahü teâlâ, böyle sevgili bir kulunun duâsını kabûlbuyurduğu için, hasta ânında iyi olurdu. Bunu işiten herkes, Abdullah-ıDehlevî`nin hâne-i saâdetlerinin önünde birikip, dertlerine dermanararlardı.

Talebesinden Mevlevî Kerâmetullah,zâtülcenb hastalığına yakalanmışdı. Abdullah-ı Dehlevî hazretlerininelini hastanın üzerine temas ettirmesiyle, hastalık Allahü teâlânınizniyle geçti.

Delhi Câmisinin imâmı Mevlevî FadlAhmed`in çocuğu uzun zamandır hasta yatıyordu. Bir gece rüyâda,Abdullah-ı Dehlevî hazretleri kendi evine gelip, hasta oğluna bir şeyiçirdi. Sabah olunca oğlunun tamâmen iyileştiğini gördü. Çok sevindi.Sıdk ve hâlis bir niyet ile biraz para alıp, huzûruna geldi ve;Bunları kabûl ediniz. diye arzetti. Abdullah-ı Dehlevî tebessüm edip;Bu bizim geceki hizmetimizin ücreti midir? diyerek keşf-i kerâmetbuyurduğunda, Mevlevî Fadl Ahmed; Hayır efendim, bunlar, bu geceki,lütuf ve inâyetinize şükür bile olamaz. dedi.

Abdullah-ı Dehlevî, bir gün Hakîm NâmdârHanı ziyârete gitti. Onu sekerât hâlinde, gözlerini kapamış ve şuûrugitmiş buldu. Yakınları; Hastalığının gitmesi için Allahü teâlâyateveccüh ediniz dedi. O da, hastaya bir baktı. O anda hastanın şuûruyerine geldi, gözlerini açtı. Bir müddet onunla konuştu. Abdullah-ıDehlevî kalkıp mübârek adımını, kapısından dışarı atıp çıkınca hastahemen vefât etti.

Ölüm hâline yaklaşan birisini,dostlarından biri sırtına alıp, seher vaktinde Abdullah-ı Dehlevî`ninhuzûruna getirdi. Abdullah-ı Dehlevî hazretleri duâ ettikten sonrahastaya teveccüh buyurdu, o anda hasta iyileşti.

Talebelerinin büyüklerinden Mîr EkberAli`nin akrabâsından bir kadın hastalanmıştı. Abdullah-ı Dehlevîhazretlerinden, hastalığının azalması için duâ ricâ etti. Fakat o duâetmedi. Duâ etmesini istirhâm edince; Bu kadın, on beş günden çokyaşamaz. buyurdu. Allahü teâlânın takdîri ile on beşinci gün vefâtetti. Lâkin Mîr Ali, kadına teveccüh edip, hastalığının kalkmasınauğraşdı. Ama yaşamasına fayda vermedi. Abdullah-ı Dehlevî hazretlericenâzesinde bulundu ve; Mîr`in teveccühlerinin bereketi, bu hanımınüzerinde açıkça görülmektedir. buyurdu.

Delhi`de kıtlık, kuraklık olmuştu.Abdullah-ı Dehlevî hazretleri mescidin avlusuna çıkıp, kızgın güneşinaltında oturdu ve yağmur yağması için Allahü teâlâya niyazda bulundu.Çok geçmeden yağmur yağdı.

Talebelerinin ileri gelenlerinden AhmedYâr, ticâret için sefere çıkmıştı. Dönerken hocası Abdullah-ıDehlevî`yi yanında yürüyor gördü. Ahmed Yâr`a; Hızlı yürü, kâfilegeride kalsın! Çünkü yolda, soyguncular, yol kesiciler vardır. Kâfileyibasmak istiyorlar. buyurdu ve kayboldu. Ahmed Yâr sonradan buhadiseyi; Acele ettim. Kervândan çok ileri geçtim. Yol kesicilergelip, ardımdan kâfileyi bastılar. Ben kurtuldum. Sağ sâlim evimegeldim. diye anlattı.

Hazret-i Zülf Şâh anlattı:

Abdullah-ı Dehlevî`yi ziyâretegidiyordum. Fakat onu hiç görmemiştim. Memleketim Delhi`den çok uzaktı.Yolu şaşırdım. Heybetli bir zât karşıma çıkarak yolu gösterdi. Senkimsin? dedim. Ben, ziyâreti için yola çıktığın kimseyim. buyurdu.Bu hâl, başımdan iki kere geçti.

Ahmed Yâr`ın amcası, sultan tarafındanhapsedilmişti. Ahmed Yâr ağlayarak hocasının huzûruna geldi ve durumuarz etti. Abdullah-ı Dehlevî; Birisini gönder, onu hapisten çıkarsın.buyurdu. Ahmed Yâr ise; Bu nasıl olur, kale muhafız askerler venöbetçilerle kuşatılmıştır. dedi. Hocası da; Sen orasını düşünme,sözümü dinle git, onu kurtarırsın. buyurdu. Ahmed Yâr; Gittik, onuhapisten kurtardık ve nöbetçilerden hiçbiri bize müdâhalede bulunmadı.diye anlattı.

Abdullah-ı Dehlevî`nin huzûruna bir şahısgelip; Ey efendim! Oğlum iki aydan beri kayıptır. Çocuğumu banavermesi için Allahü teâlâya duâ eder misin? dedi. O da; Çocuğunuzevdedir. buyurdu. Gelen çok şaşırarak; Ben şimdi evden burayageldim. deyince tekrar; Evinize gidiniz. Çocuğunuz evdedir. buyurdu.O kimse emre uyarak evine gitti ve gerçekten çocuğunu evde buldu.

Meyân Ahmed Yâr anlatır:

Bir gün mübârek hocam ile birlikte, kızıvefât etmiş olan yaşlı bir hanımın evine tâziyeye gittik. Hazret-iŞeyh, o hanıma hitâben; Allahü teâlâ, sana ona karşılık daha iyisiniihsân eder. dedi. Kadın; Hocam! Ben ihtiyârım, kocam da çokihtiyârdır. Bu durumda bizim artık çocuğumuz olmaz. diye cevapverince, hocam; Hak teâlâ her şeye kâdirdir. buyurdu. Sonra birlikteo evden çıktık ve eve bitişik bir mescide geldik. Hocam abdestinitâzeledi ve iki rekat namaz kıldı. O kadına çocuk vermesi için Allahüteâlâya duâ etti. Sonra bana dönüp; Allahü teâlâya, o kadına bir çocukvermesi için arz-ı hâcette bulundum. Duâmın kabûl olduğuna dâiralâmetleri gördüm. İnşâallah çocuğu olacaktır. buyurdu. Daha sonrahocamın buyurduğu gibi, Allahü teâlâ, o kadına bir oğul verdi ve çokyaşadı.

Onu üzenler yaptıklarının zararınıgörürlerdi.

Hakîm Rükneddîn Han başvezir olunca,Abdullah-ı Dehlevî, sevdiklerinden birini bir iş için ona gönderdi.Rükneddîn Han ilgilenmedi. Abdullah-ı Dehlevî`nin kalbi kırıldı. Kısabir süre sonra hiçbir sebep yok iken Rükneddîn Han azlolundu ve birdaha o yüksek makâma gelemedi. Başka bir seferinde Delhi vâlisine kalbikırıldı ve o gün vâli azledildi.

Mübârek dergâhlarının yakınında, Eshâb-ıkirâma düşman olan biri vardı. Abdullah-ı Dehlevî`nin talebesi çokolduğundan dergâh küçük geliyordu. Bunun için genişletilmesi lâzımdı.Kadından, o yeri istediler. Kadın vermedi. Nihâyet Delhi`nin ilerigelenlerinden Hâkim Şerîf Hanı ona gönderdiler ve; Eğer satıp, paraalmaktan utanıyorsan, kıymetini gizli olarak gönderelim. Siz, nezr,hediye gibi bir isimle bize verdiğinizi söyleyin. dediler. Allahınvelî kullarına düşman olan bu kadın, Hâkim`in sözünü kabûl etmedi.Ayrıca Abdullah-ı Dehlevî hakkında, râfızîlerin âdetleri olduğu üzereçirkin, kaba sözler söyledi. Hâkim kalktı. Abdullah-ı Dehlevî`ninyanına geldi ve durumu anlattı. Abdullah-ı Dehlevî hazretleri elleriniaçarak; Yâ Rabbî, söylediklerini duydun! dedi. Allah`ın takdîri ile oevde bulunanlardan bir çocuk hâriç, hepsi kısa zamanda öldü. Çocuk dahastalandı. Anladılar ki, yaptığımız kötü iş sebebiyledir. O çocuğuAbdullah-ı Dehlevî`nin huzuruna gönderdiler. O yeri de hediye ettiler.

Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin en büyükkerâmeti, yetiştirdiği binlerce âlim ve evliyâdır. Bunlar içinde enbüyükleri; Mevlânâ Hâlid Ziyâeddîn Bağdâdî, Ebû Sa`îd Fârûkî, MevlânâBeşâretullah, Mevlânâ Pîrzâde, Rauf Ahmed, Mevlânâ Muhammed Cân,Mevlânâ Fâdıl Gulâm, Mevlânâ Şeyh Sa`dullah Sâhib, Mevlânâ ŞeyhAbdülkerîm, Mevlânâ Şeyh Gulâm Muhammed, Mevlânâ Abdurrahmân, MevlânaSeyyid Ahmed, Mevlânâ SeyyidAbdullah Mağribî, Mevlânâ Pîr Muhammed veMevlânâ Muhammed Münevver`dir.

Abdullah-ı Dehlevî hazretleriningönülleri ferahlatan, kalplere neşe ve sevinç veren söz ve sohbetleriayrı bir nîmet sofrası idi. Buyururdu ki:

Dünyâ sevgisi bütün kötülüklerinbaşıdır. Günahların başı ise küfrdür, îmânsızlıktır.

Hizmet görmek isteyen hocasına hizmetetsin.

Nefsinin arzularına tâbi olan, Allahüteâlâya nasıl kul olur? Ey insan! Kime tâbi isen onun kulu olursun.

Abdullah-ı Dehlevî hazretleri yanındabulunanları terbiye edip, yetiştirdiği gibi uzakta olanlara damektupları ile doğru yolu anlatır, gaflet, Allahü teâlâyı ve âhiretiunutmaktan uyandıracak nasîhatlarda bulunurdu.

Bir mektûbunda şöyle buyurdu:

Yüksek makamlar ve beğenilen hâllersâhibi Ahmed Han! Allahü teâlâ size selâmet versin. Esselâmü aleyküm verahmetullah. Münşî Naîmüddîn Han, iyi hâllerinizden çok bahsettiler.Bunun için, bu birkaç satır, kırık dökük ifâdeler yığını mektubu yazdımki, uzakta kalmış olanları inâyet nazarınızdan unutmayasınız veteveccüh ediniz. Zîrâ bu ihtiyârın ömrü günah işlemekle geçti. Şikâyet,gıybet, dil uzatma, ayıblama, lânet etme, büyükleri anlayamama netîcesisitemler şeklinde açık günahlar, yâhut huzur içinde olmayan, tecvîderiâyet edilmeden namaz kılma, boş ve lüzumsuz şeylerden kesilmeden oruçtutma, mânâsını düşünmeden Kur`ân-ı kerîm okuma ve boş vakitleri Allahkorkusu ve huzûru ile geçirmeme ve sayılı nefesleri gafletle harcamaşeklindeki diğer günahlar o kadar çoktur ki, amel defterimikararttılar. Binlerce teessüfler, esefler olsun ki, cihân bahçesine güliçin geldik, ama diken topladık. Hasretler, ziyânlar olsun ki, bizesıhhat, âfiyet ve rahatlık verildi, hepsinin şükründe kusûr ve eksiklikeyledik. Pişmanlıklar olsun ki, Kur`ân-ı kerîm ve Peygamber efendimizgibi eşsiz iki nîmet ihsân olundu. Biz ise onların şükründe olacakyerde hâlâ gafletteyiz. Allah korusun. Hayretteyim. Yarın ne yüzleAllahü teâlânın ve Peygamberinin huzûrunda kabûl görürüz. Bu neanlayışsızlıktır. Bu uygunsuzluk ve liyâkâtsizlikle, şefâat ve magfiretderecesine ulaşmak çok zordur. Ancak Allahü teâlânın gadabını aşmışrahmeti, ümîdimizdir. Mücerred ihsânı ile muâmelesine güveniyoruz.Yoksa hiç özrümüz, özür dileyecek yüzümüz yoktur.

Ölüm başımızın ucunda, kıyâmet çok yakın.İşe yarar hangi ameli işledik. İyiler Cennet`e girip, Cennetnîmetlerine ve Hakk`ın dîdârına kavuşurlar. Bizim gibi gâfiller, ellibin senelik hesâb gününde, bizi hesâba çektirecek, bırakmayacakşeylerle meşgûlüz. Düşünmek lâzımdır ki, yarın elde hasret, ziyânkalmasın. Allah katında kıymetli kulların yaptıkları gibi, sehervaktinde kalkıp, gözlerden hasret gözyaşları akıtmağı, mücâhede ve cançıkarırcasına gayretle ibâdet ve kullukta bulunmayı Hak teâlâ nasîbeylesin. Hazret-i Münşî Naîmüddîn Han ve sevgili zât-i âliniz, husûsîzamanlarınızda, yolda kalmış ihtiyarları hatırlayınız. Gıyâbî duâkabûle daha yakındır. Buradakiler ve bu fakîr size her zaman duâediyoruz. Allahü teâlâ iki dünyâ seâdeti versin. (91. mektup)

Abdullah-ı Dehlevî namaz hakkında şöylebuyurdu: Namazı cemâatle kılmak ve tumânînet (rükûda, secdelerde,kavmede ve celsede her uzvun hareketsiz durması) ile kılmak, rükû`dansonra kavme (kalkıp, ayakta her uzv yerine yerleşecek şekilde dikdurmak) yapmak ve iki secde arasında celse (dik durma) yapmak bizlereAllahın Peygamberi tarafından bildirildi. Kavmenin ve celsenin farzolduğunu bildiren âlimler vardır. Hanefî mezhebinin müftîlerindenKâdıhân, bu ikisinin vâcibliğini, ikisinden birisini unutunca secde-isehv yapmanın vâcib olduğunu ve bilerek yapmıyanın namazı tekrarkılmasını bildirmiştir. Müekked sünnet olduklarını bildirenler de,vâcibe yakın sünnet demişlerdir. Sünneti hafif görerek, ehemmiyetvermeyerek terk etmek küfürdür. Namazın kıyâmında, rükûunda,kavmesinde, celsesinde, secdelerinde ve oturulduğu zamânında, ayrıayrı, başka başka keyfiyetler, hâller hâsıl olur.

Bütün ibâdetler namaz içindetoplanmıştır. Kur`ân-ı kerîm okumak, tesbîh söylemek (ya`nî sübhânallahdemek), Resûlullah efendimize salevât söylemek, günahlara istigfâretmek ve ihtiyaçları yalnız Allahü teâlâdan istiyerek O`na duâ etmeknamaz içinde toplanmıştır. Ağaçlar, otlar, namazda durur gibi dikduruyorlar. Hayvanlar, rükû hâlinde, cansızlar da ka`dede, oturuyorgibi yere serilmişlerdir. Namaz kılan, bunların ibâdetlerinin hepsiniyapmaktadır. Namaz kılmak, mîrâc gecesi farz oldu. O gece mîrâcyapmakla şereflenen, Allahü teâlânın sevgili Peygamberine uymağıdüşünerek namaz kılan bir müslüman, O yüce peygamber gibi, Allahüteâlâya yaklaştıran makamlarda yükselir.

Resûlullah efendimiz; Gözümün nûruve lezzeti namazdadır. buyurdu. Bu hadîs-i şerîf; Allahü teâlânamazda zuhûr ediyor, müşâhede olunuyor. Böylece gözüme rahatlıkgeliyor. demektir. Bir hadîs-i şerîfte; Yâ Bilâl! Benirahatlandır! buyruldu ki; Ey Bilâl! Ezân okuyarak ve namazınikâmetini söyleyerek, beni rahata kavuştur. demektir. Namazdan başkaşeyde rahatlık arayan bir kimse, makbûl değildir. Namazı zâyi eden,elden kaçıran, dînin diğer emirlerini daha çok kaçırır.

Îmânı olmayan kimsenin Cehennem ateşindesonsuz yanacağını Peygamber efendimiz haber verdi. Bu haber elbettedoğrudur. Buna inanmak, Allahü teâlânın var olduğuna, bir olduğunainanmak gibi lâzımdır. Ateşte sonsuz yanmak ne demektir? Herhangi birinsan sonsuz olarak ateşte yanmak felâketini düşünürse, korkudan aklınıkaçırması lâzım gelir. Bu korkunç felâketten kurtulmanın çâresini arar.

Bu ise, çok kolaydır. Allahü teâlânınvar ve bir olduğuna ve Muhammed aleyhisselâmın O`nun son peygamberiolduğuna ve O`nun haber verdiği şeylerin hepsinin doğru olduğunainanmak insanı bu sonsuz felâketten kurtarmaktadır. Bir kimse ben busonsuz yanmaya inanmıyorum, bunun için böyle bir felâkettenkorkmuyorum, bu felâketten kurtulma çârelerini aramıyorum, derse, bunaderiz ki: İnanmamak için elinde senedin, vesîkan var mı? Hangi ilim,hangi fen inanmana mâni oluyor? Elbet vesîka gösteremeyecektir.Senedi, vesîkası olmayan söze ilim, fen denir mi? Buna zan ve ihtimâldenir. Milyonda, milyarda bir ihtimâli olsa da, Sonsuz olarak ateşteyanmak felâketinden sakınmak lâzım olmaz mı? Azıcık aklı olan kimsebile böyle felâketten sakınmaz mı? Sonsuz ateşte yanmak ihtimâlindenkurtulmak çâresini aramaz mı?

Abdullah-ı Dehlevî, ömrünün sonlarındahastalıklardan çok güçsüz kaldı. İbâdetlerini zevkle, fakat büyükzorluklar içinde yapardı. Buyururdu ki:

Şu şiiri okuduğum zaman Allahü teâlâvücûduma bir güç kuvvet veriyor, gençleşiyorum.

Gerçi ihtiyârım, kalbim hasta,dermansızım,

Yüzünü andıkça kuvvet gelir, gençleşirim.

Yâni; her ne kadar ihtiyâr, hasta vemecâlsiz olsam da, hakîkî sevgilinin aşkı ve O`na kavuşma isteğinincilvelerini gördükçe gençleşirim.

Vefâtları: Abdullah-ı Dehlevî herzaman şehîd olmayı arzû ederlerdi. Lâkin buyururlardı ki: Mürşidim veüstâdımın, yânî Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerinin şehîd edilmesindeninsanlara çok sıkıntılar geldi. Üç sene büyük kıtlık olup, binlerceinsan öldü. Yine o şehîdlik hâdisesi üzerine insanlar arasında olankavga ve gürültülerde ölenler, herkesin bildiği gibi yazıya sığmayacakkadar çoktu. Onun için şehîd olmaktan vazgeçtim.

Abdullah-ı Dehlevî`nin son hastalığındabâsur ve kaşıntısı arttı. Bu sırada Luknov`da bulunan Ebû Sa`îdFârûkî`ye kısa zamanda birçok mektuplar yazıp; Benden sonra yerime sizoturursunuz. dediler. Bu haberler üzerine Ebû Sa`îd çok şaşırdı. Çolukçocuğunu Luknov`da bırakıp süratle geldi. Huzurlarına gelince; Sizinlekarşılaştığım zaman içimden çok ağlayacağım diyordum. Fakat öyle birvakitte geldiniz ki, ağlayacak gücüm de yok. buyurup, çok ihsânlardabulundular. Âdetleri öyle idi ki, hastalandığında vasiyetnâmeyazdırırlardı. Şimdi de hem yazdırdılar hem söz ile anlattılar vebuyurdular ki:

Devamlı zikrediniz. Büyüklerebağlılığınızı muhâfaza ediniz. Güzel ahlâklı olup, insanlarla iyigeçininiz. Kazâ ve kader husûsunda nasıl ve niçini bırakınız. Yolkardeşleri ile birlik olmayı lâzım biliniz. Fakr, kanâat, rızâ, teslim,tevekkül ve ferâgat üzerine olunuz. Benim cenâzemi, âsâr-i nebeviyyenin(Peygamber efendimize âit eserlerin) bulunduğu Delhi`deki Büyük Câmiyegötürünüz Allah`ın Resûlünden şefâat isteyiniz.

Yine buyurdu ki:

Hazret-i Hâce Behâeddîn Nakşibend; Bizimcenâzemizin önünde;

Huzûruna müflis olarak geldim,
Yüzünün güzelliğinden bir şey isterim.

Şu boş zenbilime elini uzat,
O mübârek eline güvenirim

beytlerini okuyun! buyurmuşlardı. Bende, bu şiirin ve ayrıca aslı Arabî olan şu şiirin güzel sesleokunmasını istiyorum:

Kerîmin huzûruna azıksız geldim,
Ne iyiliğim var, ne doğru kalbim,

Bundan daha çirkin hangi şey olur?
Azık götürürsün, O ise Kerîm.

Cumartesi günü idi. Mevlevî KerâmetullahSâhib`e; Çabuk Meyân Sâhib`i yâni Şâh Ebû Sa`îd`i (r. aleyh)çağırınız. buyurdular. Mevlevî Sâhib acele kalkıp, Ebû Sa`îdhazretlerini çağırdı. Kapıdan içeri girince, bakışlarını ona çevirdi vebu hâlde, 22 Safer 1240 (m. 1824) senesinde, kuşluk vakti murâkabehâlinde iken, bu sıkıntılarla dolu dünyâdan ayrıldılar.

Vefâtı haberini duyan binlerce insantoplandı. Cenâze namazı Büyük Câmide kılındı. Şâh Ebû Sa`îd imâm oldu.Cenâzesi, üstâdı Mazhâr-ı Cân-ı Cânân hazretlerinin medfûn bulunduğukabrin sağ yanına defnolundu.

Bugün oradaki üç kabirden biri de Şâh EbûSa`îd hazretlerinindir. Hacdan dönerlerken Tunek`de vefât etti.Cenâzesini oradan getirip, Abdullah-ı Dehlevî`nin sağ yanınadefnettiler. Bu duruma göre, Abdullah-ı Dehlevî`nin mezârı ortadaolandır.

Abdullah-ı Dehlevî`nin vefâtı için;Nevverallahu madca`ahü: Allahü teâlâ kabrini nûrlandırsın. ve Cânbe-Hak Nakşibend-i sânî dâd: İkinci Nakşibend Hakka cân verdi. târihdüşürüldü. Şâh Rauf Ahmed de pek güzel bir rubâî söyledi ki şöyledir:

Zamânının kayyûmu Şâh Abdullah-ıDehlevî,
Vefât etti, açıldı ona Cennât-i naîm.

Kalbimden vefâtına târih aradım,buldum:
Fî ravhın ve reyhânın veCennât-in-na`îm (1240)

Abdullah-ı Dehlevî hazretlerininbüyüklüğünü en güzel, talebesi Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerimeşhur dîvânında şöyle anlatmıştır:

Mübârek hocam karanlık ufuklarıaydınlatıp, mahlûkâtı dalâletten hidâyete kavuşturmaya vesîle oldu.

O, hidâyet yıldızı, karanlık gecelerindolunayı, takvâ ummânı, feyzler defînesi, yüksek hâller ve kerâmetlerhazînesidir.

O, hilmde yer, vekarda dağlar, ziyâbakımından güneş, yükseklikte semâ gibidir.

O, Dîn-i İslâmı en güzel bilen birkaynak, irfân mâdeni, mahlûkâtın yardımcısı, iyilik ve ihsân menbaıdır.

O, Allahü teâlâya kavuşturucuların kutbu,evtâdın rehberi, mahlûkların gavsi (yardımcısı), ebdâl isimli Hakâşıklarının maksadı, hedefidir.

O, mahlûkların şeyhülislâmı,müslümanların baştâcı, büyüklerin reisi, müşkillerde mürâcaat yeridir.

Gizli bir rehberlikle en iyiye götürücü,en iyi yol göstericidir. Bütün gücü ile insanları Allahü teâlâya dâvetedici, çağırıcıdır.

O, âlemlerin Rabbinin sevdiği bir kuldur.Kim onun gösterdiği doğru yoldan giderse, sen o kimseye; Eyemsâllerine rehber olan zât! diye hitâb et.

Nefs hevâsının bukağısıyla bağlanmış nicecâhilleri, o, bir nazarla, teveccühle nefsinin elinden kurtarmıştır.

Nice kâmil velîler, ondan yüz çevirdiğigibi yüksek hâllerden ve mârifetlerden mahrûm kalmıştır.

Onun yüksekliğini inkâr eden nicekimseler helâk olmuş, Allahü teâlânın şiddetli azâbına yakalanmıştır.

O, noksan olanların kemâle gelmesinevesîle olan, bütün kemâl ehlinin de noksanını tamamlayandır.

Şânı yüceAllahü teâlâ, onu, azamet veheybet kubbesi altında gizlemiştir.

Eserleri: 1) Makâmât-ıMazhariyye: Hocası Mazhâr-ı Cân-ı Cânân hazretlerini pek güzelanlatmaktadır. 2) Mekâtib-i şerîfe: Pek faydalı bilgiler venükteleri ihtiva etmektedir.

EYVAH!..

Abdullah-ı Dehlevî müslümanlara çokşefkatli idi. Seher vakti onlara duâ ederdi. Kötülük gördüklerine deiyilik yapardı. Hâkim Kudretullah Han Abdullah-ı Dehlevî hazretlerininkomşusu idi. Çoğu zaman Abdullah-ı Dehlevî`yi gıybet eder, aleyhindekonuşurdu. Bir gün hapse düştü. Abdullah-ı Dehlevî hazretleri onuhapishâneden çıkartmak için çok uğraştı. Fakat bunu ona söylemedi.

Abdullah-ı Dehlevî`nin meclisindi dünyâile ilgili sözler konuşulmazdı. Birisi gıybet etse ona mâni olur,gıybet edene; O dediğine ben daha layıkım. derdi. Bir gün yanında;pâdişahı kötülediler. O gün oruçlu idi. Kötüleyene dönerek; Eyvâhorucumuz gitti! buyurdu. Siz kimseyi kötülemediniz ki! dendiğinde;Evet, biz gıybet etmedik, ama dinledik. Gıybette söyleyende dinleyende aynıdır. buyurdu.

O`NDAN GELENE RÂZIYIZ!

Abdullah-ı Dehlevî`nin mübârekvücûtlarında birkaç tane hastalık vardı. Bu hastalıklar sebebiylenamazlarını özürlü kılardı. Bunu bilen dostlarından biri dayanamayıp;Efendim! Herkes hastalıktan kurtulmak için sizden duâ istiyor. Cenâb-ıHak da duâlarınızı reddetmiyor. Her gelen, şifâya kavuşarakhuzûrunuzdan ayrılıyor. Hâlbuki sizdeki hastalıkları biliyoruz. Duâbuyurup da bu dertlerden kurtulsanız olmaz mı? diye sordu. O da;Onlar hastalıktan kurtulmak için duâ istiyorlar. Biz ise, Allahüteâlânın verdiği bu dert ve belâlardan, O gönderdiği için râzıyız. Dertve belâlar, kemend-i mahbûb olduğundan Allahü teâlâ, bu dertlerisevdiği kullarından dilediklerine verir. Bu sebeple dertlerin bizdengitmesini değil, gönderilmesini isteriz. buyurdu.

O, insanların sıkıntılardankurtulmalarına yardımcı olurdu.

SÂDIK TALEBE!

Abdullah-ı Dehlevî buyurdu ki;

Talebe, sâdık olan tâlib demektir. Allahüteâlânın sevgisi ile ve O`nun sevgisine kavuşmak arzusu ileyanmaktadır. Bilmediği, anlayamadığı bir aşk ile şaşkın hâldedir.Uykusu kaçar, göz yaşları dinmez. Geçmişteki günahlarından utanarakbaşını kaldıramaz. Her işinde Allah`dan korkar, titrer, Allahü teâlânınsevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işindesabreder. Her geçimsizlikte, sıkıntıda kusûru kendisinde görür. Hernefeste Allah`ını düşünür. Gaflet ile yaşamaz. Kimseyle münâkaşa etmez.Bir kalbi incitmekten korkar. Kalbleri Allahü teâlânın evi bilir.Eshâb-ı kirâm hakkında hayr konuşur ve isimleri anıldığında r.anhümder. Hepsinin iyi olduğunu söyler. Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâmarasında olan şeyleri konuşmamağı emir buyurdu. Sâlih müslüman, bunlarıkonuşmaz, yazmaz ve okumaz. Böylece, o büyüklere karşı bir edebsizliktebulunmaktan kendini korur. O büyükleri sevmek, Allah`ın Resûlünüsevmenin nişânıdır, alâmetidir. Kendi bilgisi, kendi görüşü ileevliyâ-yı kirâmı, birbirinden aşağı ve yukarı diye ayırmaz. Birinin,daha yüksek, daha üstün olduğu ancak âyet-i kerîme, hadîs-i şerîf veSahâbe-i kirâmın sözbirliği ile anlaşılır. Muhabbet sarhoşluğu elbetbaşkadır. Aşk sâhibi mâzûrdur.

HASTALIK NÎMETTİR

Abdullah-ı Dehlevî, şânı büyük bir velî,
Meşhurdu halk içinde, bir çok kerâmetleri.

Bir gün biri gelerek, mübârek huzûruna,
Oğlumuz çoktan beri, kayıptır dedi ona.

Ve ilâve etti ki: Lütfen duâ ediniz,
Tekrardan ihsân etsin, onu bize Rabbimiz.

Onun bu sözlerini, dinleyip o büyük zât,
Buyurdu ki: Oğlunuz, evindedir şu saat.

O kimse heyret edip, dedi: Ama efendim,
Şimdi evden ayrılıp, huzûrunuza geldim.

O yine buyurdu ki: Evine dön ki şu an,
Rabbimiz onu size, tekrardan etti ihsân.

Peki efendim deyip, evine gittiğinde,
Gördü ki oturuyor, oğlu gelmiş evinde.

Yine bir gün birisi, ölüm yatağındaki,
Hastasını sırtlayıp, geldi bir sehervakti.

Dedi ki:Ey efendim, çok ağırdır hastamız,
Belki bir şifâ bulur, duâ buyurursanız.

Şöyle bir nazar etti, hastaya birkerrecik,
Kavuştu sıhhatine, o kimse hemencecik.

Böyle, binlerce kişi, duâ alıp o zâttan,
Şifâya kavuşurdu, her türlü mazarrattan.

Lâkin kendisinin de, üç mühim derdi vardı,
Hattâ namazlarını, hep özürlü kılardı.

Sevdiklerinden biri, buna olup muttali
Bir gün kendilerine, suâl etti bu hâli.

Efendim, bu devirde, kim hasta olsa eğer,
Kapınıza gelerek, sizden duâ isterler.

Siz bir duâ edince, gelen her bir hastaya,
Her biri, duânızla, kavuşuyor şifâya.

Hâlbuki sizin dahi, vardır hastalığınız,
Ve bilhassa üçünden, hiç yoktur râhatınız.

Lâkin hikmet nedir ki, etmezsiniz hiç duâ?
Etseniz, size dahi, verir Allah bir devâ.

Buyurdu ki: Kurtulmak, istiyor derttenonlar,
Bu yüzden bize gelip, hep duâ istiyorlar.

Biz ise Rabbimizin, verdiği bu dertlerden,
O gönderdiği için, râzıyız herbirinden.

Mahbûb-u kemenddir ki, her musîbet vebelâ,
Sevdiği kullarına, gönderir Hak teâlâ.

Kıtlık vâki olmuştu, bir zaman daDelhi`de,
Buna çok üzülmüştü, Abdullah Dehlevî de.

Mescidin avlusuna, çıktı bir gün nihâyet,
Kızgın güneş altında, oturdu kısa müddet.

Dedi ki: Yâ İlâhî, yağmur yağana kadar,
Buradan gitmemeğe, bu kulun verdi karar.

O böyle söyleyince, çok geçmedi aradan,
Nehirler akar gibi, yağmur yağdı havadan.

Çok nazlı kullarıdır, Allah`ın çünküonlar,
Onların hürmetine, yağdırır yağmur ve kar.

Resûlullah`tan gelen, o ilâhî feyiz, nûr,
Onların kalplerinden, herkese vâsıl olur.

Bu büyük velîlerin hürmetine yâ Rabbî,
Bizi, her hâlimizde, onlara eyle tâbi.

1) Mu`cem-ül-Müellifîn; cild 6, s. 77
2) Esmâ-ül-Müellifîn; c.1, s. 190
3) Makâmât-ı Mazhariyye; s. 159.
4) Hadâik-ul-Verdiyye; s. 209
5) İrgâm-ül-Merîd; s. 70
6) Âdab; s. 10.
7) Behçet-üs-Seniyye; s.8
8) Hadîkat-ül-Evliyâ; s. 122
9) Reşehât Zeyli; s.72.
10) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; s.431, 1081.
11) RehberAnsiklopedisi; c.1, s.18
12) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi;c.18, s. 282.
13) Nüzhet-ül-Havâtır; c.7, s.306.
14) Sefînet-ül-Evliya (HüseyinVassâf); c.2, s. 28.
15) Persian Literature; c.2, s. 1034.
16) Hazînet-ül-Asfiyâ; c.1, s. 703.




Yazdır




ABDULLAH-I DEHLEVÎ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3781)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2066)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2039)
BABA TÂHİR URYÂN (1990)
HACI DURSUN EFENDİ (1889)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1675)
ARAB BABA (1631)
MERKEZ EFENDİ (1562)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1554)
BEHRULLAH EFENDİ (1500)

En Son Okunanlar

YAHYÂ MUAMMER MEZÛRÎ İMÂDÎ (294)
GÖZÜKIZIL MEHMED BABA (480)
EBÛ SAÎD-İ FÂRÛKÎ (263)
ALİ SEMERKANDÎ (601)
EBÛ ALİ CÜRCÂNÎ (282)
MUHAMMED MAZHAR (258)
DEDE ÖMER RÛŞENÎ (273)
HACI DURSUN EFENDİ (1889)
KÂSIM ÇELEBİ (312)
GARİP HÂFIZ (894)

Rastgele

ABDÜRRAHÎM TIRSÎ (447)
ÖMER FÜÂDÎ (309)
ALÂEDDÎN ALİ ERDEBİLÎ (280)
DÂVÛD-İ HALVETÎ (322)
HAYREDDÎN HALİL BİN KÂSIM (284)
SÂFÎ ÂMİDÎ BOLEVÎ (647)
CÂRULLAH VELİYYÜDDÎN EFENDİ (321)
YAHYÂ ÎDİLÎ (258)
İBRÂHİM HAYRÂNÎ (402)
SEYYİD ABDÜLHAKÎM (317)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012