Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

SADREDDÎN BİN BEHÂEDDÎN ZEKERİYYÂ (241)
CÂFER BİN ABDÜRRAHÎM KİLÂÎ (256)
EBÛ BEKR ENSÂRÎ (242)
HIZIR ÇELEBİ (Hızır Bey) (523)
ABDÜLKUDDÛS (325)
TÂZÎ (278)
HİDÂYETULLAH ERBİLÎ (266)
MUHAMMED SAÎD FÂRÛKÎ (261)
TERZİ BABA (659)
AHMED KİHTÛ (265)
ABDULLAH-I İSFEHÂNÎ (Kutbüddîn-i İsfehbezî) (264)
SÂBİT BİN ESLEM EL-BENÂNÎ (243)
CÂBİR BİN ZEYD (268)
ABDÜLFETTÂH-I BAĞDÂDÎ AKRÎ (501)
SÂDIK ALİ EFENDİ (276)
EBÛ BEKR-İ EBHERÎ (294)
EBÛ BEKR BİN EBÛ VEFÂ (257)
HIFNÎ (Hafnâvî) (340)
MUHAMMED SÂDIK (269)
TAŞKESENLİ İBRÂHİM EFENDİ (387)
MUHAMMED SAÎD (309)
ALÂEDDÎN ÂBİZÎ (288)
AMR BİN UTBE (336)
RÜVEYM BİN AHMED (372)
EBÛ BEKR-İ DÜKKÎ (216)
HAYREDDÎN HALİL BİN KÂSIM (284)
TAKIYYÜDDÎN HISNÎ (293)
HAYR-ÜN-NESSÂC (286)
MUHAMMED RÛCÎ (407)
TAKIYYÜDDÎN SÜBKÎ (274)
AÇIKBAŞ MAHMÛD EFENDİ (369)
AMR BİN OSMAN MEKKÎ (269)
RÛZBEHÂN BAKLÎ (244)
RÜKNEDDÎN EBÜ’L-FETH (488)
CABBÂR DEDE (333)
EBÛ BEKR AYDERÛS (273)
EBÛ BEKR EL-BETÂİHÎ (336)
HAYÂT BİN KAYS EL-HARRÂNÎ (308)
MUHAMMED PÂRİSÂ (784)
TÂHİR-İ LÂHORÎ (277)


  

AHMED YESEVÎ





AHMED YESEVÎ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Türkistan`dayetişen büyük velîlerden. İsmi, Ahmed bin İbrâhim bin İlyâs Yesevîolup, Pîr-i Türkistan, Hazret-i Türkistan, Hazret-i Sultan, Hâce Ahmed,Kul Hâce Ahmed diye tanınır. Babası Hâce İbrâhim`in nesebi hazret-iAli`nin oğlu Muhammed bin Hanefiyye`ye ulaşır. Soyu, hazret-i Fâtımavâlidemize dayanmadığı için seyyid değildir. Annesi evliyâdan ŞeyhMûsâ`nın Ayşe isimli kerîmesi olup, sâliha, müttekî ve afîf bir hâtunidi. Doğum târihi bilinmemektedir. 1194 (H.590) senesinde Yesi`de vefâtetti. Kabri oradadır. Tîmûr Han onun için muhteşem bir türbeyaptırmıştır.

Ahmed Yesevî annesini çok küçük, babasınıda yedi yaşında kaybetti. Babası son nefesinde Gevher Şehnaz ismindekikızına:

Ey benim kızım! Kardeşin bu dünyâyaender gönderilen mübârek bir kişi olacaktır. Ona göz kulak ol. Benimdergâhımda, bağlı bir sofra durur. Ahmed o sofrayı kendi başına açtığızaman onun cihan mülkünde görünme vaktinin geldiğini bilmelisin. Zamânıgelmeyince, bu sırrı kimseye açma. dedi.

Gerçekten Ahmed Yesevî`de çocukluğundagarib hâller ve yaşından beklenilmeyen fevkalâdelikler görülüyordu.Hızır aleyhisselâm ile görüşüp sohbet ediyor, onun mânevî terbiyesi ileolgunlaşıyordu. Bu sırada meydana gelen bir hâdise, şöhretinin bütünTürkistan`a yayılmasına yol açtı. Menkıbeye göre, o sırada Türkistan`daYesevî adında bir hükümdâr saltanat sürmekte idi. Bu hükümdar yazgelince, Türkistan yaylalarına çıkar, kışın da Semerkant kışlalarındakalırdı. Ceylan avından çok hoşlanan hükümdâr, bir defâsında ceylanpeşinde koşarken, yolu Karaçuk Dağına çıktı. Karaçuk Dağının yamaçlarısarp, kayaları yalçındı. Atı, kan tere battı ve avını kaçırdı. Bunaziyâdesiyle üzülen hükümdâr; Bu dağı ortadan kaldırmak gerek. diyesöylendi. Nitekim ülkesindeki velîleri toplayıp, duâlarının bereketiile bu dağı ortadan kaldırmayı düşündü. Toplanan velîler, duâ veniyâzda bulundular. Ancak istenilen netice elde edilemedi. Bununüzerine oraya gelmeyen bir velînin olup olmadığı araştırıldı. Neticede,Hâce İbrâhim`in oğlu Ahmed küçük olduğundan kimsenin aklına gelip deçağrılmadığı anlaşıldı. Nihâyet, haberci gönderildi ve gelmesi istendi.Çocuk, dâveti ablasına danışınca, ablası; Babamızın vasiyeti var,senin tanınma zamânının gelip gelmediğini, türbedeki ekmek sofrasıtâyin edecektir. Eğer o sofrayı açabilirsen, tanınma zamânın geldidemektir, var git! dedi. Babasının türbesine giden Ahmed, sofrayıbulup açınca, dosdoğru hükümdârın istediği yere geldi. Kendisinibekleyen velîlere sofradaki bir parça ekmeği gösterip duâ etmeleriniisteyince, velîler Fâtiha okudular. O da ekmeği oradakilere taksim ettive hepsine kâfi geldi. O toplantıda tam dokuz bin kişi vardı. Bukerâmeti görenler, Hâce Ahmed`in büyüklüğünü ve mertebesininyüksekliğini anladılar. Hâce Ahmed, sırtındaki babasından kalma hırkayabürünerek, duâsının neticesini bekliyordu. Birdenbire gök yüzündenyağmur boşanarak, her yer suya garkolunca, velîlerin seccâdeleri suüstünde yüzmeye başladı. Sonunda Ahmed hırkasından başını çıkarınca,yağmur durdu ve güneş çıktı. Oradakiler baktıklarında, Karaçuk Dağınınortadan kalktığını gördüler. Bu kerâmete şâhid olan hükümdar, HâceAhmed`den, kendi adının kıyâmete kadar bâkî kalması için niyâzdabulunmasını diledi. Hâce Ahmed hazretleri de; Âlemde her kim biziseverse, senin adınla bizi yâd eylesin dedi. Bundan dolayı o gündenberi ikisinin ismi birlikte, Ahmed Yesevî şeklinde anılır oldu.

Ancak Hâce Ahmed`in, daha çok Yesi`liolduğundan, Yesevî nisbesiyle şöhret bulduğu kabûl edilmektedir.

Ahmed Yesevî önce Arslan Babahazretlerinden ders aldı. Onun kalblere hayat ve huzur veren söz vesohbetleri ile teveccüh ve görüp gözetmesine kavuştu. Böylece kısazamanda çok yüksek makam ve derecelere ulaştı. Ancak Arslan Baba ebedîâleme göçünce, çok sevdiği ve ziyâdesiyle bağlı bulunduğu bu şeyhindenayrı düştü. O, hikmetler adını verdiği şiirlerinde Arslan Baba`danbahsederken şöyle demektedir:

Âhir zaman ümmetleri dünyâ fâni bilmezler
Gidenlerigörürler de ondan ibret almazlar
Erenlerinkıldığını görüp rağbet etmezler
ArslanBabam sözlerini dinleyiniz teberrük.

Ahmed Yesevî bundan sonra şeyhi ArslanBaba`nın mânevî işâreti ile Buhârâ`ya gitti. Orada Ehl-i sünnetâlimlerinin en büyüklerinden Yûsuf-i Hemedânî`ye bağlandı ve mânevîilimleri tahsil etti. İnsanlara ilim öğretmek, doğru yolu göstermekiçin ondan icâzet, diploma aldı. O büyük zâtın halîfeleri arasınakatıldı. Onun vefâtından sonra bir mikdâr Buhârâ`da kaldı. Talebeyetiştirmeye başladı. Bir zaman sonra onların terbiye veyetiştirilmesini, Yûsuf-i Hemedânî`nin en önde gelen, gözde talebesiAbdülhâlık Goncdüvânî hazretlerine bırakıp, kendisi Yesi`ye döndü vetalebe yetiştirmeğe burada devâm etti. Talebeleri git gide çoğalıyordu.Büyüklüğü ve şöhreti kısa zamânda, Türkistan, Mâverâünnehr, Horasan veHarezm`e yayıldı. Kendisinde daha çocuk yaşta iken başlayan evliyâlıkhâl ve dereceleri günden güne artıyordu. Zamanındaki âlimlerin veevliyânın en büyüklerinden, en üstünlerinden oldu. Hanefî mezhebindeidi. Zâhirî ve bâtınî bütün ilimlerde derin âlim olan Ahmed Yesevî,Hızır aleyhisselâm ile görüşüp sohbet ederdi.

Ahmed Yesevî hazretleri vakitlerini üçeayırırdı. Günün büyük bölümünde ibâdet ve zikirle meşgûl olurdu. İkincikısmında talebelerine zâhirî ve bâtınî ilimleri öğretirdi. Üçüncü ve enkısa bölümde ise alınteri ile geçimini sağlamak üzere tahta kaşık vekepçe yaparak bunları satardı.

Bir rivâyete göre; Onun halden anlar biröküzü vardı. Bu öküzün sırtına bir heybe asar, içine de yaptığı kaşıkve kepçeleri koyup, Yesi çarşısına salıverirdi. Kim kaşık ve kepçedenalırsa ücretini heybenin gözüne bırakırdı. Mal alıp da, ücretinivermeyen olursa, öküz o kimsenin peşini bırakmaz, nereye gitse peşindeno da giderdi. Adam ücreti heybeye koymadıkça, o kimsenin yanındanayrılıp başka yere gitmezdi. Akşam olunca da Hâce Ahmed hazretlerininevine gelirdi. Hattâ heybenin gözüne fazla para bırakanlar da olurdu.Hâce hazretleri bunları ve kendisine gelen sayısız hediyelerimuhtaçlara ve bilhassa talebelerine sarf ederdi.

Ahmed Yesevî hazretlerinin şöhreti,kerâmetleri her tarafa yayılıp, talebelerinin sayısı yüz bineyaklaşınca, kendisini çekemeyenler düşmanlıklarından, çeşitliiftiralara başladılar. Sohbet meclislerine örtüsüz kadınlar geliyor,erkeklerle birlikte oturuyorlar. dedikodularını yaydılar. Bu şâyiayıduyan makam sâhipleri, bâzı müfettişler vazifelendirerek durumunaraştırılmasını emrettiler. Müfettişler, Ahmed Yesevî hazretlerininders verdiği meclisine gizliden gizliye gelip gittiler. Her şeyin,herkese açık olduğu bu yerde, insanlardan ve kanunlardan saklı uygunsuzbir hâlin bulunmadığını, söylenilenlerin tamâmen asılsız olduğunu, buzâta iftirâ etmek için uydurulduğunu bildirdiler.

Ahmed Yesevî hazretleri kendisine iftirâedenlere bir ders vermek istedi ve toplandıkları yere geldi. Elindeağzı mühürlü bir kutu vardı. Oradakilere hitâben: Bâlig olduğu gündenbu âna kadar, sağ elini avret mahalline hiç uzatmamış bir velîistiyorum. Kim vardır? Bu mühim kutuyu ona teslim edeceğim buyurdu.Hiç kimse çıkmadı. O sırada, Ahmed Yesevî`nin talebelerinden, Hâce Atâortaya çıktı. Hâce Ahmed hazretleri kutuyu ona verip, bunu Horasan veMâverâünnehr memleketlerine götürmesini emretti. Talebe kutuyu alıp,bildirilen yere vardı. Her tarafa haber salınıp, âlimler ve Hâcehazretlerine iftirâ edenler geldiler. Herkes bu kutunun içinde neolduğunu merak ediyordu. O talebe, toplananlara, bu kutuyu hocası AhmedYesevî hazretlerinin gönderdiğini söyleyip kutuyu açtı. Kutu açılınca,herkes gördükleri manzara karşısında donakaldılar. Kutunun içinde korhâlinde ateş, bir mikdar pamuk arasında duruyordu.

Ateş kızarıyor ve pamuğa birşeyolmuyordu. Bu hâli gören herkes hayretler içinde kaldı. Hâcehazretlerinin bu kerâmeti karşısında, onu sevenlerin muhabbeti daha daarttı. Kendisine muârız olanlar hatâlarını anlayıp tövbe ettiler. Hâcehazretlerine hediyeler gönderip, özürler dileyip pekçoğu ona talebeoldu.

Merv şehrinde Mervezî nâmında birmüderris var idi. Ahmed Yesevî hakkında söylenilen uygunsuz ve uydurmasözler ona kadar gitmişti. Bu yalanlara aldanıp, kendisini imtihânetmek, şüphesini gidermek niyetiyle, yanına dört yüz müşâvir ve kırktâne de müftü alarak yola çıktı. Her tarafta talebeleri olduğunu, herzaman sohbetinde binlerce kişinin hazır bulunduğunu öğrenmişti. Ben üçbin mesele ezberledim. Hepsine ayrı ayrı suâl sorar, onları imtihanederim. diye düşündü. Bu sırada Ahmed Yesevî hazretleri hânegâhındabulunuyordu. Talebesi Muhammed Dânişmend`e; Bakar mısın, bize kimlergeliyor? buyurdu. Mervezî`nin mâiyyetiyle, yanındakilerle birliktehâfızasında üç bin mesele ile geldiğini bildirdi. Hâce hazretlerininemri ile Muhammed Dânişmend, o üç bin meseleden binini, Mervezî`ninhâfızasından sildi. Sonra talebelerinden Süleymân Hakîm Atâ`ya aynışekilde emretti. O da öyle yaptı. Mervezî, hâfızasında kalan bin meseleile Yesi`ye geldi. Hâce hazretlerinin yanına gelip, Allah`ın kullarınıdoğru yoldan ayıran sen misin? dedi. Hâce, hiç kızmadı. Karşılık davermedi. Şimdilik üç gün misâfirimiz ol! Ondan sonra görüşürüz.buyurdu. Üç gün sonra bir kürsü kuruldu. Mervezî kürsüye çıktı. HâceAhmed hazretleri, Muhammed Hakîm Atâ`ya tekrar emredip, o bin meseleyiMervezî`nin hâfızasından silmesini emretti. Hakîm Atâ, Allahü teâlâyaduâ etti. Aklındaki bin mesele de silindi. Mervezî, kürsü üstünde birşeyler konuşmak istedi. Fakat hâfızasında hiçbir meseleninbulunmadığını anladı. Nihâyet, defterini açıp oradan okumak istedi.Fakat defterinin sahifelerindeki yazıların da silindiğini gördü.Sahifeler bomboş idi. Bu hâli gören Mervezî, kusûrunu anlayıp oracıktatövbe etti. Talebeliğe kabûlü için yalvardı. Bütün mâiyyetiyle beş senekaldı. Çok mertebelere, yüksek derecelere kavuştu. Ahmed Yesevî (k.sirruh) bunu, yanında beş kişi ile berâber, insanlara Allahü teâlânındînini doğru olarak anlatmak vazifesiyle Horasan`a gönderdi. Bunlar;Muhammed, Seyfeddîn, Sa`deddîn, Behâüddîn ve Kemâl isimlerindekitalebeleri idi. Oraya gidip halkı irşâd edip aydınlattılar (r.aleyhim).

Horasan`da bulunan velîler, Ahmed Yesevîhazretlerinin büyüklük ve üstünlüğünü bildikleri ve ona olan muhabbetve bağlılıklarının daha da artması için, kendisiyle görüşmek,sohbetinde bulunmak istediler. Büyük bir toplantı tertib ettiler. Hâcehazretlerini de bu toplantıya dâvet için, aralarından birini Yesi`yegönderdiler.

Ahmed Yesevî hazretlerini toplantıyadâvet etmek üzere yola çıkan velî, Allahü teâlânın izni ile turna gibiuçarak Yesi`ye geliyordu. Hâce hazretleri bu hâli keşfederek, yanınatalebelerinden bâzılarını aldı. Bunlar da turna şeklinde uçmayabaşladılar. Nihâyet, Semerkand yakınlarında bir nehir üzerindekarşılaştılar. Bu sırada aşağıda büyük bir tüccar, nehirden geçerkenakıntıya kapılıp, malı ve hayvanları suya düşmüştü. Bu tüccâr, suiçinde boğulmamak için gayret ederken, bu sudan selâmetle kurtulmasıhâlinde, kalan malının yarısını Allah rızâsı için vereceğini nezr edip,adadı. Hâce Ahmed Yesevî, Allahü teâlânın izni ile tüccarın sıkışık vezor durumunu keşfederek aşağıya indi. Boğulmak üzere iken tüccarı çekipsâhile çıkardı. Sonra normal hâline döndü. Bu duruma çok teaccüb eden,şaşan tüccar, kendisini kurtaran bu zâtın ellerine sarılıp çok teşekküretti; daha sonra malının yarısını bu zâta verdi. Hâce hazretleriistenilen yere geldi. Bir zaman orada kalarak talebeleriyle sohbetetti. Suallerini cevaplandırdı. Hergün yüzlerce kişi huzuruna gelereksohbetine katılır ve bereketlenirdi. Tüccarın verdiği parayı da oradabulunan yoksullara ve talebelerine dağıtan Ahmed Yesevî hazretleri dahasonra memleketine döndü.

Yesi şehrine yakın bir yerde, Sabran(Savran, Şûrî) diye bir kasaba vardı. Bura ahâlisinin çoğu hıristiyanolup, müslüman Yesi halkına ve bilhassa Ahmed Yesevî hazretlerine çokdüşmandı. Ahmed Yesevî hazretlerinin büyüklüğü, kerâmetleri etrâfayayıldıkça ve ona bağlı olanların sayıları her geçen gün arttıkça,Sabranlılar ziyâdesiyle rahatsız oluyorlar, Hâce hazretlerine olandüşmanlıkları daha da artıyordu.

Birgün hazret-i Hâce`ye iftirâ etmekistediler. Bir yere toplandılar. İçlerinden birinin öküzünü getiripmezbahada kestiler. Sâdece ayaklarını bıraktılar. Ertesi gün de kadıyagidip şikâyet ettiler. Öküzlerinin çalınıp mezbahada kesildiğini,kanları akarak acele ile götürüldüğünü, kan izlerini tâkip ettiklerinive öküzlerinin Ahmed Yesevî`nin tekkesine götürüldüğünü anladıklarınıbildirdiler. Kâdı izin verip, Hâce`nin tekkesine girip, öküzleriniarayabileceklerine izin verince, gelip durumu bildirdiler. Hazret-iHâce, kalb gözleri ile ve yüksek firâseti ile, iftirâcılarınhazırladıkları çirkin tertibi görmüş ve anlamıştı. Talebeler bundanhabersiz olduklarından, çok şaşırdılar. Nihâyet içeri girmelerine izinverildi. İftirâcılar, doğruca gece bıraktıkları öküzün yanına vardılar.Tam maksatlarına kavuşmuş olduklarını zannediyorlardı. Bu sırada Hâcehazretlerinin kerâmeti tecellî edip ortaya çıkıp iftirâcıların hepsibir anda köpek oldular. O öküz etine hücûm edip kısa zamandabitirdiler. Böylece esas hâlleri anlaşılmış oldu.

Yine birgün aralarında anlaşıp, Hâce`yihırsızlıkla ithâm etmeye karar verdiler. Bir sığırı kesip parçaladılarve gece gizlice Hâce`nin hânegâhının bir yerine bıraktılar. Hazret-iHâce`den başka hiç kimse de, bunların yaptıklarını farketmedi. Ertesigün bu sığırı aramak bahânesi ile, o kasaba halkından birçok kimsetekkenin önünde toplandı. Sığırlarını aramak için içeri girmekistediklerini söylediler. Hâce hazretleri bu ahmakların yaptıklarınaçok üzüldü, bir an elini kaldırıp dergâhın kapısını işâret etti.Arkasından:

Girin köpekler, girin itler!.. diyebağırdı.

Bu söz üzerine dergâha akın eden veiçeriye adımını atan Hav, hav, havv diye yürüyordu. Sabranlılardandergâha adımını atan köpek hâline geliyor ve getirdikleri sığırınüzerine atılıyordu. Dışarıda kalıp bu müthiş manzarayı seyredenlerhayret, dehşet ve korku içerisinde Ahmed Yesevî hazretlerinineteklerine yapıştılar. Mahcup ve pişman olduklarını bildiripaffedilmeleri için yalvarmaya başladılar. Hâce hazretleri merhamet edipduâ etti. Böylece tekrar eski hallerine döndüler.

Ahmed Yesevî hazretleri 63 yaşınagelmişti. O, çocukluğundan bu âna gelinceye kadar Resûlullahefendimizin sünnet-i seniyyesine yapışmakta hiç gevşeklik göstermedi.Resûlullah efendimizin âhirete teşrif buyurduğu andan îtibârenyeryüzünde bulunmayı kendilerine münâsip görmediler. Bu sebepledergâhın bahçesine derin bir yer kazdırdı ve içini kerpiçle ördürdü.Nihayet hazırlıklar tamamlanınca talebelerini dergâhın avlusundatoplayıp;

Ey gönül dostları, Allahü teâlânın ensevgili kulu olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa hazretleri 63 yaşındabu dünyâdan ayrıldı. Ben de şimdi 63 yaşındayım. Artık şu gördüğünüzçilehâneye çekilecek, ömrümün kalan günlerini bu hücredetamamlayacağım... buyurdu.

Müridlerinin gözleri yaşlı olarak; Eysultanımız bizim hâlimiz nice olur. sözlerine karşı;

Sizi Allahü teâlâya emânet ediyorum.dedikten sonra merdivenle çilehâneye indi.

Ahmed Yesevî hazretleri mezar misâli olano yerde, vefât edinceye kadar, devamlı ibâdet, tâat ve Allahü teâlâyıdüşünmekle meşgûl oldu. Talebelerine ilim öğretmeye orada da devâmetti. Kendisini vefât etmiş, kabre konmuş şekilde hissederek, bambaşkabir huşû` bağlılık ve teslimiyetle ibâdetlerini yaptı. Burada evliyâlıkyolundaki makam ve dereceleri kat kat arttı. 63 yaşından sonra ömrünündiğer yarısını orada ibâdetle geçirdi. 125 veya bir rivâyete göre ise133 yaşında vefât etti.

Ahmed Yesevî hazretlerinin önde gelenhalîfelerinden Seyyid Mansur Atâ çile kuyusuna ilk defâ indiği zamangördüğü manzaradan ciğeri parçalandı. Hocam bu dar yerde ve sıkıntılıbir haldedir diye düşünerek gözyaşlarına boğulduğu sırada perdeleraçıldı.

Kalp gözüyle, o daracık zannettiği yeribir ucu doğuda, diğer ucu ise batıda gördü. Bu hâl karşısında kalbindengeçirdiklerinin yersiz olduğunu anlayıp, kendi kendine, Allahü teâlâ,evliyâsına sıkıntı çektirmez. Diğer insanların onlarda sıkıntıgörmeleri, çok acı çekiyor zannetmeleri, hakîkatte onlar için birnîmettir. Bu saâdet sâhipleri, görünüşte çok acı zannedilen osıkıntılardan öyle zevk ve tad alırlar ki, iyiliklerinde o tadıduymazlar. Allahü teâlâ, bu sevgili kulu için, daracık bir hücreyi çokgeniş yapar. Mânevî bakımdan öyle lezzetler, tadlar ihsân eder. Zâhirolarak, görünürde çektiği sıkıntılar, o lezzetler yanında hiç kalır.Onun rûhu, zevk ve neş`eden uçmaktadır. Vücûdunu bin parçaya bölselerne gam... diye söylendi.

Ahmed Yesevî hazretleri yetiştirdiğitalebelerin her birini bir memlekete göndermek sûretiyle İslâmiyetindoğru olarak öğretilip yayılmasını sağladı. Onun bu şekilde gönderdiğitalebelerinden bâzıları sonraları Moğolların katliamından kaçıpkurtulmak sûretiyle Anadolu`ya da geldiler. Bu sûretle onun yoluAnadolu`da yayılıp tanındı. Anadolu`nun müslüman Türklere yurt olmasıonun mânevî işâretleri ile hazırlandı.

Ahmed Yesevî hazretleri herkese iyilikeder, kendisinden hiç kimse rahatsız olacak bir hareket görmezdi. Bütüninsanların dünyâ, âhiret saâdeti ve rahatları için gayret ederdi.Dergâhı fakir ve yoksullar, yetim ve çâresizler için sığınak yeriydi.

Tasavvuf yolunda Ahmed Yesevîhazretlerine bağlananların bâzı bâriz husûsiyetleri vardır. Yeseviyyeyolunda bulunan bir mürîdin, riâyet etmeleri mecbûri lâzım olan bellibaşlı edebler şunlardır:
1) Kendisinden dînini öğrendiği üstâdının, talebelerin hepsinden efdalolduğunu bilmek ve ona tam tâbi ve teslim olmak. Ona uyarak, onunhuzûrunda her gün çeşit çeşit yemekler yemek, geceleri uyumak, onauymaksızın kendi anlayış ve görüşüne uyarak, geceleri nâfile namazkılmaktan ve gündüzleri nâfile oruç tutmaktan farksız hattâ dahafaydalıdır. Çünkü birincisinde, tâbiiyyet ve teslimiyyet, ikincisindeise, kendi bildiğine göre hareket etmek vardır.
2) Mürîd gâyet uyanık, zekî ve dikkatli olup, hocasının sözlerinden,rumûzlarından ve işâretlerinden hemen anlamalıdır.
3) Hocasının bütün sözlerinden ve işlerinden râzı ve ona itâatkârolmalıdır.
4) Hocasının husûsî hizmetinde veya bildirdiği, emrettiği bir hizmetiyaparken gâyet atik, dikkatli , ağırbaşlı olmalı, fakat ağır canlıolmamalıdır. İsteksizlik, gevşeklik hâli, hocasının rızâsızlığına sebebolabilir. Onun rızâsızlığı ise, silsile yoluyla Peygamber efendimize,dolayısıyla Allahü teâlâya gider.
5) Sözünde sağlam, güvenilir ve vâdinde sâdık olmalıdır. Hocasınınbüyüklüğü husûsunda hiçbir zaman şek ve şüpheye düşmemeli ki, Allahkorusun, bu hâl hüsrâna sebeb olur.
6) Ahde vefâ ve hocasına olan tâbiiyyet, uyma ve teslimiyyetinde çoktitizlik göstermelidir.
7) Hocasının ufak bir işâreti ile bütün mal ve mülkünü onun emrettiğiyere fedâ etmeye hazır olmalı, bunda en ufak bir tereddüd hâlibulunmamalıdır.
8) Hocasına âit husûsî hâl ve sırları tutmasını bilmeli, bunları uygunolmayan şekilde ifşâ etmekten, açıklamaktan çok sakınmalıdır.
9) Hocasının bütün hareketlerini, sözlerini ve nasîhatlerini dikkatletâkib etmeli, bunda ve bunlara uymakta kaçamak ve gevşeklikyapmamalıdır. Bunları yapmakta ihmâlkâr ve gevşek davranmanınzararlarını düşünmelidir.
10) Allahü teâlâya kavuşmak yolunda, kendisini vesîle, vâsıta yaptığıhocası için, her fedâkârlığa hazır olmalıdır. Onu sevenlere dostolmalı, sevmeyenlere, sevmediklerine ve istemediği şeylere meyl vemuhabbet etmeyi öldürücü zehir bilmelidir.

Ahmed Yesevî hazretleri sohbetlerindetalebelerine buyururdu ki:

Ey Dostlar! Câhillerle dostluk kurmaktansakınınız.

Akıllı ve uyanık kimse isen, dünyâyagönül bağlama. Şeytan seni kandırıp, dünyâya meylettirirse, seni emrialtına almış demektir. Bundan sonra felâketlerden felâketleresürüklenirsin de hiç haberin olmaz.

Himmet, yardım kuşağını sıkı sıkıyabeline sarmayan insan, dünyâya meyl ve muhabbetten kurtulamaz. Allahyolunda göz yaşları dökerek ağlamadıkça, Allahü teâlâya âit incesırlara kavuşamaz ve bu yolda ilerlemesi mümkün değildir.

İslâmiyetin emir ve yasaklarına uymaktagevşek davranan kimse, insanı Allahü teâlâya kavuşturan yoldailerleyemez. Gönlü ve kalbi ile dünyâ düşünce ve işlerinden sıyrılıp,yalnız Allahü teâlâya yönelmedikçe, hakîkat meydanında bulunmak mümkündeğildir. Bunlar hakkı idrâk edip, anlayıp bilmekten uzaktırlar.

Ey dostlar! Bir kimse, Allahü teâlânınaşkı ile yanıp yakılarak, bu denizde çok usta bir dalgıç olmadıkça,bundan çok daha derin olan vahdâniyet denizine giremez. Ona girmek içinçok usta ve dikkatli bir dalgıç olmak gerekir.

Gönlünde Allahü teâlânın aşkınıtaşıyanlar, dünyâ ile tamâmen alâkalarını kesmişlerdir. Halk içinde Hakile olurlar. Bir an Allahü teâlâyı unutmazlar.

Ahkâm-ı İslâmiyyeyi, İslâmî hükümleritam bilmiyen, tatbik etmeyen bir kimse, evliyâlık yolunda bulunmağakalkarsa, bunun îmânını şeytan çalar. Emir ve yasaklara uymakta gevşekolanlar, sonra da evliyâlık yolunda bulunduğunu, ilerlediğini, hattâkendisinde bâzı hâllerin meydana çıktığını zanneden kimseler bu noktadaçok yanılırlar. Bu hallerinin rahmânî olduğunu zannederler. Halbukibunlar, abdestte, namazda, alış-verişte bir takım noksanlarınınbulunduğunu ve yiyip içtiklerinin haram olduğunu bilmezler. Kendisindevar zannettiği o hâller, şeytanın oyunudur. Şeytan onu idâresine almış,istediği gibi hareket ettirmekte, o ise velî olduğunu zannetmektedir.Bunlar ne kadar zavallı ve bedbahttırlar.

Günahlar sebebiyle, paslanan gönüllerinkurtuluşu Allahü teâlâya çok tövbe, istigfâr etmek, her zaman Allahüteâlâyı düşünmek, O`nun râzı olduğu, beğendiği işleri yapmak ve hiçbirzaman O`ndan gâfil olmamakla mümkündür.

Malının çokluğu dillere destan olanKârûn bile, malının hayrını, faydasını göremedi. Nihâyet toprak altındayok olup gitti.

Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbinikırma. Kalb kırmak, Allahü teâlâyı incitmek demektir.

Nefse uymak yolunda bulunan kimse rüsvâolmuştur. Artık, yatıp kalkarken onun yoldaşı şeytandır.

Gariblere merhamet etmek, Resûlullah`ınsallallahü aleyhi ve sellem sünnetidir. Nerede bir garib görsen, onaolan merhametinden dolayı gözyaşların akmalıdır.

Gönlü kırık, zavallı ve garib birinigörürsen, yarasına merhem ol. Onun yoldaşı ve yardımcısı olmaktançekinme.

Ahmed Yesevî hazretleri hikmet denilenşiirler yazmıştır. Bu şiirler; Dîvân-ı Hikmet`te toplanmıştır. Şiirlerio zamanda kullanılan ve herkesin anlıyabileceği sâde bir lisân ilesöylenmiştir. Bu manzumelerin konuları umûmiyetle şunlardır:

Allahü teâlâyı ve O`nun dostlarını herşeyden çok sevmenin lüzumu:

Aşkın kıldı şeydâ beni, cümle âlem bildibeni
Kaygımsensin dünü günü, bana sen gereksin sen
Söylesemben dilimdesin, gözlesem bu gözümdesin
Gönlümdehem canımdasın, bana sen gereksin sen
Fedâolsun sana canım, döker olsan benim kanım
Benkulum sen Sultanım, bana sen gereksin sen.

Allahü teâlâya tâat, kulluk ile ibâdet vezikrin önemi ve bunlardan zevk alma:

Ne hoş tatlı Hû yâdı, seher vakti olanda
Baldantatlı Hû adı, seher vakti olanda
Sehervakti kalkanlar, canın fedâ kılanlar
Aşkoduna yananlar, seher vakti olanda
Sehervakti hoş saat, kalkana olur râhat
Açılırdevlet, saâdet, seher vakti olanda
Hergün yanar bu canım, kullukta yok dermanım
Senbağışla günahım, seher vakti olanda
Hakyolunda olan dervişlerin halleri:
Yolüstünde oturup yolu soran dervişler
Ukbâdanhaber duyup yola giren dervişler
Asâlarıelinde himmet kuru (kuşak) belinde
Rabbimyâdı dilinde, Allah diyen dervişler
Hırkalarıeğninde, gönlünde yüz bin ayân
Biliniz,iki cihan, göze almaz dervişler
Sırrıile söylerler, dile hikmet dizerler
Âşıklacan gözlerler rengi sarı dervişler.
Günâhkârlarınvaziyeti:
Dünyâbenim diyenler, cihan malını alanlar
Herkeskuş gibi olup, o harama batmışlar.
Molla,müftü olanlar, yalan fetvâ verenler
Akıkara kılanlar Cehenneme girmişler.
Kâdı,imâm olanlar, haksız dâvâ kılanlar
Eşekgibi olarak yük altında kalmışlar.
Rüşvetalan hâkimler, haram alıp yiyenler
Parmağınıdişleyip, korkup durup kalmışlar.

Dünyânın geçici olduğu, buradakilezzetlere zevklere, mal, mevki, görünüş ve gösterişlere aldanmamakgerektiği, ölümün varlığı ve her nefsin ölümü tadacağını da bâzışiirlerinde işler.

Ey dostlarım, ölsem, ben, bilmem hâlimnice olur;
Kabregirerek yatsam, bilmem hâlim nice olur.
Götürüplahde koysalar, arkaya bakmadan dönseler
Suâllerimisorsalar, bilmem hâlim nice olur.
Girsekarış adlı yılan, dolansa tene o zaman
Kalmazbütün bir üstühan, bilmem hâlim nice olur.
Olsakıyâmetin günü, hâzır olur cümleleri
Kıldığınameller hani, bilmem hâlim nice olur.

Ahmed Yesevî hazretlerinin vefâtındanyaklaşık 200 yıl geçtikten sonra, birgün Büyük Türk Hâkânı Emîr TîmûrBuhârâ`ya gitmek üzere yola çıktı ve Türkistan`a uğradı. O gecerüyâsında Ahmed Yesevî hazretlerini gördü. Kendisine:

Ey yiğit! Buhârâ`ya çabuk git! İnşâallahorada sana fetih nasîb olur. Senin başından çok hâdiseler geçse gerek.Zâten oranın insanları senin gelmeni bekliyorlar. buyurdu. Tîmûr Hanuyanınca, bu müjdeye çok sevinip, Allahü teâlâya şükretti. Ertesi günTürkistan hâkimine çok para verip, Ahmed Yesevî hazretlerinin kabriüzerine mükemmel bir türbe yaptırmasını emretti. O da, istenildiği gibibir türbe yaptırdı. Türbe, bugün hâlâ bütün haşmetiyle durmaktadır.

İngiliz müsteşriki Dr. Eugene Schuyler,Türkistan Seyâhatnâmesi isimli eserinde, Hâce Ahmed Yesevî`nin câmi veTîmûr Han tarafından kabri üzerine yaptırılan muhteşem türbesi hakkındaözetle diyor ki: Bu büyük câminin arka kısmında türbeli ikinci birmescid daha ilâve edilmiş durumda olup, câminin dış avlu kapısıfevkalâde büyük ve kemerlidir. Kapının yanında penceresiz, üstüçentikli iki tâne yuvarlak kule yükseliyor. Kapının, büyük bir sanateseri olarak işlenmiş iki kanatlı tahta kapısı üzerinde bir pencerevardır. Duvarlar işlenirken, iyi pişmiş dört köşeli tuğlalarkullanılmıştır. Kûfî yazılarla süslenmiş kubbe, binâyı daha dagüzelleştirmektedir. Zelzeleler vesâir sebeplerle çoğu yerlerinindökülmüş, harâbe hâline gelmiş olduğu bu muazzam binâ, ilk hâlindekimbilir ne kadar daha güzeldi?

Câminin avlusunda çok güzel bir medreseile, arkasında; bir kubbe, içinde Arslan Bâbâ`nın, Ahmed Yesevî`nin veâilesinin yer aldığı türbe vardır. Burada başkalarının yattığı dasöylenilmektedir.

Türkistan`ın her tarafından akın akıngelen insanlar, Hâce hazretlerinin türbesini ziyâret etmekte, Câmi-iHazret adı ile anılan bu câmide namaz kılmaktadır.

DİNLEYİN EY İNSANLAR

Ahmed-i Yesevî`nin, tesirliydi sözleri,
Hidâyetegetirdi, binlerle kimseleri.
Bireseri vardı ki, Dîvân-ı hikmet diye,
Doludurinsanlara, öğüt, nasîhat ile.
Biryerde buyurur ki, (Korkunuz, sakınınız,
Dünyâadamlarıyle, yakınlık kurmayınız!
Dünyâmalı, geçici, hem de aldatıcıdır,
Bugün senin ise de, yârın başkasınındır.
Aklıolan, buna gönül vermez velhâsıl,
Âhiretderdi ile, dertlenmiştir o asıl.
Budert, onun öyle çok, sarmıştır ki içini,
Düşünürgece gündüz, Cehennem ateşini.
Günahve kusûrları, Dağ gibi gelir ona,
Buyüzden boynu bükük, mahcûbdur Allah`ına.
Rabbinindergâhında, affa kavuşmak için,
Gecesessizliğinde, ağlardı için için.)
Biryerde buyurdu ki: (Allah`tan başkasını,
Kalbinizdenatarak, silin gönül pasını!
Dîninemirlerini, öğrenip ince ince,
Yapınher işinizi, bu esas mûcibince.
Dîninbir edebine, olursa muhâlefet,
Tamâmenİstidrâcdır, görülse de kerâmet.
Dünyâmuhabbetini, kalbinden çıkaranlar,
Heriki cihanda da, bulur kıymet, îtibâr.
Dîninemirlerini, gözetin ki her işte,
Halkiçinde Hak ile, olmak da budur işte.
Dîniniöğrenmeden, tasavvufla uğraşan,
Kimseninîmânını gizlice çalar şeytan,
Bâzıhârikulâde, hâlleri görülse de,
Hakîrdir,zîrâ onlar, İstidrâcdır hepsi de.
Evliyâzannetse de, kendisini o kişi,
Hiçmu`teber değildir, indallah hiç bir işi.
Eğerİslâmiyyeti, bilmezse bir müslüman,
Dünyâve âhirette, görür çok zarar ziyân.
Alış-verişilmini, bilmezse biri eğer,
Hiçfarkında olmadan, haram ve şüpheli yer.
Çünkübildirilmiştir, dinde bunun esâsı,
Bilmedenyapanların, haram olur lokması.
Yineo buyurdu ki: Dinleyin ey insanlar,
Gönüllerkararıyor, işlendikçe günahlar.
Bugünâh kirlerinin, temizlenmesi için,
Çoktövbe etmelidir, yolu budur bu işin.
Allah`ınrızâsını, gözetin ki her zaman,
Ancakböyle kurtulur, âhirette müslüman.
Sakınmala ve mülke, gönül bağlamayın ki,
Eldençıkar sonunda, değildir çünkü bâki.
Malınınçokluğuyla, ahmaklar mağrûr olur,
Onlariki cihanda, bulamaz râhat, huzûr.
Kârûndahî malıyla, öğünürdü ki yine,
Mallarıylebirlikte, geçti yerin dibine.
Kâfirde olsa bile, sakının kalb kırmaktan,
Zîrâdaha günahtır, bu, Kâbe`yi yıkmaktan.
Resûl`ünsünnetidir, gariplere merhamet,
Garipsevindirmeğe, ediniz sa`y-ü gayret.
Görürsenizzavallı, gönlü kırık birini,
Derdinemerhem olup, ferâhlatın kalbini.
Zîrâsiz, bu dünyada merhamet ederseniz,
Sizede mahşer günü, şefkat eder Rabbimiz.

CUMÂ NAMAZINI NEREDE KILDI?

Zamânın hükümdârı Kazan Han, Ahmed Yesevîhazretlerinin çilehânede Cumâ namazını nerede kıldığını merak edip,talebelerinin en ileri gelenlerinden Muhammed Dânişmend`i ona gönderipsordu. Bu sırada müezzinler Cumâ namazı için ezân okuyorlardı. Talebe,Hâce`nin huzûruna vardığında henüz bir şey söylemeden, Gel elimdentut! Cumâ namazına, bugün seninle berâber gidelim. buyurdu. Talebe;Peki efendim deyip hocasının elinden tuttu. O anda kendilerini, büyükbir câmi içinde saflar arasında oturuyor gördü. Talebe, namazdan sonrahocasını ne kadar aradıysa bulamadı. Câminin kayyımı, talebenin butelâşlı hâlini görünce ona; Ey derviş! Burası Mısır`dır ve bu câmiCâmi-i Ezher`dir. Senin hocan, nice zamandır Cumâ namazlarını buradakılar. dedi. Talebe bir hafta orada kaldı. Ertesi Cumâ namazındahocası ile buluşup, namazdan sonra bir anda Yesi`ye geldiler. Hâcehazretleri, talebesine gördüklerini gidip Kazan Hana anlatmasınısöyledi. Talebe, Kazan Hanın yanına gelip başından geçenleri bir biranlattı. Kazan Han ve orada bulunanlar, Hâce hazretlerinin bu kerâmetikarşısında bir şey diyemediler. Onun büyüklüğünü, üstünlüğünü daha iyianladılar.

1) Reşehât
2) Dîvân-ı Hikmet
3) Türk Edebiyâtında İlk Mutasavvıflar
4) Âriflerin Menkıbeleri
5) İstanbul ve Anadolu Evliyâları;cild-2
6) Anadolu Evliyâları
7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi;cild-6, s.102
8) Büyük Türk Klâsikleri; cild-1
Ana Sayfa




Yazdır




AHMED YESEVÎ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3782)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2067)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2039)
BABA TÂHİR URYÂN (1990)
HACI DURSUN EFENDİ (1889)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1675)
ARAB BABA (1631)
MERKEZ EFENDİ (1562)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1554)
BEHRULLAH EFENDİ (1500)

En Son Okunanlar

AHMED ŞEMSEDDÎN MARMARAVÎ (443)
AHMED ERVÂDÎ HAZRETLERİ
(307)
ABDULLAH BİN GÂLİB (246)
AHMED SİYÂHÎ (257)
AHMED ES-SENÛSÎ (270)
AHMED BİN SELMÂN EN-NECCÂD (308)
AHMED SAYYÂD (276)
AHMED SAÎD-İ FÂRÛKÎ (267)
AHMED RIFÂÎ (289)
AHMED BİN ZEYD (290)

Rastgele

SADREDDÎN BİN BEHÂEDDÎN ZEKERİYYÂ (241)
CÂFER BİN ABDÜRRAHÎM KİLÂÎ (256)
EBÛ BEKR ENSÂRÎ (242)
HIZIR ÇELEBİ (Hızır Bey) (523)
ABDÜLKUDDÛS (325)
TÂZÎ (278)
HİDÂYETULLAH ERBİLÎ (266)
MUHAMMED SAÎD FÂRÛKÎ (261)
TERZİ BABA (659)
AHMED KİHTÛ (265)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012