Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

CEZÛLÎ (401)
AKYAZILI SULTAN (662)
ALİ NÂTİKÎ (294)
MUHAMMED SAÎD (309)
ŞÂFİÎ (246)
ABDÜLVEHHÂB-I MISRÎ (273)
ELVÂN ÇELEBİ (364)
OSMAN BİN MERZÛK EL-KUREŞÎ (294)
ZÂKİRZÂDE ABDULLAH EFENDİ (340)
AHMED HULÛSİ EFENDİ (680)
HÂFIZ SA`DULLAH (263)
BÂYEZÎD-İ BİSTÂMÎ (577)
ŞÂH VELÎ AYINTABÎ (414)
İSMÂİL HAKKI BURSEVÎ (323)
ZENGENÎ (265)
MÎR MUHAMMED NUMÂN (368)
EBÛ BEKR-İ KİSÂÎ DÎNEVERÎ (442)
ABDURRAHMÂN BİN MEHDÎ (266)
MUHAMMED ŞÂZİLÎ (259)
ŞEMS-İ TEBRÎZÎ (392)
ALİ BİN ALEVÎ BİN MUHAMMED (246)
ATÂ SÜLEYMÎ (244)
ÖMER KARADÂĞÎ (245)
ZEYNELÂBİDÎN MÜNÂVÎ (290)
AHMED NAHLÂVÎ (267)
ŞERÎF TLEMSÂNÎ (256)
KABÛLÎ MUSTAFA EFENDİ (288)
BURHÂNEDDÎN BİN MUHAMMED EĞRİDİRÎ (259)
ZÜFER BİN HÜZEYL (308)
MOLLA CÂMÎ (469)
EBÛ BEKR VÂSITÎ (282)
ALİ SİNCÂRÎ (249)
MUHAMMED BİN VÂSİ’ (313)
ES`AD EFENDİ (246)
EBDAL KUMRAL (546)
ABDURRAHMÂN SÂMİ NİYÂZİ (873)
ÖMER ZİYÂEDDÎN TAVÎLÎ (324)
HAMDÛN-I KASSÂR (293)
BEHÂEDDÎN BİN LÜTFULLAH (271)
AHMED BİN ÜSTÂZÜ`L-A`ZAM (227)


  

ABDULLAH-I ENSÂRÎ





ABDULLAH-I ENSÂRÎ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Evliyânınmeşhûrlarından ve Hanbelî mezhebinin büyük fıkıh âlimlerinden. İsmiAbdullah bin Muhammed bin Ali el-Ensârî el-Hirevî`dir. Künyesi Ebûİsmâil olup nesebi, türbesi İstanbul`da bulunan ve Eshâb-ı kirâmınmeşhûrlarından olan Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb-i Ensârî`ye dayanır. Busebeple Ensârî nisbesiyle tanınmıştır. 1005 (H.396)te Herat`ta doğdu.1088 (H.481) senesinde Herat`ta vefât etti. Türbesi çok ziyâret edilenyerlerden biridir. Hadîs ilminde yüksek derecede âlim idi. Üç yüzbinden ziyâde hadîs-i şerîf ezberlemiştir. Ayrıca tefsîr, fıkıh, kelâm,târih, neseb ve diğer ilimlerde âlim idi.

Dört yaşında ilim öğrenmeye başladı.Dokuz yaşından îtibâren Kâdı Ebû Mensûr ve Caruzî`nin sohbetlerinedevâm etti. Hâfızası fevkalâde kuvvetli idi. Mektepte duyduğu veyazdığı her şeyi hemen ezberlerdi. Daha o zamanlarda, çok güzel şiirlersöylerdi. Gece-gündüz ilimle uğraştı. Abdül-Cebbâr el-Cerrâhî, EbûMensûr el-Ezdî, Ebû Sa`îd es-Sayrafî ve başka birçok âlimden ilimöğrendi. Kendisinden de; Ebü`l-Vakt Abd-ül-Evvel, Ebü`l-Feth Nasr binSeyyâr ve daha başka birçok kimse ilim öğrenip icâzet, diploma aldılar.

Onun büyük bir âlim ve evliyâ olacağınıHızır aleyhisselâm müjdelemiştir. Şöyle ki:

Hâce Ebû Âsım, Abdullah-i Ensârîhazretlerinin hocalarından ve akrabâsından idi. Bir gün ziyâretinegitti. Hocası kendisine yemek ikrâm etti ve sohbet edip bazı şeyleröğretti. Ebû Âsım`ın hanımı ihtiyar idi. Evliyâdan mübârek bir hâtunidi ve Hızır aleyhisselâmdan ilim öğrenirdi. Bu hâtun diyor ki:

Hızır aleyhisselâm bize geldiğinde,Abdullah`ı görüp kim olduğunu sordu. Böyle sormak onun âdetidir.Bildiği hâlde yine sorar. Ben;
Filân kimsedir. dedim. Buyurdu ki:
Doğudan batıya kadar herkes onun adınıduyar. Şeyh-ül-islâm ismi ilemeşhûr olur. Şimdi on yedi yaşındadır. Babası ve kendisi, ne olduğunubilmez. Zamanında ondan büyük kimse olmaz. Yer yüzünde onun büyüklüğünüduymayan kalmaz.

O gerçekten müjdelendiği gibi yetişti.Kendini tamâmen ilme verdi. Geceleri kandil ışığında hadîs-i şerîfyazardı. Yemek yemeğe vakit bulamazdı. Annesi, ekmek parçalarını lokmalokma edip yedirirdi. Hadîs-i şerîf toplamak için çeşitli memleketleregitti. Çok sıkıntılara katlandı.

İlim uğruna emsâline az rastlanan gayretve fedâkarlıklar gösterdi.Bir defâsında Nişâbûr`dan Dezbad`e gitmeküzere yola çıkmıştı. Yolda şiddetli bir yağmura tutuldu. Koynundahadîs-i şerîflerin yazılı olduğu kitaplar, nüshalar vardı. Bunlarınyağmurdan ıslanmaması için yol boyunca rükû vaziyetinde eğilerekyürüdü.

Üç yüz âlimden hadîs-i şerîf öğrendi.Bunların hepsi büyük hadîs âlimleri olup, hepsi de Ehl-i sünnet idi.Hiç biri bid`at sâhibi değildi. Tefsîr ilmini Hâce Yahyâ İmârî`denöğrendi. Tasavvuf ilmini ise zamanının büyük âlimi ve rehberiEbü`l-Hasan Harkânî hazretlerinden öğrenip kemâle erdi.

İlim tahsîlini tamamladıktan sonrainsanların, Allahü teâlânın emrine uymaları, yasakladıklarındansakınmaları için gayret etti. Ömrünü insanların seâdete kavuşmaları,Allahü teâlânın rızâsını kazanmaları için harcadı. Dünyâya düşkünlükgöstermedi.

Abdullah-ı Ensârî, şeyhülislâm idi.Hanbelî mezhebinin büyük âlimlerinden olup, çok yüksek bir velî idi.Kerâmetleri pek çoktur. Vâzlarında Ehl-i sünneti müdâfaa eder,mezhebsizlik ve bid`atlerin kötülüğünü anlatırdı. Allahü teâlâyakavuşmak yolunda yürümek isteyenlerin, evliyâya ve hakîkî dinâlimlerine çok bağlı olmasını isterdi. Bu yolda ilerleten vâsıtaların,onlara olan tam muhabbet ve bağlılık oduğunu söylerdi. O büyüklere diluzatanların zavallılıklarını her defâsında ifâde eder ve; Yâ Rabbî!Dostlarını öyle yaptın ki, onları tanıyan sana kavuşuyor ve sanakavuşmayan onları tanıyamıyor. Yâ Rabbî! Her kimi felâkete düşürmekistersen, onu dostlarının, evliyânın ve gerçek İslâm âlimlerininüzerine atarsın. buyurmuştur.

Şöyle anlatmıştır:

Bir zaman bir arkadaş ile Basra`yagittim. Altı gün geçtiği hâlde, hiç bir şey yemedik. Yedinci gün birkimse gelip bize birer altın hediyye etti. Ben de o altını arkadaşımaverdim. Gidip yiyecek bir şeyler getirdi. Berâberce yedik. Sonrayolumuza devâm ettik. Deniz kıyısına geldik. Kalan bir altını gemiciyeverip gemiye bindik. Gemide, köşede kendi hâlinde oturan biri vardı.Namaz vakitlerinde kalkar, namazdan sonra tekrar kendi hâlinde oturmayadevâm ederdi. Kendisine yaklaşıp, bir ihtiyâcı olursa yardımcıolabileceğimizi söyledik. Olduğu zaman söylerim. dedi. Bir gün bize;Ben, yarın öğle namazından sonra vefât edeceğim. Gemiciye, sizi sâhileçıkarmasını söyleyiniz. Elbiselerimden bir şey isterse veriniz. Dışarıçıktığınız zaman bir ağaçlık görürsünüz. Orada, büyük bir ağacınaltında, benim kefenlenme ve defin işlerim için herşeyi hazırlanmışbulursunuz. İşlerimi tamamlayıp, beni oraya defnediniz. Benim bu yamalıelbisemi de kaybetmeyiniz. Hille`ye gittiğiniz zaman, zarîf bir genç,sizden bu yamalı elbiseyi ister. Ona veriniz. dedi.

Hakîkaten de ertesi günü öğle namazındansonra vefât etti. Bundan sonra biz dediklerini aynen yaptık. Her şeytam anlattığı gibi oluyordu. Hille`ye vardığımızda, târif ettiği gençkarşımıza çıkıp; Emâneti veriniz. dedi. Biz, yanımızdaki emânetikendisine teslim ettik ve; Allah rızâsı için bize izâh eder misin? Ozât kimdi? Sen kimsin? Bu olanlar nedir? dedik.

O bir derviş idi. Mirâs bırakacak birmalı vardı. Kendisine bir vâris taleb etti. Beni gösterdiler. Siz, birmikdâr bekleyin. Ben hemen geliyorum. dedi. Gidip biraz sonra geldi.Kendi elbiselerini çıkarmış bizim getirdiğimiz elbiseleri giymiş idi.Kendi elbiselerini bize verip; Bunlar sizindir. dedi ve gitti.

Abdullah-ı Ensârî hazretleri buyurdu ki:

Öyle zaman olur ki, Allahü teâlâ birkulunu ibâdetleri ile meşgûl eyler. O ibâdetler, o kulun azıtmasınasebeb olur. Yâni kibir ve ucba kapılmasına yol açar. Yine öyle zamanolur ki, o kulunu bir işe, bir günâha düşürür. O günâhı sebebiyle kul okadar üzülür ki, bu üzülmesi o kimsenin hidâyetine sebeb olur. Hâlinebakıp gafletten uyanır. Tövbe ve istigfâr eder. Bu her iki durumda daatılgan olmamalıdır. Allahüteâlâ, cesâret ve atılganlıkla günâh işleyip de; O bizi affeder.diyen kullarını sevmez. Günâhları küçük görmekten daha zararlı bir şeyyoktur. Günâhların küçüklüğünü değilde, kimin koyduğu yasaklarıçiğnemekte olduğunu düşünüp, hayâ etmelidir.

Hak teâlânın sevdiklerinin yolunda olmakile dünyaya kıymet vermek, dünyâya düşkün olmak, bir arada bulunmaz. Buyolda bulunan bir kimsenin kalbinde, dünyânın zerre kadar kıymetibulunursa, yağdan kıl çıkması gibi, kolayca bu yoldan çıkar. Allahüteâlânın dostları, dünyâya hiç kıymet vermezler, onun için gamyemezler. Bütün dünyâyı bir lokma hâline getirip, bir velînin ağzınakoysan, israf olmaz. Gerçek israf, bir şeyi Allahü teâlânın rızâsınaaykırı olarak sarfetmektir. Allahü teâlâ, dünyâyı eliniz ile terketmeyideğil, kalbiniz ile terketmeyi ister ve beğenir.

İşlediğin tâat ve ibâdetleribeğenmemelisin. O tâat sana hoş gelmemeli, bir lezzet aramamalısın.Tâatini beğenmek şirktir. Yalnız Allahü teâlânın emri olduğu için,buyurulduğu gibi, yânî ilmihâl kitaplarında bildirdiği gibi işlemeli.Tâatini Hak teâlâya ısmarla ve kendi beğenmeni şeytanın yüzüne çarp.Beyt:

Bir amel ki kalbine hoş gelir.

Bir günâhtır ki özrü müşkildir.

Bedbahtlığın, zarar ve ziyân içindeolmanın en açık alâmeti, Allah yolunda hergün ilerleyememektir.

Malı seviyorsan, yerine sarf et de sanasonsuz arkadaş olsun! Eğer sevmiyorsan, ye de yok olsun.

Allahü teâlâ, kendi rızâsınıistiyenlerin yardımcısıdır.

Üç kısım ilim vardır ki, bunlar tövbe,tevekkül ve hakîkat ilimleridir. Tövbe ilmi ki, bu ilmi seçilmişler,büyük zâtlar ve avâm, diğer insanlar kabûl ettiler. Tevekkül ilmini,seçilmişler kabûl etti, ama avâm kabûl etmedi. Hakîkat ilmini ise,insanların ilim, akıl ve anlayış seviyelerinin üstünde olduğu için, çokkimse anlıyamadı.

Allahü teâlânın azâbına müstehakolanlar, her an gaflette bulunanlardır. Bunlar, başlarına gelmesimuhtemel olan korkunç azâbdan gâfil oldukları için, kendileriniemniyette ve rahat hissederler. Her zaman uyanık olan kalbler ise, heran korku ve hüzün ile dolu olurlar. Devamlı âhiret için hazırlıkyaparlar. Dolayısı ile bu kimseler cezâya müstehak değildir.

İnsana, âhirete giden yolda mutlaka şudört şey lâzımdır: Birinci olarak, îtikâd ve amel. Bunun için kendisinelâzım olan ilmi öğrenip tatbik etmek lâzımdır. Bu ilim yolcuya yönverir, idâre eder. İkinci olarak, bir zikir lâzımdır. Bu, yolcuyatenhâda arkadaşlık eder ve zikir yardımı ile yalnızlık çekmez. Üçüncüolarak, bu yolcunun haram ve şüphelilerden sakınması ve dünyâya düşkünolmaması lâzımdır. Bu uygun olmayan düşünce ve başka şeylerin kendisinimeşgûl etmemesine sebeb olur. Dördüncü olarak, bir yakîn lâzımdır. Buda, yolcuyu gideceği yere kadar götürür. İşte ömründe bu dört şeydenayrılmayan saâdete kavuşur.

Dünyâ ne demektir biliyor musunuz?Gönlüne gelen ve seni Allahü teâlâdan uzaklaştıran her şey dünyâdemektir. Seni O`ndan başka bir şey ile meşgûl eden her şey defitnedir. Bu kısa ömrü, Allahü teâlâdan uzaklaştıran şeylereyaklaşmakla geçiren, O`ndan başka şeylerle meşgûl olan kimse, âhiretiniharâb etmiş olur. Bu ise, akıl sâhiblerinin yapacağı şey değildir.

Sıdk ve muhabbetin alâmeti ahde vefâdır.

Nefsiniz sizi uygun olmayan şeylerlemeşgûl etmeden evvel, siz nefsinizi hayırlı şeylerle meşgûl ediniz.

Hak teâlâya yakın olmayı istememek vedüşünmemek cinâyettir.

Mürşid-i kâmilin, yetişmiş veyetiştirebilen rehberin mübârek cemâlini görmek ve sohbetine kavuşmaken büyük ganîmetlerdendir. Onların güzel cemâli ve sohbeti her zamanele geçmez. Onu elden kaçırmamalıdır. Arafat dâimâ olur, fakat onlardâimâ bulunmaz. Bu büyük ganîmeti lâyıkıyla değerlendirmeli, nîmetinkıymetini bilmelidir.

Birisi, rüyâsında Peygamber efendimizigördü. Evliyâdan bir grup ile bir yerde oturuyorlardı. Herkes, O`nudinliyordu. Birden semânın kapıları açıldı. Elinde ibrik ve leğen ilebir melek geldi. Melek, ibrik ve leğen ile herkesin önüne geliyor,orada bulunanlar ellerini yıkıyordu. Rüyâyı gören kimse en sondabulunuyordu. Sıra ona gelince; Leğeni kaldırın. O, bu tâifedendeğildir. dediler. Melek de leğeni alıp götürdü. O kimse, Peygamberefendimize dönerek; Yâ Resûlallah! Ben bunlardan değilim ama,biliyorsunuz ki, sizi ve bunları çok seven birisiyim. dedi. Peygamberefendimiz; Bunlara muhabbet eden bunlardandır. buyurdu. Bunun üzerinemelek, leğenle ibriği getirdi, o kimse de elini yıkadı. Peygamberefendimiz o kimseye dönüp tebessüm ettiler ve; Bize muhabbet ettikçebizimlesin. buyurdular. O kimse bu rüyâdan sonra bu yolunbüyüklerinden biri oldu.

Abdullah-ı Ensârî hazretleri, Sehl-iTüsterî hakkında şöyle anlattı:

Tasavvuf ehli arasında;Benim elbisem,benim ayakkabım. demek edebe uygun değildir. Dostlar arasında, hiçbirşeyi mülkiyetle nisbet etmemek, onların âdâbındandır. Zarûret müstesnâ.

Kendisinden başka ilâh olmayan Allahüteâlânın kıymetli bir kulu vefât edeceği zaman, Azrâil aleyhisselâmgelerek; Korkma! Erhamürrâhimîne gidiyorsun. Asıl vatanınakavuşuyorsun. Büyük bayrama vâsıl oluyorsun. Bu cihan bir konaktır. Bukonak mü`minin zindanıdır. Ödünç olarak sana verilen bu varlık birbahânedir. Bu sebepten, bu bahâne gider ve uzaklaşır. Hakîkat meydanaçıkarak, kişi devamlı diri olan Allaha kavuşur. der. O kul için,dünyâda bundan daha tatlı, daha hoş ve daha rahat bir gün olmaz.

Kişinin sözü amelinden çok olursanoksandır. Ameli sözünden fazla olursa kemâldir.

Allahü teâlânın bir kulunusevmediğinin alâmeti; o kulun, kendisine faydası olmayan boş şeylerlemeşgûl olmasıdır.

Ümitsizlik, küfür içinde bir kapıdır.Allahü teâlânın rahmetinden ümidini kesmek küfürdür.

Ârif; kalbini Allahü teâlâyı düşünmek,unutmamak, vücûdunu da, insanların rahmet-i ilâhiyyeye kavuşmaları içinseferber eden kimsedir.

Bir zaman Hire`ye askerler geldi.Askerlerden birisi, köylünün birinden atları için saman aldı. Ücretinitam olarak ödedi. Köylünün ihtiyar bir babası vardı. O asker ile dostoldu. İhtiyar köylü, dostu olan askere dedi ki:

Bugün, hacılar hac etmektedir. Keşke bizde orada olsaydık.

Asker:

-İster misin? Seni oraya eriştireyim. Amakimseye söylememek şartı ile, dedi.

-Söylemem.

Asker, Allahü teâlânın izni ile bir andaihtiyarı Arafât`a ulaştırdı. Hac edip, lüzumlu vazifeleri yaptıktansonra, yine bir anda geri döndüler. İhtiyar, askere dedi ki:

-Senin gibi bir hâlde bulunan kimsenin,askerlerin arasında durmasına hayret ediyorum. Bu nasıl oluyor?

-Eğer benim gibi bir kimse bunlarıniçinde olmasa idi, senin gibi bir ihtiyar veya zayıf, muhtaç bir dedegelip derdini dökse kim bakardı? Kim alâkadar olurdu? Kim dostluk eliniuzatırdı? İşte ben, birçok faydaları düşünerek bunlar arasındabulunuyorum. Sakın sırrımı kimseye söyleme.

-Peki, diyen ihtiyar, işin içinde öncefarkedemediği nice hikmet ve faydaların bulunduğunu anlayıp, teşekküretti ve ayrıldılar.

Sana iyilik eden kimsenin esiri olursun.Ona karşı boynun bükük olur. Kendisine iyilik ettiğin kimseye karşıise, tam tersi olur. Onun için, dâima herkese iyilik etmeli, faydalıolmaya çalışmalıdır. Nitekim bir hadîs-i şerîfte; Veren el, alanelden üstündür. buyrulmuştur.

Ebü`l-Hüseyin isminde birisi, bir günhocam Husrî`yi incitmişti. O andan beri kalbimde ona karşı soğuklukduyuyorum.

Abdullah-ı Ensârî hazretleri, Âl-i İmrânsûresi 103. âyet-i kerîmesinin meâlen; Allah`ın habline sımsıkısarılın. kısmını şöyle tefsîr etmektedir: Âyet-i kerîmede geçen;Allah`ın habline sımsıkı sarılın.dan murâd, Allahü teâlânınemirlerine riâyet ederek ibâdete devâm etmektir. Âyet-i kerîmede geçeni`tisâmın, sarılmanın üç derecesi vardır.

Şeyhülislâm Abdullah-ı Ensârî`nin Menâzil-üs-Sâyirînkitâbında, hazret-i Ömer`in bildirdiği hadîs-i şerîfte; İhsânnedir? suâline cevâben Peygamber efendimiz buyurdu ki:

İhsân, Allahü teâlâya, görür gibiibâdet etmendir. Her ne kadar sen O`nu görmüyorsan da, O seni görüyor.

Bu hadîs-i şerîf, pekçok hakîkatiiçerisine almaktadır.

Yine buyurdu ki:

Bâzı sâlih kimseler, bir hâdisenin nasılnetîceleneceğini firâsetle söyler. Bu hâdisenin netîcesini Allahü teâlâona müşâhede ettirir, gösterir. Bu müşâhede, o kimsede devamlıdır. Bâzıkimseler de vardır ki, bu müşâhede onda bâzan olur, devamlı olmaz. O,onu Allahü teâlânın aşkının sarhoşluğu içinde iken söyler veya o sözdilinden çıkar da, söylediği hakîkat olur. Ama, onun bu hâlden haberibile yoktur. İşte bu iki hâlin birinci olanı, yâni firâseti devamlıolanı makbûldür. Firâseti devamlı olanlara Velâyet ehli denir. Buişler, Abdal, Ebrar ve Zühhâdda olur. Firâseti ve müşâhedesibâzan olanlar da Muhakkiklerdir. Muhakkiklerde hâdiseler, bâzankapalı, bâzan açık olur. Eğer şaka ile söyleseler; Allahü teâlâ onlarıkırmaz, hakîkat eder. Eğer gaflet ile söylerse, cenâb-ı Hak yinedediğini vâki eder.Onlar, Allahü teâlânın sevgili kullarıdır.

Abdullah-ı Ensârî buyurdu ki:

Firâset iki türlüdür: Birincisi, mârifetsâhiplerinin firâseti olup, talebenin istidâdını keşf etmek, Allahüteâlânın evliyâsını tanımaktır. İkincisi, riyâzet çeken, açlıklanefslerini parlatanların firâseti olup, mahlûklara âit gizli şeyleribilmektir. İnsanların çoğu, Allahü teâlâyı hatırlamayıp gece-gündüzdünyâyı düşündüğünden, dünyâ işlerinden ele geçirmek istediklerişeylerden haber verenleri arıyor. Bunları büyük biliyor. Hattâ, bunlarıevliyâ, Allahü teâlâya yakın sanıyorlar. Evliyânın maârifine, doğru,ince bilgilerine dönüp de bakmıyorlar. Belki, bunlara dil uzatıp,bunlar Allahın sevgili kulu olsaydı, gayb olan şeylerimizi, gizlidüşüncelerimizi bilirlerdi. Bizim hâlimizden haberi olmıyan bir kimse,mahlûkların üstündeki ince bilgileri hiç anlıyamaz diyerek, evliyânınfirâsetine, Zât-ı ilâhiye ve sıfatlarına olan bilgilerine inanmıyorlar.Böyle, yanlış ölçüleri sebebi ile, o büyüklerin doğru ilim vemaârifinden mahrûm kalıyorlar. Allahü teâlânın, o büyükleri, câhilleringözünden saklayıp, kendine mahsûs kıldığını bilmiyorlar. O, evliyâsınıdünyâ işleri ile meşgûl etmeyip, kendisi ile meşgûl etmiştir. Evliyâ,insanların hâllerine, işlerine bağlansalardı, Allahü teâlânın huzûrunalâyık olmazlardı.

Abdullah-ı Ensârî hazretleri yinebuyurdular ki:

Âhirette her incinin bir sedefi vardır.Her şeyin kendi hâline göre bir şerefi, değeri vardır. İnsanoğlu dakendisinde ilim bulunan bir sedeftir. Onun şerefi de ilim iledir. İlmiolmayan kimse, câhillik içinde kalır, muhabbet kadehini içemez, vilâyetlibâsını giyemez. Allahü teâlâ câhili kendine dost edinmez.

İlim, çok tekrar ve fazla müzâkere ileele geçer. Ayrıca bunun için az uyumalı ve Allahü teâlânın yardımınıtalep etmelidir. Âlemlere rahmet olan Resûlullah efendimiz buyuruyorki:

Geceleyin Allahü teâlânın korkusundanağlayan göze ateş dokunmaz. Bir kimse, 40 gün Allah için ihlâslasabahlasa, hikmet pınarları zâhir olup, kalbinden lisânına akar.Peygamber efendimiz; Mü`min, gece çok ağlar, gündüz çok tebessümeder. buyurdu.

Her denizin kenarı, sonu, her gününgecesi vardır. Peşinden gece gelmiyecek gün, kıyâmet günüdür. Ucubucağı bulunmayan deniz, Allahü teâlânın rahmet deryâsıdır.

Semâ tavanının seyyâreleri olduğu gibi,her bir gaflet ve hatânın da bir keffâreti vardır. Mü`minleringünahlarının keffâreti tövbedir.

Şükür; nîmeti bilmenin ismidir. Zîrâşükür, nîmeti vereni bilmeye götürür. Bu mânâdan dolayı, Kur`ân-ıkerîmde İslâm ve îmâna şükür ismi verilmiştir.

Abdullah-ı Ensârî hazretlerinin yazdığıkıymetli kitaplardan bâzıları şunlardır: 1) Menâzil-üs-Sâyirîn, 2)Şems-ül-Mecâlis, 3) Envâr-üt-Tahkîk, 4) Tefsîr-ül-Kur`ân, 5) Hülâsa fîŞerh-i Hadîs, 6) Şerh-üt-Taarruf li-Mezheb-it-Tasavvuf, 7) Menâkıb-ıİmâm-ı Ahmed bin Hanbel.

PARMAĞINI ISIRDI!

Abdullah-ı Ensârî, talebelik yıllarınışöyle anlatır:

Kışın cübbem yoktu. Hava da çok soğukidi. Evimde ancak üzerinde yatabileceğim kadar bir hasırım vardı.Üzerimi de bir keçe parçası ile örtüyordum. Keçeyi başıma doğru çeksemayağım, ayağıma doğru çeksem başım açık kalırdı. Yastık olarak da birkerpiç kullanırdım. Bir de, meclislerde giydiğim elbiseyi asacak birçivi vardı. Bir gün, büyük zâtlardan birisi bize geldi ve hâlimi gördü.Parmağını ısırıp ağlamaya başladı. Bir müddet sonra, başından sarığınıçıkarıp önüme koydu. Buna benden çok sen lâyıksın. demek istedi.

BİRŞEY İSTEYEMEZDİM

Abdullah-ı Ensârî anlatır:

Maddî gücüm olmadığı için, talebelerimebir şey alamazdım. Kimseden de bir şey isteyemezdim. Bu sebeptengönlümde bir elem vardı. Bir kimse, hazret-i Danyal aleyhisselâmırüyâsında görmüş. Ona; Falan dükkânı Abdullah`a ver ki, kazancınıtalebelerine dağıtsın. buyurmuş. O kimse de bunu kabûl etmiş. O şahıs,bu rüyâdan sonra dükkânın kazancını, talebelere dağıtmak üzere banaverdi.

Şu iki kimseden daha büyük bir âlimgörüp işitmedim. Onlar; Harkan`da Ebü`l-Hasan-ı Harkânî ve Herat`taAbdullah et-Tâkî`dir. Ebü`l-Hasan-ı Harkânî hazretlerinin talebeleribana; Otuz senedir hocamızın sohbetiyle şerefleniriz. Sana gösterdiğialâka ve muhabbet gibi kimseye göstermedi. Sana ihsân ettiği gibi,başkasına böyle ihsân ettiğini görmedik. dediler.

Bir gün, Ebü`l-Hasan-ı Harkânîhazretlerine; Efendim, bir şey sormak istiyorum. dedim. O da; Sor,ey benim çok sevdiğim Abdullah! dedi. Beş suâl sordum. İkisini lisân-ıhâl ile, yaşayarak, üçünü de lisân-ı kâl ile, söyleyerek cevaplandırdı.İki elimi dizinin üzerinde tutmuş idi. Bu hâl beni çok etkiledi. Öyleçok ağladım ki, gözlerimden devamlı gözyaşı akıyordu. TasavvufuEbü`l-Hasan Harkânî hazretlerinden öğrendim.

Birincisi; normal insanların sarılmasıki, Allahü teâlâdan gelen emir ve yasaklara sarılıp, devâm etmektir. Bukısımda bulunan insanların ibâdet ve tâatı, yakîn elde etmek içindir.Bu, Allah`ın ipine (Kur`ân-ı kerîme) sarılmaktır. İkincisi;seçilmişlerin sarılması olup, bunların emir ve yasaklara uymaktakigayretleri, Allah`tan başka her şeyden kesilmek, O`na, O`nun emirlerineteslim olmaktır. Bu da urvet-ül-vüskâdır. Üçüncüsü; seçilmişlerinseçilmişlerinin sarılması ki, bunların emir ve yasaklara uymaktakigayretleri, Allahü teâlâyı müşâhede etmek, O`nun yakınlığı ile meşgûlolmak nîmetine kavuşmak içindir. Buna da i`tisâm-ı billah denir.

1) Tabakât-ı Hanâbile; c.2, s.247
2) Mu`cem-ül-Müellifîn; c.6, s.133
3) Şezerât-üz-Zeheb; c.3, s.365
4) Tezkiret-ül-Huffâz; c.3, s.1183
5) Esmâ-ül-Müellifin; c.1, s.452
7) El-A`lâm; c.4, s.122
8) Tabakât-ül-Müfessirîn (Süyûtî); s.15
9) Tabakât-ı Hanâbile Zeyli; c.1, s.50
10) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye;s.977
11) Esâb-ı Kirâm; s.305
12) Rehber Ansiklopedisi; c.1, s.19
13) Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî; c.2,mk.92
14) Kıyâmet ve Âhiret; s.201
15) İslâm ÂlimleriAnsiklopedisi; c.4,s.306
16) Sefînet-ül-Evliyâ; s.169




Yazdır




ABDULLAH-I ENSÂRÎ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3782)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2067)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2039)
BABA TÂHİR URYÂN (1990)
HACI DURSUN EFENDİ (1889)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1675)
ARAB BABA (1631)
MERKEZ EFENDİ (1562)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1554)
BEHRULLAH EFENDİ (1500)

En Son Okunanlar

AHMED KÂDİRÎ (349)
ÇELEBİ ÂRİF KÜÇÜK (381)
AHMED İZZET EFENDİ (258)
DEMİR HOCA (741)
ABDULLAH EFENDİ (Himmetzâde) (364)
AHMED BİN İSHAK (291)
AHMED BİN İBRÂHİM EL-VÂSITÎ (255)
AHMED BİN HÜSEYİN AYDERÛSÎ (252)
AHMED HULÛSİ EFENDİ (680)
AHMED HİLMİ EFENDİ (313)

Rastgele

CEZÛLÎ (401)
AKYAZILI SULTAN (662)
ALİ NÂTİKÎ (294)
MUHAMMED SAÎD (309)
ŞÂFİÎ (246)
ABDÜLVEHHÂB-I MISRÎ (273)
ELVÂN ÇELEBİ (364)
OSMAN BİN MERZÛK EL-KUREŞÎ (294)
ZÂKİRZÂDE ABDULLAH EFENDİ (340)
AHMED HULÛSİ EFENDİ (680)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012