Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

MUHAMMED SAÎD FÂRÛKÎ (261)
EBÛ ALİ SEKAFÎ (226)
NÂBÎ (413)
MOLLA HÜSREV (480)
LÂMİÎ ÇELEBİ (474)
CEMÂLEDDÎN EZHERÎ (268)
İBN-İ CEVZÎ (260)
HACI ŞERÎF ZENDENÎ (287)
BEHİŞTÎ (300)
ZÂHİD İSFEHÂNÎ (341)
ESRÂR DEDE (310)
ŞEYH CELÂLÜDDÎN HÜRMÂLÎ (271)
EBÛ MUHAMMED TALHÂ BİN ÎSÂ (261)
ARABÎ FEŞTÂLÎ EL-MAĞRİBÎ (324)
ÖMER BİN ZER (262)
ALÂEDDÎN ÂBİZÎ (290)
ABDÜLMECÎD ŞİRVÂNÎ (274)
TÂCÜDDÎN BİN RIFÂÎ (262)
AHMED HULÛSİ EFENDİ (683)
SEYYİD SÂLİH (309)
SÂLİH GÜLÂBÎ (265)
MUHAMMED KUTUB (303)
EBÛ ABDULLAH EL-MUKRÎ (229)
MUHAMMED ZUĞDÂN (280)
MİDYEN BİN AHMED EL-EŞMÛNÎ (255)
ALİ BİN BENDÂR SAYRAFÎ (264)
KÂZERÛNÎ (485)
CELÂLEDDÎN-İ HİNDÎ (Kutb-i Rabbânî, Kebîr-ül-Evliyâ) (240)
HOCA SÂDEDDÎN EFENDİ (554)
HÂCE MEVDÛD ÇEŞTÎ (287)
BEDREDDÎN SERHENDÎ (351)
YAHYÂ BİN EKSEM (372)
EBÜSSÜ`ÛD EFENDİ (251)
ŞAH RAÛF AHMED (240)
AMR BİN KAYS EL-MÜLÂÎ (267)
NERKİSECÂRÎ (263)
AHMED BİN OSMAN ŞERNÛBÎ (751)
ZEYNELÂBİDÎN (298)
ŞEYH KÖSTENDİLLİ HASAN EFENDİ (341)
EBÛ HAMZA BAĞDÂDÎ (284)


  

FEYZULLAH EFENDİ





FEYZULLAH EFENDİ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Anadoluvelîlerinin meşhurlarından. İsmi, Muhammed bin Ali`dir. Feyzullahlakabı ile meşhurdur. Şimdi Bulgaristan sınırları içinde bulunanSilistre`nin Sazlı köyünde 1805 (H.1220) senesinde doğdu. 1876(H.1293)`de İstanbul`da vefât etti. Fâtih Câmiinde kalabalık bir cemâattarafından cenâze namazı kılınıp, Halıcılar semtindeki dergâhınadefnedildi.

Çocukluğunu ve tahsil hayâtını kendisişöyle anlatmıştır:

Çocukluk zamânında yaşım îcâbı olarak;oyun, eğlence gülüp oynamak ve neşelenmek gibi şeylere aslâ rağbetetmezdim. Mektebe başlamadan önce; (Rabbi yessir: Rabbim kolaylaştır)ile (Rabbi zidnî ilmen ve fehmen: Yâ Rabbî ilmimi ve anlayışımı artır)mübârek sözlerini çok söylerdim. Yine bir vâizden namazı özürsüz terketmenin çok büyük günâh olduğunu işittikten sonra onun tesiri ilenamazlarımı ve oruçlarımı hiç terk etmedim. Ayrıca nâfile namazlaryanında gece teheccüd namazı da kılardım.

Beş yaşına vardığımda bir gece şu rüyâyıgördüm: Nûrânî yüzlü yedi zât, büyük bir sahrada büyük bir gürzü alıpileriye doğru atıyor ve düştüğü yerden kaldırıp, sonra geriye doğruatıyordu. Atma sırası bana gelip, orada idâreci mevkiinde olan zât,gürzü alıp atmamı emredince, yaşımın küçüklüğünden ve gürzünağırlığından bahsederek, buna gücümün yetmeyeceğini söyledim. BanaBesmele-i şerîfeyi okuyup, kaldırıp atmam emredilince, besmele ile alıpattım. Sanki gürz, bir ok gibi havada uçarak hayli uzağa düştü.Peşinden gidip yine Besmele ile yerden alıp beri tarafa attığımda,oradaki zâtların başı üzerinden uzak bir mesâfeye düştü.Hazırbulunanlar, atışımı beğenip, arkamı sığadılar, müsâfeha edip,sarıldılar. Başkanları olan zât ise; Bundan sonra bizim yolarkadaşımız, dostumuz oldunuz. Fakat gündüzleri oruç tutunuz, geceleriibâdet ediniz. buyurdular. Buna benzer daha nice mânevî yüksek hallerekavuştum. Zaman zaman Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizigörmekle şereflenirdim ve bana; Sen benim en gayretli, izzetli enyakınlarımdansın. buyururdu.

Yedi yaşımda ve 1812 (H.1227) târihindemektebe başladım. Bir sene zarfında Kur`ân-ı kerîmi hatmettim ve ikişerdefâ tecvid ve ilmihâl ve Birgivî kitaplarını okuyup yazdım. On sekizyaşıma kadar sarf, nahiv, Farsça ve fıkh-ı şerîften çok kitap okudum.Bundan sonra her hâlim Allah korkusu, düşüncem dâimâ namaz, oruç,ibâdet ve tâat, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizinsünnet-i seniyyesine uymaktı. İçimizde Allahü teâlânın sevgisi vehakîkat yolunun sevdâsı parıldamakta olup, her zaman âlimlerin tasavvufehli zâtların meclislerine ve sohbetlerine devâmla vakitlerimigeçirirdim.

Doğum yerim, Silistre eyâletine bağlıHezârgrad kasabasına üç saat mesâfede bulunan Sazlı köyüdür. 1809(H.1224) târihinde o havâliyi Rusya`nın istilâsı, halkını esirlikpençesine düşürmüş. Babam, Kulzâde diye bilinen tanınmış bir âiledenAli bin Hasan`dır. Babam bütün âile efrâdı ve akrabâsıyla Vidin`ehicret edip, orada üç sene kaldı. Ruslarla sulh yapılmasından sonraVidin vâlisi Molla İdris Paşa isyân etti. Vidin`den ayrılmayıp yerinetâyin edilen Ali Paşayı şehre sokmadı. Şehrin kale kapılarını kapattı.Bunun üzerine Ali Paşa ile aralarında çarpışma çıktı. Şehir topatutuldu. Bu yüzden uzun müddet yer altında sığınakta yaşadık. Sonundaİdris Paşa devlet kuvveti karşısında dayanamayıp bir gece firar etti.Şehrin kapıları açılıp yeni vâli şehre geldi. Üç ay sonra şehirde büyükbir veba salgını oldu. Sonra Silistre`ye döndük. İki buçuk sene kadarkaldıktan sonra, 1816 (H.1232) senesinde tekrar Vidin`e göçüpyerleştik. Babam ve iki birâderimle kale neferliğine kaydolduk. Gündüzmektebe gidiyordum. O sırada Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusununkurulması sebebiyle askerî eğitimlere katıldım.

Feyzullah Efendi, çeşitli vazîfeleryaptı. Bütün bu vazîfeleri sırasında kendisine rehberlik edecek birmürşid, yol gösterici de aradı. Bu hususta şunları anlatmıştır:

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerininhalîfelerinden Müftî el-Hâc Hüseyin Vâiz Efendinin huzûruna gidiptalebeliğe kabûl edilmemi arzettim. Ancak sekiz ay geçmesine rağmentalebeliğe kabûl etmedi. Benim ise bu arzum günden güne artıyordu veaslâ incinmiyordum. Devamlı huzûruna gider sohbetlerini dinlerdim.Nihâyet benim için saâdet günü olan bir gün bana bu iş için istihâreyapmamı emretti. Ben de istihâre yaptım. İki gece hiçbir şey görmedim.Çok üzgün ve mahzûn bir halde üçüncü gece de istihâreye yattım. Üçüncügece rüyâmda Hüseyin Vâiz hazretlerini ziyârete gitmek için atımabindim. Yolda şiddetli bir yağmura tutulup iyice ıslandım. Bu hal üzerehuzûruna vardım. Bir cemâatle yemek yiyorlardı. Beni de sofrayaçağırdılar. Hüseyin Vâiz hazretleri eliyle bana ekmek ve yemek veripyememi emretti. Yemek yenip kalkınca, benim doymadığımın farkına varıpyeniden yemek getirtti. Onları da yiyip bitirdim. Yine doymadım. Üçüncüdefâ yemek getirildi. Bu nefis yemekleri de bitirdim. İştahımkesilmiyordu. Bu sefer kendim yemek istedim. Bunun üzerine; Kalk artıkbizde sizi doyuracak yemek kalmadı. Abdest al da namaza gidelim.buyurdu. Abdest aldım berâberce mescide gittik. Namaz vaktiningirmesini beklemek üzere mescidin önünde durduk. Bu sırada başımıkaldırıp semâya baktım. Semâda, Allahü teâlânın ism-i şerîfini gâyetparlak ve büyük bir şekilde yazılmış gördüm. Kendimden geçip Allah,Allah, diye zikretmeye başladım ve bu hal üzere uykudan uyandım.

Sabahleyin hemen Hüseyin Vâizhazretlerinin huzûruna koştum. Gördüğüm rüyâyı anlattım. Bunun üzerineabdestli olarak karşısına oturtup beni bîat ettirdi. Tasavvuftayetiştirmek üzere talebeliğe kabûl etti. Bana günde on beş bin defasöylemem için verdiği zikir vazîfesini yapmaya başladım. Bir müddettesirini göremedim. Beni tekrar huzûruna alıp ikinci defâ benimleilgilendi. Kalbimin açılması için teveccüh etti. Fakat yine bir tesirigörülmedi. Bunun üzerine benim yüzüme bakarak bir (âh) çekti. Bu sıradanefesi yüzüme dokunup ağzıma ve burnuma doldu. Ben de nefesini içimeçekip, kalbim açılmadıkça bu nefesi salmayacağım diye düşünereknefesimi tuttum. Ölsem bile salmıyacağım diye niyet ettim ve salmadım.Bu halde iken birdenbire kalbim mânen açılıp genişleyiverdi. Bambaşkabir hâle girdim. Tasavvufta tarîkat-ı aliyye-i Nakşibendiyye hallerinekavuşup, tattım.

Feyzullah Efendi, Hüseyin Vâizhazretleriyle tanışıp ondan feyz aldıktan sonra vazîfeli olarak birmüddet çeşitli memleketlere gitti. Vazîfesi icâbı hanımı veçocuklarıyla birlikte deniz yoluyla İskenderiyye`ye giderken hanımıhastalandı.

Yolculukları sırasında şiddetli birrüzgâr esiyor ve yağmur yağıyordu. Bu hava şartlarında çok tehlikeli vesıkıntılı bir hâle düştüler. Şöyle anlatır: Şimşekler, yağmur veşiddetli rüzgârdan ateş ve kandil yakmak imkânsız idi. Kaptan vetayfalar hayatlarından ümit kesmişlerdi. O gün o ürpertici ve dehşetlihavada, hasta hanımımın başında ümitsiz duruyor ve üzgün üzgün etrâfımabakınıyordum. Bu sırada Peygamber efendimizin rûhâniyeti göründü; Bukızım Fâtımâ`yı size emânet ettim, güzelce hizmetinde bulunun.buyurdu. Hanımım iyileşmeye başlayıp kısa zamanda tam sıhhatinekavuştu.

Feyzullah Efendi, daha önce görüşüp feyzaldığı hocası Hüseyin Vâiz hazretleri vefât edince, başka bir rehberarıyordu. Şöyle anlatır: Mürşidimin vefâtıyla muhtaç olduğum birrehber buluncaya kadar dünyânın her tarafını dolaşmak en büyük arzumdu.Bu şekilde başıboş kalışım beni kahrediyordu ve yerimde duramıyordum.Ancak (işler vakitlerine bırakılır, zaman gelince olur) buyrulduğu gibibir müddet sabırla bekledim. Bu hal üzere bir ay geçti. (Daha sonraverilen bir vazîfede dokuz ay daha çalıştım.) Hakîkî maksadımakavuşuncaya kadar gezip dolaşacaktım. İskenderiye`den Anadolu`ya gidenbir gemiye binip yola çıktım. Yolda bir İngiliz korsan gemisi bizi esiraldı. Birkaç gün sonra da serbest bıraktı. Bundan sonra denizde fırtınaçıktı. Alaiye iskelesine güçlükle geldik ve on beş gün kaldık. Busırada o memleketin insanlarından bâzılarıyla görüşüp konuştuk. Bukonuşmalarımız sırasında Konya`da büyük bir âlim ve meşhûr bir velîolan Muhammed Kudsî Efendiden bahsettiler. Onun büyüklüğünü veüstünlüğünü anlattılar. O zâta karşı kalbimde bir muhabbet ve meylhâsıl oldu. Derhal âilemin bulunduğu yere gidip onlara; Ben aradığımıbuldum! Hazırlanın yarın Konya`ya gideceğiz. dedim. Onlarhazırlıklarını yaptılar ve ertesi gün yola çıktık. Meğer Muhammed Kudsîhazretleri Konya`da değil, Bozkır`ın Hoca köyünde imiş. Yolaçıkışımızın dördüncü yâni Cumâ günü o köye ulaştık. Köye yaklaşınca,köyün yakınında akan bir çaydan geçerken ayakkabımın teki suya düştü.Bulmak mümkün olmadı. Atımdan indim, üzerimde kıymetli elbise, birayağımda ayakkabı ve bir ayağımda da mest olduğu halde yürüyordum.Arkamdan da hanımım, çocuklarım ve hizmetçilerim geliyordu.Eşyâlarımızla yüklü bir halde pazar yerinden geçerken bize bakıpbirbirlerine; Acaba nereye gidiyorlar? diyorlardı. Hava soğuk ve karyağmıştı. Önce bir evde misâfir olduk. Sonra hemen bir ev kirâlayıpyerleştik.

Hemen o gün Muhammed Kudsî hazretlerininhuzûruna gittim. Mübârek yüzünü görünce, ben de tam bir aşk ve muhabbethâsıl oldu. İçimden bu büyük zât beni talebeliğe kabûl etse diyegeçerken, bana; Soyun da gel! buyurdu. Dünyâlık nâmına neyim varsaher şeyimi bırakmamı işâret ettiğini farkettim. Hemen kirâladığım evegidip bütün âile efrâdımı yanıma çağırdım. Bütün altın kıymetlimücevherât ve silah sandıklarını açıp bunları taksim edip dağıttım.Sonra da hizmetçilerimin tamâmını serbest bıraktım. Onlara; Eyevladlarım! Küçüklüğümden beri cân u gönülden aradığım mürşid-i kâmilive mürebbi-i mükemmili Allahü teâlâya hamdolsun ki bugün buldum.Yıkayıcının elindeki ölü gibi ona teslim ve tâbi oldum. Bana soyun dagel! buyurdu. Artık benim dünyâ ile işim kalmadı. Siz beni öldü kabûlediniz! İşte sizi Allah için serbest ve hür bırakıyorum. Serbestsiniz.dedim. Sonra oğullarım Tâhir ve Sâdık`a ve hanımıma dönerek; İşteyaptığımız muâmeleyi gördünüz ve anladınız. İsterseniz sizi buradanVidin`e göndereyim. Orada oturunuz. Nasîbimizde var ise bir gün yinekavuşuruz. Eğer burada kalmayı isterseniz sabır ve tahammül göstermenizîcâb eder. Hocam ne zaman izin verirse o zaman gelip sizinlegörüşürüm. dedim. Hanımım ve oğullarım tam bir teslîmiyetle; Saçınınbir teline bin can ve baş fedâ olsun. diyerek orada kalmayı istediler.Feyzullah Efendi onların bu samîmi teslîmiyeti üzerine onlarıkirâladığı evde bırakıp Muhammed Kudsî hazretlerinin huzûruna gitti.Hocası onu hemen halvete soktu. Kırk gün bir yerde yalnız ibâdet vetâatla meşgûl oldu. Daha bu vazîfeye başladığı sıralarda idi. Bir günbir âh çektiğinde yanında bulunan arkadaşlarının süratle yanındankaçıştıklarını görüp niçin kaçtıklarını sordu. Onlar: Sen âh çektiğinzaman ağzından ateş çıkıyordu. Biz bu ateşten korkup kaçtık. dediler.

Kendisi şöyle anlatır: Bir sabah vaktiMuhammed Kudsî hazretlerinin sohbet meclisinde en ön saftan bir adımileri oturmuştum. İçeri teşrif ettiklerinde safların düzeltilmesi ilevazîfeli olan Celâl Efendi ile birlikte yanıma gelip kalabalık bircemâat önünde kolumdan tutarak beni en arka safa geçirdi. Bunun birhikmetinin ve nefsimin kusuru sebebiyle olduğunu düşünerek dışarıatılmadığıma şükrettim.

Feyzullah Efendi, Muhammed Kudsîhazretlerinin yanında yedi ay müddetle tasavvufta çok sıkı bir şekildeçalıştı. Meşakkatli riyâzetler çekti. Yedi ay sonra ona tasavvuftaicâzet ve hilâfet verdi. Kendisi şöyle anlatmıştır: H.1257 senesiRebî`ülevvel ayının başında bir Cumâ günü, Cumâ namazından sonraMuhammed Kudsî hazretleri câmiden çıktığı sırada pazar halkı büyük birkalabalık hâlinde saf saf dizilmiş bekler bir halde idi. Hocam halkaselâm verdikten sonra ellerini açıp onlara duâ etti. Büyük kalabalıkda; Âmîn! dedi. Bu duâdan sonra beni medresenin bir odasına götürüp,daha önceden benim için yazdığı icâzetnâmeyi çıkarıp açtı ve okudu.Sonra bana verdi ve beni irşâd vazîfesi yapmakla vazîfelendirdi. Hemeno gün Malatya`ya gitmemi emretti. Hazırlanıp vedâlaşarak yola çıktım.Kırk beş günde Malatya`ya ulaştım. Burada insanları terbiye etmek vetalebe yetiştirmekle meşgul oldum.

1842 (H.1258) senesinde hacca gitmeküzere yola çıktım. Şam`a kadar atla, Maan`a kadar merkeble, Maan`dan onsekiz saat yürüyerek yol aldıktan sonra bir nargileci katırı kiraladım.Kendimden geçmiş bir halde aşk ve şevk içinde Medîne-i münevvereyeulaştım. Üç gün Medîne`de kalıp Resûlullah efendimizin türbesiniziyâret ettim. Sonra bir deve kiralayıp Mekke-i mükerremeye gittim.Arafat`taki Cebel-i Rahmeye yürüyerek çıkıp indim. Hac farîzasınıyerine getirdikten sonraCidde`den bir gemiye binerek kısa yoldandönerkenAkabe-i Resi Muhammed denilen körfez önünden Berr-ül-Acemdenilen tarafa yöneldiğimiz sırada şiddetli bir rüzgâr çıktı. Gemimizindireği kırıldı. Dalgaların şiddetle çarpmasıyla gemi su ile doldu.Herkes geminin batmak üzere olduğunu görerek feryâda başladı. BenAllahü teâlâya tevekkül ederek sessiz bir halde duruyordum. Bu sıradagemideki hacılar benim sâkin hâlime bakıp yanıma toplandılar. Budehşet verici halden kurtulmamız için bildiğiniz duâları okumanızıistirham ediyoruz. dediler. Bunun üzerine Behâeddîn Nakşibend Buhârîhazretlerini hatırlayarak; Yâ Şâh-ı Nakşibend yetiş, yardım et, biziAllahü teâlânın izni ile kurtar! diye nidâ ettim. Bu sırada BehâeddînBuhârî hazretleri Allahü teâlânın izni ile geminin gerisinde denizüzerinde gözüktü. Batmak üzere olan gemimizi tutup doğrultarak yolunakoydu. Himmet ve yardımlarıyla gemimiz tehlikeyi atlattı. Bütünyolcular sevinçle gemiden karaya indiler. Bu işin farkında olanlaryanıma toplanıp bizim kurtuluşumuza vesîle oldunuz diye teşekkürettiler.

Kasîr`den Kana ve Saîd yoluyla Mısır`aİskenderiyye`ye ve bir yelkenli gemiyle Beyrut`a vardığımızda yolcularıkarantinaya aldılar. Beni yol arkadaşlarımdan ayırıp; Sende altınvardır. diyerek insanlar arasında üzerimi aradılar. Bende altınolmadığını gördüklerinde, karantina işlerine bakan kimse uygunsuzsözler söyleyerek hakâret etti. Sonra da; Alın bunu, hapisteki frenkgavurunun odasına koyun. dedi. Beni bir frenkin hapsedilmiş olduğuodaya götürüp, yanına koydular. Hapsedildiğim odada ben namazkılıyordum. Frenk ise kendi âleminde idi. Küfür ve hezeyân dolu sözlersöylerdi. Tam on beş gün orada hapsedildim. Müddet dolunca, çıkardılar.Oradan Şam`a gittim. Şam`da Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerininkabr-i şerîfini ziyâret ettim. Ziyâretimi yapıp Beyrut`a döndüm.Beyrut`tan bir gemi ile Trablus ve Lazkiye`ye, sonra Antakya`ya, oradanda Kilis`e ve Anteb`e geçtim. Anteb`de ilk mürşidim Hüseyin Vâizhazretlerinin kabrini ziyâret ettim. Sonra Malatya`ya geldim. Altı aykadar Malatya`da kaldıktan sonra, Hicaz`dan aldığım bâzı hediyeler ilehocam Muhammed Kudsî hazretlerini ziyâret için yola çıktım. Sivas`avarınca atımın ayağı sakatlandı. Zile`ye kadar yaya yürüdüm. Oradanbaşka bir hayvan bulup, Yozgat üzerinden yoluma devâm ettim.Konya-Bozkır`a gelip hocamı ziyâret ettim. Tekrar Malatya`ya döndüm.

1845 (H.1262) senesinde üçüncü defâhuzûruna gittim. Daha sonra izin alıp memleketim Vidin`e ziyâretegittim. Üç ay Vidin`de kaldım. Kâbiliyetli kimselerden, âlimlerden,sâlihlerden pekçok kimsenin tasavvufta yolumuza girmesine vesîle oldum.Daha sonra Vidin`den ayrılıp İstanbul üzerinden Malatya`ya döndüm.Malatya ahâlisi bize çok yakın alâka ve muhabbet gösterdi. Fakateyâletin merkezi olan Harput ahâlisi tasavvuf ehlini sevmiyor,kendilerini irşâd için giden dervişleri kovuyorlardı. Oraya da hizmetetmek için gittim. Harput`ta halka ön ayak olup tasavvuf ehlinedüşmanlık ettiren müftî, benim Harput`a vardığım gün ölmüştü. Yinehalkı kışkırtanlardan ileri gelen biri de bir sebeple başka yere sürgünedilmişti. Bir hafta kadar Harput`ta kaldım halk alâka gösterdi. Onlararehberlik etmesi için birini yerime vekil bıraktım. Bir müddet sonraikinci defâ Harput`a gittim. Bu gidişimde halk büyük alâka gösterip,pekçok kimse tasavvufta bizim yolumuza girdi. Bunun üzerine oradayerime bir halîfe bıraktım. Böylece yolumuz o havâlide her tarafayayıldı.

Feyzullah Efendi, 1847 (H.1264) senesindeİstanbul`a gidip insanları irşâd, doğru yolu gösterme ile meşgûl oldu.Hocası Muhammed Kudsî Efendi ona daha önceden; İstanbul`un birköşesinde yerleşip, nice zaman tanınmazsın. Yalnızlık âleminde gizlikalırsın! buyurmuştu. İşâret edildiği gibi İstanbul`da sekiz senetalebeleri ve çocuklarıyla kendi halleri üzere bir evde kaldılar.Sessiz sedâsız insanları irşâd ile meşgûl oldu. Daha sonra ismi duyuluptanındı. Sohbetleri çok kıymetli idi. Uzunca boylu, buğday benizli,güler yüzlü, yumuşak sözlü, kalbi feyz saçan büyük bir velî verehberdi. Etrâfına ilim ve feyz saçmaya başladı. Âlimler, tasavvuf ehlizâtlar, devletin ileri gelenleri ve halk büyük kalabalıklar hâlindesohbetlerinde toplandı. Böylece pekçok kimse onun rehberliği ilesaâdete kavuştu. Talebeleri gâyet iyi yetişip âlim, sâlih ve fazîletsâhibi oldular.

Bir zamanlar Konya vâlisi olan Ali KemâlPaşa şöyle anlatır: İstanbul`da bulunan bâzı fitne ve fesâd zümreleri,Feyzullah Efendinin hizmetlerine, ilim ve evliyâlık yolunda çok talebeyetiştirmesine tahammül edemediler. O zaman ben Midilli`de vâli idim.Tevkif edilmek, zindana atılmak gibi şeyler onun için umurunda değildive hizmetine devâm ediyordu. Cin tâifesinden altı bin kişiyi irşad edipyetiştirdiğini biliyorum.

Kerâmetleri çoktur. Bunlardan biri,Resûlullah efendimizin onun için; Dostum Hacı Feyzullah Efendi.buyurmasıdır. Şöyle ki: Sâlihlerden Mustafa Efendi isminde bir zâtarüyâsında, Resûlullah efendimiz; Sen İstanbul`da dostum Hacı FeyzullahEfendiye git. buyurmuştur. O da gelerek Feyzullah Efendininsohbetlerine katılmış ve çok istifâde etmiştir.

1) Şems-üş-Şümûs; s.116
2) Menâkıb-ı Feyzullah Efendi,Üniversite Kütüphânesi, İbn-i Emîn Kısmı, T.Y., No: 2760




Yazdır




FEYZULLAH EFENDİ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3795)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2071)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2045)
BABA TÂHİR URYÂN (2000)
HACI DURSUN EFENDİ (1897)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1679)
ARAB BABA (1635)
MERKEZ EFENDİ (1566)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1565)
BEHRULLAH EFENDİ (1504)

En Son Okunanlar

BERBEHÂRÎ (294)
FAHREDDÎN-İ IRÂKÎ (İbrâhim bin Şehriyâr Hemedânî) (350)
FAHREDDÎN-İ ACEMÎ (293)
ŞÂHÎ MÛYTÂB (307)
ABDURRAHMÂN SÂMİ NİYÂZİ (879)
EYYÛB-İ SAHTİYÂNÎ (266)
EVZÂÎ (260)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1679)
DESTÎNE HÂTUN (263)
EŞREFOĞLU RÛMÎ (433)

Rastgele

SUMÂDÎ (262)
SELÎM KIRÎMÎ (405)
ALİ DEDE BOSNEVÎ (302)
HARPUTLU HACI ÖMER EFENDİ (722)
HACI BEKTÂŞ-I VELÎ (333)
AHMED FEYZÎ EFENDİ (274)
MUHAMMED ZUĞDÂN (280)
BAYTAZZÂDE HACI ABDULLAH (338)
ABDURRAHMÂN BİN ALİ SEKKÂF (295)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (272)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012