Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

MUHAMMED SAÎD FÂRÛKÎ (261)
EBÛ ALİ SEKAFÎ (226)
NÂBÎ (413)
MOLLA HÜSREV (480)
LÂMİÎ ÇELEBİ (474)
CEMÂLEDDÎN EZHERÎ (268)
İBN-İ CEVZÎ (260)
HACI ŞERÎF ZENDENÎ (287)
BEHİŞTÎ (300)
ZÂHİD İSFEHÂNÎ (341)
ESRÂR DEDE (310)
ŞEYH CELÂLÜDDÎN HÜRMÂLÎ (271)
EBÛ MUHAMMED TALHÂ BİN ÎSÂ (261)
ARABÎ FEŞTÂLÎ EL-MAĞRİBÎ (324)
ÖMER BİN ZER (262)
ALÂEDDÎN ÂBİZÎ (290)
ABDÜLMECÎD ŞİRVÂNÎ (274)
TÂCÜDDÎN BİN RIFÂÎ (262)
AHMED HULÛSİ EFENDİ (683)
SEYYİD SÂLİH (309)
SÂLİH GÜLÂBÎ (265)
MUHAMMED KUTUB (303)
EBÛ ABDULLAH EL-MUKRÎ (229)
MUHAMMED ZUĞDÂN (280)
MİDYEN BİN AHMED EL-EŞMÛNÎ (255)
ALİ BİN BENDÂR SAYRAFÎ (264)
KÂZERÛNÎ (485)
CELÂLEDDÎN-İ HİNDÎ (Kutb-i Rabbânî, Kebîr-ül-Evliyâ) (240)
HOCA SÂDEDDÎN EFENDİ (554)
HÂCE MEVDÛD ÇEŞTÎ (287)
BEDREDDÎN SERHENDÎ (351)
YAHYÂ BİN EKSEM (372)
EBÜSSÜ`ÛD EFENDİ (251)
ŞAH RAÛF AHMED (240)
AMR BİN KAYS EL-MÜLÂÎ (267)
NERKİSECÂRÎ (263)
AHMED BİN OSMAN ŞERNÛBÎ (751)
ZEYNELÂBİDÎN (298)
ŞEYH KÖSTENDİLLİ HASAN EFENDİ (341)
EBÛ HAMZA BAĞDÂDÎ (284)


  

FAHREDDÎN-İ RÂZÎ





FAHREDDÎN-İ RÂZÎ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Meşhurtefsîr âlimi ve velî. İsmi Muhammed bin Ömer`dir. Künyesi Ebû Abdullahve Ebü`l-Meâlî, lakabı Fahreddîn`dir. Babasının vazîfesi dolayısıylaİbn-i Hatîbi`r-Rey= Rey Hatîbinin oğlu diye de tanınmıştır. SoyuKureyş Kabîlesine ulaşmaktadır. 1149 (H.544) senesinde İran`da bulunanRey şehrinde doğdu. Râzî lakabını doğum yerine nisbetle almıştır.1209 (H.606) senesinde Herat`ta vefât etti.

Fahreddîn-i Râzî önce, büyük bir âlimolan babası Ziyâüddîn Ömer`den ders aldı. Babası Muhy-is-sünne MuhammedBegavî`nin talebelerinden idi. Gâyet fasîh, belîğ ve tesirli hutbeokurdu. Fahreddîn-i Râzî, fen ilimlerini Mecd-i Cîlî`den, fıkıh ilminiKemâl Simnânî`den öğrendi. İmâm-ıHarameyn`in Şâmil adlıkitâbını ezberledi. Bunlardan başka, asrının büyük âlimleriyle görüştüve onlardan ilim aldı.

Tahsîlini bitirip, ilimde yüksekderecelere ulaştıktan sonra, bazı yolculuklar yaptı. Harezm`e gidiporada bozuk bir îtikâda sâhib olan Mûtezileye mensup kimselerlemünâzaralarda bulundu. Bu münâzaralar netîcesinde Harezm`den ayrılmalüzûmunu gördü. Buradan Mâverâünnehr`e gitti.

Fahreddîn-i Râzî, fakir ve yoksul birkimseydi. Sonra her şeyin sâhibi ve mâliki olan Allahü teâlâ kendisineihsânlarda bulundu. Mâverâünnehr`den memleketi Rey şehrine dönmüştü.Burada mütehassıs ve zengin bir doktor vardı. İki kızını Fahreddîn-iRâzî`nin iki oğlu ile evlendirdi. Bir müddet sonra doktor vefât etti.Külliyetli mikdârdaki serveti Fahreddîn-i Râzî`nin âilesine geçti.

Fahreddîn-i Râzî bu servetin büyük birkısmını, Sultan Şihâbüddîn`e ödünç verdi. Daha sonra, ödünç verdiğimalını teslim almak için Gazne`ye gittiğinde, Sultan Şihâbüddînkendisine çok ikrâm ve iltifâtta bulundu. Buradan Horasan`a gidenFahreddîn-i Râzî ilimdeki yüksekliği sebebiyle, Sultan-ı Kebîr AlâüddînHarzemşah Muhammed`in sevgi ve saygısını kazandı. Sultan sık sıkziyâretine giderdi. Bir müddet Herat`ta da bozuk bir inanca sâhib olankerrâmiyye ve mensuplarının îtikâdlarının yanlış olduğunu delîlleriyleisbât etti. Bu hususta müslümanları aydınlattı.

Fahreddîn-i Râzî, yalnız Arabî ilimlerdedeğil, zamânının bütün ilimlerinde mütehassıstı. Bu sebeple, gittiğiyerlerde sultanların iltifât ve teveccühlerini kazandı. SultanGıyâsüddîn onun için, Herat`ta bir medrese yaptırdı. Kerrâmiyyeîtikâdında olan halk, sultânın ona olan iltifatlarını çekemeyip fitneyesebeb olduklarından buradan da ayrılmak zorunda kaldı. Fahrüddîn-i Râzîgittiği her yerde ilim ile meşgûl oldu. İlim ve irfâna susayanlar,âlimler, o nereye giderse peşinden geldiler.

Ne zaman bir yere gitmek için atınabinse, âlim ve talebelerden üç yüz kadarı da berâberinde giderdi.Talebeleri kendisine çok hürmet ederlerdi. Onun yanında tam bir edeb veterbiye dâiresinde bulunurlardı. Bütün talebelerinin kalbinde heybetiyerleşmişti. Hizmetinde kusûr etmemek için çok gayret gösterirlerdi.

Fahreddîn-i Râzî kitap mütâlaa etmeyi çokseverdi. Hattâ, yemek yerken kitap okumadan geçirdiği zamanlara pekçokacıdığını her zaman söylerdi.

Fahreddîn-i Râzî`nin vâz ve nasîhattakişöhreti, ilmî şöhretinin çok üstündeydi. Pek tesirli vâz ederdi.Vâzlarında coşardı.

Allahü teâlânın emir ve yasaklarınıinsanlara anlatırken, çok defâ gözlerinden yaşlar akardı. Bir gün vâzediyordu. Sultan Şihâbüddîn Gaznevî de orada bulunuyordu. Allahüteâlânın aşkı ile kendinden geçerek şöyle dedi: Ey dünyânın sultânı!Ne senin saltanatın kalır, ne de Râzî`nin bu hâli. deyip, meâlen: Hepimizindönüşü Allahü teâlâyadır. (Gâfir sûresi: 43) âyet-i kerîmesiniokudu. Sultan ve câmide bulunan herkes ağladılar.

Fahreddîn-i Râzî`nin kitaplarınıokuyanlar, hep onunla meşgûl oldular. Onun ilminin yüksekliğine hayrankaldılar. Hirat`ta kendisine Şeyh-ül-islâm denirdi.

Edîb Şerefüddîn Muhammed Uneyn şöyleanlatır: Gençliğimde bir defâsında Fahrüddîn-i Râzî hazretlerinindersinde bulundum. O gün çok soğuktu. Çok kar yağmıştı. Bu sırada,İmâm`ın kucağına bir güvercin düştü. Onu yırtıcı bir kuş kovalamıştı.Güvercin yanımıza düşünce, o yırtıcı kuş geri dönüp gitti. Fakatgüvercin uçamıyordu. Çünkü çok korkmuştu. İmâm dersi bırakıp ayağakalktı ve o güvercinin yanında durdu. Güvercinin bu hâline acıyıp elinealdı. Yarasını şefkatle sığayınca, hayvan kendine geldi.

İbn-i Uneyn der ki, bu hâdise üzerine benşu şiiri söyledim:

Sür`atli kanadıyle ölüm saçanhayvandan,
Vaktin Süleymân`ına şikâyete geliyor.
Korkanların melcei sensin, yokinanmayan,
Güvercinin haberi, bunu teyîd ediyorinan.

Ondan sonra İbn-i Uneyn, Fahreddîn-iRâzî`nin yakınlarından oldu.

Mevlânâ Musannifek Tuhfe-iMuhammediyye isimli eserinde şöyle der: Fahreddîn-i Râzî, SultanMuhammed Harzemşâh`a, mektup yazıp bâzı sâlih kimseler hakkındaistirhâmda bulundu. Mektubunda şöyle diyordu:

Bu mektubumu zâhirde sebeb siz olduğunuziçin size gönderdim. Fakat bu durumu, hakîkatte hep var olan ve yokluğumümkün olmayan Allahü teâlâya arz etmiş bulunmaktayım. İsteğimiverirseniz, hakikâtte veren Allahü teâlâdır. Bu vesîle ile siz deteşekkür edilmeye müstehak olmuş olursunuz ve sevap kazanırsınız,vesselâm. Bu fakîr derim ki: Fahreddîn-i Râzî`nin hâli ve sözü,işlerinde tevhîd, kalbiniAllahü teâlâdan başka şeylere bağlanmaktankurtarma mertebesine eriştiğinin delîli ve şâhididir.

Ebû Abdullah Hasan Vâsıtî de der ki:Hirat`ta bulunduğum sırada İmâmı dinledim. Zaman zaman minberde, sitemşeklinde halka şu beyti okurdu.

Diri iken insanı gerçi herkes tahkîreder.
Zor olur ayrılığı, ol dem ki, dünyâdangider.

Fahreddîn-i Râzî, Herat`a gittiği zaman,orada bulunan âlimler, sâlihler ve devlet ileri gelenleri, onunziyâretine geldiler. Kendisine pekçok hürmette bulundular. İmâm, birgün acabâ görüşmediğimiz kimse kaldı mı? diye sordu.Yanında bulunanlar,evet sâlih bir zât var, o gelmedi, dediler. Ben müslümanların imâmıolayım, herkesin bana hürmeti vâcib olsun da, o beni niçin ziyâretetmesin, diye belirtti.

Bu durumu, o sâlih zâta ulaştırdılar.Fakat o zât hiç cevap vermedi. Şehrin ileri gelenlerinden birisi,Fahreddîn-i Râzî ile o sâlih zâtı bir yemeğe dâvet etti. Her ikisi debu dâveti kabûl ettiler. Ziyâfet bir bahçede verildi. Orada İmâm, osâlih zâta:

Niçin ziyâretime gelmediniz? diyesorunca: Ben fakîr bir kimseyim. Bu sebeple, ziyâretinize gelipgelmemem, sizin şerefinizi ne arttırır, ne de ondan bir şey eksiltir.

Bunun üzerine İmâm; Bu söz edebsâhiplerinin yâni ehl-i tasavvufun sözüdür. İşin iç yüzünü bana anlatda merâkım gitsin. dedi. O sâlih zât; Seni ziyâret hangi bakımdanvâcibdir? dedi. İmâm; Ben müslümanların hürmet etmeleri lâzım olanbirisiyim. dedi. Bunun üzerine o sâlih zât; Mademki, ilimle iftihârediyorsun, ilmin neticesi, mârifetullahdır. Şimdi sana soruyorum:

Allahü teâlâyı nasıl tanıdın vematlûbuna nasıl yol buldun? dedi. İmâm:

Yüz bürhân ve delîl ile ilim ve yakînelde ettim. dedi. O zaman o zât:

Bürhân, şüpheyi gidermek içindir. Allahüteâlâ benim kalbime öyle bir nûr verdi ki, onun olduğu yerde şüphebulunmaz. Nerede kaldı ki, bürhân ve hüccete ihtiyaç duyulsun. buyurdu.

Bu söz, İmâm`a çok tesir etti. Omecliste, herkesin gözü önünde, o sâlih zâtın elini öpüp tövbe etti. Ozâta tâbi oldu. Çok yüksek mertebelere ulaştı. Ondan sonra Tefsîr-iKebîr adlı eserini te`lif eyledi. Bu büyük zât, Necmüddîn-i Kübrâhazretleriydi. Fahreddîn-i Râzî, Necmüddîn-i Kübrâ hazretlerininsohbetlerinde bulundu. Ondan çok istifâde etti.

Fahreddîn-i Râzî, vefâtına yakın,talebelerinden İbrâhim bin Ebû Bekr İsfehânî`ye şu nasîhatta bulundu:

Her katı kalbi yumuşatan âhiretyolculuğu yaklaşmış ve dünyâ hayâtının sonunda bulunan, Rabbininrahmetini uman, Mevlâsının keremine güvenen bu kul Muhammed bin Ömerbin Hasan Râzî der ki: Peygamberlerin, meleklerin en büyüklerininyaptıkları, bildiğim ve bilmediğim, lâyık olduğu hamdler ile Allahüteâlâya hamd ederim. Allahü teâlânın rahmeti, Resûlullah efendimize,diğer Resûller, Nebîler (aleyhimüsselâm), mukarreb melekler ve sâlihkimseler üzerine olsun.

İnsanlar derler ki: İnsan vefât ettiğizaman, ameli kesilir. Dünyâ ile alâkası kalmaz. Bu söz, iki yöndensınırlandırılabilir. Birincisi, eğer vefât eden kimse dünyâda insanlarafaydalı şeyler bırakmış ise, bu ona duâ yapılmasına vesîle olur.Şartlarına uygun duâ, Allahü teâlânın katında makbûldür. İkincisi,evlâda âid olan husustur. Sâlih evlâd da ölen anası-babası için faydalıolur.

Biliniz ki ben, ilim âşığıydım, doğruolsun yanlış olsun, bir şeyin ne olup olmadığını öğrenmek için pekçokşey öğrendim. Vallahi kelâm, akâid ilmi ile ilgili, doğru yanlış bütünitikâtları, filozofların görüşlerini çok tedkîk ettim. Ancak Kur`ân-ıkerîmde bulduğum faydaya eşit olanını hiçbirisinde görmedim. ÇünküKur`ân-ı kerîm, Allahü teâlanın yüce kudretini ve azametini teslîm vekabûl etmeye teşvîk ediyor, îtirâz ve karşı çıkmaktan, derin mücâdeleve münâzaradan men ediyor. Çünkü beşer aklı, derin ve anlaşılması zormeseleler arasında boğulup gitmektedir. Bu sebeple dînimizinbildirdiklerini aynen kabûl edip, üzerinde konuşmamak en sâlim yoldur.

Ey âlemlerin Rabbi! Mahlûkâtın, seninEkrem-ül-ekremin, merhametlilerin en merhametlisi olduğunda ittifaketmektedir. Yâ Rabbî! Bu zayıf kuluna müsâmaha eyle. Dilimi sürçmektenmuhâfaza buyur, bana yardım et. Hatâ ve kusûrlarımı setreyle, ört.Kitâbım Kur`ân-ı kerîm, yolum Resûlullah efendimize, sünnet-i seniyyeyeuymaktır. Yâ Rabbî! Senin hakkında hüsn-i zan sâhibiyim. Rahmetinhakkında çok ümitliyim. Çünkü sen:

Kulum beni zannettiği gibi bulur.buyurdun.

Yâ Rabbî! Ben hiçbir şey getirmesem de,sen ganîsin, kerîmsin, ümîdimi boşa çıkarma. Duâmı geri çevirme. Beniölümden önce ve sonra azâbından kurtar. Ölüm sırasında can çekişirkenbana kolaylık ver. Çünkü sen erhamürrâhimînsin.

Kitaplarıma gelince, onlarda çok şeyleryazdım. Onları mütâlaa edip okuyan, ihsân ederek iyi duâ ile beniansın. Eğer böyle bir duâda bulunmazsa, hiç olmazsa hakkımda kötü sözdebulunmasın. Benim meseleleri geniş yazmaktan maksadım, mevzuugenişletmek, derinlemesine ele almak, zihinleri açmaktır. Bütünbunlarda, Allahü teâlâya güvenip, dayandım.

Daha birçok şeyleri vasiyet eden İmâm-ıRâzî hazretleri, sonra şunları söyledi: Talebelerime ve üzerindehakkım olanlara şunu vasiyet ediyorum: Ben vefât edince, benim ölümümüher tarafa yaymasınlar. Dînin emirlerine uygun olarak defnetsinler.Beni defnettikleri zaman, okuyabildikleri kadar bana Kur`ân-ı kerîmokusunlar. Sonra; yâ Rabbî! Sana fakîr ve muhtaç birisi geldi, onalütuf ve ihsânda bulun, desinler. sözleriyle vasiyetini bitirdi.

1209 (H.606) senesi Ramazan BayramındaŞevvalin ilk Pazartesi günü Herat`ta rûhunu teslim eden Fahreddîn-iRâzî hazretlerinin kabir yeri belli değildir.

Fahreddîn-i Râzî hazretleri orta boylu,iri cüsseli, omuzları ve göğsü geniş, güzel görünümlü, gür sesli,heybetli ve vakarlıydı. Sohbet, vâz ve ilim meclislerinde kendisinesükûnet ve dikkat hâkimdi. Herkes kendisini sayar ve değer verirdi.Meşhûr tarihçi Safedî`ye göre Allahü teâlâ şu beş hasleti emsalleriarasında sâdece Râzî`ye tahsîs etmiştir.

1) Parlak ve işlek bir zihin, 2) Güçlübir hâfıza, 3) Çok bilgi, 4) Sağlam bir muhâkeme, 5) Mükemmel bir ifâdegücü.

Fahreddîn-i Râzî hakkında müstakileserler yazılmıştır. Onun derin ve büyük âlim olduğunu herkes tasdîketmiştir. Hattâ tefsîr kitaplarında Kâle-el-allâme denilince,Fahreddîn-i Râzî kasdedilmiştir.

Fahreddîn-i Râzî tefsir, fıkıh, kelâm veusûl-i fıkıh gibi dîni ilimlerde pek derin bir âlim olduğu gibi, edebîilimler, matematik, kimyâ, astronomi ve tıb gibi zamânının fenilimlerinde de söz sâhibiydi. O zaman İslâm âleminde ortaya çıkmış olanbid`at ve bozuk îtikâd sâhiplerinin ve filozofların bozuk düşüncelerinien ince teferruâtına kadar tedkik etmiş, onların bozukluğunu ve yanlışolduğunu delilleriyle isbât etmiş, müslümanları bozuk ve yanlış sözlerealdanmaktan kurtarmıştır.

İmâm-ı Fahreddîn-i Râzî hazretleri, Âl-iİmrân sûresinde, 61. âyet-i kerîmeyi tefsîr ederken buyuruyor ki:

Hârezm şehrindeydim. Şehre birhıristiyanın geldiğini işittim. Yanına gittim. Konuşmaya başladık.

Hıristiyan: Muhammed aleyhisselâmınPeygamber olduğunu gösteren delîl nedir? dedi. Şu cevâbı verdim:

Mûsâ`nın, Îsâ`nın ve diğerpeygamberlerin (aleyhimüsselâm) hârikalar, mûcizeler gösterdiği haberverildiği gibi, Muhammed aleyhisselâmın da mûcizelerini okuyor veduyuyoruz. Bu haberler, sözbirliği hâlindedir. Mûcize göstermek,Peygamber olduğunu isbât etmez diyecek olursanız, diğer peygamberlerede inanmamanız lâzım gelir. Diğerlerine inandığınız için, Muhammedaleyhisselâmın da Peygamber olduğuna îmân etmelisiniz.

Hıristiyan: Îsâ aleyhisselâm peygamberdeğildir, ilâhdır, tanrıdır!

Fahreddîn-i Râzî: İlâh, tanrı, her zamanvar olması lâzımdır. O hâlde madde, cisim, yer kaplıyan şeyler tanrıolamaz. Îsâ aleyhisselâm cisimdi. Yokken var oldu ve size göreöldürülmüştür. Önce çocuktu, büyüdü. Yerdi, içerdi, bizim gibikonuşurdu. Yatardı, uyurdu, uyanırdı, yürürdü. Her insan gibi yaşamakiçin, birçok şeye muhtâçtı. Muhtâc olan, ganî olur mu? Yokken sonradanvar olan bir şey, ebedî sonsuz var olur mu? Değişen bir şey, devamlı,sonsuz var olur mu? Îsâ aleyhisselâm kaçtığı, saklandığı hâlde,yahûdîler yakalayıp astı diyorsunuz. Îsâ aleyhisselâmın o zaman çoküzüldüğünü söylüyorsunuz. İlâh veya ilâhtan parça olsaydı, yahûdîlerdenkorunmaz mı? Onları yok etmez miydi? Niçin üzüldü ve saklanacak yeraradı? Üç türlü söylüyorsunuz:

1. O İlâh imiş, tanrı imiş, öyle olsaydı,asıldığı zaman yerlerin tanrısı ölmüş olurdu. Bu âlem tanrısızkalacaktı. Yahûdîlerin, yakalayıp öldürdüğü âciz, kuvvetsiz kimse,âlemlerin tanrısı olabilir mi?

2. O, tanrının oğludur diyorsunuz.

3. O tanrı değildir. Fakat, tanrı onahulûl etmiş, yerleşmiştir diyorsunuz. Bu inanışlar da yanlıştır. Çünküilâh, cisim ve araz değildir ki, bir cisme hulûl etsin. Cisme hulûleden şey cisim olur ve hulûl edince, iki cismin maddeleri birbirinekarışır. Bu da, ilâh parçalanıyor demektir. Eğer ilâhın bir parçasıonda hâl oldu derseniz, ona hulûl eden parça tanrı olmakta tesirli ise,bu parça ilâhtan ayrılınca ilâhlığı bozulur. Hem de o doğmadan önce veöldükten sonra kıymeti tam olmazdı. Eğer tanrılık kıymetinde değilse,tanrının parçası olmamış olur. Sonra Îsâ aleyhisselâm ibâdet ederdi.İlâh kendi kendine ibâdet eder mi?

Hıristiyan: Ölüleri dirilttiği, anadandoğma körlerin gözünü açtığı ve Baras denilen, derideki çok kaşınanbeyaz lekeleri iyi ettiği için o tanrıdır.

Fahreddîn-i Râzî: Bir şeyin, delîli,alâmeti bulunmazsa, o şey de bulunmaz denilir mi? Bulunmaz, o şey devar olmaz dersen, ezelde, hiçbir şey yok idi deyince, delîl, alâmet deyoktur demek olur. Yaradanın varlığını reddetmen lâzım gelir. Bir şeydelîlsiz var olabilir dersen, sana sorarım ki; tanrı, Îsâ aleyhisselâmahulûl ederse, bana, sana ve hayvanlara, hattâ otlara ve taşlara hulûletmediğini nereden biliyorsun?

Hıristiyan: Onda mûcizeler bulunduğunusöylemiştim. Bizde ve hayvanlarda bulunmadığı için, başkalarına hulûletmediği anlaşılmaktadır.

Fahreddîn-i Râzî: Bir şeyin delîli,alâmeti bulunmazsa, o şeyin bulunmaması lâzım olmaz demiştik. Mûcizelerbulunmayınca, hulûl edemeyeceğini niçin söylüyorsun. O hâlde kediye,köpeğe, fâreye de hulûl ettiğine inanman lâzım gelir. İlahın, bu aşağımahlûklara hulûl ettiğini inandırmaya varan bir din, çok âdî, pek bozukbir din değil midir?

Âsâyı, bastonu ejder, yılan yapmak, ölüyüdiriltmekten daha güçtür. Çünkü, baston ile yılan, hiçbir bakımdanbirbirine yakın değildir. Mûsâ aleyhisselâmın âsâyı ejdere çevirdiğineinanıyorsunuz da, ona tanrı veya tanrının oğlu demiyorsunuz. Îsâaleyhisselâma niçin tanrı veya şöyle, böyle diyorsunuz?

Hıristiyan, bu sözüme karşı diyecek birşey bulamadı, susmaya mecbur oldu.

Fahreddîn-i Râzî hazretlerinin pekçokeseri olup şunlardır:

1) Mefâtih-ül-Gayb: Tefsîr-i Kebîr diyebilinir. Burhâneddîn Nesefî, bu tefsîri telhis etmiş (kısaltmış) ve Vâdıhismini vermiştir. Muhammed bin el-Kâdı Ayasuluğ da telhis etmiştir.2) Muhassalu Efkâr-il-Mütekaddimîn vel-Müteahhirîn minel-Ulemâvel-Hükemâ vel-Mütekellimîn, 3) İrşâd-ün-Nüzzâr ilâ Letâif-il-Esrâr, 4)Uyûn-ül-Mesâil, 5) El-Mahsûl, 6) El-Burhân, 7) Nihâyet-ül-Îcâz fîDirâyet-il-Îcâz, 8) Meâlimü Usûl-id-Dîn, 9) KitâbüFedâil-is-Sahâbe, 10)Kitâb-ül-Ahlâk, 11) Şerhü Vecîz-lil-Gazâlî, 12) Menâkıbu İmâm-ıŞâfiî (Matbudur),13) Tehzîb-üd-Delâil, 14) Kitâb-ı Esrâr-ül-Kelâm, 15) ŞerhüNehc-ül-Belâga, 16) Kitâb-ül-Kazâ vel-Kader, 17) KitâbuTa`cîz-il-Felâsife, 18) Kitâb-ül-Berâhin-il-Behâiyye, 19)Kitâb-ül-Hamsîn fî Usûl-id-dîn, 20) Kitâb-ül-Hak vel-Ba`s, 21) Kitâbuİsmet-il-Enbiyâ, 22) Risâletün fin-Nübüvvât, 23) Esrâr-ül-Mevedde fîBa`dı Süver-il-Kur`ân-il-Kerîm, 24) Kitâb-ül-Firâset, 25) Kitâbün-fîZemm-id-Dünyâ, 26) Kitâb-üz-Zübde, 27) El-Mulehhas, 28)El-Metâlib-ül-Âliyye, 29) Kitâbün fil-Hendese, 30)Kitâb-ül-Câmi`il-Kebîr, 31) Kitâbu Musâderet-i Oklides, 32) Kitâbünfil-Kabz, 33) Risâletün fin-Nefs, 34) Kitâb-ı Umdet-ün-Nezzâr veZînet-ül-Efkâr, 35) Risâletün fit-Tenbîh alâ Ba`d, 36) MeâlimüUsûl-id-dîn.

HAYAT BOYU YAPILAN TECRÜBE

İbn-i Sübkî şöyle der:

İmâm tefsîrinde buyurur ki: Hayâtımboyunca tecrübe etmişim. Ne zaman bir işte, bir kimse, Allahü teâlâdanbaşkasına îtimâd eylese, bu îtimâdı onun, belâ, mihnet, sıkıntı vezorluk çekmesine sebeb olur. Ama Allahü teâlâya güvenip, yalnız O`nadayansa, istediği şey en güzel şekilde hâsıl olur. İşte bu tecrübe,küçüklüğümden şu anda içinde bulunduğum elli yedi yaşına kadar devâmetmiş ve kalbime iyice yerleşmiştir. İnsan için, Allahü teâlânın fadlve ihsânından başka bir şeye güvenip îtimâd etmesinde, Allahü teâlâdanbaşkasından istemesinde hiçbir fayda yoktur. İnsan birisinden bir şeyisterken, istediği şeyin o kimsede emânet bulunduğunu bilmeli, onunhakîkî sâhibinin Allahü teâlâ olduğunu hatırdan çıkarmamalı,isteklerini Allahü teâlâdan istemelidir.

1) Tabakât-üş-Şâfiiyye (Sübkî); c.8,s.81
2) Şezerât-üz-Zeheb; c.5, s.21
3) Miftâh-üs-Se`âde; c.2, s.116
4) Esmâ-ül-Müellifîn; c.2, s.107
5) Vefeyât-ül-A`yân; c.4, s.248
6) Mu`cem-ül-Müellifîn; c.11, s.79
7) Kâmûs-ül-A`lâm; c.5, s.3345
8) Et-Tefsîr vel-Müfessirûn; c.1, s.290
9) Tabakât-ül-Müfessirîn; c.2, s.213
10) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.8,s.273
11) İslâm Târihi Ansiklopedisi; c.4,s.192
Ana Sayfa




Yazdır




FAHREDDÎN-İ RÂZÎ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3795)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2071)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2045)
BABA TÂHİR URYÂN (2000)
HACI DURSUN EFENDİ (1897)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1679)
ARAB BABA (1635)
MERKEZ EFENDİ (1566)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1565)
BEHRULLAH EFENDİ (1504)

En Son Okunanlar

BERBEHÂRÎ (294)
FAHREDDÎN-İ IRÂKÎ (İbrâhim bin Şehriyâr Hemedânî) (350)
FAHREDDÎN-İ ACEMÎ (293)
ŞÂHÎ MÛYTÂB (307)
ABDURRAHMÂN SÂMİ NİYÂZİ (879)
EYYÛB-İ SAHTİYÂNÎ (266)
EVZÂÎ (260)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1679)
DESTÎNE HÂTUN (263)
EŞREFOĞLU RÛMÎ (433)

Rastgele

MUHAMMED SAÎD FÂRÛKÎ (261)
EBÛ ALİ SEKAFÎ (226)
NÂBÎ (413)
MOLLA HÜSREV (480)
LÂMİÎ ÇELEBİ (474)
CEMÂLEDDÎN EZHERÎ (268)
İBN-İ CEVZÎ (260)
HACI ŞERÎF ZENDENÎ (287)
BEHİŞTÎ (300)
ZÂHİD İSFEHÂNÎ (341)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012