Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

AHMED FEYZÎ EFENDİ (272)
HÂFIZ SA`DULLAH (263)
SÂLİH EFENDİ (306)
CEVHERE BERÂSİYYE (268)
SEYYİD ŞERÎF CÜRCÂNÎ (320)
ŞEYH İSMÂİL ENARÂNÎ (310)
HASAN ADLÎ EFENDİ (264)
SELÎM FETİHPÛRÎ (276)
ABDÜLLATÎF KUDSÎ (428)
SÜLEYMÂN ÇELEBİ (276)
ŞÜHÛDÎ EFENDİ (458)
ABDURRAHMÂN SÂMİ NİYÂZİ (873)
HATTAT HÂFIZ OSMAN EFENDİ (417)
ÇELEBİ HÜSÂMEDDÎN (262)
ŞERÂFEDDÎN EBÛ ALİ KALENDER (396)
UTBET-ÜL-GULÂM (275)
ALİ HÂDÎ (Nakî) (301)
HÜSÂMEDDÎN MÜLTÂNÎ (276)
KABAŞA (344)
ALİ BİN MÛSÂ FEŞLİ (374)
DIRÂR BİN MÜRRE (269)
YÂKÛT-İ ARŞÎ (255)
AHMED İZZET EFENDİ (257)
İBN-İ MUHAYRIZ (237)
KERÎMÜDDÎN BÂBÂ HASAN EBDÂLÎ (285)
DEDE MOLLA (351)
AMR BİN DÎNÂR (284)
ZEHÂVÎ (240)
İBRÂHİM HAYRÂNÎ (402)
LEYS BİN SA`D (238)
ALİ ŞEVNÎ (252)
EBÛ ABDULLAH EL-MEHÂÎ (262)
MANSÛR BİN AMMÂR (324)
ABDÜLAZÎZ DEBBAĞ (867)
ABDÜLVEHHÂB MÜTTEKÎ (275)
ÂŞIK EFENDİ (269)
ABDULLAH-I ŞÜTTÂRÎ (231)
MERKEZ EFENDİ (1562)
EBÛ ALİ DEKKÂK (246)
AHMED BİN MÛSÂ EL-ACÎL (363)


  

AHMED ABDÜLHAK RADULEVÎ





AHMED ABDÜLHAK RADULEVÎ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Hindistan`ın büyük velîlerinden. Radul şehrinde doğdu. Abdülhak, Nûrulhak ve Kıdvet-ül-Evliyâ lakabları verildi. 1433 (H.837) senesinde Radul şehrinde vefât etti. Hayâtını ve hâllerini İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin babasına hocalık eden Kutb-i Âlem Abdülkuddüs Nûr-ül-Ayn isimli eserinde topladı.

Yedi yaşında geceleri kalkıp namaz kılmağa başladı. Annesine görünmeden gece kalkar namaz kılardı. Annesi namazını bitirmeden, o yine yerine gelirdi. Annesi, onun bu hâlinden, on iki yaşına gelince haberi oldu. Yavrusuna olan şefkat ve muhabbetinden, onun bu yaşta uykusuz kalmasına gönlü râzı olmadı. Ama geleceğin büyük velîsinde, Allah sevgisi ağır basıyordu. Rabbini seven için, O`na ibâdet etmekten daha tabiî ne olabilirdi. Annesinin bu hâline üzülüp, evden ayrıldı. Dehli`de ilim öğrenmek ve öğretmekle meşgûl olan ağabeyi Takiyyüddîn`in yanına gitti. Ondan, ilim öğretmesini istedi. O da herkesin okuduğu ilimleri öğretmeye başladı. Ahmed; Bana mârifeti, Hakk`ı tanıma ilmini öğret! dedi. Ağabeyi Takiyyüddîn, onu Dehli`nin ileri gelen âlimlerinin yanına götürdü. Bu çocuk beni üzüyor, ilim okutmamı istiyor, okutuyorum, kabûl etmiyor. Belki sizin nasîhatinizi dinler. diyerek, onlardan yardım istedi. Onlar da kendi usûllerine göre ders verdiler. Bitince; Benim bunlarla işim yoktur. Bana mârifet ilmini öğretin. deyip, onları da şaşırttı. Sonra kendi hâlinde ibâdet etmeye başladı. Seneler geçti. Ağabeyi Takıyyüddîn, onu evlendirmek istedi ise de buna râzı olmadı. Ağabeyi ısrâr edince, kız tarafına gidip; Bana kızınızı vermeyin. dedi. Hasta olduğunu söyledi. Evlenmedi.

Çok sıkı riyâzet ve mücâhede çekmekle berâber, derecesinin yükselmediğini görmüştü. Yol gösteren bir Allah adamı olmadan riyâzet, nefsin istediklerini yapmayarak ve mücâhede, nefsin istemediklerini yaparak maksada erişilemeyeceğini anladı. Bir süre sonra Pâni-püt şehrine gitmesi, orada, Celâleddîn Pâni-pütî`nin sohbet ve hizmetinde bulunması kalbine ilhâm edildi. Buna çok sevindi. Bu sevinç ile, acele yola çıktı. Celâleddîn, keşf yoluyla onun gelmekte olduğunu anladı. Talebelerine; Çeşitli yemekler bulunan bir sofra hazırlayın! Meyveler, tatlılar ve şerbetler koyun, kapının önüne atlar çıkarın, fazîletli bir misâfirimiz geliyor. Onu karşılayın! buyurdu. Emir yerine getirildi. Sofra hazırlandıktan bir iki dakika sonra, Ahmed Abdülhak geldi. Kapıda çok gösterişli karşılamayı, içeri girince sofrayı gördü. Üzerinde lezzetli yemekler, çeşit çeşit meyveler bulunan sofrayı görünce, düşünceye daldı. Burasını umduğu gibi bulamamıştı. Hayret içinde kaldı. Aradığı yerin burası olmadığını zannetti. Celâleddîn-i Pâni-pütî ona hiçbir şey söylemedi. O, olduğu yerden adımını ileri atmayıp, geri döndü. Bilmediği bir istikâmete doğru şuursuzca akşama kadar gitti. Bilmediği bir şehre yaklaştı. Yolunu kaybettiğini zannediyordu. İlk rastladığı kimseye; Bu hangi şehirdir? diye sordu. O; Pâni-püt şehridir. dedi. Bu cevâba pekçok şaşırdı. Çünkü, Pâni-püt şehrinden ayrılalı saatler olmuştu.

Geceyi şehrin kenarında geçirdi. Sabah olunca tekrar yola çıktı. Akşam olunca, yine kendisini Pâni-püt şehrinin kenarında buldu. Yine hayret etti. Geceyi yine şehrin dışında geçirdi. Sabah erkenden yola çıktı. Büyük bir sahrâya daldı. Bir hayli zaman gittikten sonra, kurumuş bir ağacın tepesinde bir genç gördü. Başında, çok güzel bir kumaştan sarığı vardı. O gence yolu sordu. Genç; Sen yolu, Celâleddîn`in kapısında kaybettin. İnanmazsan şu gelen iki kişiye sor. dedi. Gencin işâret ettiği tarafa dönüp birkaç adım yürüyünce, beyaz sarıklı iki kişinin kendisine doğru geldiklerini gördü. Yanlarına vardı. Onlara yol sordu. Onlar da; Sen yolu Celâleddîn`in kapısında kaybettin. dediler. Üç defâ sordu. Üçünde de aynı cevâbı aldı. Bütün bu hâdiselerin, kendisi için bir işâret olduğunu anladı. Hâli değişti. Kendinden geçip düştü. Bir zaman sonra kendine geldi. Etrâfına baktığında, ne ağaç, ne genç, ne de o iki kişiden hiçbiri yoktu. Hiç kimseyi göremedi. Bu gaybî işâretten yakîni arttı. Îtimâd ve îtikâdını düzeltti. Oradan kalkıp tekrar yola düştü.

Celâleddîn Pâni-pütî hazretlerinin huzûruna varıp, affını dileyecekti. Yolda gönlünden, yakîninin daha da artması için bazı şeyler temenni etti. Celâleddîn Pâni-pütî`nin sarığını başından alıp, hocasının kabrine değdirmesini ve kendisine de tatlı ikrâm etmesini diledi. Pâni-püt şehrine varıp, Celâleddîn Pâni-pütî`nin dergâhına gitti. Hizmetçisi; Hocasının kabrini ziyârete gitti. dedi. Kıdvet-ül-Evliyâ da oraya gitti. Kutb-i Rabbânî Celâleddîn Pâni-pütî bir elinde sarığı bir elinde ekmek ve helva olduğu hâlde, hocası Şemseddîn Pâni-pütî`nin kabr-i şerîfinin başında duruyordu. Ahmed Abdülhak, Kutb-i Rabbânî`yi bu hâlde görünce, gayr-i ihtiyârî, Hak! Hak! diyerek, ellerini öpmeye başladı.

Kutb-i Rabbânî, Kıdvet-ül-Evliyâ`ya çok iltifât etti. Sarığını hocasının kabrine koydu. Daha sonra alıp, Kıdvet-ül-Evliyâ`nın başına koydu. Ona ekmek ve helva verdi. Sonra da; Biz, bu Ahmed Abdülhak`la ikinci defâ görüşüyoruz. dedi. Daha sonra Kutb-i Rabbânî onu evine götürdü. Daha önceki gibi mükellef bir sofra donattı. Berâberce yemek yediler. Bundan sonra Kıdvet-ül-Evliyâ`nın kalbine gelen vesveseler kayboldu. Hayır diyecek, îtirâz edecek hiç bir şeyi kalmadı. Hocasının emrine tam teslim oldu. Tekrar riyâzet ve mücâhedeye başladı. Tam terbiyeye alındı. Kısa zamanda icâzet almakla şereflendi. Hilâfet hırkası giyip, insanlara doğru yolu göstermek için, hocası tarafından memleketine gönderildi.

Kıdvet-ül-Evliyâ hazretlerinin ismi, Ahmed idi. Oturmada, kalkmada, yemede, içmede Hak, Hak, Hak ism-i şerîfini üç defâ söylemeyi âdet edince, yüksek hocası Kutb-i Rabbânî, isminiAhmed Abdülhak koyup; Şeyh Ahmed, mâdem ki sen, Allahü teâlânın Hak ismine böyle tutuldun, ben de Rabbimin emri ile senin ismini Abdülhak koydum. buyurdu. O, bundan sonra daha çok Abdülhak ismi ile çağrıldı ve bu isimle şöhret buldu. Kutb-i Rabbânî, Abdülhak`a çok duâ etti ve; Allahü teâlâdan istedim ki, bu silsile senden devâm etsin ve bütün âlem senin mârifet nûrun ile aydınlansın. Bu nûr, kıyâmete kadar devâm etsin. buyurdu. Allahü teâlâ, Kutb-i Rabbânî`nin duâsını kabûl eyledi. Gerçekten Çeştiyye`nin Sâbirî kolunun silsilesi, Kıdvet-ül-Evliyâ Ahmed Abdülhak Radulevî`nin evlâtları ve talebeleri vâsıtasıyla devâm etti. İçlerinde öyleleri yetişti ki, giden oka işâret etse geri döner, dağa emretseler yerinden oynardı. Bunlardan oğlu Ârif, torunu Muhammed bin Ârif, talebesi Muhammed Bessan, Abdülkuddüs, Kutb-i Âlem Kenkûhî bin İsmâil Hanefi ve Kutb-i Âlem`in talebesi İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin babası Abdülehad, zamanlarının yüksek âlim ve ârifi, kâmil zâtları idiler.

Evinde Azîz isminde bir çocuk dünyâya geldi. Doğduğu zaman, orada bulunanların hepsinin duydukları Hak lafzını söyledi. Ondan çok hârikalar görüldü. İnsanlar, hep bu çocuktan konuşmaya başladılar. Ahmed Abdülhak kabristana gitti. Bir yerde durdu ve; Burası Azîz`in kabri olur. dedi. Sonra çocuk hastalandı ve iki-üç gün içinde vefât etti. Söylediği yere defnedildi.

Onun ve talebelerinin zikri, çoğu zaman Hak idi. Talebeleri hep Hak sözü ile can verirlerdi.

1) Ahbâr-ul-Ahyâr; s.193
2) Siyer-ül-Aktâb; s.215
3) Envâr-ül-Üyûn fî Esrâr-il-Meknûn (Abdülkuddûs Gengûhî, Âsafiyye No: 575)
4) Hazînet-ül-Asfiyâ; c.1, s.384
5) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.11, s.237




Yazdır




AHMED ABDÜLHAK RADULEVÎ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3782)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2066)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2039)
BABA TÂHİR URYÂN (1990)
HACI DURSUN EFENDİ (1889)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1675)
ARAB BABA (1631)
MERKEZ EFENDİ (1562)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1554)
BEHRULLAH EFENDİ (1500)

En Son Okunanlar

AHISKALI ABDULLAH EFENDİ (341)
BEKR BİN ABDULLAH MÜZENÎ (255)
AHİ EVRAN (296)
SEYYİD BİLÂL (343)
ZÜNNÛN-İ MISRÎ (535)
ADİYY BİN MÜSÂFİR (284)
EBÜ`L-HASAN-I EŞ`ARÎ (177)
ZİYÂEDDÎN NURŞÎNÎ (242)
EBÜSSÜ`ÛD EFENDİ (250)
AHMED ZİYÂEDDÎN GÜMÜŞHÂNEVÎ (436)

Rastgele

AHMED FEYZÎ EFENDİ (272)
HÂFIZ SA`DULLAH (263)
SÂLİH EFENDİ (306)
CEVHERE BERÂSİYYE (268)
SEYYİD ŞERÎF CÜRCÂNÎ (320)
ŞEYH İSMÂİL ENARÂNÎ (310)
HASAN ADLÎ EFENDİ (264)
SELÎM FETİHPÛRÎ (276)
ABDÜLLATÎF KUDSÎ (428)
SÜLEYMÂN ÇELEBİ (276)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012