Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

DEDE HALÎFE (282)
ÇIRAĞ-I DEHLİ (285)
ÇELEBİ ABDÜLCELÎL (248)
DÂVÛD-İ KAYSERÎ (274)
CEMÂLEDDÎN-İ UŞŞÂKÎ (265)
ÇELEBİ HÜSÂMEDDÎN (264)
DEDİĞİ SULTAN (267)
CELÂLEDDÎN-İ RÛMÎ (343)
CÜBEYR BİN NÜFEYR (234)
DÂRENDELİ ÖMER RIZÂÎ (244)
CÂFER-İ SÂDIK BİN ALİ AYDERÛSÎ (283)
CEMÂLEDDÎN EZHERÎ (267)
ÇELEBİ CEMÂLEDDÎN (272)
BÜNDÂR BİN HÜSEYİN ŞİRÂZÎ (337)
CELÂLEDDÎN-İ DEVÂNÎ (259)
CEZÎRÎ (265)
BİŞR-İ HÂFÎ (311)
CÂFER HUZÂ (276)
CELÂLZÂDE SÂLİH ÇELEBİ (266)
ZEYNELÂBİDÎN KAYSERÂNÎ (399)
BERK (238)
ABDÜLMU`TÎ EFENDİ (364)
YÛSUF SİNÂNEDDÎN-İ SÎNEÇÂK (390)
BURHÂNEDDÎN MUHAKKIK TİRMİZÎ (276)
CÂRULLAH VELİYYÜDDÎN EFENDİ (322)
YÂKÛT-İ ARŞÎ (255)
BEKR BİN ABDULLAH MÜZENÎ (255)
VECÎHÜDDÎN ÖMER EFENDİ (284)
BİLÂL-İ MA`RİBÎ (229)
ZİYÂEDDÎN NAHŞEBÎ (297)
CÂFER BİN ABDÜRRAHÎM KİLÂÎ (256)
TAŞKESENLİ İBRÂHİM EFENDİ (387)
BEHÂEDDÎN KIŞLAKÎ (234)
ZÂKİRZÂDE ABDULLAH EFENDİ (341)
ŞUMEYT BİN ACLÂN (276)
BENNÂN EL-HAMMÂL (266)
YÛSUF BİN ABDULLAH EL-GÜRÂNÎ (280)
BOSTAN ÇELEBİ (284)
ŞEYH MUHAMMED AYNÎ (262)
ABDÜLVÂHİD BİN MUHAMMED (252)


  

ABDULLAH-I İLÂHÎ





ABDULLAH-I İLÂHÎ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Anadoluevliyâsının büyüklerinden. Şah-ı Nakşibend Behâeddîn-i Buhârîhazretlerinin yolunu Buhârâ`da Ubeydullah-i Ahrâr`dan alarak Anadolu`yailk olarak getirip yayan âlim. Germiyanoğulları beyliğinin sınırlarıdâhilinde olan Kütahya`nın Simav kasabası civârında bir köyde doğdu.1491 (H.897) yılında Rumeli`nde Vardar Yenicesi`nde vefat ederek orayadefnedildi.

İlk tahsîlini Simav`da tamamladıktansonra İstanbul`a gitti. Zeyrek Medresesinde büyük âlim AlâeddînTûsî`nin talebesi oldu. Zahirî ilimlerde ilerledi. Hocası AlâeddînTûsî, Hocazâde ile yaptığı münazara netîcesinde İran`daKirmantaraflarına gitti. En çok sevip takdir ettiği talebesi Abdullah-ıİlâhî`yi de yanında götürdü. Abdullah-ı İlâhî, Kirman`da da bir müddetilim tahsîl etti. Fakat bir türlü tatmin olmadı. Zâhirî ilimleribırakıp bâtınî ilimlerle uğraşmayı arzu etti. Hattâ bütün kitaplarınıyakmak veya suya atmak gibi bir düşünceyle karşı karşıya kaldı. Yanınagelen evliyâdan bir zâtın tavsiyesi ile ihtiyâcı olmayan kitaplarısatıp parasını fakirlere dağıttı. Bilahare Semerkant`a gitti. Bu sıradaSemerkant`ta Yâkub-ı Çerhî hazretlerinin talebesi ve halîfesi HâceUbeydullah-ı Ahrâr, Hâce Nakşibend Behâeddîn-i Buhârî`nin yolunu yaymakve insanlara İslâm ahlâkını anlatmakla meşgûldü. Binlerce talebeetrafında feyz almak, Allahü teâlânın râzı olduğu yolu öğrenmek içinçırpınıyordu. Abdullah-ı İlâhî de, bu seçilmişlerin halkasına dâhiloldu. Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin talebelerinin Ehl-i sünnetîtikâdına bağlılığını, Resûlullah sallallahü aleyhi ve selleminsünnet-i şerîfine uymaktaki gayretlerini görüp hayran kaldı. YıllarcaSemerkant`ta kalıp Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin hizmetinde bulundu.Feyzlerinden istifâde etti. Hocasının emriyle Buhârâ`ya gidipBehâeddîn-i Buhârî hazretlerinin kabrini ziyâret etti. Orada bir yılinsanlardan uzak kalarak yalnız ibâdetle meşgûl oldu. Behâeddîn-iBuhârî hazretlerinin rûhâniyetinden feyz aldı. Çok zaman Behâeddin-iBuhârî`nin kabri yarılarak dışarı çıkar, rüyalarını yorumlar, çeşitliiltifatlarda bulunurdu. Zâhirde hocası Ubeydullah-ı Ahrâr olmasınarağmen, hakikatte tasavvuf yolunu Hâce Behâeddîn-i Buhârîhazretlerinden üveysî olarak tahsîl etti. Daha sonra tekrar Semerkant`adöndü. Bir müddet daha Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerinin hizmetindebulunup tasavvufta yüksek derecelere kavuşarak icâzet aldı. SonraSeyyid AhmedBuhârî ile birlikte Anadolu`ya gönderildi. GelirkenHerat`ta Mevlânâ Abdurrahmân Câmî (v.1492) ve diğer büyükler ilegörüşüp sohbet etti. Anadolu`ya gelip memleketi olan Simav`da yerleşti.Hak âşıkları, kısa zamanda onun büyüklüğünü anlayarak etrafınatoplandılar. Sohbetinde bulunmayı câna minnet bildiler.

Abdullah-ı İlâhî hazretleri de,hocasından öğrendiklerini Anadolu`da yaymayı kendisine vazîfe edinip,insanların huzur ve saâdete kavuşmaları için gece gündüz çalıştı.Muhammed Behâeddîn-i Buhârî hazretlerinin dergâhından aldığı feyzleriAnadolu`da ilk yayan velî oldu. Bir müddet sonra Anadolu kâdıaskeriManisalızâde Muhyiddîn Mehmed Çelebi(v.1483)`nin dâveti üzerine FâtihSultan Mehmed Hanın vefât ettiği günlerde İstanbul`a geldi (1481).Kâdıasker Mehmed Çelebi`nin gösterdiği odaları ve teklifleri kabuletmeyip, daha önce ilim tahsîl ettiği ZeyrekCâmii etrâfındaki vîrânehâline gelmiş boş medrese odalarını tercih etti. Orada yerleşti. ŞeyhEbü`l-Vefa Konevî gibiAllah dostları ile sohbet etti. İstanbullularonun gelişini rahmet bilip, sohbetine koştular. Az zamanda halktan vedevlet adamlarından birçok kimse, Abdullah-ı İlâhî`nin talebeleriarasında yer aldı.

Bunlardan biri de Mevlânâ Celâleddîn-iRûmî hazretlerinin torunlarından Âbid Çelebi idi. Kâdılık hizmetinibırakarak Abdullah-ı İlâhî`ye talebe olmuştu. Bir gün Zeyrek CâmiindeÂbid Çelebiye sâdece onun farkedebileceği bir kerâmet göstererekiltifâtlarda bulundu. Bunun sebebini soran talebesi Uzun Musluhiddîn`e;

İnsanların meşrebleri ayrı ayrıdır.Avâmın çocukları dayaktan, büyüklerin çocukları lütuftan anlar. Onailtifât etmesem, beni ve bu büyüklerin yolunu bırakır. buyurdu.

Yine Âbid Çelebi, Abdullah-ı İlâhî`nindergâhına uzun bir müddet devam ettikten sonra kalbinin açılmadığınıfark edip Muhyiddîn İskilibî (Şeyh Yavsî) hazretlerine talebe olmayıkalbinden geçirdi. Kafası bu düşüncelerle dolu olarak Zeyrek Câmiindenamaz kıldı. Namazdan sonra hocası Abdullah-ı İlâhî kendisine dönüp;Seni namaz kılarken Muhyiddîn İskilibî`nin şeklinde gördüm. buyurdu.Bunun üzerine Âbid Çelebi, özür dileyip hocasının elini öptü vehizmetine devam etti. Gün geçtikçe gönlü açılıp ard arda gelen feyzlerekavuştu.

Halkın ve devlet erkânının iltifatları,Abdullah-ı İlâhî hazretlerini İstanbul`dan uzaklara gitmeye zorladı.Zâten meşhur Osmanlı kumandanı Evrenos Beyin oğlu Ahmed Bey, sancakbeyiolduğu Vardar Yenicesi (Selanik yakınlarında)` ne dâvet edip duruyordu.Abdullah-ı İlâhî hazretleri çok sevdiği Ahmed Beyin arzusuna uyupVardar Yenicesi`ne gitti. Seyyid Ahmed Buhârî hazretlerini İstanbul`dayerine halîfe bıraktı. Teşrifi ile Vardar Yenicesi şenlendi. Şehir onunhürmetine îmâr edildi. Câmiler, hanlar, medreseler, darü`l-hadîs, tekkeve türbeler inşâ edildi. İnsanlar bu Allah adamının sohbetindenistifâde etmek, meclisinde bulunmak için yarış ettiler.

Bir gün ihtiyar bir kadın Abdullah-ıİlâhî`nin meclisine gelip bir müşkülü olduğunu arzetti. O gecerüyasında kendisini kurbağa şeklinde gördüğünü söyledi. Abdullah-ıİlâhî; Hayırdır inşaallah korkacak bir şey yok. buyurup, kendihaliyle meşgul oldu. Ama bu cevap kadını tatmin etmemişti. Bir kenardabekledi. Biraz sonra başını kaldıran Abdullah-ı İlâhî; Anacığım! Sendervişleri evine davet etmek istemiş, sonra da vazgeçmişsin. Bu rüyâona alâmettir. Git huzurla işine bak. buyurdu. İhtiyar kadın busözleri tasdik edip; Evet aynen öyle oldu. Evim dar olduğu içindavetten vazgeçtim. dedi.

Abdullah-ı İlâhî hazretleri, VardarYenicesi`nde uzun yıllar insanlara Allahü teâlânın dînini anlattı.İnsanlara rehberlik, zevk erbabına pîrlik, şevk, istek sâhiplerineşeyhlik yaptı. Sırların kaynağı, doğruların dayanağı, ilâhî sırlarınaçıklayıcısı oldu. 1491 yılında burada vefat edip, şehir içinde yüksekbir yerde, Evranosoğlu Ahmed Beyin yaptırdığı mescid, medrese, tekke,dârül-hadîs ve türbeden müteşekkil külliyenin türbesine defnedildi.Ahmed Bey, Murâd Baba, Şeyh Feyzullah Efen

Efendi, Yazıcızade Mehmed Efendi oğluMehmedÇelebi (Yazıcı Çelebi Efendi) de daha sonra burada defnedildiler.Bunlar büyük ihtimalle Abdullah-ı İlâhî`nin VardarYenicesi`ndeki bellibaşlı talebeleri idiler. Türbe, Osmanlıların son zamanlarına kadarayakta kalmış, ziyâret edilmiş, fakat daha sonra ortadan kaldırılmıştır.

Abdullah-ı İlâhî hazretleri, on beşinciasır Türk edebiyatı nesri içinde mühim yer tutan kitaplar yazdı. Keşfü`l-Vâridâtli-Tâlibi`l Kemâlât ve Gâyeti`d-Derecât adıyla Şeyh BedreddînSimavnevî`nin Varidât`ını şerh ederek yanlışlıklarını ortayakoydu. Tasavvufî hayatın adâb ve erkânını anlattığı Meslekü`t-Tâlibinvel-Vâsilîn adlı eserini Türkçe olarak kaleme aldı (1483). Zâdü`l-Müştâkînkitabında yüzden fazla tasavvufî terimi Türkçe olarak açıkladı.Tasavvufî ahlâkla ilgili olarak yine Türkçe Esrârnâme kitabınıkaleme aldı. Vahdet-i Vücûdla ilgili bilgileri, Risâle-i Vücûd adlıeserindeArapça olarak açıkladı. Risâle-i Ahâdiyye adlıeserinde bazı terimleri Farsça olarak açıkladı. Ruzbehân-Baklî`nin Risâle-iKuds adlı eserini Menâzilü`l-Kulûb adıyla Farsça şerhetti. İlâhî mahlası ile şiirler yazdı. Kendisine nisbet edilen bir Dîvânvarsa da, bu eserin, çağdaşı ve yine İlâhî mahlası ile yazanAhmed-i İlâhî`ye âid olması kuvvetle muhtemeldir.

Abdullah-ı İlâhî, eserlerinden başka,birçok talebe yetiştirerek vefâtından sonra da hizmetinin devametmesini sağladı. Muslihuddîn Tavîl ve Âbid Çelebi, talebelerininmeşhurlarındandır. En meşhûr talebesi ise Seyyid Emir Ahmed Buhârî`dir.Tarîkat silsilesi de onun vâsıtasıyla, Ubeydullah-ı Ahrâr, MollaAbdullah-ı İlâhî, Ahmed Buhârî, Hakîm Çelebi, Nakşibendzâde Mustafa,İlâhîzâde Yâkub, Ahmed Tirevî, Ömer Bâkî ve Şeyh Nasrullah şeklindedevam etmiştir. Ancak Nakşibendîliğin Müceddidiyye kolu, Murâd-ıMünzevî ve Mehmed Emin Tokadî (k.sirruhumâ) vâsıtasıyla Anadolu`yagelinceAnadolu`da Nakşibendiyye silsilesi değişmiştir.

AT HIRSIZI

Abdullah-ı İlâhî`nin sohbetleri çoktesirli ve faydalı olurdu. Sohbetlerinde ve diğer zamanlarda herkesingönlünü almaya çok dikkat gösterirdi. Sohbette bulunanlardan birininbir sıkıntısı, bir müşkülü olsa onun hâlini keşfeder sıkıntısınıgiderirdi. Sohbetiyle, tereddütleri ortadan kaldırırdı.

Yine bir gün sohbette, söz çalışmak vegayretten açılmıştı ve; İnsan çalışıp, gayret göstermedikçeolgunlaşamaz ve bir mertebeye ulaşamaz. buyurmuştu. Bu sıradasohbetinde bulunan bir âlim, bu sözleri işitince, at hırsızı kıssasıdiye bilinen bir hâdiseyi hatırladı. Peki onun hâli nasıl oldu? diyedüşündü. Abdullah-ı İlâhî, o âlimin kalbinden geçen düşüncelerikerâmetiyle anlayıp, ona doğru dönerek; Söylediğim söze, at hırsızlığıyapan kimsenin hâli ile karşı çıkmak hâtıra geldi değil mi? Fakat onada cevap vardır. dedi. Sonra sohbetinde bulunanlara dönüp; Hiç ohâdiseyi işiteniniz var mıdır? diye sordu. Ve hâdiseyi şöyle anlattı:

Bir hırsız geceleri at çalıp satardı.Ömrünü böyle hebâ ederdi. Bir defâsında da, bulunduğu şehrin en büyükâlimi ve evliyâsının atını çalmak için ahırına girmişti. Tam atı çözüpgötüreceği sırada, ahırın duvarı yarılıp, içeriye bir nûr yayıldı. Bunûr içinde, iki nûr yüzlü zât gözüktü. Hırsız bu hali görünce, kendinihemen at gübrelerinin arasına atıp gizlendi. Korku ve telaş içindeboğazına kadar gübre içine gömüldü. Bu sırada yarılan ahırın diğerduvarından daha parlak bir nûr gözüktü. Bu nûr arasında da, o zamânınkutbu, en büyük velîsi olan ev sâhibi çıktı. Öncekiler onu görüncehürmet göstererek selâm verdiler. Ev sâhibi diğerlerine niçingeldiklerini sorunca; Falan evliyâ arkadaşımız vefât etti. Onun yerinekimi tâyin edeceğiz? Size arzetmek istedik. dediler. Atların sâhibiolan zât; Onun yerine, at hırsızını tayin ettik. dedi. Soran iki zâtda evliyâ olup ricâl-ül-gayb denilen velîlerden idiler. At hırsızlığıyapmaya gelen kimsenin, gübreler arasına gömülüp saklandığınıbiliyorlardı. Hemen yanına varıp, onu gübreler arasından çıkardılar,gönlünü alıp, tebrik ederek kucakladılar. Atların sâhibi ve zamânınkutbu evliyâ zâtın da yanına gelip, elini öptüler. Sonra hep birliktevefât eden arkadaşlarının cenâzesini kaldırmaya gittiler.

Abdullah-ı İlâhî, sohbetinde bulunanlarabunu anlattıktan sonra şöyle dedi:

Şimdi at hırsızlığı yapmaya giden kimse,nasıl bir çalışma yaptı da ricâl-ül-gayb denilen evliya arasına girdi?diye bir sûal hâtıra gelmesin. Çünkü o zavallının gübreler arasındamahcûbiyetinden ne kadar zorluk ve ne kadar pişmanlık çektiği bellidir.Kurtuluş yolu kalmadığını kesinlikle anlayınca, at çalmak üzere haramayönelişinden dolayı bütün kalbiyle pişmân olup, o zamana kadar yaptığıişlere öyle bir tövbe etti ki, işlediği kötü işlerden gönlütemizleniverdi. Allahü teâlâya yönelip riyâzet çeken kimseler, onun oanda yaptığı tövbeyi nice seneler yapamaz.

Sohbetin başında kalbinde itirazlarbulunan o âlim, Abdullah-ı İlâhî hazretlerinin bu güzel îzâhını vetatlı sözlerini dinleyince, içindeki şüphe ve yanlış düşüncelertemizlendi. Abdullah-ı İlâhî hazretlerinin elini öpüp, özür diledi vehâlis talebelerinden oldu.

1) Nefehât-ül-Üns; s.460
2) Şakâyık-ı Nu`mâniyye Zeyli (MecdîEfendi); s.262
3) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye;s.1079
4) Osmanlı Müellifleri; c.1, s.91
5) Menâkıb-i Molla İlâhî; varak 218b-220a
6) Fevâid-ül-Behiyye; s. 145
7) Şezerât-üz-Zeheb; c.7, s.358
8) Esmâ-ül-Müellifîn; c.1, s.470
9) Mu`cem-ül-Müellifîn; c.6, s.36
10) Bedâyi-ül-Vekâyi; s.410
11) A.History of Ottoman Poetry; c.2,s.373
12) Güldeste-i Riyâzı-ı İrfân; s.143
13) Keşf-üz-Zünûn; s.379,947,1928,1995
14) Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi; c.8,s.175
15) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi;c.11, s.214




Yazdır




ABDULLAH-I İLÂHÎ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3790)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2069)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2041)
BABA TÂHİR URYÂN (1996)
HACI DURSUN EFENDİ (1895)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1677)
ARAB BABA (1633)
MERKEZ EFENDİ (1565)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1560)
BEHRULLAH EFENDİ (1500)

En Son Okunanlar

ZÜFER BİN HÜZEYL (309)
CEMÂLEDDÎN AKSARÂYÎ (286)
ALÂÜDDEVLE SEMNÂNÎ (353)
MÜŞTÂK BABA (417)
AYNÎ DEDE (250)
NÛRİ EFENDİ (316)
MAHMÛD ÇELEBİ (288)
ABDULLAH BİN AVN (431)
ÇELEBİ HÜSÂMEDDÎN (264)
ŞA’BÂN-I VELÎ (371)

Rastgele

SELÂHADDÎN ZERKÛB (281)
AHMED BİN MÛSÂ EL-ACÎL (365)
NÛREDDÎN CERRÂHÎ (342)
ABDURRAHMÂN NESÎB EFENDİ (337)
ZEMLİKÂNÎ (285)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (271)
TAKIYYÜDDÎN EBÛ BEKR KEFEVÎ (299)
ŞÂKİR HAMEVÎ (263)
SENÛSÎ (Muhammed bin Yûsuf) (259)
OSMAN ET-TAVİLÎ (315)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012