Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli bulunmaktadır 

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

BEHÂEDDÎN MECZÛB EL-KÂDİRÎ (106)
ZENGÎ ATÂ (102)
AHMED ABDÜLHAK RADULEVÎ (74)
TÂVÛS BİN KEYSÂN (89)
MOLLA HAYÂLÎ (94)
FEREC BİN ABDULLAH (132)
KEMAL ÜMMÎ (121)
HASÎRÎZÂDE (Şeyh Ahmed Muhtar Efendi) (105)
CÂBİR BİN ZEYD (75)
AMR BİN MÜRRE (76)
AHMED-İ BÎCÂN (81)
ÖMER ŞİRVÂNÎ (112)
MUHİBBULLAH-I MANKPÛRÎ (83)
EBÛ BEKR ENSÂRÎ (78)
MUHAMMED BİN AHMED FERGAL (190)
ÇELEBİ BUSTAN (81)
ATÂULLAH (ATÂÎ AHMED) EFENDİ (80)
AHMED BİN YAHYÂ EL-CELÂ (77)
ŞEREFÜDDÎN AHMED BİN YAHYÂ MÜNÎRÎ (104)
AHMED BİN EBÜ`L-HAVÂRÎ (71)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (839)
PÎR ALİ AKSARÂYÎ (407)
EBÛ NASR PÂRİSÂ (135)
AZİZ NESEFÎ (91)
ABDULLAH MENÛFÎ (68)
ZEYNELÂBİDÎN MUHAMMED (95)
ALÂEDDÎN ARABÎ EFENDİ (66)
UBEYDE BİN MUHÂCİR (62)
HACI HIDIR EFGÂN (74)
ŞEYH ABDÜLKÂDİR MUHÂCİR (153)
KILIÇLI ALİ EFENDİ (169)
EBÜ`L-HÜSEYİN NÛRÎ (79)
HAYREDDÎN HALİL BİN KÂSIM (92)
BEHRULLAH EFENDİ (376)
ABDURRAHMÂN EFENDİ (75)
ALİ DEDE BOSNEVÎ (96)
ZİYÂEDDÎN NAHŞEBÎ (91)
MUÎDZÂDE (Molla Muhammed bin Abdülazîz) (71)
MUHAMMED BÂKIR (72)
EBÛ ABDULLAH EL-BASRÎ (70)


  

AHMED BİN HARB


AHMED BİN HARB kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen iletişim sayfamızdan, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânlarıbilgilerini, bize iletin.

Evliyânınbüyüklerinden. İsmi Ahmed bin Harb, künyesi Ebû Abdullah`tır.Nişabur`da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. Horasan pîri diyemeşhur oldu. İlim ve fazîlette üstün derecelere yükseldi. 848 (H.234)senesinde vefât etti.

Büyüklüğü herkes tarafından bilinir vekabul edilirdi. Büyük âlim Yahyâ bin Muâz-ı Râzî vefât ettiğindebaşının Ahmed bin Harb`in ayaklarının ucuna gelecek şekildedefnedilmesini vasiyet etti.

Ahmed bin Harb, Süfyân bin Uyeyne, Yahyâbin Muâz ve başka gönül sultanı ehil zâtların sohbetlerinde bulunarakilim öğrenip olgunlaştı. Verâ, haram ve şüphelilerden kaçmakta benzeriyoktu.

Bir gün annesi; Gel kendi evimizdebüyüttüğüm bir tavuğu kızarttım. Bundan ye. dedi. Ahmed bin Harb;Anneciğim! Bu tavuk, bir gün komşumuzun damına çıkıp birkaç dâne yedi.Bunun için o tavuktan yemek istemiyorum. dedi. Annesi bu sözleriduyunca, kendisine böyle bir evlâd verdiği için Allahü teâlâya hamd veşükür etti.

Ahmed bin Harb çok ibâdet ederdi. Busebeple kendisine; Ey Allahü teâlânın sevgili kulu! Bir mikdâristirahat etseniz. denildi. O zaman; Önünde Cennet ve Cehennem`denbaşka bir yer olmayan ve hangisine gideceğini bilemeyen kimsenin uykusugelir mi? buyurdu. Daha fazla ibâdet etmeye başladı.

Bir gün bir tanıdığından mektup aldı.Cevap yazacak vakti olmadığı için, bir talebesine; Dostumuzunmektubuna cevap yazıp de ki: Bizim cevap yazacak vaktimiz yok. Onuniçin bize mektup yazma. Hep Allahü teâlâ ile meşgûl ol. Vesselâm.buyurdu.

Ahmed bin Harb hazretlerinin Behram adlıateşperest bir komşusu vardı. Bu komşu bir defâsında ticâret için biryere mal gönderdi. Yolda hırsızlar mallarını alıp kaçtılar. Ahmed binHarb durumu haber alınca, yanındakilere; Haydi komşumuza gidelim.Başına gelen bu hâl için üzülmemesini söyleyip onu teselli edelim. Herne kadar ateşe tapıyorsa da komşumuzdur. dedi. Behram`ın evinegelince, kendilerini hürmetle karşıladı ve çok saygı gösteripikramlarda bulundu. O günlerde çok kıtlık olduğundan bir şeyler yemekiçin gelmiş olabileceklerini de düşünerek ayrıca yemek hazırlamakistedi. Bunu gören Ahmed bin Harb hazretleri; Zahmet etmeyiniz.Malınızın çalındığını duyduk. Üzülebileceğinizi düşünerek, halinizi,hatırınızı soralım diye geldik. buyurdular. Behram; Evet öyledir, amabunda üç şeye şükretmem lâzım oluyor: Birincisi, başkaları bendençaldılar, ben başkalarından çalmadım. İkincisi, malımın yarısınıaldılar, diğer yarısı bende kaldı. Ya hepsini alsalardı. Üçüncüsü, dinbende kaldı, dünyâyı aldılar. dedi.

Bu sözler Ahmed bin Harb`in pek hoşunagitti ve yanındakilere; Bu sözleri yazın. Bundan îmân kokusu geliyor.dedi. Sonra Behram`a; Niçin ateşe tapıyorsun? diye sordu. Behram:

Ona tapıyorum ki yarın beni yakmasın,kendisine yakmak için odun verdim ki beni Allahü teâlâya ulaştırsın.cevâbını verdi.

Ahmed bin Harb: Çok yanılıyorsun. Ateşzayıftır. Ona tapmakla hesaptan kurtulmak mümkün değildir. Bir çocuk,bir avuç su atsa ateşi söndürür. Bu kadar zayıf bir şey başkasına nasılkuvvet verebilir? Bir parça toprağı bile kendinden atamaz. Seni Allah`anasıl kavuşturur? Ateş câhildir. Bir şey bilmez, yakarken misk ilenecaseti ayıramaz. Hepsini aynı anda yakar ve hangisinin daha iyiolduğunu bilmez. Sen ki, yetmiş senedir ona tapıyorsun. Ben de ömrümdebir kere ona tapmadım. Gel ikimiz de elimizi ateşe sokalım. Senikoruyup korumadığını gör. buyurdu.

Behram ateş getirdi. Ahmed bin Harbhazretleri elini ateşe sokup bir saat kadar bekledi. Eli hiç yanmadı veacımadı. Bu hâli gören Behram çok şaşırdı, kalbinde bir değişmehissederek:

Size dört şey soracağım. Cevaplarınıverirseniz îmân edeceğim. dedi.

Ahmed bin Harb Sor. buyurdu. Behramdedi ki:

Allahü teâlâ, insanları niçin yarattı?Mâdem ki yarattı niçin rızık verdi? Mâdem ki rızık verdi. Niçinöldürdü? Mâdem ki öldürdü. Niçin diriltecek?

Ahmed bin Harb şöyle cevap verdi:

Allahü teâlâ kendini tanımaları içininsanları yarattı. Razzâk, ziyâdesiyle rızık verici olduğunu bilsinlerdiye onlara rızık verdi. Kahhâr olduğunu anlamaları için onlarıöldürür. Kudretini tanımaları için onları tekrar diriltir.

Behram bunları duyunca; Eşhedü en lâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühü. diyerekmüslüman oldu.

Ahmed bin Harb hazretleri bir güntevekküle teşvik ve alıştırmak için çocuklarından birine; Yavrum! Birşeye ihtiyâcın olursa, şu köşede bir delik var. Oraya git. Orada Allahüteâlâya; yâ Rabbî! İhtiyâcım olan falan şeyi bana ihsân et, diye duâet. buyurdu. Çocuk; Peki efendim. Bundan sonra bildirdiğiniz gibiyapacağım. dedi. Ahmed bin Harb evdekilere de; Bunun isteğini,kendisi görmeden şu deliğe koyuverin. diye tenbih etti. Bu hâl birmüddet böyle devâm etti. Çocuk arzu ettiği şeyleri bu deliktenalıyordu. Bir gün evde kimse yok iken, çocuk âdeti üzere, deliğinyanına gidip yemek istedi. Allahü teâlânın izniyle o delikten yemeğialıp yerken ev halkı eve gelip durumu görünce, bu yemeği neredenaldığını sordular. Çocuk; Her zamanki aldığım yerden. dedi. Bununüzerine Ahmed bin Harb, çocukta hakîkî tevekkülün teşekkül ettiğinianladı.

Yahyâ bin Muâz`ın bir bağı vardı. Bir günbu bağda bir mikdâr üzüm yedi. Hocasının bağdan üzüm yediğini görenAhmed bin Harb; Efendim bu bağ, bir gün, haber verilip izin alınmadanvakfın suyu ile sulanmıştı. dedi. Yahyâ bin Muâz, hemen tövbe etti.Vakfın malını izinsiz kullanmanın mes`ûliyetinin ağırlığını düşünerekbir daha o bağdan üzüm yemedi.

Bizanslılar devrinde, İstanbul`da birdoktor yaşıyordu. Hiçbir dîne inanmadığı gibi, Allahü teâlânınvarlığını da inkâr ediyor ve; Her şey kendi kendine var olmuştur.diyordu. Âlemin bir yaratıcısı olduğunu kabûl etmiyordu. Mesleğindemütehassıs olup, sorulan her soruya cevap veriyordu.

Hıristiyanlardan hiç kimse bu doktoracevap veremez hâle gelmişti. Yalnız; Dünyânın bir yaratıcısı olduğunadelil getirip beni iknâ eden olursa, bu dâvamdan vaz geçerim. diyordu.Karşılaşıp münâzara ettiği herkesi mağlûb ediyor, cevapsız bırakıyordu.Kendisini dinleyen herkese dinsizliği aşılıyor, fikirlerinikarıştırıyordu.

Bu doktor karşısında hıristiyanlar âcizkalmıştı. Durumu krallarına anlattılar. Buna ancak müslümanların cevapverebileceğini söylediler. Bizans kralı, Abbâsî halîfesi, Me`mûn`a birelçi ile mektup gönderdi. Mektubunda; Size gönderdiğimiz bu doktordehridir (dinsizdir). Bir yaratıcı olmadığına inanmaktadır. Yanınızdamünâzara edecek ve bunu iknâ edip, mağlub edecek bir âlim bulunursa çokiyi olur. yazmaktaydı. Abbâsî halîfesi müşavirlerini toplayıp, onlaradanıştı. Oradaki ilim sahipleri dediler ki:

Ey halîfe! Önce onu, mütehassıs olduğutıp ilminden imtihan edelim, deneyelim. Sonra duruma göre neyapacağımıza karar verelim.

Ertesi gün, kalabalık hâlinde geldiler.Doktor da oradaydı. Herkes bir şişeye idrarını koyarak birbiriyledeğiştirdiler. Her şişenin kime aid olduğunu bilmek için de özelişâretler koydular. Hepsini getirip, bu inkârcı doktorun önünekoydular. Doktor önce şişelere, sonra da orada bulunan insanlarınyüzlerine baktı. Ve hiç yanlışlık yapmadan, bu falancanın, bu dafalancanındır diye tek tek saydı. Şişelerin üzerlerindeki işâretlerebaktıklarında, hepsi dediği gibi olduğunu gördüler. İki kişininidrarını karıştırdığı şişelerdeki idrara da bakıp; Bu falanca ilefilancanın idrarıdır. Onlarda şöyle şöyle hastalıklar vardır. İlaçlarıda şunlardır. dedi.

Hepsini doğru söylemişti. Herkes onunişine şaşırıp âciz kalmıştı. Sonra; Bağdat`ta onunla münâzara edecekbir kişi bilmiyoruz. dediler. İçlerinden birisi; Büyük âlim,evliyânın üstünlerinden olan Nişâburlu Ahmed bin Harb hazretleri düngece buraya geldi. Hacca gidiyor. Bununla ancak onun münâzaraedebileceğini sanırım. dedi.

Halîfe, Ahmed bin Harb`ın yanına birinigönderip durumu ona bildirdi. O da buyurdu ki:

Siz münâzara meclisini falan saatte,halîfenin sarayında hazırlayın ve onu lafa tutun! Ben biraz geçgeleceğim. Geldiğim zaman bana, niçin geç kaldınız? dersiniz. Ben decevap veririm.

Dediği gibi yaptılar. Ahmed bin Harbhazretleri gelip oturunca halîfe ona; Niçin geç kaldınız? diye sordu.O da; Abdest için Dicle Nehri kenarına gittim. Tuhaf bir şey gördüm.Ona bakarak geciktim. dedi. Halîfe; Ne gördünüz ki? diye soruncaşöyle cevap verdi:

Gördüm ki topraktan bir ağaç çıktı,büyüdü, kimse kesmeden yıkıldı. Kimse müdahale etmeden de tahta şeklinialdı. Bu tahtalar kendiliğinden birleşip marangozsuz, çivisiz sandaloldu. Bir kayıkçı olmadan da suyun üzerinde gitmeye başladı. Bunu seyredalıp geç kaldım.

Bu saçmalıkları duyan inkârcı doktordayanamadı:

Bu saçma sapan konuşan ihtiyar mıbizimle münâzara etmeye geldi? Bu delidir. Bununla münâzara etmeyedeğmez.

Bunun üzerine Ahmed bin Harb şöyle cevapverdi,

Niçin saçma konuşayım ve deli olayım?

Doktor kendinden emin bir şekildekonuştu: Olmayacak şeyler söylüyorsunuz. Koskoca ağaç birdenbirebüyür, kesilir ve tahta olur. Bu tahtalar marangozsuz birbirine bitişirve sandal olur. Kayıkçı olmadan su üzerinde gider dediniz.

O zaman Ahmed bin Harb son sözünü söyledi:

Ey doğruluktan uzak insan! Bir sandaliçin bu imkânsız olunca, yâni ustası, bir yapıcısı olmadan sandalolmaz, su üzerinde gidemez ise, bu güneş, ay ve yıldızlarla, ağaçlar veçiçeklerle süslü ve intizamlı âlem, bir yapıcı olmadan, bu dünyâ busağlamlığı ile binlerce güzel yaratıklar, sanat erbâbını hayran bırakaneşsiz tabloları ile kendi kendine nasıl var olsunlar? Asıl, bir yapıcı,yaratıcı yoktur diye böyle hezeyan söyleyen, saçmalayan delidir.

İnkârcı doktor, bu cevap karşısında şaşıpkalmıştı. Bir an düşündü. Başını kaldırdı, insafla kendi kendine;İnsan bilgisine güvenip böbürlenmemeli ve inkârcı olmamalıdır. Şimdiinanıyorum ki, Allahü teâlâ vardır. deyip müslüman olmak istedi. Ahmedbin Harb ona kelime-i şehâdet söyletip mânâsını öğretti. Böylece birinsanın inkârdan kurtulup sonsuz saâdete kavuşmasına vesile oldu.

Buyurdu ki:

Bizlere ne kadar şaşılır ve hayretedilir ki, gölge denilince hemen güneşin varlığı aklımıza gelir de,Cennet denilince akla Cehennem`in geleceği, ondan korunmak çâreleridüşünülmez ve ondan gâfil oluruz.

Bir kimsenin, evlenip kırk yaşınageldiği, saçına ak düştüğü, hacca gidip Beytullah`ı ziyâret ettiğihalde, hâlâ aklını başına toplamaması, vakitlerini oyun ve günah olanşeylerle geçirmesi ne kadar çirkindir.

Kendisine, Sâlihâ kadından süâl edilince,buyurdu ki:

Beş vakit namazını kılan, efendisine(kocasına) itâat eden, her işinde Allahü teâlânın rızâsını gözeten,insanları gıybetle çekiştirip dedi-kodu yapmaktan, koğuculuktan dilinikoruyan, kanâat sâhibi olup dünyâ malına meyletmeyen ve musîbetlerekarşı sabreden bir kadın, hakîkaten çok iyi bir kadındır.

Ahmed bin Harb hazretlerinden büyük hadîsmütehassısı İmâm-ı Nesâî rivâyette bulunmuştur.

Ahmed bin Harb hazretlerinin Kitâb-üz-Zühd,Kitâb-üd-Duâ, Kitâb-ül-Kesb, Kitâb-ül- Hikmeti vel-Menâsik isimlieserleri vardır.

Gıybet hakkında sorulduğunda:

Bana kim düşmanlık yapıyor, kim benigıybet ediyor ve hakkımda kötü söylüyor, keşke bilsem de ona altın vegümüş göndersem. Benim işimde çalışarak kazandığı sevapları benimdefterime geçirdiğine göre benim paramdan harcasın. buyurdu.

Gönlü dünyâya bağlamamak hakkında da;Dünyânın sizi kandırıp evvelkileri düşürdüğü belâya sizi dedüşürmemesi için izzet ve celâl sâhibi Allahü teâlâdan gücünüz yettiğikadar korkun. Bildiğinizle amel edin ve dikkatli olun. buyurdu.

ÖLÜMDEN GÂFİL OLMA

Ahmed bin Harb hazretleri tesirli sözlersöyleyerek kalbleri nûrlandırırdı. Bir sohbetinde buyurdu ki:

Yeryüzü iki sınıf kimseye çok hayreteder. Birisi, ölümden gâfil olarak, yatağını, karyolasını süsleyipuykuya yatandır. Yeryüzü kendi hâl lisanı ile o kimseye; Ey insan! Şunâzik bedenin, yataksız olarak arada bir perde bulunmadan, bende uzunmüddet kalacak ve çürüyecek. Bunu niçin düşünmüyorsun? Yeryüzününkendisine hayret ettiği ikinci kimse de, ufak bir arâzi parçasıyüzünden kardeşi ile hasım olan kimsedir. Yeryüzü, kendi hâl lisanı ileo kimseye; Ey insan! Münâkaşasını yaptığınız bu yerin sizden öncekisâhiplerinin nerede olduklarını hiç düşündünüz mü? der.

1) Şezerât-üz-Zeheb; c.2, s.80
2) Mu`cem-ul-Müellifîn; c.1, s.188
3) Tezkiret-ül-Evliyâ; c.2, s.218
4) Riyâd-un-Nâsıhîn; s.15




Yazdır




Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi

Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (967)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (839)
HACI DURSUN EFENDİ (701)
ARAB BABA (660)
MERKEZ EFENDİ (587)
AHMED AMİŞ EFENDİ (506)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (478)
ESKİCİ MEHMED DEDE (441)
BABA TÂHİR URYÂN (441)
PÎR ALİ AKSARÂYÎ (407)

En Son Okunanlar

MUHAMMED EFENDİ (88)
MİSKÂLÎ EFENDİ (89)
ABDÜLVÂHİD-İ LÂHORÎ (95)
EBÛ SAÎD BİN SUN`ULLAH (80)
EŞREFOĞLU RÛMÎ (83)
MUSTAFA BEKRÎ (90)
MUHAMMED ZİYÂD (82)
EBÛ BEKR AYDERÛS (82)
SEYYİD RADIYYÜDDÎN ALİ (83)
HÂFIZ OSMAN EFENDİ (90)

Rastgele

BEHÂEDDÎN MECZÛB EL-KÂDİRÎ (106)
ZENGÎ ATÂ (102)
AHMED ABDÜLHAK RADULEVÎ (74)
TÂVÛS BİN KEYSÂN (89)
MOLLA HAYÂLÎ (94)
FEREC BİN ABDULLAH (132)
KEMAL ÜMMÎ (121)
HASÎRÎZÂDE (Şeyh Ahmed Muhtar Efendi) (105)
CÂBİR BİN ZEYD (75)
AMR BİN MÜRRE (76)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2010