Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

SULTÂN-ÜL-ULEMÂ BEHÂEDDÎN VELED (307)
ABDULLAH-I GÜRCİSTÂNÎ (258)
ABDÜLAZÎZ DEBBAĞ (867)
SUMÂDÎ (261)
SÜFYÂN BİN ABDULLAH YEMENÎ (276)
SÜFYÂN BİN UYEYNE (273)
ABDÜLHAY (434)
ALİ MÜTTEKÎ EL-HİNDÎ (272)
HAYREDDÎN HALİL BİN KÂSIM (284)
BÂKILLÂNÎ (260)
ALİ MÜZEYYEN (223)
HIFNÎ (Hafnâvî) (340)
BÂLÎ EFENDİ (Sekrân) (275)
HİDÂYETULLAH ERBİLÎ (266)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (920)
BÂYEZÎD-İ BİSTÂMÎ (577)
ALİ NÂTİKÎ (294)
HOCA SÂDEDDÎN EFENDİ (552)
BAYTAZZÂDE HACI ABDULLAH (338)
HUCVÎRÎ (857)
BEDÎ`UDDÎN SEHÂRENPÛRÎ (274)
ALİ NEBTÎTÎ (263)
HÜBEYRET-ÜL-BASRÎ (243)
BEDÎ`UDDÎN ŞÂH MEDÂR (255)
SÜLEYMÂN ÇELEBİ (276)
HÜSÂMEDDÎN NAKŞÎ (286)
BEDREDDÎN SERHENDÎ (348)
SÜLEYMÂN RÜŞDÎ EFENDİ (293)
SÜNBÜL SİNÂN EFENDİ (350)
ŞA’BÂN-I VELÎ (370)
ŞÂFİÎ (246)
ABDÜLHAY CELVETÎ (305)
ABDÜLAZÎZ DEHLEVÎ (277)
ŞÂH KUBÂD ŞİRVÂNÎ (261)
ABDÜLHAY EFENDİ (Öztoprak) (773)
ALİ OSMAN EFENDİ (630)
HÜSEYİN BİN AHMED EL-MÛSULÎ (277)
BEHÂEDDÎN BUHÂRÎ (Şâh-ı Nakşibend) (236)
İBN-İ ÂRİF (307)
BEHÂEDDÎN KIŞLAKÎ (234)


  

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN





SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.


Sondevir din âlim ve velîlerinden.AdıSüleymânHilmi, soyadı Tunahan`dır.Babasızamânınmüderrislerinden Hâfız Osman Efendidir. Soyu FâtihSultan Mehmed Hanın Tuna Hanı olarak tâyin ettiği ve kendi kızkardeşi ile evlendirdiği İdris Beye dayanmaktadır. 1888 (H.1306)senesinde Silistre`nin Ferhatlar köyünde doğdu. 1959 (H.1379) senesindeİstanbul`da vefât etti. Karacaahmed Kabristanındadır.BabasıOsmanEfenditahsîliniİstanbul`datamamladıktan sonra Silistre`ye giderek meşhûr Satırlı Medresesindeyıllarca müderrislik yaptı.İlim ehli ve fazîletsâhibibir âiledendünyâya gelen SüleymânHilmi Tunahan, ilk tahsîlini SilistreRüşdiyesinde ve Silistre Satırlı Medresesinde yaptı. Bilâhare tahsîlinitamamlamak için İstanbul`a gelerek Sahn-ı Semân (Fâtih) Medresesinekaydoldu. Fâtih dersiâmlarından ve o devrin meşhûr âlimlerinden BafralıAhmed Hamdi Efendi (BüyükHamdi Efendi)nin ders halkasına devâm etti.Zamânın usûlüne göre aklî ve naklî ilimleri tahsîl ettikten sonra 1916senesinde Ahmed Hamdi Efendiden birincilikle icâzet, diploma aldı. Dahasonra o zamanki tâbiri ile dersiâm (profesör) olarak yetişmek üzereSüleymâniye Câmii medreselerinden Medresetü`l-Mütehassısînin tefsîr vehadîs kısmına devâm etti.Sonderece parlakbir zekâya sâhib olanSüleymân Hilmi Tunahan, 1919 senesinde Medresetü`l-Mütehassısîn`denbirincilikle mezûn oldu. Aynı yıllarda Medresetü`l-Kuzâtı (HukukFakültesini) da üstün bir derece ile bitirdi. Böylece bir taraftandersiâm diğer taraftan da kâdılık rütbelerine ulaşarak devrinin zâhirîilimlerini tamamladı. Mezûniyetini müteâkip İstanbul`da dersiâm olarakvazîfeye başlayan Süleymân Hilmi Tunahan bir müddet sonra medreselerinkapatılması üzerine vâizliğe tâyin edildi. Uzun müddet İstanbul`unSultanahmet, Süleymâniye, Yeni Câmi, Şehzâdebaşı ve Piyâle Paşa gibibüyük câmilerinde halka vâz ederek insanlara İslâmiyetin emir veyasaklarını anlattı.

Tasavvufyolunda Selâhüddîn ibni MevlânâSirâcüddîn Efendinin sohbetlerine devâm ederek yetişti. Süleymân HilmiTunahan`ın tasavvufî yönüyle ilgili olarak, dâmâdı ve bağlısı KemâlKaçar tarafından Necip Fâzıl Kısakürek`e verdiği notlardan birbölümüşöyledir:

Süleymân Efendinin bâtın ilmineyânitasavvuftaki mânevî cephesine gelince, şüphesiz bu husus ehlinemâlumdur.Zâhirî akıl ve zekâ ile idraki mümkün olamaz. Öyle ki, birinsan müslüman olabilir, tahsilli ve akıllı olabilir. Hattâ iç hayâtımünkir olamaz da yine tasavvuf ve irşâda ehil bir zât ile karşılaştığıhalde, o zât ilâhî irâdeyle kendisini ona bildirmezse, dünyâlar biraraya gelse onun feyzlerinden haberdâr olamazlar. Bizim ise kendisininmânevî cephesi üzerinde zerrece tereddüdümüz yoktur. Biz bu noktayıilmelyakîn biliyoruz. Kendisinin tasarrufunu ve rûh melekeleriüzerindeki tesirini öz rûhumuzda ve vücûdumuzda hissetmiş, enfüsî vekevnî kerâmetlerinin üstün irşâd hârikalarını fiil hâlinde ve hakkıylamüşâhede etmiş bulunuyoruz. Allah`ın bu husustaki inâyet ve lütfunamazhar olduğumuza, kendilerinin kâmil ve mükemmel mürşid olduğunaSilsile-i sâdâd=Büyükler zinciri kolundan otuz ikinci ferdi Selâhüddînibni Mevlânâ Sirâcüddîn hazretlerinin cismânî nisbet, İmâm-ı Rabbânîhazretlerinin de rûhânî nisbetle vârisleri bulunduğuna îmânımız tamdır.Kendisinin bu cephesini anlamayanların, hiç olmazsa aksini iddiâetmemelerini ve kendisinde bir mürşid hâli görmediklerini söylemektençekinmelerini, dünyâ ve âhiret yıkımına uğramamaları bakımından tavsiyeederiz.

Zâhirî ve bâtınî yönden yüksekderecesâhibi olan SüleymânHilmi Tunahan, îtikâdda Ehl-i sünnet, amelde Hanefîmezhebine, tasavvufta Nakşibendiyye yoluna mensûb idi. Ehl-i sünnetvel-cemâate son derece bağlıydı. Kendisinden feyzalan talebeleri ilevâz ve sohbetlerine devâm eden kimselere en büyük tavsiyesi; Ehl-isünnet vel-cemâat akîdesine ihlâs ve samîmiyetle bağlı olmalarıydı.

Yetmiş iki senelik ömrü boyuncaİslâmiyetin emir ve yasaklarını öğrenmek, öğretmek ve insanlaraanlatarak onların dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmalarına vesîle olanSüleymân Hilmi Tunahan 16 Eylül 1959 senesinde İstanbul`da Kısıklı`dakievinde vefât etti. Karacaahmet Kabristanlığına defnedildi. (1,2)Aşağıdakibölümler Evliyalar Ansiklopedisinde yer almamaktadır,farklıkaynaklardan temin edilmiştir.SÜLEYMANHİLMİTUNAHAN (K.S.) HAZRETLERİ’NİN KRONOLOJİSİ (3)1888/ 1304 - Miladi/ Rumi Süleyman Hilmi (k.s.)Efendi, Silistre’nin Hezergrad kasabasının Ferhatlar köyünde dünyayageldi. 1913/ 1329 -Darü’lHilafeti’l Aliyye MedreseleriKısm-ı Ali (Sahn) Medresesine girdi. 1915/ 1331 - 3.sınıf 1. şubesini 90 üzerinden 88puanla bitirdi. Eylül1916 / Eylül 1332 -4. sınıfı 80 üzerinden 76puanla bitirdi. 30Eylül 1916 / 17 Eylül1332 –Medresetü’l-Mütehassisin’in (Süleymaniye Medresesi) Tefsir-Hadisbölümüne girerek Hafız Ahmet Paşa Medresesine kaydoldu. 1918İstanbulMüderrisliği Ruûsuna tayin edildi. 27Mayıs 1919 SüleymaniyeMedresesininTefsir-Hadis şubesinden mezûn oldu. 1926Köyü olanFerhatlar’ı son defa ziyaret ederek40 gün kaldı. 1927BabasıOsmanEfendi vefat etti. 1936Mürşid-iKamilolarak vazifeye başladı. 1939İlk defatevkifedilerek, birinci şubenintabutluklarında işkence ve hakaretle dolu 3 gün geçirdi. 1941Bulabildiğibirkaç talebeye ilim öğretmeyebaşladı. 1944İkincidefatevkif edildi. Birinci şubetabutluklarında, 8 gün işkenceye tabi tutuldu. 1949Kur’ânkurslarının açılmasına, sınırlı daolsa müsâade eden kanunun yürürlüğe girmesiyle, Süleyman EfendiHazretlerinin ilim öğretme faaliyeti bir nebze rahatladı. 1950Vaizlikbelgesiiade edildi. 1951SüleymanEfendi(k.s.), Şehzadebaşı’ndanKısıklı’ya taşındı ve Avrupa yakasındaki talebelerin tedrisini damadıKemal Kacar’a bıraktı. 1951Çamlıca’da,Konya Lezzet Lokantası sahibiMustafa Bey’in köşkünün birinci katında ilk düzenli Kur’ân Kursufaaliyeti başladı. 1952Çamlıca’daAzizMahmud Hüdayi HazretlerininÇilehanesinin yanında ilk resmi Kur’an Kursu, Üsküdar müftülüğüne bağlıolarak açıldı. 1956CezâyirMüslümanlarının Fransızsömürgeciliğiyle mücadelesi esnasında, vaazlarında Müslümankardeşlerimize duâ edelim dediği için, defalarca karakola çağrıldı veifadesi alındı. 1957Bursa’datertiplenen mehdilik hâdisesi üzerinetutuklandı ve Kütahya Hapishanesi’nde, 69 yaşında olmasına rağmen 59gün hapsedildi. İdam talebiyle yargılandı, berâat etti. 16Eylül 1959 İstanbulKısıklı’daki Hâne-iSeâdetlerinde, 72 yaşında ahirete intikâl ettiler.

Hazret-İÜstaz’ın (K.S.)Ders ve Sohbetleri Esnasında Mevzulara Münasip Beyan BuyurduklarıHadise ve Hikayelerden (3)Hazret-i İmam-ı Azam’a sordular: -Bu kadar ilmi nasıltahsil ettin? -Kitaplardan ta’zimederdim. Onlar da bana ilmini teslim ettiler, buyurdu. Kur’an-ı Kerim baştaolmak üzere, eşya-i mukaddese’ye ta-zim etmek zarureti vardır. Lakinbir çok hoca ve talebeler, alıp koyarken, okurken dahi, ta’zime dikkatetmedikleri gibi, kitabın elbisesi olan cild kısmına dahi ehemmiyetverip itina etmiyorlar. Halbuki kendileri yamalı elbise, ütüsüzpantolon giymedikleri halde, bir kendisine bir de kitabına verdiğikıymeti kıyas etmeli. Milyonlarca lira ile yapılan Kur’an kurslarındadahi ilk itina edilecek şey de kütüphanedir. Geçmişte Türkiye’ye Kabeörtüsü getiren vazifeli biri, hürmetsiz davrandığından çarpılıp, cezayauğradığı ve akibet-i hali hakkında, bir veliyi muhteremin beyanlarımevcuttur.En güzeli, Hz. İmam-ıAli (r.a.) tarafından “bir harf öğreten beni köle kılar”sözleriyle, üstaza ve hocaya karşı lazım gelen ta’zimin ehemmiyetine dedikkatli olmalı. Hz. İmam-ı Azam, ayağınımuayene ettirirken, biraz ters tarafa çekmesinin sebebi tabibtarafından sorulunca: -O tarafta hocam Hz.Hammad’ın evi var, demek suretiyle, hocasına karşı olan riayet veta’zimin en güzel misalini vermiştir. Kendi devrinde İmamEbu Yusuf gibi müctehidler ve daha bir çok alimler yetiştiren Hz.İmam’ın (r.a.) yatsı abdesti ile sabahı kıldığı ve buna benzerbüyüklüğünden bahsedilince, şeriki olan İmam-ı Mis’ar inanmaz. Kontroliçin, yatsıyı beraber cemaatle kıldıktan sonra caminin bir yerinde geçsaatlere kadar saklanır. Çıkarken de İmam-ı azam’ın pabuçları üzerinekum taneleri ile işaret koyar ve sabah erken geldiğinde, işaretleri veHz. İmam-ı Azam’ı yerinde görür. Böylece üç gün aynı hali görüp Hz.İmam-ı Azam’a: - Ya İmam,ben sana suizanettim, beni affet, hakkını helal et deyince, Hz. İmam: - Sen bana suizanetmedin, Allahü Teala’ya suizan ettin. Kendini O’na affettir. Zira buemanetullahtır, taşıyoruz... Bir çok Allahdostlarındaki anlaşılamayan haller de böyledir.

******* Talebelerine dersokuturken, İmam Ebu Yusuf’un anası sık sık gelir Hz. İmam-ıAzam’a: -Benim çocuğumu buradatutuyorsun. Biz fukarayız, iaşe temin edeceğiz... ilh. gibi sözlerlesitem ederdi. Hz. İmam ise mülayim lisanla: -Valide sen sabret. Buçocuk sana ilmin kerametiyle, badem yağından pilav yedirecek...buyurarak ilerde zengin olacağını işaret ettiğinde kadın ümitsizhaliyle: -Ey ahali! Bu şeyhoynatmış, diyecek kadar ileri giderdi.
HİKAYE 1Fatih Medreseleri’nden, kaabiliyeti kısaolduğu halde, tevazu ve teslimiyetine binaen ittifak ve iltimaslaicazet alan Bektaş Hoca namıyla maruf bir zat, Edirnetaraflarında beş sene kadar imamet ettikten sonra, hocasını ziyaretegelir. Sabah vakti kapıyı çalar. Hocası sabah kıyafeti ile açtığızaman, Bektaş Hoca’yı karşısında aynı sadelik ve safiyetiyle görüpiltifat ederken, hocanın köpeği de Bektaş Hoca’ya saldırmaya devameder. Bektaş Hoca köpeğe:-Sus be, ne oluyorsun.Beş sene evvel ben de bu kapının köpeği idim, senden eskiyim, demesiüzerine, hocası orada secdeye kapanıp üç defa:-Ya Rabbi benim ilmimi debuna ver, diye etmesinden sonra, iltimasla icazet alan Bektaş Hocaimtiyazlı alim sınıfına geçip kitaplar te’lif etmiştir. Hocaya ta’ziminkerameti.Himmet büyük şey.HİKAYE 2İstanbul Karagümrük’te “ÜçBaş” ismiyle maruf zat tarafından yaptırılıp ve kendi isminitaşıyan medresenin açılış merasiminde Hz. Halid’i (r.a.)ziyaretten gelen Padişah II. Mustafa da iştirak eder. Vemerasimden sonra; banisi olan zata hitaben:-Herkes dört başı birkuruşa traş ederken, senin cimrilik yaparak üç başı bir kuruşa traşettiğin ve bahilliğin, bana kadar ulaştı. Şu hale göre, bu kadar parayıburaya nasıl harcadın sualine:-Şevketlim, paralarımıçok sevdiğimden ahirette de benimle beraber olsunlar diye, buradaharcadım, demiştir.Buzat-ışerif, medrese,mescid ve selvili avlusuyla güzel külliyenin inşası esnasında, usta veamelelere, inşaatın sahibini söylememeleri için sımsıkı tembih eder,kendi yaptırdığını gizli tutardı. Hatta Padişah dahi, kendinibildirdikten sonra öğrenmiştir. İşte bu ihlasın tesirinden dolayı, ençetin günlerde de kapanmayıp, içinde Kur’an-ı Kerim ve diğer derslerinokunmasına devam edildiği gibi mescidinde de namaz kılınmıştır. İhlasne güzel şey... (Rahmetullahi Aleyh.)HİKAYE 3Hoca, medresede dersverirken talebenin biri arasıra ayağa kalkar. Hoca sebebini sorar. Talebe:-Efendim Hızır geliyor daondan.Hoca:-Ben niçin görmem?Talebe:-Sorayımefendim,deyiptekrar geldiğinde sorar.Hızır Aleyhisselam’ın:-Hocan süsü ile çokuğraşıyor. Medreseye gelirken ayna önünde, cübbe sarık şöyle miyakıştı, böyle mi yakıştı, diye fazla meşgul oluyor. Bu gibi hallermanevi terakkiye manidir, buyurduğunu hocaya bildirdiği gündenitibaren, ayna karşısına geçmeyi terkedip, süslenmekten uzak kalanhocaefendinin, sarığı eskiyip sallanmaya başladığından “Saçaklı Hoca”ismi verilmiştir. (Rahmetullahi Aleyh.)Terakki-i maneviye maniolan zinetten uzak kalmalı. HİKAYE4 (ServerBaba) namında bir velininyaşadığı zamanda devlet maliyesi çok sıkışık duruma düşer. Padişahşöhretini duyduğu veliye haber gönderir. Veli de bir miktar iksir tozugönderir, bakır eritilen kazanlara atılmasını söyler. Yalnız aynıkazandan bir kepçe kendisine verilmesini ister. Kendisine verileni defakirlikten şikayet eden dervişine aynen verir. Bir müddet sonrapadişah bu sırrın kendisine öğretilmesini Server Baba’dan ister veısrar eder. Server Baba, “bu mümkün değil, lakin bir kolayı var.Ben bu sırrı yazar dilimin altına koyarım. Siz de beni idam ederalırsınız. Başka çare yok” der. İdam edilir. Dili altından alınankağıtta sade şu söz yazılıdır: “Ser verip sır vermeyen ServerBaba”. Eyvah ser de gitti sır da gitti, derler. (Ser ver, sırverme) demektir.HİKAYE 5Fatih dersiamlarındanbiri, münasebeti olmayan bir müesseseye, münasip olmadığı halde dersverdiği için, ariflerden “Deli Hafız” namıyla maruf bir zat,kendisine, yaptığı işin ihanet olduğunu, emaneti ehlinin gayriyeverdiğini ihtar ederse de hoca kabul etmez ve biraz kırılır. Ertesisabah erken, hocanın kapısını çalan hafız, pencereden kendisine bakanve özür dileyecek zanneden sözde alim kişiye şöyle der:“Dün size söylemeyiunutmuşum; onun için geldim. Bugün sana, sade bu deli Hafız kafirdiyor. Bundan elli altmış sene sonra herkes kafir diyecek” der ve döner. -Emanetiehlinevermeli... SÜLEYMANHİLMİ TUNAHANHAZRETLERİ I.BÖLÜM:SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHANHAZRETLERİ’NİNHAYATI VE ESERLERİ Doğumu SüleymanHilmi Tunahan Hazretleri, 1888 (h. 1304)yılında Silistre’ninHezargrad kasabasının Ferhatlar köyünde doğmuştur. Tuna Nehri’ningüney kıyısında bulunan Silistre, önceleri Rumeli Eyaleti’nin önemlisancakları arasındayken Kanuni devrinin son dönemlerinden itibaren ÖziEyaleti’nin Paşa Sancağı haline getirilmiştir. Hezargrad ise, önceleriSilistre Sancağı’nın kaza merkezedir ve Tanzimat’tan sonra sancakmerkezi bir kasaba haline gelmiştir. Asıl adı, Bulgarca’da “virane”demek olan“Razgrad”dır. Kuzeydoğusunda Silistre yer almaktadır. Bu yerşu anda Bulgaristan sınırları içerisindedir. Süleyman Efendinin soyuFatih Sultan Mehmet zamanında yaşayan İdrisBey’e kadar dayanmaktadır. Fatih, İdris Bey’i Tuna Han’ı tayin etmiş veayrıca kendisine kız kardeşini vermiştir. Dedeleri ise Kaymak Hafızismiyle tanınan bir zattır. Babası Hocazade Osman Efendi,tahsil hayatını İstanbul’da tamamladıktan sonra memleketi Silistre’yedönmüş ve buradaki Satırlı Medresesi’nde yıllarca müderrislik yapmışmeşhur bir alimdir. Annesinin ismi ise Hatice’dir. Osman Efendi ilmiylemil, takva sahibi bir insandır. Bu zat, tahsilhayatını geçirdiği İstanbul’da bir gece rüyasında vücudundan kopan birparçanın gökyüzüne çıktığını ve etrafa ışıklar saçtığını görür. OsmanEfendi daha sonra bu rüyayı kendisinden gelecek olan ve dünyayı manenaydınlatacak hayırlı bir evlada yorumlar. Osman Efendi tahsilinitamamladıktan sonra memleketi Silistre’ye gelir, evlenmek için salihabir kız araştırır ve neticede Hatice isminde bir hanımla evlenir. Buevliliği neticesinde Fehim, Süleyman Hilmi, İbrahim ve Halilisimlerinde dört erkek evladı olur. OsmanEfendi Silistre Satırlı Medresesi’nde müderris olduğu içinçocuklarının ilk tahsillerini kendisi vermektedir. Bu arada o,rüyasında kendisine işaret edilen çocuğunun hangisi olduğunuanlayabilmek için merak ve ilgiyle onların hal ve tavırlarınıizlemektedir. Bu ilk tahsil sırasında Süleyman Hilmi, zeka, anlayış,öğrenme kabiliyeti ve bilhassa kılı kırk yararcasına bir İslmî hayatyaşamasıyla günden güne tebarüz etmekte ve diğer kardeşlerinden farklıolduğunu hissettirmektedir. Bugelişmeler üzerine Osman Efendi rüyasında kendisine işaret edilenevladının Süleyman Hilmi olduğunu anlar ve daha sonra gelecekte önemlibir misyon yüklenecek olan oğluna maddi-manevi hiçbir fedakarlıktankaçınmayarak ayrı bir ilgi ve alaka göstererek onu yetiştirir.Tahsil Hayatı

SüleymanEfendi, ilk tahsilini kendi memleketindekiRüştiyeMektebindeyaptıktan sonra bir müddet babasının da müderrislik yaptığı SatırlıMedresesinde ilim tahsil etmiştir. Daha sonra babası Osman Efendi,oğlunu yüksek tahsil yapması için İstanbul’a göndermiş ve ona şunasihatlerde bulunmuştur:

- İstanbul’da parasızkalmak, ahirette imansız kalmak gibi zordur. Onuniçin iktisatlı ol, on kuruşa alacağın bir şeyi beş kuruşa almaya gayretet.

- Usul-ü fıkıh ilmineiyi çalışırsan dininde kuvvetli olursun.

- Mantık ilminde iyiçalışırsan ilminde kuvvetli olursun...

Süleyman Efendi evvela Fatih Camii dersiamlarındanBafralı Ahmed HamdiEfendinin yanında “ulûm-u aliye” olarak isimlendirilen sarf, nahiv,belağat, mantık ve münazara gibi ilimleri ve “ulûm-u liye” denilentefsir, hadis, fıkıh ve bu ilimlerin usullerini tahsil ederekbirincilikle hocasından iczetnamesini (diploma) almıştır. (1916)Süleyman Efendi derslere olan iştiyakı ve üstün zekasıyla hemendikkatleri üzerine çekmiş ve medrese muhitlerinde kendi hakkında“yetişirse iyi bir lim olacak” görüşü yaygınlaşmıştır.

Süleyman Efendi, Ahmed Hamdi Efendi’den icazet aldıktansonraDarü’l-Hilafeti’l-Aliyye Medresesi kısm-ı âli (İlahiyat Fakültesi)bölümüne kayıt yaptırmış, daha önce yapmış olduğu medrese tahsilindendolayı buraya üçüncü sınıftan başlamış ve iki yıl sonra da mezunolmuştur.Üstünbaşarı ile üniversitetahsilini bitiren Süleyman Efendi günümüzifadesiyle akademik kariyer yapmak için Süleymaniye Medresesi’ne bağlı“Medrestü’l-Mütehassisîn”e (yüksek lisans-doktora) kaydolmuştur. Buokulun tefsir ve hadis, fıkıh, kelam ve hikmet, edebiyat olmak üzeredört bölümü vardır. O bu bölümlerden tefsir ve hadisi seçmiştir.Süleyman Efendi buradaki tahsilinin ilk iki yılını tamamladıktan sonra“İstanbul Müderrisliği Ruusu” unvanını almıştır. (1918) 27 Mayıs 1919yılında ise Medrestü’l-Mütehassisîn’in tefsir ve hadis bölümünübirincilikle bitirmiştir. Süleyman EfendininMedrestü’l-Mütehassisîn’de okuduğu dersler ve aldığınotlar şunlardır: - Tefsir-i Şerif 10 - Usűl-i Hadis veNakd-i Rical 10 - Hadis-i Şerif 10 - Tabakat-ı Kurra veMüfessirîn 10 - Risale (tez) 9.2
Ayrıca SüleymanEfendiTanzimat’tan sonra ilk defa açılan ve bugünHukuk Fakültesi karşılığında olan “Medresetü’l-Kuzat”ı birinciliklekazanmış ve burada Roma Hukuku, Sakk-ı Şer’î, Ticaret-i BerriyyeHukuku, Ticaret-i Bahriye Hukuku, Hukuk-u Düvel gibi dersleri başarıylaokuyarak mezun olmuştur. Hatta o bu okulu birincilikle kazandığınıtelgrafla babasına bildirmiş ancak babası hüküm verme konumundakiinsanların büyük bir mesuliyet altında olduklarını ve adaletigerçekleştiremeyenlerin ise cehennemlik olacaklarını bildiren hadislerışığında oğluna şu cevabı göndermiştir: “Süleyman! Ben seni cehennemegöndermek için İstanbul’a yollamadım.” Bunun üzerine Süleyman Efendibabasına bir mektup yazmış ve mektubunda kendi maksadının hakimlikyapmayıp zamanının bütün din ilimlerinde enzirve noktaya çıkmakistediğini dile getirmiştir. Nitekim daha sonraki hayatına bakıldığındada onun hakimlik yapmadığı görülecekti.Bu şekilde Süleyman Efendi,yüksektahsilini ve akademik kariyerini deüstün bir başarıyla tamamlayarak devrinin seçkin alimleri arasınagirmiştir. Eserleri Süleyman Efendifazlaca kitaptelif etmemiştir. Kendisine neden kitapyazmıyorsun diyenlere ise şu cevabı vermiştir:“Selefin mumışığında yazdığıbaha biçilmez hazine misali eserlerintoprağa gömülerek çürüdüğünü, bakkallara satılarak çöplüklerdeçiğnendiğini, bir kısmının da kütüphane raflarında tozlanmış veçürümeye terk edilmiş olduğunu gördüm. Medreseleri kapanmış, yazısıdeğiştirilmiş, din ilimleri yok olmaya yüz tutmuş olan bir zamanda,kitap yazmaktansa, yazılan ilmî eserleri anlayarak anlatacak ve ilmisatırdan sadra intikal ettirip yaşatacak talebe yani canlı kitapyetiştirmeyi daha lüzumlu buldum.”Bununla birlikteSüleymanEfendinin kaleme aldığı eserleri şunlardır:1) YepyeniUsul veTertipleKur’an Harf ve Harekeleri: Süleyman EfendiKur’an’ın öğretilmesi amacıyla tertip bu eserinde yeni ve kolay birusulle Kur’an-ı Kerim’i öğretmeyi hedeflemektedir. Ve bunda da başarılıolmuş bu eser sayesinde pek çok kişi Kur’an’ı okumayı öğrenmiştir.2) Mektuplar veBazı Mesil-iMühimme: Bu eserde Süleyman Efendi’ye aitmektup ve bazı yazıları toplanmıştır. Bu eserde tarikat erbabanınhallerinden, sohbet ve adabından ve tarikat ehlinin kaçınması gerekliolan şeylerden bahsedilmektedir.

3) Risale-i Kibrît-i Ahmer:Bu eserde kelam ve tasavvufla alakalıdeğişik mevzular işlenmektedir.Ayrıca bueserlerinden başka“Risale-i İksîr-i Ulûm ve Ma’rifet” isimlibir eserinin daha olduğu bilinmektedir.
Vefatı Süleyman Efendi,yüksekderecede şekerden dolayı 16 Eylül 1959 tarihde71 yaşında iken dr-i bekaya irtihal eylemişlerdir. Hastalığınınağırlaştığıdemlerde zamanın hükümetinin de izniyle FatihCamiinde Fatih türbesinin yanına defnedilmesi kararlaştırılır. Ancakdaha sonra bizzat içişleri bakanı Namık Gedik’in emriyle Karaca Ahmetmezarlığında açtırılan mezara gömülmesi için yakınları zorlanmıştır.Altunizade’den büyük bir cemaatle yola çıkan cenaze, yolu kesilerekKaraca Ahmet istikametine döndürülmüştür. Cenaze sahipleri feraset vedirayetle hadise çıkarmadan bu karara rıza göstermişler ve SüleymanEfendi’yi Karaca Ahmet mezarlığına defnetmişlerdir. Bugün KaracaAhmet’teki kabriher gün binlerce talebesi tarafındanziyaret edilip Fatiha okunurken; cenazelerini engelleyen Namık Gedik’inöldükten sonra cesedi bilinmiyen bir çukura atılmıştır. Burada DüzceliHafız Hilmi Ak’ın anlattığı ve aynı zamanda Süleyman Efendinin açık birkerameti olan şu hadiseyi zikretmekte fayda mülahaza ediyorum: “Ben İstanbul’daokurkenSüleyman Efendi Hazretleri zaman zaman beniyanına alırlar, sohbet meclislerinde bana Kur’an-ı Kerim okutturur ve“aferin küçük hafız” diyerek iltifat ederlerdi. 1938 yılında yine böylebir sohbet meclisinde Efendi Hazretleri başını göğsüne eğerek birmüddet tefekküre daldı ve daha sonra başını kaldırıp şunları söyledi “Öyle devletadamları, öylehükümetler gelecek ki, bizim içinkazdırılan mezarımıza bile bizi koymayacaklar.”Ancak benbu sözlerinmanasını ancak 16 Eylül 1959 günüanlayabildim...”II.BÖLÜM: SÜLEYMAN EFENDİ’NİN HİZMETANLAYIŞI, TALEBE YETİŞTİRME METODU VE BU UĞURDA ÇEKTİĞİ ÇİLEL 2.1. İlk Müderrisliği veTevhid-i TedrisatKanunu’nun KabulüyleGelişen Hadiseler Süleyman Efendi, 1 Haziran 1920tarihindeDaru’l-Hilafeti’l-AliyyeMedresesinde müderrisliğe başlamıştır. Ancak onun müderrislik hayatıfazla uzun sürmemiş 3 Mart 1924 yılında tevhid-i tedrisat kanunugereğince medreseler kapatılınca müderrisliği bırakmak zorundakalmıştır. Medreselerin kapatılması haberiİstanbul’dakimedreselerinmüderrislerinin cemiyetinde hararetli tartışmalar sebep olmuştur. Odönemde bu müderrislerin sayısı 500-520 civarındadır. Bu kanunlahepsinin asil vazifesi olan müderrisliklerine son verilecek, kendileride hükümetin uygun göreceği imamlık, vaizlik veya emeklilik gibi yenivazifelere tayin edileceklerdir. Müderrislerin hemen hepsi bu fiilidurumu kabullenmiş gibi görünüyorlardır. Yalnız Süleyman Efendi, buhadisenin din ilimlerinin ve Kur’an ilimlerinin kaybolmasına sebepolacağını düşünmüş ve diğer arkadaşlarına şu ikazları yapmıştır: “Ey dersiamlar! Sizler bu memlekette,bugün içindininteminatlarısınız. İkişer, üçer kişi oturup, onlara dini öğretirsenizasgari 50 sene bir-iki nesil boyu İslam’ın ömrünü uzatmış olacaksınız.Bunu yapmazsanız, huzur-u İlahide mesuliyetten yakanızıkurtaramazsınız.” Fakat zamanın idaresinin dine bakışaçısını bilenmüderrisler, hiç deistekli görünmemişlerdir. Süleyman Efendi sonunda arkadaşlarınınbazılarını, “Biz, aşağıda isim ve imzaları bulunan dersiamlar,hükümetimizin hara-i umumi gibi büyük bir felaketten çıkmasıdolayısıyla, mali müzayaka içinde bulunduğunu dikkate alarak, dini veİslami ilimleri fahriyen okutmaya hazır olduğumuzu bildirir..” şeklindedevam eden telgraf çekmeye ikna edebilmiştir. Fakat cevaben gelentelgrafta şöyle denmektedir: “Memlekette, tevhid-i tedrisat kanunuyürürlüktedir, hilafına hareket eden şiddetle cezayı müstelzimdir.” Böylelikle Süleyman Efendininmüderrisliği sonaermiş ve kendisiİstanbul vaizliğine atanmıştır. Bu durum karşısında hemen teslimbayrağını çeken diğer müderris arkadaşları ona şu öğüttebulunmuşlardır: “Artık hocalıkta bize ekmek kalmadı. Bize tevdiedilecek yeni mesleklere gidelim.” O ise bu sözlere şu cevabivermiştir: “Efendiler! Hocalık bir meslek, bir ekmek teknesideğildir. Hocalık, Allah’ın, Rasulullah’ın, Kitabullah’ın ve din-imübin-i İslam’ın tebliğ memurluğudur.” Süleyman Efendi İstanbul vaizliğinetayinedilmiştir ve önünde iki yolvardır: O da diğer arkadaşları gibi ya vaizlik yapıp köşesineçekilecek, hiçbir şeye karışmayacak ve yahut da dedelerinin uğrundaoluk oluk kan döktüğü Kur’an’ı ve ondan neşet eden ilimleri, oşehitlerin torunlarına da öğretme davasını omuzlamak suretiyleruhundan, özünden koparılmaya çalışılan yeni İslam ve Türk neslinefeyz-i İlahi’yi, nur-u İlahi’yi aşılama davasını üstlenecekti. Birinciyol ne kadar rahat ve kolaysa ikinci yol da o kadar meşakkatli vezordu. O ikinci yolu tercih etmiş ve o günden sonra talebe okutmayıhayatinin bir davası olarak görmüştür.2.2. Dini Öğretmek İçin VerdiğiMücadeleler Her şeyden evvel Süleyman Efendigerek tertemiz ve şereflinesebiitibariyle gerek zamanındaki geçerli ilimlerin tamamını biliyor olmasıve gerekse de şeriat-ı garca-i Muhammedi’yeydi harfiyken yaşama gayretisebebiyle, ulum-u diniyeyi öğretmeye tam ehil bir zattı. İşte buehliyet ve dirayet, ilmiye sınıfını yeniden diriltme ve yeşertmesevdasında onu israrli kildi.O, talebe okutmayı seçmiştifakat talebebulunmuyordu. O günkü idarenindin üzerine uyguladığı baskı ve zulümden korkan, sinen insanlar,bırakın okuyup yazmayı, “Allah” demekten bile korkuyorlardı. İslam’ın 5temel şartının bile yerine getirilemediği, hatta bir hatim, bir yağmurduası merasiminin bile tertiplenemediği, kişinin kendi evlatlarını bileokutamadığı bir hürriyetsizlik ortamıydı. Hocalar hocalıklarını,Müslümanlar Müslümanlıklarını gizlemek zorundaydı. Süleyman Efendi Allah’ın dininiöğretme işininkendisine yüklendiğinive bu işin mesuliyetinin ne demek olduğunu biliyordu. Çünkü kendisiilim tahsil etmişti ve bildiği şeyleri başkalarına öğretmesigerekiyordu. Öğretmez ise Allah indinde mesul olacağını da biliyordu.Kendisine “kendini niçin bu kadar yıpratıyorsun?” diyenlere şu cevabıveriyordu:“Yarın hesap günü var. Allah Teali “Süleyman! Verdiğimilimle ne hizmet ettin, onu sana bu kara topraklara getir de göm diyemi verdim?” derse ne cevap veririm. Zamane alimlerinin bu husustakigafletleri büyüktür. Sözde varis-i enbiyayız derler. Nebilerinbıraktığı miras şeriat-ı Ahmediye’ye hizmettir. Onlar kendi evlatlarınıdahi öğretmiyorlar.”Evet onlar okutmuyor, Süleyman Efendiise okutmakistediği halde talebebulmakta güçlük çekiyordu. Hatta bu meyanda bazen dersiam arkadaşlarınıziyaret eder, torunlarını okutup okutmadıklarını sorardı. Onlardan,“Nerede.. böyle bir devirde nasıl okutabiliriz ki...” cevabını alıncaçok üzülür ve kendisine verilmesi halinde okutabileceğini söylerdi.Ancak bu da kabul görmezdi.O zor günleri Süleyman Efendinin kendiifadelerinden okuyalım: “Okutma imkanı yoktu fakat okuyandahibulamadım. Bir zaman geldi,mebus maaşı kadar para verip talebe okutmak istedim bulamadım. Parayıalıp kaçıyorlardı, çünkü korkuyorlardı. O zaman ümidim kırıldı. Builimler yeryüzünden kaybolacak diye korkuyordum. Bunun üzerinekızlarımı okutmaya başladım. İleride torunlarım olursa onlaraöğretirler ve böylece bu ilimler yeryüzünden kaybolmaz dedim. Fakatsonradan Cenaba-ı Hake sebepler halketti ve talebe okutma imkanıbuldum. Yaşlılardan başladık, gençler daha sonra geldi. Ve şimdiyürüyor... Bütün bunlar, Cenaba-ı Hakk’ın bize lütfudur.” Süleyman Efendi bir yandan İstanbul’undeğişikcamilerinde vaaz ediyor,bir yandan da camilerin müezzinliklerinde, apartman bodrumlarında,bulabildiği her yerde talebe okutmaya çalışıyordu. İlmiye sınıfının ilktohumları şekillenirken, aynı zamanda vaazlarıyla ve hususisohbetleriyle, ilmiye sınıfını maddeten ve manen destekleyecekgönüllüler halkasını teşkil etmeye çalışıyordu. Önce yaşlılar gelmişti.Gedikpaşa’daki Azakzade apartmanının bodrumunda, Avukat Osman Bey, HacıRefik, Mehmet Efendi’yle oluşan halkaya, daha sonra Biletçi HüseyinEfendi, Tüccar Çırpanlı Mustafa Efendi, Beypazarlı Terzi Ali Bey,Kalaycı Hocalar dahil oluyor...Yeni yeni tutuşan kandillerinetrafında yenihalkalar oluşuyordu.Topçular’da, Kısıklı’da, Şehzadebaşı’nda. Bu arada gizli polisteşkilatının amansız takipleri sürüyordu. Tutuklamalar, nezaretler,sorgular, işkenceler, zulümler, onun azimli ve şerefli direnişikarşısında eriyip gidiyordu. İstanbul’da bunalttılar, Kabakçı’ya oradanKuşkaya mağarasına...Yine yakaladılar, Toroslar’agitti.Yıldıramadılar, durduramadılar. “Bizimhiç duracak zamanımız yok. Ümmet-i Muhammed’in evlatları cehennemebirsel gibi akıp giderken, biz onlara seyirci kalamayız. Bu selden nekütük kurtarırsak kardır”diyordu. Vaizlik belgesini iptal ettiler.Hiç oralı olmadı. Güya maddi imkansızlıklarla yoracaklar, onarahatsızlık vereceklerdi. “Biz, değil yorgunluk, rahatsızlık,mezara gidiyor dahi olsak, okumak, okutmak ve hizmet denince koşarız”demişti. Halisane niyetle yola çıkıldığı içinhalka yavaşyavaş genişliyordu.Küçük de olsa bu sevindirici manzara 1943 yıllarına tekabül ediyordu.Süleyman Efendi 1924 yılından bu yıllara kadar çalışıp didinmiş,gözyaşları dökmüş ve bunların bir semeresi olarak bu sevindiricitabloların ilk temelleri teessüs etmişti.İlk zamanlar talebe bulma sıkıntısıçeken SüleymanEfendi elindekitalebelere hem ders okumanın faziletlerini öğretiyor, hem de talebeliğisevdiriyordu. Onlara bir anne ve babanın çocuklarına gösteremeyecekleriilgi ve şefkati gösteriyordu. Talebe onun velinimetiydi. SüleymanEfendi talebenin her şeyiyle ilgileniyor, her türlü sıkıntılarınıgideriyor ve onlarla hemhal oluyordu.Bir gün bir zat Süleyman Efendi’yemüracaatla,“Efendi hazretlerioğlumu okutmak istiyorum ne ücret alıyorsunuz?” diye sordu. SüleymanEfendi ise “Sen çocuğunu hemen getir, talebeden para alınmaz. Talebeyepara verilir. Okusun da, dinine, kitabına, milletine hizmet etsin”buyurdular. O, eski bir adeti değiştirip yerine bu usulü ihdasetmiştirSüleyman Efendi talebeniniaşesini kendikarşılıyordu. Memuriyettenaldığı paranın bir kuruşunu bile kendisi için harcamamıştır. Hatta buhususta şahsi mülklerini bile satarak talebelere harcamıştır. Her günderse başlamadan önce talebelerinin halini hatırını sorar, birsıkıntıları varsa onu elinden geldiğince halleder, bazen de latifeleryapar ve bu şekilde derse başlayacak olan talebeyi psikolojik yöndenzinde tutardı. Bu sayede talebeler onu bir hocadan ziyade kendileriüzerine titreyen merhametli bir baba olarak görürlerdi. Talebelerine maişet endişesi içindeolmamalarınıtavsiye eder, Allahiçin okuyan kimsenin dünyalığının da iyi olacağını söylerdi.Talebelerine “Oğlum ilimsiz ibadetin tadı olmaz. Tek kanatlı kuş uçmaz.İnsanların dünyaya dalıp istikbal sevdasına daldıkları şu günlerdeMevla’nın ilmini okuyacağız. O, insana iki cihanda izzet ve şeref verenli bir iştir. İhlas ve samimiyetle Allah Rasulü’ne yönelen, gölge gibidünyayı elde eder. Dünyaya çalışan ise ahreti kazanamaz. Zira Ahirethakikat, dünya haleftir. Eğer ağacı kökünden götürürsen gölge deberaberinde gelir.” diye malumat ve tavsiyelerde bulunurlardı. Buyumuşak muameleden talebeleri fevkalade memnun olup etkileniyorlar vehocalarının istediği gibi bir talebe olmaya çalışıyorlardı.Talebelik yapmak için Anadolu’dançarıklarınısürüyerek gelen köylüçocukları izinli olarak veya Ramazan ayı münasebetiyle evlerineİstanbul beyefendisi olarak dönüyorlardı. Bunların bu giyim kuşamı,edepli halleri ve hepsinden önemlisi küçücük çocukların kürsülerdenhalka vaaz etmesi milleti hayretler içinde bırakıyordu.Ders okuturken çok sıkı takibataltında olduğuzamanlarda bile hiçbirşekilde pes etmemiş, bunun için değişik metodlar uygulamıştır:1) Sık sık yer değiştirme:Süleyman Efendibir günŞehzadebaşı’ndaki caminin müezzin odasında, diğer gün Erenköy’de birtalebesinin evinde, öbür gün bir apartmanın bodrumunda, bir sonraki günbir başka yerde olmak üzere sık sık yer değiştirerek derslerokutmuştur. Bu sayede polislerin takibatından da kısmen kurtulmuştur.Bu arada vaazlarını hiç ihmal etmemiş, akşam namazının haricindeki hervakitte etrafındaki cemaate nasihatler etmiştir.2) Çiftlikler kiralama:1930-36yıllarıarasında Çatalca’dakiraladığı Halit Paşa’nın Kabakça Çitliğinde o gün bulabildiği birkaçtalebe ile derse başlamıştı. Bir taraftan ders okutuyor, diğer taraftanda Sirkeci’ye gelerek, Anadolu’dan çalışmak için gelen gençlere birerlira vererek okutmak için yanına alıyordu. Kabakça çitliğinde 5 ayrıdeğirmende talebe okutup derse devam ederken bu durumdan şüphelenenpolisler bu kadar gencin çalışmasında bir iş var diyerek takibealıyorlar. Çünkü Süleyman Efendi, talebeleri işçi olarak gösteriyordu.Süleyman Efendi bu takipten kurtulabilmek için talebeleriyle oraya 20km uzakta olan Kuşkay dağına gitmek zorunda kalıyor, eşya ve kitaplarsırtlarında oldukları halde orada bir kulübede derse yine devamediyorlar. Ancak bunu haber alan jandarmalar Süleyman Efendi’yi oradaKur’an öğretirken yakalıyorlar. Karakola götürülürken Hazret jandarmayüzbaşısına şöyle diyor:“Ben hocalığı bir tarafa bırakayım.Sen dekomutanlığı bir tarafabırak. Seninle bir konuşalım.”Komutan: “Buyur hocam” deyince,Süleyman Efendi; “Hayır, hocam demeyeceksin. Şimdi senkomutanlığıbir tarafa bırak, bende hocalığı bir tarafa bıraktım. Birer vatandaş olarak konuşuyoruz”diyor.Komutan da “peki buyurun” deyince,Hazretkomutana; “Allah iyi ki seni bir tazı olarakyaratmamış.Eğer öyle olsaydı, şuormanlarda yakalamadık tavşan bırakmazdın. Şu dağların tepesindeAllah’ın kitabını okutuyor diye geldin beni karakola götürüyorsun değilmi?” diyor.Bunun üzerine komutan başını yere eğiphiçbircevap vermiyor. Yine Süleyman Efendi Lüleburgaz’dapancar çiftliğikiralamış, çapa adıaltında talebe okutmuştur. Aynı maksatla Anadolu’ya geçmiş, KonyaEreğlisi kırlarında ve yolu olmayan ancak aşiretlerin çadır kuruphayvan otlattığı Toros dağlarının tepelerinde mandıracılık yapmış, onuvesile kılarak talebe okutmakla meşgul olmuştur. Kazancını ise hep buuğurda sarf etmiştir.Süleyman Efendi her türlüsıkıntılararağmenhizmetini devamettiriyordu. Ancak maddi tazyikler ve tecritlerle bu büyük dava adamınıyıldıramayanlar, bu sefer takip ve tevkiflerle ona baskı yapmayabaşladılar. 1939 yılında bir gün evinden alınarak İstanbul EmniyetiBirinci Şubeye getirilir. Oradaki üç günlük çilesine dostları veyakınları da ortak edilir. Fakat mahkemeye çıkarıldığında bütüntertipler boşa çıkar. Birinci Ağır Ceza Mahkemesi tarafındansalıverilir. Tutuksuz olarak aylarca devam eden mahkeme sonunda daberaat eder. Ancak o bulabildiği birkaç talebeye, başta çocukları olmaküzere ders vermeye devam etmektedir. <>1936 yılı yazmevsiminde kendisiyletanıştığınıifade eden talebesi vedamadı Kemal Kaçar Efendinin anlattıklarına göre bu dönem SüleymanEfendi Hazretleri için bir çile dönemidir. Evine sayısız denecek kadarpolisler gelmiş,kendisi Emniyet Müdürlüğüne getirilip tazyik edilmiş veözel eşyaları biledidik didik edilmiştir.1939 yılında beraatle sonuçlanantevkiften dörtyıl sonra 1943 yılındabaşka bir engel daha çıkarırlar. Tevkiften de bir şey çıkaramayanlar1943 yılında Diyanet İşlerindeki bazı insanları da kullanarak vaizlikyetkisini elinden alırlar ve camilerde vaaz etmekten ali koyarlar.Süleyman Efendi bir yıl sonra 1944 yılında ikinci bir takip vearkasından da tevkife uğrar. Sulh Ceza Mahkemesi tutuklanmasına kararverir. Bu defa tabutluklardaki işkence 8 gün sürer. Burada binlercemumluk ampuller altında uykusuz günler geçirir. Arkasından Asliye CezaMahkemesi tarafından yine kefaletle tahliye ve sonuçta da yine suçsuzgörülerek beraat eder.Evet işte Süleyman Efendi böylebin birızdırap veçile ile talebelerokutup yetiştirmiş ve yetiştirdiği bu talebelerine “Evlatlarım!Görüyorsunuz dinin en garip olduğu bir devirde geldik. Ben sizi buncazor şartlar altında okuttum. Sizden para istemiyorum. Sizden istediğimtek şey şudur: Siz de gidip Anadolu’nun her yerine kurslar, yurtlaraçın ve ümmet-i Muhammed’in evlatlarına dininizi ve kitabınızı öğretin.”şeklinde vasiyetlerde bulunmuştur. 2.3. Kur’an Kursları’nın ResmenAçılmasındanSonraki Faaliyet veHizmetleri 1949’da resmi Kur’an kurslarınınaçılmasına izinveren kanunla,nizamlı, intizamlı, yerleşik olarak başlayan teşkilatlanmalar, 1950Demokrat Parti iktidarının getirdiği nispeten rahat ortamda hızlıinkişaf etti.1950’lere gelindiğinde oluşanserbestlik havasıiçinde, dînîfaaliyetler kısmen rahatladı. Ve 1951’de Konya Lezzet Lokantası sahibiMustafa Bey’in Çamlıca’daki evinin birinci katında ilk Kur’an kursuaçıldı. İlk resmi Kur’an kursu ise 1952’de Aziz Mahmud HüdayiHazretleri’nin çilehanesinin yanında bulunan bir binada ÜsküdarMüftülüğüne bağlı olarak faaliyete geçti.Devlet tarafından açılmasına izinverilen buKur’an kurslarındaKur’an’ın sadece yüzünden okutulmasına müsaade edilmişti. AncakSüleyman Efendi bu isim altında bütün dini ilimleri tam ve kamilşekilde öğretiyor, talebelerini gayet iyi yetiştiriyordu. Süleyman Efendi talebenin her türlederdiylebizzat meşgul oluyordu.Bir gün talebe başkanını çağırmış, yemeklerinin durumunu sormuşlardı.Talebe başkanı, “İyi efendim, aramızda biraz para da topladık. Onunlasirke aldım, yemeklerin yaninda domates salatası yapıp yiyoruz.”deyince, Süleyman Efendi iç cebinden çıkardığı dörde katlanmış bir 50lirayı başkana uzatarak, “Bir daha aranızda para toplamayın,ihtiyacınız olunca bana haber verin” buyurmuştu.O, daha önce de ifade edildiği gibi“talebedenpara alınmaz, talebeyepara verilir” düsturunun ve böyle bir merhametin sahibiydi. Talebeninihtiyacını bizzat kendisi temin ederdi. Vaizlik maaşı dahil, devlettenaldığı ücrete hiç dokunmayıp, talebelerine sarf etmişti.<>SüleymanEfendinin bütünfaaliyetleri tarassutaltındaydı. Sık sıktakibatlara uğruyor fakat o, bunlara fazlaca ehemmiyet vermiyor, dersokutmaktan ve Allah’ın dinine hizmet etmekten bir an bile geridurmuyordu. Bütün bunları yaparken ciddi sağlık problemleri de vardır.Yıllarca soğuk camii müezzinlikleri ve apartman bodrumlarında dersokuta okuta romatizmaya yakalanmıştır.Ayrıca bir şekerden rahatsızlığıvardır. Bir gün birtalebesi “Efendim! Herkesin rahatsızlığıyla meşgul oluyor,iyileşmelerine vesile oluyorsunuz. Biraz da kendi rahatsızlığınız ilemeşgul olsanız” dediğinde o şunları söylemiştir:“Evladım! Kendimeyirmi dakika ayırabilsem hiçbir rahatsızlığım kalmayacak. Fakat onubile ayıramıyorum.
Bu arada Süleyman EfendiAnadolu veİstanbul’dayetişen talebelerivatanın çeşitli yerlerine hizmete, talebe okutma ve halkı irşad etmeyegönderiyordu. Onlardan aldığı hizmet haberleri, en sevdiği şeylerdendi.Hepsini tek tek dinler, onları teşvik ederdi. Bir gün Prof. Dr. AsafAtaseven, Süleyman Efendi’yi ziyarete gittiğinde, Süleyman Efendininarkasında bazı yerleri işaretlenmiş bir harita görerek mahiyetinisormuş, o da bunların, açılan Kur’an kurslarının yerleri olduğunu ifadeetmişti. Talebelerininhizmete şevkle gitmesi onusevincegarkederdi. Bolu’dabir gün sonra hizmete dağılacak talebelere yaşlıca bir zat:“- Nereye gönderilsegider misiniz?”diye sormuş,talebelerin hepsiayni cevabi vermişti:“-Nereye olsa giderizçünkü Hz.Üstad bizi yalnızbırakmaz.”“-Siz Hz. Üstad’ıannenizdenbabanızdan daha mıçok seviyorsunuz?”“-Evet,biz Hz. Üstad’ıannemizden,babamızdandaha çok seviyoruz.” Bununüzerine o zat,hadiseyi EfendiHazretlerineanlatır. EfendiHazretleri de:“-Tabii... Anne babalarıonların budenî dünyayagelmelerine vesileolmuştur. Biz ise onları lem-i ervahtan alıyoruz, dünya, kabir, mahşerve sualden geçirip, cennet ve cemal-i İlahiye kadar götürüyoruz”buyururlar.1951yılında SüleymanEfendi,Şehzadebaşı’danKısıklı’ya taşındı veAvrupa yakasındaki talebelerin tedrisini damadı Kemal Kacar’a bıraktı.Bütün bu zorlu yıllar boyunca, Valide Sultan, Efendi Hazretleri’nedestek oluyor, sıkıntıları, zorlukları paylaşıyordu.
Sıkıntıların çok olduğu senelerinbirinde ValideSultan, “60 talebeninbir arada, huzur içinde, sıkıntısız olarak ders okuduğunu görürsem 60kurban keseceğim” diye nezretmişti. 1955’lerde sadece bir kursta 160talebe bir arada huzur içinde ders okuyordu. Valide Sultanımız da herhafta bir kurban kestirip talebeye ikram ettirmek suretiyle nezriniyerine getiriyordu.Süleyman Efendi, Anadolu’da kurs açmafaaliyetiüzerinde çok titizduruyor, bu işin manevi mesuliyetini de hesaba kattığı için hiçgevşeklik göstermiyordu. Yeni bir Kur’an kursunun açıldığı haberi geldimi sanki dünya onun oluyordu. Ders okutuyor veya sohbet ediyor olsabile ara verip hemen şükür namazı kılıyordu. Yetiştirmiş olduğutalebesini Anadolu’ya göndermek istediği zaman talebeleri de şevkle ohizmete talip olurlardı. Çünkü onlar üstadlarının gittikleri her yerdekendileriyle beraber olduğuna ve kendilerini yalnız bırakmayacağınainanırlardı. Onu annelerinden ve babalarından daha çok seviyorlardı.Bunun hikmetini Süleyman Efendi’ye soran Hacı Ahmet Şen’e EfendiHazretleri’nin verdiği cevap gayet manidardır: “Anne ve babalarıonların dünyaya gelmelerine sebeb-i zahiri oldu. Biz ise onları bualemden aldığımız gibi alem-i berzahtan, mahşerden, sırattan geçiripcennet ve cemal-i İlahiye kadar götüreceğiz.” Talebelerinin zevkle hizmete talipolmaları onuziyadesiylesevindiriyor, onlara dünya ve Ahiret saadeti için dualar ediyordu.Hizmete gönderdiği talebelerinin hepsi de üzerlerine düşen vazifelerieksiksiz olarak yerine getiriyordu. Dine, Kur’an’a, ezana susamış olanhalka hemen bir bütünlük içine girmişlerdi. Halk bu din, ilim, hizmetaşıklarını en samimi duygularla bağrına basmıştı.Aynı zamanda dahayrete düşüyorlardı.Çünkü bu talebelerin yaşları çok genç,hepsi dedelikanlı çağındainsanlar ama tabir-i caizse her biri bir iman kalesi ve ilim deryasıidiler. Nasibi olan Müslümanlar “Sizin hocanız kim? Sizleri yetiştirenzat kim? Beni ona götürür müsün” gibi ifadeleri sarf etmektenkendilerini alamıyorlardı. Bu hal clib-i dikkattir. Çünkü dahaemsalleri sokaklarda oynarken bu talebeler hakikat-i Muhammedikürsüsünden insanlığı hidayete erdirmek için inciler saçıyor, vaazediyorlardı.Büyük muharrir Necip Fazıl,butalebeleri“Son Devrin DinMazlumları” isimli eserinde şöyle destanlaştırmaktadır:“Süleyman Efendi, beni bugençlerletemasageçirmiş ve bahçemizdeyattığı halde farkında olmadığımız bir hazinenin keşfi gibi, hayretlekarşılık bir takdir duygusuna boğmuştur. Evet, o zamana kadar cansızbir ezber zemini üzerinde öne arkaya sallantılı, papağanvri birtekrarlama işinden ibaret zannettiğim ve İslam’ın, fezayı milyonlarcaprojektörle delici kainat görüşlerine yabancı saydığım Kur’an kurslarıfaaliyeti hayret ve saadetle gördüm ki: Gökten necaset yağan birdevirde üzerlerine tek kir bulaşmamış, zeka ve irfanları her inceliğeulaşmış güdücüler elindedir. Ve bu genç güdücüler mevki ve istikamettayini noktasından bütün dost ve düşman kutupları, doktorların sıhhatve marazı tanıdıkları gibi teşhis ehliyetindedir. Diyebilirim ki,Türkiye’de, Kur’an kursları topluluğu ayarında vahdet, merkeziyet vedavalarında salabet belirtici ikinci bir teşekkül mevcut değildir. Butopluluk, terbiyesini Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan’dan alanlarınveya alanlardan alanların tablolaştırdığı kadrodur ve bu tabloda şahıs,fikir, ilim, usul, her unsurun doğrudan doğruya bağlı olduğu tekmihrak, tek kelimeyle şeriattır. İşte bağlılıklarındaki kuvvete bumanayı verdiğim, bütün gençliğe tavsiyem gibi şeriatı bu manadaidealleştirmelerini ve şeriat aşkını bu manada şuurlaştırmalarınıbeklediğim ve kendilerini yeni iman neslinin en saf ve en temizdamarlarından biri saydığım Kur’an kursları topluluğuna yakınlığımburadan geliyor.”Ne hazindir ki, diyanetcamiasında bazılarıbu dinalimi ordusundanrahatsız olmuş ve onları diyanetten tasfiye etmek için değişik iftirave bühtanlar ortaya atarak kasıtlı senaryolar hazırlayıp kendilerinekamuoyu oluşturmaya çalışmışlardır. Üzülerek belirtmek gerekir ki herdevirde böyle iftiralara ve iftiracılara inanan ve ona taraftar olanlarçıkmıştır. Bu ve buna benzer iftiralarla kamuoyu karıştırılmış ve bugenç hizmet ordusunu diyanetten tasfiye işi başlamıştır. Yine Necip Fazılbu türinsanlarınmaksatlarını şöyle dilegetirmektedir:“Herkes pireler gibi deliklerinesaklanır veortaya çıkmazken tam 33yıl bu davanın çilesini çekmiş ve büyük meselenin nirengi noktalarınıgöstermiş biri olarak kaydedeyim ki; din öğreticiliği bahsindeSüleymancılar diye yaftalanan topluluğa dil uzatanlar ve onlarıköstekleyenler hakikatten uzak, sadece çekememe duygusuna bağlı,nefsine emin olmama uhdesinden gelen tepkilerden ibarettir. Bu da pekçoklarınca gayenin İslam değil, şahıs ve zümre hırsı olduğunun şaşmazifadesidir.2.4. Kur’an ve ArapçaTedris Usulü veTakipEttiği Yöntemler Süleyman Efendi ders okutmametoduolarak medreselerden farklıbirmetod uygulamıştır. O, bugün eğitimcilerin ısrarla uygulanmasınıistediği“talebeyi faal hale getiren, uygulama metodunu”kullanmıştır.Zira bu metod daha kalıcı olmakta ve daha kısa sürede daha yüksek verimvermektedir. Medreselerde takrir metodu uygulanıyor, hoca dersianlatıyor talebe de hocasını dinliyor ve bütün kitapları kuru kuruyaezberliyordu. Dolayısıyla beyinlere aşırı yük yükleniyor ve talebeyıllarca ders okuyordu. Süleyman Efendi ise bazı dersler hariçezberletme yapmıyor, dersi talebenin kendisini okutturuyor ve onuneksikliklerini tamamlıyordu. Bu sayede hem talebeye değer verildiğiiçin güven geliyor, hem de dersler uygulamalı olduğu için daha kalıcıoluyordu.Süleyman Efendi, dersleritercümekitaplardanöğretmek yerine emsiledenbaşlayarak bütün büyük ulemanın bilhassa Osmanlı medreselerinde takipedilen temel kitaplar vasıtasıyla İslamiyet’i kaynağından orijinal diliolan Arapça’dan okutmuş ve öğretmiştir. O, eser yazmak ile vakitgeçirmektense, yazılı olan eserleri okutup, insan yetiştirmeyi, onlararuh vermeyi tercih etmiştir. Osmanlı medreselerini kendine numuneolarak almış ve talebelerine Osmanlı’yı misal olarak göstermiştir. Yokolmaya yüz tutan, iman, itikat ve ibadetleri tekrar yeşertip yaşartmakve muhafaza edebilmek için İslam akaidinin ve ehl-i sünnet düşüncesinintemeli yani usul-ü dinde asil olan tahkiki, füru-u dinde asil olantaklidi öğretirken şerh-i akaidi günümüzdeki ve tarihteki sapıklıklarıtanıtmış ve dalalet fırkalarına düşmekten muhafaza etmiştir. Süleyman Efendi, medreselerde 15-20senede ancakokutulup öğretilenkitapları azami 3-5 senede okutmaya muvaffak olmuştur. Bunun sebebielbette ihlaslı zahiri gayretleri yanında manevi tasarruflarıydı. Onun“Cenaba-ı Hakk’ın yüz esmasının tasarrufları bize çevrildi. Bizbunlardan ancak bir tanesini kullanıyoruz. O da talebelerimizi çabukyetiştirmektir.” ifadeleri bu hakikati bildirmektedir. Onun ilim öğretme hususunda talebe ilenasılmeşgul olduğunu, onlaranasıl ders anlattığını Hacı Ali Şeker şöyle anlatmaktadır:“Bir gün Konyalı Hacı Mustafa EfendiileKısıklı’daki kursa gitmiştik.Efendi Hazretleri sohbet ederken bir ara talebeleri çağırdı. Nasıl dersokuttuğunu ve niçin çabuk meyveler alındığını bize şöyle gösterdi:Efendi Hazretleri gayet mülayim bir tavır ve kendine mahsus bir edaile; “- Oku bakayım evladım” dedi. Enbaştaki talebe dekitaptan ibareokumaya başladı. Ve kendi bildiği kadar mana verdi. Eksiklerini EfendiHazretleri tamamladı. O mevzuda ilave bilgiler verdi. Sıra ikincitalebeye gelmişti. Müteakip ibareyi o da okudu. Verebildiği kadar manaverdi. Talebeye yardımcı olabilmek için bazı hatırlatıcı sorular sordu.Talebe o soruların cevabını verdikten sonra önündeki ibareyi daha kolayçözmeye başladı. Talebe bir taraftan da hocasının önünde kendibilgilerini hatırlayarak ibareyi çözünce, iştiyaka geliyor ve dahailerisini okumak istiyordu. Bu esnada Efendi Hazretleri’nin mülayim birbaba gibi okşayıcı sesi yetişiyordu: “Sen oku evladım.. zamire dikkat et..ikincibaçtan okuyacaksın..naib-i faili unutma...”Biz bu ders okuma şekline hayran olmuştuk. Oyaşıma rağmen bende ders okuma iştiyakı doğdu.” Süleyman Efendi talebelerininezbercilik yerinedersin özünükavramalarına önem verirdi. İbarenin bütünü ve anlatmak istenenianlayabilmişlerse telaffuz ve irab hatalarına kızmaz, “dumanı doğruçıksın yeter” derdi. Halkadaki bütün talebeye ibare okuturdu. Bu yüzdentalebeler dersten önce derse hazırlanmış olarak gelirlerdi. Onun en önemli eğitim metodlarındanbiri desevgidir. O, talebelerinebir ana-baba şefkatiyle yaklaşıyor, onların her türlü dertleriyledertleniyor ve çaresi için maddi-manevi elinden gelen bütünfedakarlıkları gösteriyordu.Süleyman Efendi, bu şekilde Osmanlı’dakoskoca birmüessese olanmedreseyi tek başına yaşatmış ve halen talebeleri de onun bu usulünüdevam ettirmektedirler. Onun vefatıyla bu hizmetlerde ve ders okutmaşekillerinde aksama olmamış ve bunlar ondan alınan manevi terbiye vefeyzle sanki bugün ihdas edilmiş gibi tazeliğini ve orjinalliginikorumaktadır.2.5. Kurs ve OkulTalebelerine YardımDerneği Federasyonu Kur’an kursu faaliyetleri “Kur’anKursları Federasyonu” adıaltındaresmi olarak yürütülmektedir. Çeşitli evrelerden sonra bu federasyon“Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Derneği Federasyonu” adını alarakfaaliyetlerine devam etmektedir. Bu federasyonun bugünkü tüzüğünde yeralan bazı maddeleri, onların faaliyetlerinin boyutunu göstermesiaçısından burada kısaca zikretmek istiyoruz.Federasyonun şu andaki tüzüğüne göregayesi, kursve okul talebelerineyardim gayesiyle kurularak faaliyette bulunan bilumum üye derneklere vebunların himaye ettikleri talebelere maddeten ve manen yardımcı olmakve onları her bakımdan korumak, üye derneklerin faaliyetlerinde düzenliçalışmayı ve işbirliğini temin etmek, münferit olarak halline muvaffakolamadıkları meseleleri halletmede kendilerine yardımcı olmaktır.Federasyon bu gayeyi gerçekleştirmekiçin aşağıdabelirtilen hususlardaçalışmalar yapmaktadır:1. Üye derneklerin mevzuata göre hertürlü hak vemenfaatlerini korumakve üyeler arasındaki sosyal dayanışma ve yardımlaşma şuurunugeliştirmek için lüzum eden çalışmaları yapmak, tedbirleri almak.2. Üye derneklerin ve bunlarınilgilendikleritalebelerin haklarını vemenfaatlerini korumak, bunlara mevzuat dahilinde daha geniş haklar vemenfaat temini için gayret göstermek3. Millî, ananevî, örf ve adetlerimizeuygun,sosyal, ahlkî, manevî,iktisdî ve kültürel hususlarda gayr-i siyasi mahiyette ilmîkonferanslar, seminerler, toplantılar ve dersler tertip etmek, dergi,gazete ve broşür neşretmek suretiyle üye dernek mensuplarının vetalebelerinin kültür seviyelerinin yükselmesine yardım etmek.4. Üye derneklerden ihtiyacıolanlara,kendiimkanları elverdiğiölçüde, menkul ve gayri menkuller de dahil olmak üzere her türlü mal vepara yardımı yapmak. 5. Yukarıda sayılan hususlarıntahakkuku içingayri menkul mal edinmek,bina inşa ettirmek ve mezkur binaları ve müştemilatını hizmete açmak,bina ve daire kiralamak. 6. Binaların muhafazası için icap edenbakımı vetamiratı yapmak.7. Vakıf mevzuatına uygun olarakfederasyonungayesine uygun vakıfkurmak.Görüldüğü gibi talebe yurdufaaliyetleri bugünresmiyet yönünden deciddi esaslara oturtulmuş ve herhangi bir resmi engele mahal bırakmadanhizmete devam etmektedir. Bu topluluğun maddi ve manevi ruh mimarı olanSüleyman Efendi hakkında M. Necati Bursalı şöyle bir tespittebulunmaktadır: “Süleyman Efendinin en büyük hususiyetlerinden biri deşüphesiz ki Allah’ın kelamı olan Kur’an-i Kerim’e ettiği hizmetlerdir.Allah demenin bile yasak edildiği o karanlık günlerde bu işibaşarabilmek için insanda Uhud Dağı gibi yürek olması gerek. Büyükinsanların çileleri de büyük olur. Süleyman Efendi de pek çok ezalar,cefalar çekmiştir.O, hiçbir zulüm ve cefadan yılmadı.Kur’ancaddesinde ömür arabasınıson nefesine kadar sürdü.”Süleyman Efendi büyük birmücadele ve davaruhunasahipti. Onu,muasırlarında nadiren rastlanan bir aksiyon insanı olarak müşahedeediyoruz. Hatta sadece kendilerine değil, ondan feyz almış, rahle-itedrisinde bulunmuş nice talebelerinde dahi günümüzde ayni hasletimüşahede ediyoruz. Onun aksiyon cephesini ifade etmesi bakımındantalebelerine söylediği şu sözleri burada aynen zikretmek istiyorum:“Biz, ömrümüzde bir defa olsun sırtımızı yaslayıp rahat oturmadık,huzur-u İlhî’de böyle bir kaydımız yoktur. Allah (c.c) ve Rasulü bunaşahittir. Aklınızı başınıza alın.” Buradan da anlaşıldığına göre SüleymanEfendi,gecesi ve gündüzüylebütün ömrünü Ümmet-i Muhammed’e hizmet için tahsis etmiştir. O,“aklinizi başınıza alin” derken fani olan bu dünyada yapılacak en iyiişin Allah’ın dinine ve kitabına hizmet olduğunu, ümmet-i Muhammed’ihidayete erdirmek olduğunu tembih etmekte ve bu uğurda da talebeleriningece-gündüz çalışmalarını, zevk ü sefa peşinde koşmamalarınıistemektedir.Yine vazifelerinin ne olduğunuevlatlarınahatırlatan ve ömür boyuhizmet düsturları olan bir sözünü talebelerinden Mehmet Bozkır şöyleanlatmaktadır:“Evlatlarım! Bugün insanların pekçoklarıvadilerden akan sel gibicehenneme doğru hızla akmaktadırlar. Nasıl ki bir afet olur, dağdaderede sel ne bulursa alıp götürürse; dinsizlik, ahlaksızlık ve cehaletde insanları böylesine cehenneme götürüyor. İnsanlar bu seldenkendilerine lazım olanları kurtarmak için nasıl çırpınırlarsa; biz vebenim evlatlarım, ilim ve cihadla cehenneme gitmekte olan buinsanlardan elimizden geldiği kadar kurtarmaya çalışacağız.” <>Pekigünümüzde sayılarıüç binlerleifade edilenve dünyanın herköşesine yayılmış olan bu talebe yurtlarının (Kur’an kurslarının) maddiihtiyaçları nasıl karşılanıyor? Bazılarınıntabiriyle değirmeninsuyu nereden geliyor? Vaktiyle kimileri “BunlarMussolini’den parayardımı alıyorlar”demişler hatta bu mevzuda Alanya’da mahkemeye verilmişler. Günlercesüren asılsız dava beraat ile neticelenmiştir. Süleyman Efendi cemaati, halka hizmeti Hak’ahizmet olarak telakkietmişler ve maddi finansı da zekat ve öşür müessesini ihya ederekhalktan temin etmişlerdir. Zekat ve mahsulün zekatı olan öşür Allah’ınkullarına bir emridir. Süleyman Efendi bu husus üzerinde ısrarladurmuştur. Ayni hassasiyeti bugün talebeleri de göstermektedir.Talebeleri mahsullerin öşrünü İslam’da emredildiği şekliyle hesaplayıpgerekli olan yerlere vermekte ve diğer Müslümanların da öşürlerinivermelerine vesile olmaktadırlar. Bu şekilde bu kurslar zekat, öşür veyardımsever zenginlerin yardımlarıyla finanse edilmektedir.2.6. CezayirMüslümanları İçinEttiği Dua veKütahya-BursaHadiseleri

SüleymanEfendi dünyadaki bütünMüslümanların derdini kendinedertedinmişti. 1956’da Cezayir Müslümanları Fransızlara karşı istiklalmücadelesi verirken Türkiye hükümeti beynelmilel mahfillerdeFransızları desteklemiş ve Milletler Cemiyeti’ndeki oylamanınCezayirliler aleyhine neticelenmesinde etkili olmuştu. İslam dünyasındaTürkiye’ye olan itimadın, yıllarca sürecek şekilde, kaybedilmesinesebep olan bu politika on binlerce müslümanin kanının Fransızlarcaakıtılmasına da alet olmuştu.Cezayirlikardeşlerimizin sızısını içinde duyanSüleyman Efendi,dayanamamış, vaazlarda “Cezayirli kardeşlerimize hiç olmazsa duaedelim!” sözleriyle gönlünün feryadını aksettirmiştir. Bu dua üzerinedefaatle ifadesi alınmıştır.1956’larda tekrar baskı ortamıoluşmayabaşlamıştı. Zira rejimin sadecepartisi değişmiş, zihniyeti değişmemişti. Hükümet kendi kuyusunukazarak Müslümanlara nefes aldirmamaya başlamıştı. Küfrün en ağırzulümleri yine en ağır vazifeyi yüklenene geldi: Bursa’da düzmece Mehdihadisesi olarak bildiğimiz tertip... Namaz kılmasını bile bilmeyen birtakım kişiler,akşam vakti Ulu Camiyegeldiler. Ertesi gün Cuma namazında hutbe esnasında hadise çıkartıp,müdahale edenlere de saldırdılar. Yakalandıkları vakit, tertip gereğikendilerini Süleyman Efendinin gönderdiğini iddia ettiler.Bunun üzerine Süleyman Efendi, 59 günKütahyaHapishanesinde tutuldu.Lakin o, orada bile Kur’an-ı Kerim’e hizmetten geri kalmayıp nicemahkumların hidayetlerine vesile oldu. MahkemedeSüleyman Efendi tarafındangönderildiklerini iddiaeden kimseler,Süleyman Efendinin “hazirundan hangisi olduğu”nu bilemediler ve hakimtarafından kovuldular. Süleyman Efendi beraat etti ama 59 günlük hapsintelafisi mümkün değildi...Hapisten çıkınca “Efendim,rahatsızsınız birazdinlenin” diyenlere: “Tekeripatlayan şoför, tamir bitince kaybettiği vakti kazanmak için daha hızlıgider. biz de bu iki aylık kaybı daha fazla çalışıp kapatalım”buyurmuşlardır. (4)ULEMANINGÖZÜYLESÜLEYMANHİLMİ TUNAHAN HAZRETLERİ (5)
ÜstadBediüzzaman Said Nursi Süleymanefendi’nin yakın talebelerinden muhterem Mehmed Emrehocaefendi anlatıyor: “Sivrihisar’da vazifeye başladığım sıradaziyaretime gelen Emirdağ Müftüsü Mehmet Oral’a iade-i ziyarettebulunmak üzere Emirdağ’a gitmiştim. Bahsi geçen zat beni birkaç günmisafir etti. BediüzzamanSaid Nursi Hazretlerinin bu ilçede bulunduğunu öğreninceKur’an Kursu öğreticisi Hafız İbrahim ile birlikte üstadı ziyaretegittik.Bu muhterem zatın ikamet ettiği ev, Kur’an Kursu’nun tamkarşısındaydı.Sokak kapısından içeri girince elle yazılmış bir kağıdınkapısının arkasına raptedildiğini gördüm. Ve merak saikasıyla yaklaşıpokudum. Üstadınifadesiyle kaleme alınmış bulunan yazıda şöyle deniyordu: “Benyaşlı ve hasta bir Said’im. Beni ziyaret etmek isteyenler kitaplarımıokusunlar.Böylece daha çok istifade ederler.” ÜstadHazretlerinin hizmetinde bulunan Zübeyr, bizi görünce aşağı indive maksadımızı öğrenince kapının arasındaki kağıdı gösterdi. Ben “Oyazıyı siz gelmeden önce okudum. Buna rağmen ziyaret etmek istiyorum.Kabul etmezlerse geri gideriz” dedim. Yukarıya gidip geldi ve üstadınhuzuruna kabul edileceğimizi haber verdi, sevindim. Odadaniçeri girdiğimizde üstad,oturmakta bulunduğu karyolanın üzerindeiki dizi üzerine gelerek boynuma sarıldı. Ben de elini öpüp oturdum.Said Nursi hazretleri kendine mahsus şivesiyle ;“Müftüdeyince yaşlı,ihtiyar bir kimse tasavvur ediyordum. Sengençmişsin. Kimde okudun?” dedi. Ben: “Süleyman efendi hazretlerinde”cevabını verdim. Bunun üzerine; Üstad, “Ben kendini görmemişem.Fakat manen tanırım. Ulema-i su İslam dininin şerefini ayak altınadüşürdüler. Fakat o bunu minarenin şerefesi gibi yükseltti. Onu vetalebelerini okuduğum evradın sevabına ortak kılıyorum.” dedi. Pırılpırıl parlayan gözleri,zekasındaki fevkaladeliği yansıtmaktaydı.Bakışlarındaki maveralara uzanan bir ruh hasleti müşahede olunuyordu.Kemalatını aynelyakin müşahede ederek yarım saat kadar huzurundabulunduktan sonra duasını ve müsaadesini talep ederek ayrıldım.” (MehmedEmre-Hatıralarım.s:55-56-Erhan yay.) Bediüzzaman’ıntalebelerinden Mustafa Sungur şöyle bir hatıranakletmektedir: “16Eylül 1959 tarihiydi. Bediüzzaman Hazretleri aniden şiddetlerahatsız oldu. Bu rahatsızlığı üç gün devam etti. Gazete okumadığındanve radyo dinlemediğinden hâl-i âlemden haberi yoktu. Üç gün sonraİstanbul’dan Rüşdü Bey isimli talebesi geldi. Onu görünce hemen ahvâl-iâlemden ve İstanbul’da ne olup bittiğinden sordu. O da “Üstadım,Süleyman Efendi vefat etti” deyince, üstad birden kalkarak “Kardeşim,Şeyh Süleyman mı? Şeyh Süleyman mı?” diyerek dikkatle sordu. “Evetüstadım, Şeyh Süleyman” deyince Bediüzzaman şöyle dedi: “Kardeşim nezaman vefat etti?” Bu soruya verilen cevap bizi daha da hayretedüşürmüştü. Zira tam vefat ettiği saat Bediüzzaman hastalanmış ve bumanevi elemi hissetmişti. Bediüzzaman, devamla“Kardeşim,Allah rahmet eylesin, Allah rahmet eylesin, mübarek velibir zattı, mühim hizmetler ifa etti. Allah rahmet eylesin.” (Prof.AhmedAkgündüz-Arşiv belgeleri ışığında Süleyman HilmiTunahan-Osav yay.) Süleymanefendinin bendelerinden Arif Hikmet Köklü beyefendi14.09.2001`de şu enteresan hatırayı anlatmışlardır;Bazıkimseler Bediüzzaman Said Nursi aleyhinde neşriyattabulunuyorlardı.Onların tesirinde kalarak Şeyh Süleyman efendihazretlerine Biz Said Nursi`yi nasıl bileceğiz? diye sordum. BuBediüzzaman hazretleri Türkiye`de en sevdiğim zattırdediler.Yanından bir zat çıkıyordu,onu kast ederek Siz gelmeden öncebir zat gelmişti. Said Nursi hazretlerinin yanından gelmiş vesohbetinde bulunmuş. Sohbette bizim bahsimiz olmuş.Ayağa kalkarak: Nekadar sevap kazanmışsam yarısını Şeyh Süleyman efendiye veriyorumdediğini bize nakletti. Biz de o zata dedik:Biz de bu güne kadarsevap ve hayır namına ne kazandı isek hepsini Said Nursi hazretlerinehediye ediyoruz. Bunu kendisine bildirirsiniz....YineArif beyin nakline göre Süleyman efendi şöyle buyurmuş: SaidNursi`ye makamını bizzat Resulullah vermiştir.En yüksek dereceyeçıkmıştır.Hz.Allah`ın ilham ettiği şekilde yazacak,onun hizmeti de öyle......HalenHollanda`da bulunan Abdullah Tekin hocaefendi de şöylebir hatıra naklediyorlar: Risale-i nurları okumakla birlikte çeşitlihocaefendilerimizden dersler de alıyorduk. Hacı Süleyman efendihazretlerinden de uzun zaman ders aldık. Merhum bizim nurlarlairtibatımızı biliyordu.Bir gün yakın talebelerine; BediüzzamanHazretlerinin talebeleriyle aranızda zerre miktar bir ihtilafçıkarırsanız huzur-u ilahide iki elim yakanızdadır...Abdullah evladımıziki yerden feyiz alıyor.Bediüzzaman hazretleri o vazife ile tavzifedilmiş, biz de bu vazife ile tavzif edilmişiz. buyurdu. M.FethullahGülen Hocaefendi:Hocaefendibir makalesinde Süleyman efendi` için şunları yazmaktadır:Silistre`desoylu bir ailenin çocuğu.. Hoca oğlu hoca.. Rûhîzenginliğini İstanbul âfâkının irfanıyla kıvamına getirince, ciddî birvefa hissiyle maskat-i re`si olan beldeyi müderrisliklekucaklar.Onunlaalâkalı derin bir beklenti içinde bulunan ailefertleri,etrafını saran talebe, dost ve kardeşlerinin sadâkat vevefâsında onun misyonunu ve yarınlarını görür, talihlerine tebessümleryağdırırlar. SüleymanEfendi, aksiyonu önde, eşine ender rastlanır yorulmabilmeyen bir mücâhede insanıdır. Hayatı boyunca, ehl-i sünnetve`l-cemaat düşüncesinin sadık ve kararlı bir müdâfii olarak yaşamış..dinî duygu ve dinî düşüncenin üst üste sarsıntılar yasadığı bir dönemdesath-ı mücadele demiş; dinî düşünce ve tarih şuurunu bir kanaviçegibi kullanarak, ruhumuzun dantelsini örmüş.. bir baştan bir başaülkenin her yanında açtığı kurslar, yurtlar ve pansiyonlarlagönüllerimize varlığımızın esaslarını duyurmaya çalışmış.. ruhların veruhânilerin tayerân ettiği âleme yürüyeceği âna kadar da, bu misyonunuedadan geri durmamıştır.. Ben,şu birkaç satırla bu büyük hareket adamını anlatma iddiasındadeğilim; olamam da. Bu kadar az bir zaman içinde, Edirne`den Ardahan`akadar, ülkenin her yanını, hem de engellemelere rağmen, ilim ve irfanlabezeyen bir ruh ve mânâ insanını anlatmak, değil birkaç paragrafla,mücellitleri bile aşan bir mevzudur.(Ruhumuzun heykelini dikerken adlıeserinden) Hocaefendiİzmir`de 1970`li yıllarda yaptığı bir sohbetinde bir sorumünasebetiyle Süleyman efendiden şöyle bahsetmektedir:. Benimbildiğim bir şey var, Türkiye`nin en hücra yerlerine, en ücraköylerine, dere dibindeki nahiyelerine, beldelerine, karyelerine kadarbu memleketin karanlık gecesinde bir tek şafağın çakmadığı günlerde,Süleyman efendi merhumun talebeleri gitti, Kur’an Kursu açtı, vatanevladına Kur’an öğrettiler.İmam hatip yoktu, enstitü de yoktu, başkadini müessese de yoktu, İlahiyat da bir tane adam çıkarmıyordu. Müftüoldu, vaiz oldu, imam oldu, Kur’an Kursu muallimi oldu bu işin biryönüydü, böyle bir sâyi hafife almak bir mü`min için caiz değildir..Amasen daha makul, daha sistemli, devrin dönen çarklarına daha muvafıkbir hizmet şekli biliyorsan, çık Allah rızası için hizmet et, seni deileride gelecek nesiller hizmetinle alkışlasın, dualarıyla yadetsinler. Fakat hizmet etmiş, görünüşü itibarıyla büyük işler yapmışkimselerin tan ve teşniini açık-kapalı ifade ve işmam eder şeylerdeniçtinap etmek lazım. Hususiyle büyük hayırlara medar olmuş kimseleriyapacağımız şey, sadece hayırla yad etmektir, içimizi aşamıyorsak enazından hayırla yad etmektir. Saniyen, benim hayranı olduğum bir hususvar, bunu da belki elli defa nakletmişim. İnsanlıktarihinde diyorum, Aleyhissalatü vesselamdan sonra,aksiyoner olarak gördüğüm bir-iki şahıs var, bir tanesi de Tuna boyluSüleyman Hilmi efendidir. Başka hususlarını nakletmeyin ama, biraksiyoner görmek istiyorsanız ona bakacaksınız. MehmedKırkıncı Hocaefendi Buzat daha ne yapsın ki? Almanya’da ve yurtta her vilayette bu kadarKur’an kursları var. Her çocuğu Kuran’a bağladı. Arapça’yı sevdirdi.Tedrisatı sevdirdi. Bu kadar insanin kalbini Kuran’a bağlamak HilmiTunahan’a nasip oldu. Allah ondan razı ol. (Aksiyon dergisi-sayı-37) MehmedKırkıncı Hoca, dersiamlardan Dursun efendi’nin Süleyman efendihakkındaki bir sözünü de şöyle anlatmaktadır: “1970’liyıllardadersiâmlardan ve Mahmud Efendi’nin hocası olan Of’luHacı Dursun Efendi, Erzurum’daki Kümbet Medresemizi ziyaret etmişti.Her yönüyle büyük bir alim olan Dursun Efendi’ye herkesi sordum ve o daanlattı. Mesele Silistre’li Süleyman Efendi’ye gelince aynen şucümleleri söyledi: “Süleyman Efendi de dersiâmdır; ancak o Allah’ınhususi bir inayet ve ihsanına mazhardır ve akranlarından farklı birsimadır. Başından beri onun böyle olduğunu hissediyorduk.”(AhmedAkgündüz.age.)
EMEKLİPİLOT ALBAYKEMAL SEZGİN BEY ÜSTAZINI ANLATIYOR (6)25YIL PİLOTLUK YAPTIM. ÇOK TEHLİKELİ ANIMDA O’NDAN İSTİMDÂD ETTİM.ALLAH’IN LÜTFÜYLE İŞTE BUGÜN YAŞIYORUM.EfendiHazretleri hakkında hatıralarım pek çok. Bir tanesini anlatayım: DedemFevzi Bey emekli binbaşı idi. Bende bir zamanlar onun yanındakalıyordum. Dedem çok sade bir hayat yaşarlardı. Hatta bir odası vardı.Orada devamlı ibadet,zikir ve fikirle meşgul olurdu. Odasında bazı kerekilim veya halının üzerinde yatardı. Odası öyle pek mutazam değildi.Bir gün Efendi hazretleri yine dedemin evine teşrif ettiler. Bizdeordaydık. Efendi hazretleri: “Oh maşallah! Odan ne kadar güzel,süslü!” diye dedeme iltifatta bulundular. Biz şaşırdık, oda okadargüzel ve süslü değildi. Neden böyle dedi diyesözündeki inceliğianlayamamıştık. Efendi hazretleri gittikten sonra dedeme sorduk: dedemdedi ki: “Evladım Efendi hazretleri odanın zahiri görüntüsündenbahsetmedi. O, içerisinde zikir ve ibadet yapıldığı için manen süslüolduğunu gördü de onun için böyle buyurdu.” Öyledir. İbadetyapılan yerler manen çok güzeldir ve çok süslüdür. Ama onu kalp gözüaçık olanlar görür ve bilir. Bir gün yinededem banaşöyle birhatırasını anlattı: Efendi hazretleri İstanbul’un çeşitli camilerindeve bu meyanda Üsküdar’da vaaz ediyordu. Üsküdar’da Aziz Mahmud-u Hudai(K.S.) o camide vaaz vermişler. Vaazdan sonra cemaat çıkıp gider ve biro imamla birde dedem kalır. Dedem o imam ve Efendi hazretleri AzizMahmud-u Hudai’yi ziyarete gitmişler. Efendi Hazretleri türbenin birtarafında bir müddet murakabede kaldıktan sonra dedemle imamda arkadabekliyorlarmış. Dedem diyor ki: “Efendihazretleri uzun müddet murakabede kaldıktan sonra bize döndü ve imamaşöyle dedi. Aziz Mahmud-u Hüdai hazretleri buyuruyor ki: Sen zamanzaman imamlığı başkalarına bırakıyorsun? Biz onu buraya seçtik degetirdik. İmamlığı başkalarına bırakmasın! Bir mazeret dolayısıylanamazı başkasına bırakırsa o namazın parasını namazı kıldırana vermesilazım. Veya helalleşmesi gerekir.Aksi halde kıldırmadığı namazlardandolayı alacağı para ona haram olur. Haram para yiyen imamı da bizburaya bırakmayız. Biz onu seçtik de getirdik. Söyle de dikkat etsin..!Bunları duyan imam efendi hüngür hüngür ağlamayabaşlıyor ve Efendi hazretlerinin ellerine, ayaklarına kapanıyor. Böyledaha bir çok hatıraları vardır. Yine başka birhatıraşöyle: Bunuben bizzat kendi gözlerimle görmedim ama, Efendi hazretlerine çok yakınbir büyüğümüzden işittim. Efendi hazretleri irtihal buyurdukları zamandefin ruhsatı için bir doktor çağırıyorlar. Doktor Müslümanlıkla pekyakın ilgisi olan birisi de değil. Doktor geliyor.Efendihazretlerinin üzerindeki çarşafı kaldırıp göğsünü açıp bakıyor. DoktorEfendi hazretlerinin üzerini açar açmaz bir de ne görsün!Efendi hazretlerinin bütün vücudu nur saçıyor. Bunu gören doktor, biracayip oluyor ve kendisini tutamıyor. Orada Efendi hazretlerininayaklarına kapanmış ve şöyle demiş: “Senisağlığında tanıyamamışım! Sen evliyaların evliyasısın!...İştedefin ruhsatı vermek için ona bakmaya gelen bir doktorun onunbüyüklüğünü görünce ağlamaktan ve onun ayaklarına kapanmaktan kendinialamamıştır.Zaten Efendihazretleri pekkeramet göstermek istemezlerdi. Şöyle buyururlardı: “Evlatlarım! En büyük keramet, ümmetiMuhammedin kalbine iman,nur ve feyizaşılamaktır.” Onun için daimakeramet göstermekten kaçınırlardı. Onun en büyük gayreti dine hizmetümmeti Muhammedi düşmüş olduğu bataklıktan kurtarmak ve onlara iman veahlak vermekti. Hayatı boyunca bunun mücadelesini vermişti. Korkmadanyılmadan bütün varlığını bu yolda harcamıştır. İşte onun en büyükkerameti dine olan hizmetidir. Bundan daha büyük kerametdüşünemiyorum.Bugün eserleri meydandadır. Dünyanın her yerinde onuneserlerine rastlamak mümkündür.Efendihazretlerinin hizmetverdiği devirler çok korkunç ve tehlikeli devirlerdi. Hiç kimse bu işecesaret gösteremedi. Herkes korkudan ne yapacağını şaşırdı. Birçoklarının kaçacak delik aradıkları o korkunç devirde Efendi hazretlerihiç durmadan, korkmadan ve yılmadan hayatı boyunca Din-i Celil-iİslam’ı okuttu, öğretti ve din alimi yetiştirdi. Nasıl anlatayım.Yetişen nesiller tamamen cahil ve din duygusundan mahrumolarak yetişiyorlardı. Ben vazifeli olarak bir çok yerlere gittim.İngiltere ve Amerika’ya gittim. Oralarda Hıristiyanların dinlerine neşekilde bağlı olduklarını gördüm. Bizden giden müslümanlar oralarda çokzayıf kalıyordu. Hatta bizim Türklerden birisi Amerika’ya gidip ordabir hıristiyan kızıyla evlenmiş ve kızı kendi dini ile alenen ibadetyapıyordu. Fakat müslüman olan erkek bir şey bilmediği için neyapacağını şaşırmıştı.Kendisiyle alay etmişlerdi. Öyle ya,Hıristiyansan kiliseye gidersin, müslümansan camiye.... Sen hiçbirisine gitmiyorsun, o halde nesin? Diye.. Adam çok utanmış ve bizdenilmihal kitapları istemişti. “ Aman ne olur bana namaz kılacak kadarbir şeyler öğrenebilmem için bazı dini kitaplar gönder” diyeyalvarmıştı. İşte Efendihazretlerimüslümanların dini bakımdan bu kadar zayıf olduğu devirde dini ihyaetmeye çalışmıştır. Cenaze namazı kıldıracak hoca kalmamıştı. Böyle birdevirde hem de ne zahmetler çekerek dine hizmet etti. Hatta Efendihazretleri üç gün kadar dedemle de nezarete alındılar. Bunun gibi dahabir çok sıkıntı ve zahmetlere katlanmış fakat hiçbir zaman yılmamıştır.Ölünceye kadar bu vazifeyi devam ettirmiştir.Hatta dedemanlatırdı. OzamanlarEfendi hazretleri çeşitli yerlerde sohbetler yapardı. İsmet İnönü’nünkardeşi Ahmet beyde Efendi hazretlerinin sohbetine gelirlermiş. Bütünsohbetlerinde Efendi hazretleri polis nezaretinde tutulurmuş, yanipolis onu devamlı takip edermiş.Ben Efendihazretlerini arasıraziyarete giderdim. Bana haber gönderdi ki; “Beni fazla ziyaret etmesin,belki kendisine (yani bana)bir zarar gelir diye.” Bu kadarsıkı takipediliyordu. Bu şartlar altında hizmet verdi ki, her zaman ölüm, hapisve ceza tehdidi altındaydı. Sağlığında çok güç şartlar altında hizmetediyorlardı, ama hamdolsun şimdionun talebeleri çok daharahat, onun yolunu devam ettiriyorlar. Efendihazretlerinin batınıhallerinden biz ancak anlayabildiğimiz kadar bahsederiz. Onu tam olarakanlamamız ve anlatmamız mümkün değildir. Ben üç dört tane imtihankazanmıştım. Ve mutlaka Amerika’ya gitmem gerekiyordu. Fakat bütünçalışmalarımıza rağmen bir türlü buna muvaffak olamadık. Bir yandanmutlaka Amerika’ya gitmem gerekirken, diğer yandan bir türlü tayinemrim çıkmıyordu.Kendi kendimeüzülüyor vedüşünüpduruyordum. Bir defasında da şöyle düşündüm: “Ah efendi hazretleri sağolsaydı da kendilerine sorsaydım. Amerika’ya gidebilecek miyim,gidemeyecek miyim?” Ki, ben bu durumla karşılaştığım zaman Efendihazretleri irtihal etmişler ve irtihallerinden sonra bir sene geçmişti.Ben böyle düşünürken, hemen o akşam rüyamda kendisini gördüm. Rüyadabana aynen şöyle dedi. “Merak etme evladım, yakında gideceksin” Aradanüç-dört gün geçti ve hemen bizim tayin emrimiz çıktı.Böylece bizAmerika’ya gittik. Daha böyle nice hatıralar...Küçükkenrahmetli annembana şöylederdi: “Oğlum sıkıştığın zaman Abdülkadir Geylani Hazretlerinden veEfendi hazretlerinden yardım iste” Zaten Efendi hazretleri Nakşi olduğukadar da kadiri kolundan tasarruf sahibiydi.Ben de 25 senepilotlukyaptım.Tabii havada uçuyorsun. Hava bozuk oluyor, nice tehlikelerlekarşılaşırsın. Öyle an olur ki, Allah ile başbaşa kalırsın. Başka kimsebulamazsın. İşte ben çok tehlikeli anlarda bile, efendi hazretlerininçok büyük yardımlarını gördüm. Ve hamdolsun hiçbir şey olmadan yirmibeş sene bu vazifeyi yaptım. Hayatım boyunca onun yardımlarını gördüm.Onun büyüklüğünü nasıl anlatayım...Çocuklarıgörünce onlarıçokseverdi. Onları okşayıp gönüllerini alırdı. Bizleri görünce çoksevinirlerdi. Bunlar bugün bu kelimelerle anlatılmaz...Kaynaklar 1)Hadîkatü`l-Evliyâ; s.123-127
2) Özel Not 3)Süleyman Hilmi Tunahan, www.silistrevi.org
4) ManeviDünyamızda İz Bırakanlar, Ali Demirel,www.cevaplar.org
5)UlemanınGözüyle Süleymen Hilmi Tunahan Hazretleri, Salih Okur,www.cevaplar.org
6)Büyük Müceddid İçin Ne Dediler?,25Ekim 1978 tarihli UFUK Gazetesi, www.silistrevi.org

Ana Sayfa




Yazdır




SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3781)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2066)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2039)
BABA TÂHİR URYÂN (1990)
HACI DURSUN EFENDİ (1889)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1675)
ARAB BABA (1631)
MERKEZ EFENDİ (1562)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1554)
BEHRULLAH EFENDİ (1500)

En Son Okunanlar

SÜLEYMÂN ÇELEBİ (276)
ALİ HAFIZ (314)
AHMED BİN HÜSEYİN AYDERÛSÎ (251)
SÜLEMÎ (264)
SÜFYÂN BİN UYEYNE (273)
SÜFYÂN-I SEVRÎ (261)
SÜFYÂN BİN ABDULLAH YEMENÎ (276)
ABDÜLULÂ (284)
SUMÂDÎ (298)
FAHRİ EFENDİ (Kulu) (305)

Rastgele

SULTÂN-ÜL-ULEMÂ BEHÂEDDÎN VELED (307)
ABDULLAH-I GÜRCİSTÂNÎ (258)
ABDÜLAZÎZ DEBBAĞ (867)
SUMÂDÎ (261)
SÜFYÂN BİN ABDULLAH YEMENÎ (276)
SÜFYÂN BİN UYEYNE (273)
ABDÜLHAY (434)
ALİ MÜTTEKÎ EL-HİNDÎ (272)
HAYREDDÎN HALİL BİN KÂSIM (284)
BÂKILLÂNÎ (260)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012