Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

MUHAMMED REŞÎD (328)
AHMED BİN ZEYD (291)
KABÛLÎ MUSTAFA EFENDİ (288)
ŞEYH ABDURRAHMÂN EŞŞÂVİRÎ (552)
AYDERÛSÎ (Muhammed bin Abdullah) (305)
ABDÜLHAKÎM ARVÂSÎ (383)
MEYÂN MÎR (255)
ÇELEBİ BUSTAN (420)
SÂLİM BİN ABDULLAH (254)
EBÛ TÜRÂB-I NAHŞEBÎ (333)
EBÛ MUHAMMED RÂZÎ (247)
YÂR MUHAMMED KADÎM TALKÂNÎ (240)
HACIM SULTAN (509)
AHMED BİN HARB (303)
ABDULLAH BİN MUHAMMED MÜRTEİŞ (335)
ABDULLAH AYDERÛSÎ (270)
MUSTAFA ÂKİF EFENDİ (385)
ALÂ BİN ZİYÂD (260)
ŞEYH SEYDÂ (380)
AZÎZ MAHMÛD HÜDÂYÎ HAZRETLERİ (392)
ABDÜLHAKÎM-İ SİYALKÛTÎ (308)
MUHAMMED BİN EBÛ VERD (267)
DEDE HALÎFE (283)
SEYYİD HÂRUN VELÎ (285)
EBÜ`L-HASAN BEKRÎ (341)
ZEYNEDDÎN-İ HÂFÎ (294)
HASAN ADLÎ EFENDİ (264)
AHMED BİN HÜSEYİN AYDERÛSÎ (254)
ABDULLAH BİN MÜBÂREK (266)
NİYÂZÎ-İ MISRÎ (331)
ALÂEDDÎN BİN ESAD LÂHORÎ (348)
TÂZÎ (278)
BAHRAK (Muhammed bin Ömer) (238)
ABDÜLHAMÎD BİN NECÎB NÛBÂNÎ (268)
MUHAMMED BİN ÖMER (KURD EFENDİ) (297)
DURSUN FAKİH (Tursun Fakih) (532)
SÜFYÂN-I SEVRÎ (261)
EMÎR-İ ÇİN ŞEYH OSMAN EFENDİ (384)
MÂCİD EL-KÜRDÎ (336)
HAYR-ÜN-NESSÂC (286)


  

EBÛ MİDYEN MAĞRİBÎ





EBÛ MİDYEN MAĞRİBÎ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

KuzeyAfrika`da yetişen büyük velîlerden ve Mâlikî mezhebi fıkıhâlimlerinden. On ikinci asırda yaşadı. İsmi, Şuayb bin Hasan (Hüseyinveya Sinan) olup, künyesi Ebû Midyen`dir. Mağribî nisbesiyle veŞeyhu`l-Meşâyih lakabıyla meşhur olmuştur. Bugün İspanya`da bulunanSevilla(İşbiliyye) şehri civârındakiKatniyon kasabasında doğdu. Doğumtârihi bilinmemektedir. 1197 (H.594) senesinde Cezâyir şehirlerindenTlemsan yakınındaki Ribâtu`l-Ubbâd kasabasında vefât etti. Kabri oradaolup ziyâret edilmektedir. Vefâtı için 1184 (H.580) ile 1193 (H.590) vebaşka târihleri bildiren kaynaklar da vardır.

Küçük yaştan îtibâren zârûrî olan temelîmân ve ibâdet bilgilerini öğrenen ve Kur`ân-ı kerîmi ezberleyen EbûMidyen Mağribî, dokumacılık sanatını öğrendi. Bir müddet bu sanat ilemeşgul oldu. Fakat ilme ve âlimlere karşı aşırı sevgisinden, bu yolagirmeyi arzu etti. Fakir bir âileye mensûb olması sebebiyle bâzı maddîengellerle karşılaştı. Fakat ilim yolunda hiçbir engeli dinlemeyen vememleketini terk eden Ebû Midyen, adlarını ve şöhretlerini duyduğumüderrislerden ilim öğrenmek üzere Fas`a gitti. Murâbıtlar Hânedânınınsonunda veya Muvahhidler Hânedânının ilk zamanlarında Fas`a giden EbûMidyen Mağribî, buranın ileri gelen âlimlerinden aklî ve naklî ilimleritahsîl etti.

İlim öğrenmeye başladığı zamanlardabaşından geçen hâdiseleri şöyle anlattı:

Talebeliğimin ilk günlerinde, Fashâricinde rahatça ibâdet edebileceğim boş bir yer bulmak için ayrıldım.İbâdet için boş bir yer buldum. Orada yerleştim. Bir ceylan gelip banasığındı. Onunla yakınlık kurdum. Ayrıca, Fas`a bitişik bir köyünköpekleri de etrâfımda dolaşıp beni korurlardı. Artık orada ikâmetediyordum. Bir gün Fas`ta, Endülüs`ten tanıdığım bir kimse ilekarşılaştım. Onun yardıma ihtiyâcı vardı. İmdâdına yetişmek îcabettiğini düşünerek, elbisemi on dirheme sattım. Parayı o kimseye vermeküzere gittiğimde, kendisini bulamadım. Yolumun üzerinde bulunan köydengeçerken, her zaman etrâfımda dolanıp beni korumak isteyen köpekler, budefâ bana saldırdılar. Geçmeme izin vermiyorlardı. Zorlukla kurtulup,yalnız kaldığım yere ulaştım. Ceylan geldi, eskisi gibi bana yaklaşıpbeni koklamadı. Kendisine yaklaşmak istediğimde benden uzaklaştı. Benihoş görmedi. Huysuzlaşıyor, yerinde duramıyordu. Bu ceylanın veköpeklerin niçin böyle davrandıklarını düşünmeye başladım. Nihâyetcebimdeki on dirhemden olduğunu anladım. Sonra Fas`a geri giderek,tanıdığım Endülüslüyü bulup on dirhemi ona verdim. Aynı köydengeçerken, köyün köpekleri bu sefer çıkıp etrafımda dolaşmaya, banayaklaşmaya başladılar. Yalnız kaldığım yere gelince, ceylan da eskisigibi yakınlık gösterdi. Önümde hareket ediyor, sanki seviniyor gibihareketler yapıyordu. Epey müddet orada kaldım. Bir zaman sonra büyükâlim ve velî Ebû Ya`zî hazretlerinin haberleri, sözleri, kerâmetleri,dilden dile nakledilerek bana kadar gelince, kalbim ona karşımuhabbetle doldu. Bâzı kimseler ile berâber kendisine gittik. Bizikarşıladı. Yanında ders okumaya başladık ve çok istifâde ettik.

Ebû Ya`zî hazretlerinin sohbetlerinde veilim meclislerinde bulunan Ebû Midyen Mağribî, zâhirî ilimlerde yüksekdereceye ulaştı. Bilhassa hadîs, tefsîr ilimlerinde ihtisas sâhibioldu. Ayrıca tasavvuf yolunda da ilerledi.

Hocası Ebû Ya`zî hazretleri Ebû MidyenMağribî`yi çok sever ve fazlası ile yakınlık gösterirdi. Talebeleriarasında ona ayrıca iltifat gösterip diğer talebelerinden üstün tutardı.

Ebû Ya`zî hazretlerinin hizmetindeolgunlaşıp kemâle gelen Ebû Midyen Mağribî, ondan izin alarak haccagitmek istedi. Hocası ona izin verdi ve; Yolunun üzerinde bir arslanile karşılaşırsan ondan korkma! Şâyet korkacak olursan ona, Ehl-ibeyt-i Resûl hürmetine yolumdan çekil, de!buyurdu. Hocasınınhuzûrundan Peki. deyip ayrılan Ebû Midyen Mağribî, yolda hocasınındediği gibi arslanla karşılaştı. Kendisine tavsiye edilenleri yapınca,arslan ona zarar vermedi.

Ebû Midyen hazretleri hac yolculuğusırasında birçok yerlere uğrayıp âlimler ile görüştü. Harem-i şerîfteSeyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri ile karşılaştı ve sohbetlerindebulundu. Kendisinden çok hadîs-i şerîf ve tasavvufun inceliklerinidinledi. Abdülkâdir-i Geylânî rahmetullahi aleyh kendisine sûfîlikhırkası giydirdi. Onun yanında nice nûr ve sırlara kavuştu.Ebû MidyenMağribî, Abdülkâdir-i Geylânî`nin sohbetinde bulunmakla iftihâr eder veonu, kendilerinden ilim öğrendiği hocalarının en büyüklerinden sayardı.

Tasavvuf yolunda ilerleyen Ebû MidyenMağribî hazretleri, kutubluk ve gavslık makamlarına ulaştı. Hacvazîfesini yerine getirip sevgili Peygamberimizin kabr-i şerîfiniziyâret ettikten sonra Kuzey Afrika`ya dönüp Becâye şehrine yerleşti.Dünyâdan ve içinde bulunanlardan tamâmen yüz çevirip zühd hayâtıyaşadı. İnsanlara İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatıp, talebeyetiştirmeye başladı. İnsanlar derslerinde bulunup, sohbetlerindenistifâde etmek için onun etrâfında toplandılar.

Husûsî derslerinde talebelerine dahaziyâde İmâm-ı Tirmizî hazretlerinin Câmî isimli meşhûreserindeki hadîs-i şerîfleri ile İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin İhyâuUlûmiddîn adlı eserini okuttu. Mâlikî mezhebinin fıkıhbilgilerinde ziyâdesiyle bilgi sâhibi olduğu için, kendisine sorulansuâllere cevap verirdi.

Ebû Midyen Mağribî`nin şöhreti hertarafta duyulup insanlar akın akın onun sohbetine koştular. Herkes, onatalebe olmak için can attı. Zamanın âlimleri ve evliyâsı onun şerefinive yüksek mertebesini kabûl ettiler. İnce, kibâr ve zarîf bir zât olanEbû Midyen Mağribî hakkında; Doğudaki evliyânın reisi SeyyidAbdülkâdir-i Geylânî ve batıdakilerin reisi de Ebû Midyen Mağribî`dir.diye medholundu.

Ebû Midyen Mağribî hazretlerindenMuhyiddîn-i Arabî ve başka birçok büyük zâtlar ilim öğrenmişlerdir.Haram ve şüphelilerden çok sakınırdı. Büyüklüğü herkes tarafındanbilinir, her taraftan insanlar akın akın sohbetine gelirlerdi. Herkeskendisine talebe olmak isterdi. Bütün veliler onun şerefini ve yüksekmertebesini kabûl etmişlerdi. Yanına gelenler, huzûrunda edeple durur,konuşmasını dinlerlerdi. Mütevâzi, zâhid ve verâ sâhibiydi.

O, sözleri kalplere tesir eden fazîletsâhibi, hakîkî âlimlerin büyüklerindendir. Allahü teâlâyı tanıyanevliyânın imâmı ve üstünü olmakla bilinir. Evliyâdan bir zât, rüyâsındabir kimse gördü. O kimse evliyâdan olan bu zâta dedi ki: Ebû Midyen`eşöyle söyle: İlmi yay! Yarın yüksek kimselerle birlikte bulun, kimseyealdırma! Sen zürriyetlerin babası olan Âdem aleyhisselâmındurumundasın. Bu zât, ertesi gün rüyâsını Ebû Midyen hazretlerineanlattı. Rüyâyı dinledikten sonra buyurdu ki: Ben buralardan ayrılıp,tenhâda yalnız kalmak, kendi başıma bulunmak istiyordum. Her şeydenuzaklaşmak niyetindeydim. Senin bu rüyân ise, benim bu niyetime mânioluyor. Meclis kurup, insanlara ilim öğretmemi emrediyor. Yarın yüksekkimselerle berâber bulunacaksın. sözü, Allahü teâlâyı zikredenlerin,O`nun hatırlandığı, emirlerinin anlatıldığı yerin Cennet bahçelerinebenzetildiği. hadîs-i şerîfine işârettir. Yüksek kimseler, Cennetehlinin İlliyyîn denilen yüksek tabakasına işârettir. Zürriyetlerinbabası olan Âdem aleyhisselâmın durumundasın. sözü şuna işârettir ki,Âdem aleyhisselâma, nikâh (izdivac) verildi ve nikâh yapması emrolundu.Fakat bu nikâhdan meydana gelecek zürriyetin hepsinin mümin ve itâatkârolması kuvveti ona verilmedi. İnsanları hidâyete kavuşturmak kuvvetiyalnız Allahü teâlâya mahsustur. İşte bunun gibi, bize de ilim verildive onu yaymak, öğretmek emredildi. Fakat, bu ilim öğrettiklerimizinhepsinin muvaffak olmaları, hepsinin bize tâbi olmaları kudreti bizeverilmedi.

Muhyiddîn-i Arabî hazretleri, Fütûhât-ıMekkiyye isimli kıymetli eserinde şöyle anlatıyor: İnsanlardanbirçoğu, bereketlenmek için Ebû Midyen hazretlerine ellerini sürerlerdive ellerini öperlerdi. Kendisine suâl edildi ki: Efendim! Bu halkarşısında hiç nefsinize bir düşünce gelir mi? Cevâbında buyurdu ki:Hacer-ül-Esved`e bu zamâna kadar, nebîler, resûller ve velîler elsürüp, onu öptüler. Ona, onu taş olmaktan çıkaracak bir düşünce gelirmi? Gelmez. İşte ben de bu hükümdeyim. Bana da öyle bir düşüncegelmez.

Ebû Midyen hazretlerinin kalbi, her anAllahü teâlâ ile meşgul dü. Hayâtının son kelimesi; Allah. olmuştur.Kendisinden bir meselede fetvâ istense, ânında cevap verirdi. İnsanlaraİslâmiyetin doğru bilgilerini anlattığı bir vâz meclisi vardı. İnsanlaretrâfında toplanıp vâz edeceği zaman, kuşlar üzerinde uçuşmayabaşlardı. Vâz başlayınca, kuşlar da durup dinlerlerdi.

Ebû Midyen hazretlerine bir gün, Allahüteâlâya muhabbet ve O`ndan hayâ etmek husûsunda suâl edildi. Cevâbındabuyurdu ki: O`nun evveli, Allahü teâlâyı devamlı zikretmek, her anO`nu hatırlamak, ortası, zikredilene yakınlık, sonu ise O`ndan başkabir şeyi görmemek, her görünen şeyde, o şeyi yaratan Allahü teâlânınbüyüklüğünü düşünmektir.

Yine bir gün kendisine; Allahü teâlânınemirlerine tam teslim olmanın alâmeti nedir? diye suâl edildi.Cevâbında; Nefsi, Allahü teâlânın hükümlerinin îfâ edildiği meydanagöndermek, ona devamlı Rabbimizin râzı olduğu şeyleri yaptırmak, buhususta çekeceği elem ve sıkıntılarda ona şefkat göstermemektir.buyurdu.

Ebû Midyen Mağribî hazretleri bir arainsanlardan uzaklaşıp evine kapandı. Bir yıl müddetle dışarı çıkmadı.Yalnız Cumâ namazlarına çıktı. Halk onun ayrılığına dayanamayıp, kapısıönüne yığıldı.Evden çıkıp, kendilerine nasihatte bulunmasını istediler.Sonunda iknâ ettiler, dışarı çıktı. Evinin bahçesinde bir ağaç vardı.Üzerine serçe kuşları konmuştu. Kendisini görünce kaçtılar. Bu hâle çoküzüldü, hemen içeri girip; Eğer sizlere ders için faydalı olsaydım, bukuşlar benden kaçmazdı. buyurdu.

Bir yıl daha evinde kaldı. Sonra halkyine toplandılar ve sohbetini tekrar istediler. Dışarı çıktı. Bu seferkuşların kendilerinden kaçmadıklarını gördü ve insanlarla konuşmayabaşladı. Öyle konuşmalar yapardı ki, kuşlar gelip önünde sevinerekkanat çırparlardı. Hatta bir kısmı düşüp can verirdi. O konuşmalarıdinleyen cemâatten bâzıları, kendinden geçerek düşüp bayılırdı.

Bir sohbeti sırasında buyurdu ki:

İlim ganîmettir. Sükût kurtuluştur.Halktan bir şey ummamak rahatlıktır. Zühd, dünyâya düşkün olmamakâfiyettir. Bir göz açıp kapayacak kadar Allahü teâlâyı unutmak, O`nunverdiği emânete hıyânettir.

Almayı, vermekten daha tatlı gören,hal sâhibi olamaz.

Fakirliğin kendine has bir nûru vardırve onu gizlediği müddetçe durur. Açığa vurunca, kaybolup gider.

Allahü teâlânın emirlerini yapıp,yasaklarından sakınmakla huzur bulmak, Cennet`tir. Bu halden yüzçevirmek ateştir. Allahü teâlâya yakınlık, lezzettir. O`ndan ayrılmak,O`na karşı yabancılık, ölümdür.

Kalp, birçok tarafa yönelebilir. Onuhangi tarafa yönlendirirsen, diğer tarafları kapalı kalır. Bir kimsedünyâ ve âhiretin ikisine birden yönelemez. Bunlardan biri diğerinemâni olur.

Ebû Midyen Mağribî ilimde yüksek derecesâhibi olduğu gibi güzel ahlâk sâhibiydi. Güzel ahlâkla ilgili olarakbuyurdu ki:

Fütüvvet, kulların iyiliklerini vegüzelliklerini görmek, gıybet ise onların kötülüklerini görmektir.

İnsanlarla birlikte bulunmakta güzelahlâk, onlarla iyi geçinmektir. Âlimler ile berâber olmakta güzelahlâk, onlara ihtiyâcı olduğunu bilmek ve onları edebe uygun olarakdinlemekle olur. Mârifet ehli ile bulunmakta güzel ahlâk, sükûn üzere,ümitli ve sabırlı olarak beklemekle olur. Yüksek velî ile berâberolmakta güzel ahlâk, kırıklık hâlinde bulunmakla olur.

Her işinde Allahü teâlânın rızâsınakavuşmayı arzu eden Ebû Midyen Mağribî hazretleri, ihlâs sâhibi idi.İhlâsla ilgili olarak buyurdu ki:

İhlâsın alâmeti, her an Allahü teâlâyımüşâhede etmek, O`ndan başkasını hiç hatırına getirmemektir.

Kalbinde, kendisini kötülüktenkoruyan bir kuvvet bulunmayan kimse, harâb olmuştur.

Allahü teâlâ, vicdanlardaki gizlisırlara, insanın her nefeste ve her haldeki hâline muttalîdir, hepsinibilir. Hangi kalbi kendisine yönelmiş görürse, onu felâketlerden,sıkıntılardan, sapıklıklardan ve fitnelerden muhâfaza eder.

Muhyiddîn-i Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyyekitâbında şöyle anlatıyor: Büyük zâtlardan biri ile uzak bir dağagittik. Orada önümüze keskin bakışlı bir yılan çıktı. Arkadaşım bana;Ona selâm ver, selâmına mukâbele edecektir. dedi. Selâm verdim.Selâmıma cevap verdi. Sonra bize; Neredensiniz? dedi. Bicâye`deniz.dedik. Ora halkı ile Ebû Midyen`in arası nasıl? dedi. Hakkında uygunolmayan şeyler söyleyenler çıkıyor. dedik. Bu cevâbımıza şaştı ve;Allah`a yemin olsun ki, bu âdemoğullarına şaşıyorum. Yine Allah`ayemin ederek diyorum ki, Allahü teâlâ, kullarından birine velâyettâcını giydirsin de, sonra onu kötü gören olsun. Böyle bir şeyolacağını hiç sanmıyordum. dedi. Ebû Midyen`i sana kim tanıttı?dedim. Yâ, şaştınız mı? Sübhânallah... Acabâ yeryüzünde onu tanımayanbir hayvan var mıdır? Allah`a yemin ederim ki, Allahü teâlâ bir kimseyivelî yaparsa, kullarının kalbine de onun sevgisini verir. Bundan sonraonu kim sevmezse, ya kâfirdir veya münâfıktır. dedi.

Ebû Midyen hazretleri, bir defâsındanamazda; Cennet`te kendilerine zencefil karıştırılmış Cennetşerbetinden dolu bir bardak da içirilir. meâlindeki İnsan sûresion yedinci âyetini okumuştu. Namazdan sonra dudaklarını yalamayabaşladı. Sebebini soranlara; O şerbetten bir bardak içtim. Tadındandudaklarımı yalıyorum. buyurdu.

Yine bir defâsında namazda; Muhakkakki iyiler, Na`îm Cennetindedirler. Fâcirler ise,Cehennem`dedirler. meâlindekiİnfitâr sûresi on üç ve on dördüncü âyet-i kerîmelerini okudu. Namazdansonra; Her iki kısımda olanların yerleri, Cennet ve Cehennem banagösterildi. buyurdu.

Evliyâdan birisi şeytana; Ebû Midyen ilearan nasıldır? diye sordu. Şeytan; Onun kalbine bir vesvesegetiremem. Benim hâlim, okyanusa bevletmek gibidir. Koskoca okyanusbununla kirlenmediği gibi, temiz durur. Ne zaman kalbine bir vesveseverecek olsam, benim vesvesem yok olup, tesirsiz hâle geliyor.

Bir gün, bir sözüne îtirâz için birihuzûruna geldi. Ebû Midyen hazretleri onu görünce; Niçin geldin? diyesordu: Cevâbında: Sizden istifâdeye geldim. Koynunda ne var?Kur`ân-ı kerîm var, efendim. Kur`ân-ı kerîmi çıkar ve herhangi birsayfasını aç! Kendi düşünceni oradan oku! buyurdu. O şahıs, Kur`ân-ıkerîmden bir sayfa açtı ve Şuayb aleyhisselamın kıssasında geçen; Şuayb`ıyalanlayanlar, ziyân etmişlerdir. meâlindeki Ârâf sûresi doksanikinci âyetini okudu. Ebû Midyen hazretlerinin adı da Şuayb idi. Okimseye hitâben; Bu sana yetişir mi? buyurdu. Gelen şahıs, suçunuîtiraf edip tövbe etti ve hâlini düzeltti.

Abdülkâdir-i Geylânî hazretleriyle vediğer evliyâ ile mânevî âlemde görüşür, onların güzel halleriniinsanlara anlatırdı.

Bir gün yakınları ile otururken başınıönüne eğmiş vaziyette duruyordu. Bu esnâda; Allah`ım, ben deonlardanım. Sen ve meleklerin şâhidim olun, duydum ve kabûl ettim.dedi. Bu konuşmayla neyi kasdettiği sorulduğunda, buyurdu ki: Şu andaAbdülkâdir-i Geylânî hazretleri Bağdât`ta, benim iki ayağım bütünevliyânın boyunları üzerindedir, buyurdu, onu kabûllendim. dedi.Kendisi Cezâyir`de idi. Târihini tuttular, gerçekten aynı gün ve aynısaatte, Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin bu sözü söylediği tesbitedildi.

Talebelerinin ve sevenlerinin yaptıklarıişleri ve hattâ düşündüklerini Allahü teâlânın bildirmesiyle bilirdi.

Derslerine devâm eden talebelerindenbirisi, bir gece hanımına çok hiddetlendi. Onu boşamaya kat`î olarakkarar verdi. Sabahleyin, ders için hocasının meclisine geldiği zaman,Ebû Midyen hazretleri bu talebeye hitâben; Zevceni nikâhında tut! (Onuboşama) Allah`tan kork! meâlindeki Ahzâb sûresi otuz yedinciâyet-i kerîmeyi okudu. Talebe; Vallahi ben bu durumu hiç kimseyeanlatmadım. dedi. Ebû Midyen hazretleri buyurdu ki: Mescide girdiğimzaman, sırtında bulunan hırkanın üzerinde bu âyet-i kerîmenin yazılıolduğunu gördüm. Aranızdaki meseleyi ve senin niyetini böylece anlamışoldum.

Bir gün deniz kenarında abdest alıyordu.Yüzüğü denize düştü. Yâ Rabbî! Yüzüğümü bir sebeb ile göndermeniistiyorum. dedi. O anda denizden bir balık çıktı. Ağzında Ebû Midyenhazretlerinin yüzüğü vardı. Yüzüğünü balığın ağzından alıp, Allahüteâlâya şükretti.

Becâye`deki ilim talebeleri; Müminölünce, Cennet`in yarısı ona verilir. hadîs-i şerîfinde ihtilâfedip, hadîs-i şerîfin görünüş mânâsına göre, iki mümin ölünce,Cennet`in bütünü onların olur. Bu ise mümkün değildir. En iyisigidelim, bu hadîs-i şerîfin mânâsını Ebû Midyen hazretlerinden suâledelim dediler. Nihâyet Ebû Midyen hazretlerine geldiler. Ebû Midyenrahmetullahi aleyh o sırada talebelerine ders veriyordu. Risâle-iKuşeyrî`den anlatıyordu. Gelir gelmez, ne için geldiklerinianlayıp; Bundan murâd, kendiCennet`inin yarısı ona verilir, kabrindeonunla nîmetlenmek ve sevinmek için, ona Cennet`le arasındaki perdeaçılır. Diğer yarısı da kıyâmette verilir. buyurdu. Talebeler, EbûMidyen hazretlerinin bu kerâmetini görünce, ona olan muhabbet vebağlılıkları daha da artarak döndüler.

Evliyânın vasıflarını ve hallerini soranbirisine buyurdu ki:

Hâlis olarak evliyâlık yolundabulunmanın alâmeti, fakr hâli, yâni varlığını Allah yolundaharcamaktır.

Velî olduğu söylenen kimse, dînin emirve yasaklarına aykırı hareket ederse, ondan sakınmak lâzımdır.

Bütün evliyânın kerâmetleri, efendimizMuhammed aleyhisselâmın mûcizelerinin neticeleridir. Bizim bu yolumuzda, O`nun sallallahü aleyhi ve sellem yoludur. Biz bu yolumuzu,senetle, icâzetle, Ebû Ya`zî`den aldık. O da aynı şekilde, Cüneyd-iBağdâdî`den, o, Sırrî-yi Sekatî`den, o, Habîb-i Acemî`den, o, Hasan-ıBasrî`den, o, hazret-i Ali`den aldı. O da Resûlullah`tan sallallahüaleyhi ve sellem, O da Cebrâil`den (aleyhisselâm) ve o da, âlemlerinrabbi olan Allahü teâlâdan aldı.

Mukarreb odur ki, kendisine kalb-i selîm(küfür, dalâlet, günahlar ve sâir âfetlerden temizlenmiş, ihlâs iledolu olan kalp) verilen kimsedir. Öyle ki, Allahü teâlâdan başka herşeyden kurtulmuştur. O kalp, Allahü teâlânın rızâsından başka bir şeybulunmayan bir kaptır. İşte bu ve bunun gibi güzel hasletlere sâhibolan zâta mukarreb denir.

Ebû Midyen Mağribî hazretleri çeşitlisohbetleri sırasında buyurdu ki:

Allahü teâlâ bana; talebelerimin hepsineve beni sevenlere çok hayırlar vereceğini vâdetti.

Hatâsı olan kimsenin, bu hatâsınıüzülerek, kalbinin kırık, boynunun bükük olması, itâatkâr kimsenin,itâatına güvenerek kendini kıymetli sanmasından, kırıcı hareketetmesinden hayırlıdır.

Hakîkî âlim, yol gösterici zât; güzelahlâkı ile sana doğru yolu gösteren, gidişâtı ile seni kuvvetlendiren,nûrları ile senin bâtınını aydınlatan zâttır.

Bir kimse halkı doğru yola dâvet ettiğihalde, kendisi bu yolda değilse, halkı fitneye düşürür.

Normal insanların bozulmasının alâmeti,âmirlerinin kendilerine zulmetmesiyle meydana çıkar. Büyük zâtların,ileri gelen âlimlerin bozulmasının alâmeti de, dinde çeşitlikarışıklıkların ve fitnelerin ortaya çıkmasıdır.

Kim dünyâyı (insanı Allahü teâlâdanuzaklaştıran şeyleri) istemekle meşgûl olursa, Allahü teâlâ onu zilletemübtelâ kılar.

Sâlihlerin hizmetinde bulunan kimseyükselir. Allahü teâlânın, kendisini, sâlihlere hürmet etmekten mahrûmettiği kimse, insanlardan gelen sıkıntılara mübtelâ olur.

Nefsini tanıyan kimse, insanlarınövmelerine aldırmaz.

Nefs, ihlâs sâhibini doğru yoldankaydıramaz.

Yaratılmış olan bir şeye, şehvet arzusuile bakan kimse, o şeyden ibret alamaz ve o şeyden faydalanamaz.

Ebû Midyen Mağribî hazretlerinin pekçokkerâmeti görülmüştür. Bir gün deniz sâhilinde yürüyordu. Bulunduğuşehri istilâ eden düşmanlar, onu esir alıp sâhildeki gemiye koydular.Gemide pekçok müslüman esir vardı. Yakalayan kimseler, gemiyi hemenhareket ettirmek istediler. Fakat bütün uğraşmalarına rağmen bunamuvaffak olamadılar. Müslüman esirler; Son olarak getirdiğiniz oşahıs, Allahü teâlânın sevgili bir kuludur. O, gemide olduğu müddetçebu gemiyi hareket ettiremezsiniz. dediler. Bunun üzerine Ebû Midyenhazretlerini serbest bıraktılar. Fakat o; Gemideki bütün müslümanesirler serbest bırakılmadıkça, dışarı çıkmam. dedi. Düşmanlarbaktılar başka çâre yok, bütün esirleri bıraktılar. Gemi de normalşekilde hareket edip yoluna devâm etti.

Mağrib`de, müslümanlarla frenklerarasında harp çıkmıştı. Frenkler gâlip gelmek üzere iken, Ebû Midyenkılıcını alıp, talebelerinden biri ile sahraya çıktı. Bir kum tepesiüzerine oturdu. Uzaktan sahrayı dolduran domuzlar görüldü. Yakınagelinceye kadar bekledi. Sonra kılıcını kaldırıp, başlarına vurmayabaşladı. Pek çoğunu öldürdü. Nihâyet, geri dönüp kaçtılar. Bunlarnedir? diyenlere; Frenklerdir. Allahü teâlâ onları mağlûb ve perişânetti. buyurdu. Bir zaman sonra, düşmanın kırıldığı haberi geldi. İslâmaskerleri gelip; Eğer siz ön safta olmasaydınız, mağlûb olmuştuk.dediler. Halbuki, Ebû Midyen hazretlerinin bulunduğu yer ile harbinyapıldığı yer arasında bir aylıktan çok mesâfe vardı.

Ebû Midyen hazretleri devlet ve siyâsetişlerine karışmaz, kendi hâlinde yaşardı. Fitne ve fesat durumu olursa,bulaşmamak îcâb ettiğini bildirir, böyle bir durum ile karşılaşılmasıhâlinde nasıl davranılacağına işâretle; Ne tanın, ne de tanı.buyururdu.

Becâye`de ikâmet eden, insanlara Allahüteâlânın emir ve yasaklarını anlatarak onların dünyâ ve âhirettekurtuluşa ermeleri için çırpınan Ebû Midyen Mağribî`yi, fitneciler veçekemeyenler rahat bırakmadılar. Şöhretinin her geçen gün biraz dahaarttığını, talebeleri ile sevenlerinin çoğaldığını gören hasedciler,onu Merrâkeş`te bulunan Muvahhidî sultanı Ebû Yûsuf Yakub el-Mansûr`aşikâyet ettiler. Sultan, Ebû Midyen Mağribî`nin sorgulanmak üzereMerrâkeş`e gönderilmesini emretti. Sultânın emri üzerine Merrâkeş`egötürülürken, Tlemsan yakınındaki Ribâtü`l-Ubbâd denilen yere gelince;Bizim sultanla işimiz yok. Bu gece müminleri ziyâret etmek isteriz.dedi. Bineğinden indi. Yanında bulunanlara, vefât edince,Ribâtü`l-Ubbâd denilen yere defnedilmesini vasiyet etti. Kıbleye döndü.Sonra Kelime-i şehâdet getirdi. İşte geldim, işte geldim. dedi. Sonrada; Rabbim sana acele geldim, tâ ki râzı olasın. meâlindekiTâhâ sûresi seksen dördüncü âyet-i kerîmesini okudu. Sonra; Allahel-Hak deyip rûhunu teslim etti.

Onun vefâtını haber alan Tlemsanlılardanbüyük bir kalabalık cenâze namazında bulundu. Gerekli hazırlıklaryapılıp cenâze namazı kılındıktan sonra vasiyeti üzerine Tlemsanyakınındaki Ribâtü`l-Ubbâd denilen yerde defnedildi.

Bu büyük velîye aşırı ve pek ziyâde sevgigösteren Tlemsanlılar, onun defnedildiği Ribâtü`l-Ubbâd denilen yerdeyerleşmeye başladılar. Böylece Ribâtü`l-Ubbâd kasabası meydana geldi. Ozamandan sonra Tlemsan`ın pîri ve hâmisi olarak kabûl edilen Ebû MidyenMağribî`nin kabrinin üzerine türbe ve etrâfına medreseler yapıldı. EbûMidyen Mağribî`nin kabri üzerindeki türbe, Muvahhidî Sultânı Muhammeden-Nâsır`ın emri üzerine yaptırıldı. Bilhassa Merînî sultanları EbûMidyen Mağribî`nin türbesi civârında câmi ve medreseler yaptırarakburanın tam bir ilim beldesi olmasına çalıştı. Sonra gelen sultan veemirler de gereken ihtimâmı gösterip, bu mübârek zâtın feyz vebereketinden, istifâde ettiler.

Ebû Midyen Mağribî hazretlerinin Tlemsanyakınındaki Ribâtü`l-Ubbâd kasabasında bulunan kabri bugün bütünmüslümanlar tarafından ziyâret edilmektedir. Kabrini ziyâret edipkendisi vesîle edilerek yapılan duânın kabûl edildiği çok tecrübeedilmiştir. Muhammed el-Havârî bu hususta Tenbih adlı birkitap yazmıştır.

Ebû Midyen Mağribî hazretlerinin bâzıtasavvufî şiirlerinden başka, El-Vasiyye ve El-Akîde adlıeserleri vardır. Bu kitaplar, Pâris Millî Kütüphânesi Arapça yazmalarkısmı, 1230, 3410, 4585 numaralarda ve Cezâyir Millî Kütüphânesi Arapçayazmaları Kısmı, No: 376, 599, 938, 1859 numaralarda mevcuttur.

İTÂATKÂR ARSLAN

Ebû Midyen hazretlerinin en büyüktalebelerinden olan Ebû Muhammed Abdürrezzâk diyor ki: Hocam birdefâsında bir merkeb gördü. Bir arslan saldırmış, onu yiyordu; yarısınıbitirmişti. Sâhibi de uzaktan bakıyor, yanına yaklaşamıyordu. Bu hâlibiraz seyretti. Sonra merkeb sâhibinin yanına gitti. Benimle gel.dedi. Birlikte arslanın yanına gittiler. Sonra merkebin sâhibine baktıve üzülmüş görünce; Tut şu arslanın kulağından al götür, merkebinyerine kullan. dedi. Adam; Efendim! Ben ondan korkarım.dedi.Korkma, sana bir şey yapamaz. buyurdu. Adam arslanın kulağındantuttu, üzerine bindi, gitti. Bu hâli gören insanlar hayretle onlarabakıyorlardı.

Bir zaman sonra o adam, arslan ilebirlikte Ebû Midyen hazretlerinin huzûruna gelerek; Efendim! Bu arslanben nereye gidersem oraya gidiyor. Bana çok itâat ediyor, yanımdanayrılmıyor. Fakat ben, alışkın olmadığım için kendisinden çokkorkuyorum. Onunla birlikte olmaya tâkat getiremiyorum. dedi. EbûMidyen rahmetullahi aleyh, arslana; Şimdi git! Bir daha dönme! Nezaman âdemoğluna eziyet verirsen, onlar da size musallat olurlar.buyurdu.

BENİM HATÂLARIMDIR

Ebû Midyen Mağribî hazretleri, vefâtındansonra rüyâda görülüp; Allahü teâlâ sana ne muâmele eyledi? diyesoruldu. Cevâbında buyurdu ki: Allahü teâlâ beni huzûrunda durdurup;Yâ Şuayb! Sağındakiler nedir? buyurdu. Yâ Rabbî! Senin ihsânındır.dedim. Solundakiler nedir? buyurdu. Yâ Rabbî! Bunlar senintakdîrindir ve benim hatâlarımdır. Affını dilerim. dedim.İyiliklerini çok arttırdım, hatâlarını da mağfiret ettim, sana ve senisevenlere müjdeler olsun. buyurdu.

1) Târifü`l-Halef bi-Ricâli`s-Selef;c.2, s.180
2) Câmiu Kerâmâti`l-Evliyâ; c.2, s.39
3) Kalâidü`l-Cevâhir; s.108
4) Tabakâtü`l-Kübrâ; c.1, s.154
5) Tabakâtü`l-Evliyâ; s.437
6) Nefehâtü`l-Üns Tercümesi; s.605
7) El-Bustân fî Zikri`l-Evliyâvel-Ulemâ bi Tlemsan; s.108
8) El-A`lâm; c.3, s.166
9) Brockelman; Gal.1, s.438, Sup.1,s.784
10) Neylü`l-İbtihâc; s.107-112




Yazdır




EBÛ MİDYEN MAĞRİBÎ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3790)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2069)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2042)
BABA TÂHİR URYÂN (1999)
HACI DURSUN EFENDİ (1896)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1678)
ARAB BABA (1635)
MERKEZ EFENDİ (1565)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1561)
BEHRULLAH EFENDİ (1503)

En Son Okunanlar

EBÛ HAFS-I KEBÎR (238)
ZEYNELÂBİDÎN (298)
EBÛ HAFS HADDÂD EN-NİŞÂBÛRÎ (265)
EBÛ CÂFER BİN SİNÂN (303)
EBÛ CÂFER HADDÂD EL-KEBÎR (246)
ŞÂFİÎ (249)
EBÛ BEKR YA`FÛRÎ (227)
ABDURRAHMÂN EFENDİ (281)
EBÛ BEKR VERRÂK (299)
EBÛ BEKR TAMİSTÂNÎ (252)

Rastgele

İZMİRLİ OSMAN NÛRİ EFENDİ (353)
ABDÜLHAY CELVETÎ (305)
ZEYNELÂBİDÎN AYDERÛSÎ (289)
ALİ HAFIZ (318)
FAHR-ÜL-FÂRİSÎ (Muhammed bin İbrâhim Fârisî) (261)
ABDULLAH-I İSFEHÂNÎ (Kutbüddîn-i İsfehbezî) (265)
BEDÎ`UDDÎN SEHÂRENPÛRÎ (275)
HACI MUHAMMED SÂMÎ EFENDİ (364)
SULTAN VELED (282)
AHMED EZ-ZÂHİD (375)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012