Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

ŞEYH-ÜL-MEŞÂYIH BEHRÂM (347)
BEHİŞTÎ (297)
EBÛ BEKR AYDERÛS (273)
ABDÜLKÂHİR SÜHREVERDÎ (313)
ABDULLAH İBNİ VEHB (284)
HÜSÂMEDDÎN NAKŞÎ (286)
MUHAMMED CEVÂD (277)
PÎR ALİ EFENDİ (Ali bin Nasûh) (385)
EŞREFOĞLU RÛMÎ (431)
AKŞEMSEDDÎN (401)
ÜRYÂNÎ MEHMED DEDE (254)
ŞÂFİÎ (246)
BAHŞÎ (337)
AHMED BİN HADRAVEYH (430)
EBÛ ABDULLAH-I RODBÂRÎ (401)
SEYYİD HASAN BERZENCÎ (731)
ABDÜSSELÂM BİN MEŞÎŞ HASENÎ (351)
HÂRİS EL-MUHÂSİBÎ (273)
MEVLÂNÂ SEYYİD HASAN (265)
Nİ’METULLAH GEYLÂNÎ (342)
ZÂHİD (308)
EBÜ`L-ABBÂS MÜSTEGÂNİMÎ (229)
ŞEYH İBNİ NÛH (246)
AYNÎ DEDE (247)
DURSUN FAKİH (Tursun Fakih) (527)
SARI ABDULLAH EFENDİ (403)
HÂCE MUHAMMED BİN EBÛ AHMEDEL-ÇEŞTÎ (314)
MAHMÛD KEFEVÎ (281)
MUSTAFA BEKRÎ (476)
ALİ BİN MUHAMMED (278)
TAKIYYÜDDÎN HISNÎ (293)
AHMED ŞEYBÂNÎ (267)
SÛFÎ ALLAHYÂR (271)
ATÂ BİN MEYSERE EL-HORASÂNÎ (286)
AHMED BEHLÜL (277)
DEDE MOLLA (351)
RİSLÂN DIMEŞKÎ (282)
FÂTIMA BİNTİ MÜSENNÂ (360)
KÂDI MUHAMMED ZÂHİD (299)
MUHAMMED SAÎD (309)


  

VEYSEL KARANİ





VEYSEL KARANİ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Peygamberefendimiz zamânında yaşamış büyük velî. İsmi Üveys bin Âmirel-Karnî`dir. Yemen’in Karn köyünde doğdu. Doğum târihibilinmemektedir. 657 (H.37) târihinde şehîd edildi. Peygamberefendimizin sağlığında müslüman oldu. Fakat görmediği için Sahâbîolamadı. Peygamber efendimiz zamânında Medîne’ye gelmedi. Tâbiîninbüyüklerinden olduğu hadîs-i şerîfte bildirildi. Hazret-i Ömer’inhalîfeliği sırasında Medîne’ye geldi. Çok alâka ve hürmet gördü.Önceleri kendi memleketi Yemen’de yaşadı. Sonra Basra`ya gitti.

Veysel Karânî hazretleri,Yemen’de ikendeve güder, geçimini onunla temin ederdi. Geçimi, yaşaması pek sâdeydi.Hasta, âmâ ve ihtiyar annesinden başka kimsesi yoktu. Güttüğü develeriçin belli bir ücret istemez, ne verirlerse kabul ederdi. Fakirolanlardan hiç ücret almazdı. Aldığının yarısını sadaka olarakfakirlere dağıtır, kalanını da kendi ihtiyaçlarına ve annesine harcardı.

Müslüman olduktan sonra bütünömrüboyunca sevgili Peygamberimizin aşkı ile yanıp tutuştu. Bir an bileRabbini unutmadı. Kulluğunda o dereceye yükseldi ki, her hâli, herhareketi ve her sözü insanlara ibret ve nasîhat oldu. Kimsedenincinmemiş ve kimseyi incitmemiştir. Onun en önemli vasfı; Peygamberefendimize olan aşkı, ibâdete canla başla devâmı ve annesinesaygısıdır. Annesine çok hizmet edip, hayır duâsını aldı. Resûlullahefendimizi görmeği çok arzu ediyordu. Defâlarca Peygamber efendimizigörmek için annesinden izin istedi. Annesi, kendisine bakacak kimsesiolmadığı için izin veremedi.

Peygamber efendimiz; Üveys-iKarnî,ihsân ve iyilikte Tâbiînin hayırlısıdır.” buyurdu. Resûlullahefendimiz, zaman zaman mübârek yüzünü Yemen tarafına döndürür ve; “Yementarafından rahmet rüzgârı estiğini duyuyorum.” buyururdu. “KıyâmetteAllahü teâlâ Üveys sûretinde yetmiş bin melek yaratır ve Üveys’ionların arasında Arasat’a götürürler. Cennet’e gider ve Allahü teâlânındilediği (bildirdiği)nden başka mahlûk hangisinin Üveys olduğunubilmez.” “Ümmetimden bir kimse vardır ki, Rebî’a ve Mudarkabîlelerinin koyunları kıllarının adedince kişiye kıyâmette şefâatedecektir.” buyurdu. Arabistan’da bu iki kabîlenin koyunları kadarkimsenin koyunu olmadığı söylenmiştir. Eshâb-ı kirâm; “Yâ Resûlallah,bu kimdir?” dediler. Peygamber efendimiz; “Allah’ın kullarındanbiri.” buyurdu. Biz hepimiz kullarız, ismi nedir? dediler. “Üveys.”buyurdu. Nerelidir? dediler. “Karnlıdır.” buyurdu. O sizi gördümü? dediler. “Baş gözü ile görmedi.” buyurdu. Hayret, size bukadar âşık olsun da, hizmet ve huzûrunuza koşup gelmesin! dediler. “İkisebepten: Biri hallerine mağlubdur. İkincisi ise benim dînimebağlılığından dolayıdır. İhtiyar bir annesi vardır. Îmân etmiştir.Gözleri görmez, el ve ayakları hareket etmez. Üveys gündüzleri deveçobanlığı yapar, aldığı ücreti kendisinin ve annesinin nafakasınaharcar.” buyurdu. Biz onu görür müyüz dediler. Hazret-i Ebû Bekr’e;“Sen onu kendi zamânında göremezsin.” Ama hazret-iÖmer vehazret-i Ali’ye; “Siz onu görürsünüz. Sol böğründe ve avucununiçinde bir gümüş miktarı beyazlık vardır. Bu baras hastalığı beyazlığıdeğildir. Ona varınca, benim selâmımı söyleyin ve ümmetime duâ etmesinibildirin.” buyurdu.

Veysel Karânî hazretlerigece-gündüzibâdet ve tâatle vakit geçirirdi. Kendini halktan gizlerdi. İlkzamanlar herkes ona dîvâne gözü ile bakıyordu. Sonradan onunbüyüklüğünü anladılar, çok ikrâm ve hürmet göstermeye başladılar. Bununüzerine, annesinin vefâtından sonra Karn köyünden çıkıp Kûfe şehrinegitti.

Peygamber efendimizin vefâtıyaklaşınca,hırkanızı kime verelim? dediler. “Üveys-i Karnî`ye verin.”buyurdu. Resûlullah’ın vefâtından sonra hazret-i Ömer ile hazret-i AliKûfe’ye geldiklerinde, Ömer (radıyallahü anh) hutbe esnasında; “EyNecdliler, kalkınız!” buyurdu. Kalktılar. Aranızda Karn’dan kimse varmıdır? buyurdu. Evet dediler ve birkaç kişiyi ona gönderdiler. Hazret-iÖmer, onlardan Üveys’i sordu. Biliyoruz. O, sizin bildiğinizden pekaşağı bir kimsedir. Dîvânedir, akılsızdır ve insanlardan kaçar bir hâlivardır, dediler. “Onu arıyorum, nerededir?” buyurdu. Arne vâdisindedevelerimize çobanlık yapmaktadır, biz de karşılığında ona akşamyiyeceği veririz, saçı-sakalı karışıktır, şehirlere gelmez, kimse ilesohbet etmez, insanların yediğini yemez; üzüntü ve neşe bilmez.İnsanlar gülünce, o ağlar; insanlar ağlayınca o güler dediler. “Onuarıyorum.” buyurdu. Sonra hazret-i Ömer’le hazret-i Ali, onun olduğuyere gittiler. Onu namaz kılar gördüler. Allahü teâlâ, develerinigütmesi için bir melek vazifelendirmişti. Namazı bitirip selâm verince,hazret-i Ömer, kalktı ve selâm verdi. Selâmı aldı. Hazret-i Ömer;“İsmin nedir?” diye sordu. “Abdullah, yâni Allah’ın kulu.” dedi.“Hepimiz Allah’ın kullarıyız; esas ismin nedir?” diye sordu. “Üveys”dedi. “Sağ elini göster.” buyurdu. Gösterdi. Hazret-i Ömer; Peygamberefendimiz size selâm etti. Mübârek hırkalarını size gönderip; “Alıpgiysin, ümmetime de duâ etsin.” diye vasiyet buyurdu, dedi.

“Yâ Ömer! Ben zayıf, âciz vegünahkâr birkulum. Dikkat buyur, bu vasiyet başkasına âid olmasın?” deyince; “Hayıryâ Üveys, aradığımız kimse sensin. Peygamber efendimiz senin eşkâlinive vasfını belirtti.” cevâbını verdi.

Bunun üzerine, Hırka-i şerîfihürmetlealdı, öptü, kokladı, yüzüne gözüne sürdü. Sonra; “Siz burada bekleyin.”dedi. Yanlarından ayrıldı. Biraz ileride hırkayı yere bırakıp, yüzünüyere koydu. Cenâb-ı Hakk’a şöyle duâda bulundu:

“Yâ Rabbî! Sevgili Peygamberefendimiz,ben fakir, âciz kuluna hazret-i Ömer ve hazret-i Ali ile Hırka-işerîflerini göndermiş.” dedi. Günahkâr olan bütün müslümanların affıiçin duâ etti. Bir çok günahkâr müslümanın affolduğu bildirilince,Hırka-i şerîfi hürmetle giydi.

Veysel Karânî hazretleri,kendisine hırkaverildikten sonra Yemen’den Kûfe’ye gitti. Kûfe’ye gittikten sonra çokaz kimse onu görebildi. Görenlerden biri Harem bin Hayyan’dır. Harembin Hayyan anlatır: Üveys’in şefâatinin ne derecede olduğunu bildirenhadîsi işitince, onu görmek istedim. Kûfe’ye gidip, onu aradım. NihâyetFırat Nehri kenarında abdest alırken buldum. Daha önce hakkındamâlûmâtım olduğundan onu tanıdım. Selâm verdim. Selâmımı aldı. Banabaktı. Müsâfeha etmek istedim, elini vermedi. “Allah sana merhameteylesin, seni bağışlasın ey Üveys, nasılsın?” dedim. Onu o kadarsevmiştim, ona o kadar acımıştım ki ağladım. Çünkü çok zayıftı. O daağladı ve; “Allah sana hayırlı ömür versin, ey Harem bin Hayyan!Nasılsın ey kardeşim! Beni sana kim gösterdi?” dedi. İsmimi ve babamınismini nasıl bildin ve hiç görmeden beni nasıl tanıdın? dedim. “Herşeyi bilen ve her şeyden haberi olan bana bildirdi. Rûhum senin rûhunutanıdı. Çünkü müminlerin rûhları birbirlerini tanırlar, birbirlerinigörmeseler de!” dedi.

Resûlullah efendimizden banabir haberver, dedim. “Ben onu görmedim, O’nun haberini başkalarından işittim.Hadîs yolunu kendime açmayı istemem. Muhaddis, müftü veya müzekkirolmayı istemem. Benim meşguliyetim vardır. Bunlarla uğraşamam.” dedi.Bana bir âyet okuyun. Sizden duyayım dedim. Elimi tuttu. Eûzü besmeleokudu ve çok ağladı. Sonra; “Cinleri ve insanları beni tanımaları,ibâdet etmeleri için yarattım.” (Zâriyât sûresi: 56) “Gökü,yeri ve ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadım.” (Enbiyâsûresi: 16) meâlindeki âyet-i kerîmeleri okudu. Sonra bir feryad etti.Aklının gittiğini sandım. Sonra; “Ey Hayyân’ın oğlu, sen buraya niçingeldin?” dedi. Seni tanımak, seninle sohbet etmek arzusu ile dedim.“Bir kimsenin Allahü teâlâyı tanıdıktan sonra, herhangi bir kimse ileahbablık etmek istemesine hiçbir zaman bir mânâ veremem.” dedi. Banavasiyet, nasihat et dedim. “Yattığın zaman ölümü yastığının altındabil. Kalkınca da karşında bulundur. Günahın küçüklüğüne değil, onunlaâsî olmaklığının büyüklüğüne bak! Günâhı küçük tutarsan, onu yasak edenRabbini küçük tutmuş olursun. Onu büyük tutarsan, Rabbini büyük tutmuşolursun.” dedi. Nereye yerleşmemi tavsiye edersin? dedim. “Şam’a” dedi.Orada geçim nasıldır. dedim. “Şüphenin ağır bastığı şu kalbe yazıklarolsun, nasihat kabul etmez.” dedi. Bana bir tavsiyede daha bulun?dedim. “Ey Hayyân’ın oğlu! Baban öldü, Âdem aleyhisselâm, Dâvûdaleyhisselâm, Muhammed Resûlullah öldüler. Halîfesi Ebû Bekir öldü.Kardeşim Ömer öldü. Ah Ömer!.. Ah Ömer!..” dedi. Allah sana rahmeteylesin, hazret-i Ömer ölmemiştir dedim. “Allahü teâlâ, onun öldüğünübana bildirdi.” dedi. Salevât okuyup, kısa bir duâdan sonra şu vasiyetiyaptı: “Ben ve sen, ölülerdeniz. Allah’ın kitabını ve onda bildirilensırât-ı mustakîmi, doğru yolu elden bırakma ve ölümü bir an unutma!Kavmine ve akrabâna varınca onlara nasihat et ve Allah’ın kullarınaöğüt vermekten geri durma. Ehl-i sünnete uymaktan bir adım ayrılma ki,dînini kayıp edersin de haberin olmaz ve Cehennem’e düşersin.” Birkaçduâ daha etti, sonra; “Git Harem bin Hayyan, bir daha ne sen beni gör,ne de ben seni! Beni duâ ile hatırla, ben de seni duâ ile anarım. Senbu taraftan git, ben de şu taraftan gideyim.” dedi. Bir zaman onunlagitmek istedim. Bırakmadı. Gitti, ağlıyordu. Ben de ağladım. Ardındanbaktım durdum. Gözden kayboluncaya, şehre girinceye kadar baktım. Hâlâondan bir haber alamadım.

Devamlı ibâdet ve tefekkürhâlindeydi.Devamlı insanlardan uzak yaşar kimseyle görüşmezdi. “Benimle en çokkonuşan, hazret-i Ömer ve hazret-i Ali’dir.” demiştir.

Veysel Karânî hazretleriMekke’de hacyapıp, Medîne’ye gidince, işte Resûlullah’ın türbesi burasıdır diyekendisine gösterildi. Kendinden geçerek düşüp bayıldı. Ayılınca; “Beniburadan götürün. Resûlullah efendimizin medfûn bulunduğu bir beldedebenim için yaşamanın tadı olmaz.” buyurdu.

Rebî’ bin Haysem anlatır:Üveys`i görmeyegittim. Sabah namazında idi. Bitirdi, tesbihlerin sonuna kadarbekleyeyim dedim. Kuşluğa kadar kalkmadı. Kalktı kuşluk namazı kıldı.Öğle oldu, öğleyi kıldı. Velhâsıl üç gün namazdan kalkıp, dışarıçıkmadı. Yemedi, uyumadı. Dördüncü gece ona kulak verdim. Gözüne uykugelmişti. Derhal münâcaâta başladı ve; “Yâ Rabbî, çok uyuyan gözden,çok yiyen karından sana sığınırım.” dedi. Bana bu yeter dedim ve hâlinibozmadan kalkıp gittim.

Geceleri hiç uyumazdı. Birgece; “Bu gecekıyâm gecesidir.” dedi. Diğer gece, “Bu gece rükû gecesidir.” Öbürgece, “Bu gece secde gecesidir.” dedi. Bir geceyi kıyâm, bir geceyirükû, bir başka geceyi de secdeyle geçirdi. “Ey Üveys, bu kadar uzungeceyi bir hâlde geçirmeye nasıl katlanıyorsun?” dediklerinde;“Secdede, sabah oluyor da, ben hâlâ bir kere Sübhâne Rabbiyel a’lâdiyemem. Halbuki üç tesbih sünnettir. Bunu yapamamamın sebebi,meleklerin ibâdetini yapmak istememdir. Buna ise gücüm yetmemektedir.”dedi.

Kendisine, namazda huşûnedir?dediklerinde; “Böğrüne iğne batırılsa, namazda duymamaktır.” dedi.Kendisine nasılsın? dediler: “Sabahleyin kalkıp, akşama sağ çıkacağınıbilmeyenin hâli nasıl olur?” dedi. İş nasıldır? dediler. “Ah, yolunuzaklığından azıksızlıktan, ah!” dedi.

Birisi Veysel Karânîhazretleriniziyârete gitti. Ona hitâben; Ey Allahü teâlânın sevgili kulu! Bana birnasîhatta bulun? dedi. Veysel Karânî hazretleri; “Allahü teâlâyı bilirmisin?” Evet bilirim. “Öyle ise, Allahü teâlâdan gayri şeyleri unut. Buyetişir.” buyurdu.

Yâ Üveys, bir nasihat dahasöyle! “Allahüteâlâ seni bilir mi?” Evet bilir. “Öyle ise, Allah’tan gayrisi senibilmesin. Allahü teâlânın bilmesi senin için kâfidir.” dedi.

Veysel Karânî hazretleriniçocuklar bâzantaşa tutardı. O ise çocuklara; “Yavrucaklar mutlaka beni taşa tutmanızgerekiyorsa, hiç olmazsa küçük taş atın da ayaklarımı kanatıp namazkılmakta bana zorluk olmasın.” derdi.

Veysel Karânî bir defasındaüç gün üçgece yemek yememişti. Dördüncü gün sabahı dışarı çıktı. Yolda bir altınpara gördü. Bir kimseden düşmüştür deyip, almadı. Açlığını gidermeyeçalışırken, bir koyunun kendisine doğru geldiğini gördü. Koyun, ağzındao bir altınla önünde durdu. Bir kimsenin olabilir deyip, yüzünüçevirdi. Koyun dile gelip; “Ben de, senin kulu olduğun zâtın kuluyum.Allah’ın rızkını Allah’ın kulundan al.” dedi. Altını almak için eliniuzatınca, onu eline bıraktı ve koyun kayboldu.

Buyurdu ki:

“Allahü teâlâyı tanıyanahiçbir şey gizlikalmaz.”

“Ey insan bu fâni hayattaAllah korkusunukalbinden çıkarma! Kurtuluş çâresi O’na itâattedir.”

“Yüksekliği aradım, tevâzudabuldum.Başkanlık aradım, halka nasihatta buldum. Neseb aradım, takvâda buldum.Şeref aradım, kanâatte buldum. Rahatlık aradım, zühdde buldum.Zenginlik aradım, tevekkülde buldum.”

Veysel Karânî hazretlerinePeygamberefendimiz tarafından hediye edilen Hırka-i şerîf, Van civârında İrisânBeylerine kadar gelmiş ve 1618 senesinde, Osmanlı pâdişâhlarındanSultan İkinci Osman Hana getirilip hediye edilmiştir. Sultan AbdülmecîdHan, bu Hırka-i şerîf için Fâtih civârında Hırka-i Şerîf Câmisiniyaptırmıştır. Günümüzde bu hırka, her sene Ramazan ayında camekâniçinde halkın ziyâretine açık tutulmaktadır.

KEFEN

Veysel Karânî hazretlerine;“Şuracıktabir adam var. Otuz senedir, bir mezar kazdı, kefenini giydi, o kabrinbaşında oturmuş ağlar, gecesi gündüzü yok” dediler. “Beni orayagötürün.” buyurdu. Veysel Karânî’yi onun yanına götürdüler. Sararmış,zayıflamış, kurumuş, gözleri ağlamaktan çukurlaşmış halde idi. “Eykişi, bu kabir ve kefen, seni otuz senedir, Allah’dan alıkoydu. SenAllah’ı düşünecek, zikredecek yerde, hep kefeni ve kabri düşündün.”buyurdu. O kişi, onun nûruyla o tehlikeyi kendinde gördü. Feryâd edereko kabre düşüp can verdi.


1) Hilyet-ül-Evliyâ; c.2,s.87
2) Tabakât-ül-Kübrâ; c.1,s.27
3) CâmiuKerâmât-il-Evliyâ; c.1, s.364
4) Tezkiret-ül-Evliyâ; s.12
5) El-A’lâm; c.2, s.32
6) Tabakât-ı İbn-i Sa’d;c.6, s.161
7) Tam İlmihâl Seâdet-iEbediyye; (49.Baskı) s.1160
8) Eshâb-ı Kirâm; (6.Baskı) s.405
9) Mektûbât-ı Rabbânî;c.1, mektup,222, 270
10) İslâm ÂlimleriAnsiklopedisi; c.2,s.74



Ana Sayfa




Yazdır




VEYSEL KARANİ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3782)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2066)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2039)
BABA TÂHİR URYÂN (1990)
HACI DURSUN EFENDİ (1889)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1675)
ARAB BABA (1631)
MERKEZ EFENDİ (1562)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1554)
BEHRULLAH EFENDİ (1500)

En Son Okunanlar

ABDÜRRAHÎM İSTAHRÎ (258)
YAHYÂ MUAMMER MEZÛRÎ İMÂDÎ (295)
ABDÜRRAHÎM ARVÂSÎ (313)
EBÛ TÂHİR MAHALLÎ (673)
ŞÜSTERÎ (252)
ŞÜHÛDÎ EFENDİ (458)
MÜŞTÂK BABA (414)
ŞUMEYT BİN ACLÂN (276)
ABDÜLVEHHÂB-I ŞA`RÂNÎ (229)
ABDÜLVEHHÂB MÜTTEKÎ (275)

Rastgele

ŞEYH-ÜL-MEŞÂYIH BEHRÂM (347)
BEHİŞTÎ (297)
EBÛ BEKR AYDERÛS (273)
ABDÜLKÂHİR SÜHREVERDÎ (313)
ABDULLAH İBNİ VEHB (284)
HÜSÂMEDDÎN NAKŞÎ (286)
MUHAMMED CEVÂD (277)
PÎR ALİ EFENDİ (Ali bin Nasûh) (385)
EŞREFOĞLU RÛMÎ (431)
AKŞEMSEDDÎN (401)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012