Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

SULTÂN-ÜL-ULEMÂ (291)
EBÛ BEKR AYDERÛS (273)
SELÂHADDÎN ZERKÛB (281)
BERDEÎ SULTAN (265)
ALİ BİN MUHAMMED (278)
MOLLA HAYÂLÎ (370)
SÂDIK EFENDİ (384)
MESRÛK BİN EL-ECDÂ (334)
NİYÂZÎ-İ MISRÎ (330)
AHMED BİN İBRÂHİM EL-VÂSITÎ (255)
HABÎB-İ RÂÎ (272)
FÂTIMA-İ NİŞÂBÛRİYYE (288)
DEHLEVÎ (270)
ABDÜSSELÂM BİN MEŞÎŞ HASENÎ (352)
CÜNEYD-İ BAĞDÂDÎ (301)
ÖMER ZİYÂEDDÎN DAĞISTÂNÎ (245)
BÂKILLÂNÎ (260)
SEYYİD BİLÂL (343)
NECCÂRZÂDE (390)
YA’KÛB-İ ÇERHÎ (339)
AHMED BİN YAHYÂ EL-CELÂ (275)
ALEVÎ BİN MUHAMMED SÂHİB-ÜD-DEVÎLE (233)
MÂCİD EL-KÜRDÎ (335)
KALBURCU ŞEYHİ (Ahmed Dede) (508)
ZÂHİD YOZGADÎ ŞEYH HACI AHMED EFENDİ (393)
EDHEM BABA (271)
ULU ÂRİF ÇELEBİ (297)
EBÛ YA`ZÎ MAGRİBÎ (245)
CÂFER-İ SÂDIK BİN ALİ AYDERÛSÎ (283)
ABDÜLHAY CELVETÎ (305)
AVN BİN ABDULLAH (277)
MÛSÂ BİN MÂHÎN MARDÎNÎ (488)
ABDURRAHMÂN EFENDİ (280)
ŞÜHÛDÎ EFENDİ (458)
MUHAMMED SAÎD FÂRÛKÎ (261)
ŞEREFÜDDÎN AHMED BİN YAHYÂ MÜNÎRÎ (269)
İBRÂHİM BİN ALİ EL-A`ZEB (384)
HİDÂYETULLAH ERBİLÎ (266)
AHMED BÂBÂ TENBEKTÎ (232)
ŞEYH İSMÂİL RÛMÎ (438)


  

ALEVÎ BİN MUHAMMED





ALEVÎ BİN MUHAMMED kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Evliyânınbüyüklerinden. Neseb-i şerîfleri; Alevî bin Muhammed bin Sehl binMuhammed bin Ahmed bin Süleymân bin Ömer bin Muhammed bin Sehl binAbdurrahmân bin Abdullah bin Alevî bin Muhammed bin Ali bin Alevî binMuhammed bin Ali bin Muhammed bin Ali bin Alevî bin Muhammed bin Alevîbin Abdullah bin Ahmed bin Muhammed bin Ali bin Mûsâ bin Câfer binMuhammed Bâkır bin Zeynelâbidîn bin Hüseyin bin Fâtıma (radıyallahüanhâ) şeklinde olup seyyiddir. 1752 (H.1116) senesi Zilhicce ayınınyirmi üçüncü Cumartesi gecesi Yemen`in Terîm şehrinde doğdu. On beşyaşında âilesiyle birlikte Hindistan`ın güneybatı sâhil beldelerindenMilibar`a hicret etti. Orasını vatan edinip zâhirî ve bâtınî (kalb)ilimlerinde olgunlaştı. Hindistan halkını senelerce irşâd etti. Hakolan doğru yolu gösterdi, îmân bilgilerini aşıladı. Çok kerâmetlerigörüldü. 1844 (H.1260) senesinde Milibar`da vefât etti. Tirnehalişehrinde defnedildi. Kabri üzerine büyük bir türbe binâ edilmiştir.Kabri başında gece gündüz devamlı Kur`ân-ı kerîm okunur. Vefâtındansonra da çok kerâmetleri görülmüştür.

Seyyidler âilesinin ileri gelenlerindenbâzıları daha önce Hindistan`ın Milibar beldesine hicret etmişlerdi.Bunlar içinde Alevî bin Muhammed`in dayısı Şeyh Hasan el-Cifrî devardı. Âlim ve velî olan dayıları Milibar halkını başta hükümdârlarıolmak üzere tatlı dil, güzel ahlâk ve nihâyetsiz sabır ile irşâd edipdoğru yolu göstermişti. Daha sonra Hindistan`ın müslüman vâlilerindenYetibu, Milibar`ı fethedince, İslâmiyet buraya iyice yerleşti. BöyleceSeyyidler âilesi, ilim ve irşâd hizmetlerine daha çok yer verdiler.

Alevî bin Muhammed`in dayısı Habib Hasanel-Cifrî, vefâtlarına yakın, kerîmesi içinYemen`in Terîm şehrindengelecek birinin, zevc olacağını bildirdi. Buyurduğu gibi Alevî binMuhammed, Milibar`a gelerek dayılarının kerîmesiyle evlendi.

Alevî bin Muhammed dayısının mânevîterbiyesinde büyük mücâhede ve riyâzetlerde bulunup olgunlaştı.Kırlarda gezer vahşî hayvanlarla dolu ormanlarda ibâdetle meşgûlolurdu. Bu hâlleri bir müddet devâm etti. Sonra insanlar arasınakarıştı. Onlara îmân ve İslâmı anlattı. Güzel ahlâkı öğretti. Çokkerâmetler gösterdi. Herkes onun bu fazîlet ve irfânını anlayıpkendisine zamânın kutbu dediler.

Bir ara Milibar civârındaki putperest vehıristiyanlar, Hindistan`daki bir takım idârecilerden ve krallardangördükleri yardımlarla Milibar`ı ele geçirdiler. Daha önce müslümanolmuş bâzı kimseler de irtidâd edip, hak yoldan döndüler. Bu sebepleMilibar beldesinde hak yoldan dönenlerle, hak yolun temsilcisi Alevîbin Muhammed hazretleri ve talebeleri arasında bir takım münâzaralarbaşladı. Neticede bu büyük velînin gayret ve çalışmalarıyla, İslâmiyetgüneşi Milibar`da tekrar parladı.

Birgün Seyyid Alevî hazretleri, Milibarbeldesinin Kalküta şehrinde arabayla giderken, şehrin hıristiyanhâkimi, Seyyid Alevî hazretlerinin oradan geçtiğini gördü. Ama görmemişgibi davrandı ve bindiği arabayı Seyyid hazretlerinin arabasına doğrusürerek çarpmasına sebeb olunca, Seyyid hazretleri ona, kim olduğunusordu. O, kibirli bir şekilde;

Ben bu şehrin hâkimiyim. İsmimŞems`dir. dedi. Bunun üzerine Seyyid Alevî hazretleri;

Sen Şems (güneş) isen biz de âteşiz.cevâbını verdi ve oradan ayrıldı. Hıristiyan hâkim evine döndü. Fakatiçeri girince eviyle berâber yanıp kül oldu. Bu âteşin nereden geldiğianlaşılamadı.

Okyanusta gitmekte olan birinin bulunduğugemi fırtınadan parçalanmak ve batmak üzere idi. O kişi Seyyid Alevîhazretlerine sığınıp kendisine yardım etmesini ricâ etti. Derhal bir elbelinden tutup sâhile varıncaya kadar çekip götürdü. Böyleceboğulmaktan kurtuldu. Hemen Seyyid hazretlerinin hânelerine giderekelini öptü ve;

İşte beni boğulmaktan kurtaran elbudur. diyerek tekrar öptü. O zaman Seyyid Alevî;Yardım, Allahüteâlâdandır. buyurdu.

Müslüman olmayan biri fevkalâde mâlisıkıntıya düşmüştü. Bu sebeple Seyyid Alevî hazretlerine gelip hâliniarz etti. Seyyid hazretleri ona;

Şu Hindistan cevizini al! buyurunca,alıp hürmeten evine götürdü. Özel bir yere koydu. Sonra her alıpsattığından kâr etti. Netîcede çok mal sâhibi bir zengin oldu. Buzengin ticâret için başka yerlere gönderdiği malın üzerine teberrükenSeyyid Alevî hazretlerinin isimlerini yazmayı âdet edindi. Bir gemidebu kişinin yine çok malı vardı. Bir kısmının üzerine Seyyidhazretlerinin ismi yazılmış, diğerlerinin üzerine yazılmamıştı. Busırada gemi battı. İçindeki mallardan Seyyid Alevî hazretlerinin ismiyazılı olanlar dışında hepsi telef oldu. İsmi yazılı olanlar ise, suüzerinde yüzerek sâhile gitti.

Seyyid Alevî hazretlerinin bulunduklarıMilibar`da Tâûn hastalığı görülmüştü. Halk, Seyyid hazretlerine geliphallerini bildirince;

İnşâallah selâmet buluruz. diyerek duâettiler. Allahü teâlânın izniyle hastalık o beldeden kalktı.

Birgün Seyyid Alevî hazretleri ikindinamazını edâ için mescide gitmişti. Orada başka fazîletli kimseler devardı. Namazdan sonra câmiden çıkarken Milibar köylerinden olan dörtkişi, memleketlerindeki bir hastalıktan bahsedince, Seyyid hazretleri;

Memleketlerinize dönün. İnşâallah şifâbulursunuz. diyerek hastalığın kalkacağını söylediler. Buyurduklarıgibi oldu.

Birgün Seyyid Alevî hazretlerine birisigeldi. Fakirim, muhtâcım bana yardım edin. deyip yardım istedi.Seyyid hazretleri ona;

Falan tüccara git istediğin kadar parayıvermesini ricâ et! dedi. Fakir, tüccara gidip istediğini söyledi vekendisini Seyyid hazretlerinin gönderdiğini bildirdi. Tüccar o fakireistediği parayı vermekten kaçındı. Fakir mahzun olarak geri döndü. Birzaman sonra aynı tüccar, işlerini idâre eden bir adamından bir kesealtın getirmesini istedi. Adam, altın dolu keseyi götürüp teslim etti.Tüccar keseyi açtığında kesedeki altınların bakıra dönmüş değersizşeyler olduğunu gördü. Çok üzüldü. Sebebini düşünüp hatâsını anladı vekoşup Seyyid Alevî hazretlerinden özür diledi.

Seyyid hazretleri bir öğle namazıvaktinde bir câmi-i şerîfe gitmişti. Câmide büyük bir kalabalık vardı.Daha sonra kâmet okunup namaza kalkıldı. Herkes imâma uydu. Seyyidhazretleri ise saftan çıkıp dışarıda yalnız başına namazını kıldı.Halk, namazı bitirince, Seyyid Alevî hazretlerinin bu davranışındanhayrette kalıp, sebebini birbirlerine sormağa başladılar. İçlerindeşehrin hâkimi ile âlimler ve eşraf da vardı. Bunlar seyyidhazretlerinin namazı yalnız kılmasının sebebini sorunca, onlaratebessümle;

Namazda, sütü çok olan ineğin arkasınadüşmüş bir imâma uymak istemediğimden yalnız kıldım. buyurdu. Sonraherkes câmiden dışarı çıktı. Seyyid hazretlerinin bu cevâbınıöğrenenler, imâma gelip Seyyid hazretlerinin sözlerini naklettiler.İmâm da;

Doğrudur, zevcem hastadır. Tedâvîsi içinhergün süt içmesi lâzım. Cemâat içinde sütü çok bir ineğin sâhibinigördüm. Namaz sonunda kendisinden istemeye karar verdim. Zihnimbunlarla meşgul oldu. dedi. Bunun üzerine oradakiler Seyyid Alevîhazretlerine hüsn-i zan edip, onun büyük bir zât olduğuna daha çokinandılar.

Paraya ihtiyâcı olan birisi Seyyid Alevîhazretlerine gelerek yardım istedi ve sonradan zengin olan bir kâfirehavâle edilmesini istirhâm etti. Seyyid hazretleri onu istediği parayıödünç almak üzere o zengin kâfire gönderdi. Zengin bu isteği kabuletti. Lâkin gece olduğundan isteğini ertesi güne bıraktı. Borç istiyenkişi evine döndü. Bir takım düşüncelere daldı. Neticede kâfirinvereceği parayı ödememeyi niyet etti. Ertesi gün parayı almak içingidip kâfirin kapısına vardığında arkasından iki kişi gelerek, paraisteyenin hâin olduğunu, kendisine para verilmemesini tembihleyerek,bunun Seyyid hazretlerinin emri olduğunu bildirdiler. Borç isteyen kişişaşkınlıkla oradan ayrılıp doğruca Seyyid hazretlerinin huzuruna vardıve durumunu anlattı. O zaman Seyyid Alevî hazretleri;

Biz hâinlerle alış veriş yapmayız.buyurdu. Bunun üzerine o kişi yaptığı niyete pişman olup, özür diledi.

Seyyid Alevî hazretleri sebebiylemüslüman olup, seâdete kavuşmuş bir hanım, Seyyid hazretlerinintalebelerinden biriyle evlenmişti. Zevciyle berâber memleketlerinedöndüler. Orada hâmile kaldı. Doğacak çocuk için bir şeyleribulunmamasından üzüntü içinde idiler. Tam bu sırada Seyyid Alevîhazretlerinin gönderdiği her türlü ihtiyaçlarını giderecek bir kayıkdolusu eşyâ geldi. Kadıncağız bir erkek evlâd dünyâya getirdi. Yaptığıyardımlardan dolayı Allahü teâlâya şükür ettiler ve Seyyid hazretlerinebağlılıkları daha da fazlalaştı.

Seyyid Alevî hazretlerinin sevdiği birtalebesi bir kış günü yağışlı bir havada vefât etmişti. Defnedilmekiçin hangi kabir kazıldıysa su çıktı ve susuz bir yer bulunamadı.Mezarcı gelip durumu Seyyid hazretlerine arzedince;

Evvelce kazdığın yerlerden birini tekrarkaz! buyurdu. O da emre uyarak o yerlerden birini açtı. Sudan eseryoktu. Merhumu buraya defnettiler.

Bir defâsında denizde şiddetli fırtınaoldu. Deniz kabarıp şehrin kenar mahallelerine taştı. Tüccarlar ve halkbundan büyük zararlara uğrayacaklarını anlayıp Seyyid hazretlerindenyardım istediler. O da deniz kenarına gidip duâ ederek;

Sâkin ol ey deniz, sâkin ol! diyeseslendi. Çok geçmeden denizin sâkinleştiği, sularının çekildiğigörüldü. Herkes sevinçten bayram yaptı.

Müslüman olmayanlardan biri, şiddetli birhastalığa tutulmuştu. Tabipler çâre bulamadılar. Hasta, Seyyidhazretleriyle istigâseye (onu yardıma çağırmaya) başladı. Bütüngönlüyle onu düşünüyor, yardım bekliyordu. Birgün birisi hasta kişininkapısını çalıp içeri girdi ve kendisini Seyyid Alevî hazretleriningönderdiğini söyleyip ona bir muz verdi. Hastalığı için devâ olduğunuve yemesini bildirdi. Hasta kendisine verilen muzu yiyince, Allahüteâlânın izniyle şifâ buldu. Durum Seyyid hazretlerine haberverildiğinde;

Evet o kişi bizi çok hatırlayıp yardımistedi. Allahü teâlânın izniyle biz de imdâdına yetiştik. buyurdu.

Milibar bölgesinde bir çeşit sinek, zuhuredip insanın kulağına girer girmez rahatsızlığa sebeb oluyordu. Pekçokilaç kullanılmasına rağmen sinekleri kovmak mümkün olmadı. İnsanlarkulaklarını pamukla tıkamağa başladılar. Bu da çâre olmadı. Sineklerinçocuklara verdiği zarar daha büyük olup anne ve babalar, korumak içinbaşlarında bulunmak ve uyumamak mecbûriyetinde kalıyorlardı. Nihâyetdurumu Seyyid Alevî hazretlerine arzettiler. Seyyid hazretleri elleriniaçıp;

Yâ Rabbî! Şu dertli kullarına selâmetihsân eyle. diye duâ edince o bölgede bu çeşit sinek bir dahagörülmedi.

Bir kadın akşama doğru kölesiyle birliktebir köyden diğer bir köye gidiyordu.Yolun tenhalaştığı bir sırada kölehaddi aşıp, sâhibesi olan kadına tecavüz etmek istedi. Kadıncağız dabüyük bir korkuya kapıldı. Köleye yalvarıp, üzerindeki mücevherlerivermek istedi. Köle niyetinden dönmedi ve kadına el uzatmak istedi.Kadıncağız kurtuluş olmayacağını anlayınca;

Yâ Rabbî! Seyyid Alevî Muhammed`i banayardımcı eyle! dedi ve onu vesîle edip Allahü teâlâya yalvardı. O ankoca bir yılan çıktı ve köleye hücum ederek sokup öldürdü. Kadıncağızkorku içerisinde oradan uzaklaştı. Lâkin bu karanlık yerlerde yalnızkalmış olmasından dolayı ızdırabı bir kat daha artmıştı. Tekrar Seyyidhazretlerinden yardım istedi. O anda yanında bir at belirdi, binipuzaklaştı. At onu köyüne kadar götürdü. Kadın başından geçenleriyakınlarına anlattı. Gidip baktıklarında kölenin zehir tesiri ilesimsiyah kesildiğini gördüler.

Çiftçinin biri iki muz ağacı dikerekbirinin meyvesini Seyyid Alevî hazretlerine diğerinin meyvesini deKandûtî adında birine vermeyi nezretmişti. Seyyid Alevî hazretlerinenezr ettiği ağacın küçük, Kandûtî`ye nezrettiği ağacın ise büyük birsalkımı oldu. Çiftçi, Seyyid hazretlerinin huzûruna çıktığında durumuarzetti. Seyyid hazretlerinin;

Doğrudur. Lâkin bize nezrettiğin ağacıniki salkımı olmalı. buyurdu. Bunun üzerine çiftçi derhal ağaçlarınbulunduğu yere koştu. Hakikaten Seyyid hazretleri için olan ağaçta ikisalkım gördü. Muz ağaçları tabiaten bir salkımdan fazla meyvevermezlerdi. Bunu duyanlar oraya gelip, Seyyid hazretlerinin ağacınıhayretle seyrettiler.

Birgün Seyyid Alevî hazretlerininbenizlerinin sarardığı ve hallerinin değiştiği görüldü. Meraklasebebini kendilerinden sordular. O zaman;

Okyanusta sefer eden bir gemidekisevdiklerimiz, büyük bir fırtınaya tutuldular. Helak olmak üzereidiler. Bizi vesîle edip, yardım istediler. Biz de biiznillahî teâlâimdâdlarına yetiştik. buyurdu. Hakîkaten birkaç gün sonra limana birgemi gelerek bunların Seyyid hazretlerinin haber verdiği kişiler olduğuanlaşıldı.Sonra bu kişiler nezr ettikleri malları Seyyid hazretlerinegetirip duâlarına kavuştular. O da malları fakirlere dağıttı.

Seyyid hazretlerinin Hadramut`ta oturanilim sâhibi muhterem bir amcazâdesi vardı. Birgün derste birçok talebeve âlim kişilerle berâberken, Milibar`dan SeyyidAlevî hazretleritarafından kendisine hitâben bir mektup geliverdi. Âlim zât mektubualıp açtı, mektupta;

Büyük susuzluk çeken Hadramut beldesinerahmet bulutları yaklaşmaktadır. haberini veriyordu. Hakîkaten çokgeçmeden yağmur dolu bulutlar belirdi ve bol bol rahmet yağdı. Hadramutbeldesi, Seyyid Alevî hazretlerinin duâsı bereketiyle kuraklıktankurtuldu.

AZ DAHA GÖZLERİM ÇIKACAKTI

Râsi` bin Derviş adındaki bir sultânınadamları, Alevî bin Muhammed`in yakınlarından birisinin mahsûlündenzorla alıp, sâhibine zulümde bulundular. O mazlum kişi gelip, durumuAlevî bin Muhammed`e arzetti. Alevî bin Muhammed derhâl sultâna çıkıp,öteden beri yapmakta olduğu bu zulümden vazgeçmesini tenbih ederek, ikiparmağı ile sultâna işâret etti. Sultan Râsi` bin Derviş;

Peki efendim! diyerek teslimiyetgösterdi. Alevî bin Muhammed oradan ayrılınca, sultanın yanındakiler;

Niye korktunuz? Onun dediğini niyetuttunuz? diye sorduklarında, Sultan;

Onun uzattığı iki parmağını, gözlerimesaplanmak üzere olan iki mızrak olarak gördüm. Az daha gözlerimçıkacaktı. dedi ve bir daha zulüm yapmadı.

1) Menâkıb-ı Alevî bin Muhammed

Ana Sayfa




Yazdır




ALEVÎ BİN MUHAMMED kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3782)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2067)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2039)
BABA TÂHİR URYÂN (1990)
HACI DURSUN EFENDİ (1889)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1675)
ARAB BABA (1631)
MERKEZ EFENDİ (1562)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1554)
BEHRULLAH EFENDİ (1500)

En Son Okunanlar

ABDULLAH EL-HARRÂZ (237)
ALÂEDDÎN KONEVÎ (290)
ALÂEDDÎN HAREZMÎ (265)
ALÂEDDÎN BİN ESAD LÂHORÎ (348)
ALÂEDDÎN GONCDÜVÂNÎ (238)
HATTAT HÂFIZ OSMAN EFENDİ (418)
ALÂEDDÎN-İ ATTÂR (303)
ALÂEDDÎN ARABÎ EFENDİ (274)
ALÂEDDÎN ALİ FENÂRÎ (Alâeddîn Ali bin Yûsuf) (282)
ALÂEDDÎN ALİ ESVED KARAHİSÂRÎ (Kara Hoca) (433)

Rastgele

SULTÂN-ÜL-ULEMÂ (291)
EBÛ BEKR AYDERÛS (273)
SELÂHADDÎN ZERKÛB (281)
BERDEÎ SULTAN (265)
ALİ BİN MUHAMMED (278)
MOLLA HAYÂLÎ (370)
SÂDIK EFENDİ (384)
MESRÛK BİN EL-ECDÂ (334)
NİYÂZÎ-İ MISRÎ (330)
AHMED BİN İBRÂHİM EL-VÂSITÎ (255)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012