Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

KAYYÛM-İ ZAMAN (260)
AHİ EVRAN (296)
EBÛ HÂŞİM SOFÎ (250)
ŞEYH AHMED EFENDİ (253)
ABDULLAH EL-KASSÂR (274)
FAHREDDÎN-İ ACEMÎ (293)
ÖMER ŞİRVÂNÎ (313)
AVN BİN ABDULLAH (278)
BEHÂEDDÎN ZEKERİYYÂ (Muhammed bin Kutbüddîn) (329)
MUHAMMED BİN ABDULLAH EL-MÜRŞİDÎ (361)
FAHREDDÎN-İ IRÂKÎ (İbrâhim bin Şehriyâr Hemedânî) (350)
ÖMER ZİYÂEDDÎN DAĞISTÂNÎ (245)
HASAN CAN (276)
ŞEYH AHMED ŞEMSEDDÎN (292)
DEDE HALÎFE (283)
ÖMER BİN ZER (262)
ALİ BİN YAHYÂ GEYLÂNÎ (316)
KÂZERÛNÎ (485)
ÖMER ZİYÂEDDÎN TAVÎLÎ (324)
EBÛ İDRÎS HAVLÂNÎ (360)
AHMED YEKDEST CÜRYÂNÎ (296)
ŞEYH ALÂEDDÎN RÛŞENÎ (342)
MUHAMMED BİN AHMED FERGAL (494)
ALİ BİN BENDÂR SAYRAFÎ (264)
FAHREDDÎN-İ RÂZÎ (296)
PÎR AHMED ERZİNCÂNÎ (353)
HASAN DEDE (383)
ŞEYH ALİ BEHÇET EFENDİ (435)
BEHÂEDDÎNZÂDE (Muhyiddîn Muhammed bin Behâeddîn) (280)
DEDE MOLLA (353)
AHMED BİN OSMAN ŞERNÛBÎ (751)
CÂFER BİN AHMED ES-SERRÂC (241)
HASAN EBÛ HALÂVE EL-GAZZÎ (305)
KEMAL ÜMMÎ (327)
PÎR ALİ AKSARÂYÎ (768)
EBÛ İMRÂN (Mûsâ) (268)
ŞEYH AMR RABBÂNÎ (258)
AHMED BİN EBÛ BEKR (301)
AYDERÛSÎ (281)
AHMED KÂBİLÎ (249)


  

ABDURRAHMÂN TÂGÎ (Tâhî)





ABDURRAHMÂN TÂGÎ (Tâhî) kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Ondokuzuncu yüzyılın büyük velîlerinden. İsmi Abdurrahmân olup Tâgî, Tâhîve Nurşînî nisbeleriyle bilinir. Üstâd-ı A`zam ve Seydâ lakaplarıylameşhûr olmuştur. Babası, Molla Mahmûd Efendi, annesi Seyyid MollaMuhammed Efendinin kızı Meyâsin Hanımdır. 1831 (H.1247) senesindeŞirvân`da doğdu. 1886 (H.1304) senesinde Bitlis vilâyetine bağlıGüroymak (Nurşîn) ilçesinde vefât etti. Kabri Nurşîn`dedir.

Asîl ve temiz bir âileden gelenAbdurrahmân Tâgî`nin bulunduğu ev, halk arasında Sûfî evi olarak şöhretbuldu. Çünkü, babası Molla Mahmûd Efendi kemâlât, olgunluklar sâhibi,ilmiyle amel eden, Peygamber efendimizin yüce sünnetine uymaktatitizlik gösteren sâlih biri idi. Önceleri Kâdiriyye yoluna girmişti.Sonra Nakşibendiyye yoluna da bağlandı. Aslen hazret-i Hüseyinefendimizin soyundan gelen ve seyyide olan annesi Meyâsin Hanım dasâliha bir kadındı. Babası Molla Mahmûd Efendinin erkek kardeşleriyoktu. Kâdiriyye yoluna mensûb kerâmeti ile meşhûr bir kız kardeşivardı.

Küçük yaşta tavrı ve hareketleri iledikkat çeken Abdurrahmân Tâgî hakkında anne ve babası; Cenâb-ıAllah`ın bize lutfettiği bu çocuk başka çocuklara benzemez. Bunun maddîbakımdan ziyâde mânevî yönden yetişmesine ihtimâm göstermeliyiz!diyerek îtinâ gösterdiler. Dedesi Molla Muhammed`in de en büyük arzûsuonun ilimde ve mâneviyatta yetişmesiydi. Hattâ dedesi çocuğun omuzunaelini koyarak; Bizim âilemizin ilmi, irsî olarak dededen oğula devâmeder. Halbuki benim oğullarımdan hiçbirisi bendeki ilmi taleb etmedi.İlmime vâris, mirasçı olacak sen varsın. derdi.

Âilesinin de teşvik ve desteğiyle küçükyaşta ilim öğrenmeye başlayan Abdurrahmân Tâgî, Kur`ân-ı kerîm okumayıöğrendi. Anne terbiyesi ve yaratılışındaki temizlik sebebiyle akranlarıarasında farkedilir oldu. Oyunla ve boş işlerle meşgûl olmuyor, hepfaydalı işlerle ve ilim öğrenmekle vakit geçiriyordu. Abdurrahmân Tâgî,çocukluğuyla ilgili olarak şöyle derdi:

Annemin güzel terbiyesi yüzünden rûhlarâlemiyle ilişkim kesilmezdi. Allah`tan gâfil olmazdım. Çocuklarınarasında kendimi devamlı kusurlu görürdüm.

Abdurrahmân Tâgî on yaşına basınca,annesi vefât etti. Annesinin vefâtından sonra babası onun terbiyesineve okutulmasına önem verdi. Şâfiî fıkıh kitaplarından İmâm-ı Râfiî`nin Muharreradlı eserini okudu. Arapça gramer ilmini öğrenip Hadâik-ud-Dekâikkitâbına kadar babasının yanında okudu. Daha sonra memleketininmeşhûr âlimlerinden Molla Abdüssamed`in yanına gitti. O vefât edincebüyük âlim Molla Ziyâüddîn Arvâsî`nin yanına giderek ilim öğrendi.Ondan, Molla Câmî`ye kadar okudu. MollaZiyâüddîn`in sevgisinekavuşup ondan hiç ayrılmadı. Molla Ziyâüddîn Arvâsî muhabbet veyakınlıkla ona yöneldi. Bir defâsında; Muhabbete denk olacak hiçbirşey yoktur. buyurdu ve muhabbetin özelliklerini açıkladı, muhabbetinüstün olduğunu anlattı. Bu arada çevredeki diğer âlimlerden fıkıh,tefsîr, hadîs gibi dînî ilimleri tahsil etti. Bu ilimlerde yüksek ilimve derece sâhibi oldu. Okuduğu hocalardan icâzet, diploma aldı. Sonrababasına vakfedilen Ispahart`taki medresede ders vermeye ve talebeyetiştirmeye başladı. Gerek ilim öğrendiği, gerekse ilim öğrettiğimedreselerde en fazla yakınlık duyduğu kimseler, dünyâya gönülvermeyenlerdi. Bu sebeple kendisi, dünyâya meyl etmeyen, Allahüteâlânın rızâsına kavuşmayı asıl maksad kabûl eden bir zât idi.Medresede ders verdiği sırada, bâzan talebelerini akan sularınkıyılarına, çiçekli bahçelere ve güzel manzaralı tepelere götürerekorada ders verirdi. Dersleri esnasında Allahü teâlânın varlığını vebirliğini gösteren tabîat hâdiselerini anlatırdı. Bâzan ders verdiğikitapta çözümü zor meselelerle karşılaşınca kitabı kapatır,talebelerinden ilâhî aşka dâir bir kasîde söylemelerini ister, sonra bumüşkillerin cevâbını Allahü teâlâdan kendisine bildirmesini dilerdi.

Asıl gâyesi, cenâb-ı Hakk`ın rızâsınıkazanmaktı. Sevenlerinden birisine bu hususu şöyle anlattı:

Bana yol gösteren bir mürşid-i kâmil,yol gösterici rehbere bağlı olduğum bir tarîkat, yol olmadığı hâldecenâb-ı Allah beni günahlardan koruyordu. Bir gece kötü bir yeregitmeye niyet ettim. Giderken çamurlu bir yerde ayağım kaydı ve yeredüştüm. Eve dönüp elbisemi yıkamaya başladım. Temizliğimi sabaholduğunda bitirebildim.

Kanâat sâhibi, gönlü tok bir kimse olanAbdurrahmân Tâgî dünyâ mal ve rütbelerine gönül vermezdi. Bu yüzdenkendisine bulunduğu nâhiyenin müdürlüğü, kâdılığı ve müderrisliğiverildiği hâlde bunlara iltifât etmedi. Çünkü o kendisini tasavvuftayükseltecek bir mânevî rehber arıyordu. Hacı Emin Şirvânî`ye başvurarakRufâîlik tarîkatına girdi ve ona talebe oldu. Arkasından günlük zikirve nâfile ibâdetlere yöneldi. Fakat bir müddet sonra Hacı Emin Şirvânî,Şeyh Abdurrahmân Talebânî tarafından reddedilince gidip ŞeyhHamzaTelvî`ye talebe oldu. Bir müddet sonra Kâdiriyye tarîkatımensûblarından Şeyh Abdülbârî Çarçâhî`ye talebe oldu. Şeyhi ona, oruçtutmak, az yemek, az uyumak ve sık sık mezarlıkları ziyâret etmek gibivazîfeler verdi. Bâzı geceler bir iki saat kabristânda kaldığı zamanlaroldu. Hattâ Tâhî köyünün mezarlığında açık bir mezâr vardı. Bâzıgeceler bu mezara girerek orada sabahlardı. Bu arada insanlardan, dünyâzevklerinden uzaklaşıp soğudu. Hocası ona bir gün ve bir gece boyuncayüz yetmiş bin kere Lâ ilâhe illallah demesini emretti ve; Kalbiniateşten bir taş ve Lâ ilâhe illallah kelimesini de ateşli bir demirparçası say. Kalbini bu yüce cümle ile muhabbet ve cezbe (Hakkatutulmaklık) içinde döv. Böylece demir darbeleri altında kalan taşlardagörüldüğü gibi kalbinden kıvılcımlar çıksın. dedi. Bu tavsiyelere uyanAbdurrahmân Tâgî mânevî hallere kavuştu.

Bu sırada büyük evliyâ Seyyid SıbgatullahArvâsî hazretleri Külat`da oturuyor, insanların dünyâ ve âhiretsaâdetine kavuşmaları için çalışıyordu. Onun talebelerinden SüleymânErbûsî arasıra Külat köyüne gidip geliyordu. Bir defâsında Külatköyünden döndüğü bir zamanda Abdurrahmân Tâgî, alaylı bir şekilde;Külat`taki sûfîler nasıldırlar? Ne yapıyorlar? diye sordu. SüleymânErbûsî Abdurrahmân Tâgî`ye; Eğer falan dereyi geçsen öyle demezdin.diye cevap verdi. Süleymân Erbûsî`nin bu sözü Abdurrahmân Tâgî`ye çoktesir etti. O sırada şeyhi tarafından halîfe olarak vazîfelendirilen vebirkaç talebesi de olan Abdurrahmân Tâgî talebelerinden birine;Vallahi falanca kişinin sözleri beni çok etkiledi.Külat`a gidiyorum.dedi. Mürîdlerinin bütün ısrarları onu kararından döndürmedi. O geceboyunca içindeki arzu ve iştiyâkla uyuyamadı. Seher vakti gelir gelmezSeyyid Sıbgatullah Arvâsî hazretlerinin talebesi Süleymân Erbûsî`ninevine gitti. Onu uyandırarak; Benimle birlikte Külat`a gelir misin?dedi. Süleymân Erbûsî; Gelirim. deyince ikisi birlikte seher vaktiyola koyuldular. Süleymân Erbûsî`nin; Eğer falan dereyi geçsen öyledemezdin. diye bahs ettiği yere geldiler. Fakat Abdurrahmân Tâgî odereyi geçerken kalbinde acâib bir hâl hissetti. Nihâyet Külat`aulaştılar. Kendisini Cennet bahçelerinden bir bahçede hissediyordu.Seyyid Sıbgatullah Arvâsî hazretleri onu talebeliğe kabûl ederek himâyeve tasarrufu altına alıp kısa bir müddet içinde yetiştirdi. Tasavvufyolunda yükselen Abdurrahmân Tâgî, dillerin ifâde edemeyeceği, ancakehlinin anlayacağı hâllere kavuştu. O zaman, önceden elde ettiği vekavuştuğu hâllerin gafletten ve boşu boşuna ömür harcamaktan başka birşey olmadığını anladı.

Kısa bir müddet içinde yüksek evliyâlıkderecesine ulaşan Abdurrahmân Tâgî bir gün sabah vakti hocasınınhuzûruna giderek; Efendim! Ben her şeyde Lafza-i Celâl`in (Allahüteâlânın isminin) zikrini duyuyorum. Hattâ önümde yürüyen köpekten bileo zikri duydum. diyerek hâlini anlattı. Talebesinin, olgunluğaerdiğini gören Seyyid Sıbgatullah Arvâsî ona Ispahart nâhiyesindekâdılık yapmasını emretti.

Hocasının emri üzerine iki yıl müddetleIspahart kâdılığı vazifesini yürüttü. Bu vazîfesi esnasında insanlaragüzel ahlâkı ve hoş görüsüyle hizmet etti. Zaman zaman hocasının yanınagidip gelerek sohbetiyle şereflendi ve hasretini gidermeye çalıştı.

İki sene sonra kâdılık vazîfesindenayrılarak dünyâdan tamamıyla uzaklaşıp, Sıbgatullah Arvâsîhazretlerinin hizmet ve sohbetlerine döndü. Çoğu geceler uyumaz,hocasının odasının penceresine bakan bir taşın üzerinde oturur,yaz-kış, kar-yağmur demez sabaha kadar o taşın üzerinde beklerdi. Dokuzsene müddetle şeyhinin sohbetinde ve hizmetinde bulunduktan sonraevliyâlıktaki en olgun ve en yüksek dereceye ulaştı. Sıbgatullah Arvâsîhazretleri ona icâzet vererek irşâdla, yâni İslâmiyetin emir veyasaklarını anlatmakla vazîfelendirdi.

Tasavvufta insanları yetiştirmeyebaşlamadan önce bütün arâzisini satarak Allahü teâlânın rızâsı içinharcadı. Bu hususta; İnsanlardan dünyâyı terk etmelerini isterkennefsimin dünyâ malı karşısındaki durumunu öğrenmek istedim. Gasv`ınyâni Sıbgatullah Arvâsî hazretlerinin himmetiyle Allah`a tevekkülümüntamam olduğunu gördüm. dedi.

İrşâd için vazîfelendirildikten sonratalebesi Şeyh Fethullah-ı Verkânîsî`nin dedesi Şeyh Muhammed`inVerkânîs köyündeki türbesini ziyâret etti. Bu ziyâret esnâsındakendine; Seydâ adıyla anılması işâret edildi. Bundan sonra Seydâismiyle meşhûr oldu. Gittiği yerlerde insanlara İslâm dîninin emir veyasaklarını anlatmak sûretiyle, onların dünyâ ve âhiret saâdetinekavuşmaları için çalıştı.

Bir ara hac ibâdetini îfâ etmek içinMekke-i mükerremeye gittti. Bu vazîfesini yaptıktan sonra sevgiliPeygamberimizin kabr-i şerîfini ziyâret etmekle şereflendi. Medîne-imünevverede İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin torunlarından Şeyh MuhammedMazhar Efendiyle buluşup sohbette bulundu. Hacdan dönünce, hocasınınemriyle, Bitlis vilâyetine bağlı Nurşîn nâhiyesinde yerleşerek irşâdvazîfesine devâm etti.

Hocasının vefâtından sonra insanlaraAllahü teâlânın dîninin emir ve yasaklarını anlatmaya devâm etti. Gönülalıcı sohbetleriyle insanların dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmalarıiçin çırpındı.

Zikirle ilgili olarak talebelerininsorduğu bir suâl üzerine şöyle buyurdu:

Bu Hâlidiye büyükleri sesli zikiryapmazlar, talebe kıbleye karşı edeple oturmalıdır. Hâzır bir kalb ilezikirde bulunmalıdır. Çünkü zikir esnâsında kalbin hâzır olmasımuhakkak lâzımdır. Zikirden maksad tevhid olup, Allahü teâlânınbirliğini hatırlamak, dile getirmektir. Hattâ tesbih tanelerini bireksik mi, fazla mı çektim diye takılmamak gerekir. Çünkü tesbihlerisöylemekten maksad hâldir. Bir eksik veya fazla olmuş ne çıkar.

Abdurrahmân Tâgî hazretleri halka açıkolan sohbetlerinin birisinde buyurdu ki:

Bir defâ keşif yoluyla elimde bir böcekgördüm. Baktım ki akreptir. Hemen yere attım. Yere düştükten sonrabaktığımda ayıya benzer bir hayvan onunla oynuyordu. Tekrar dikkatlibaktım o hayvan domuz idi.

Talebelerinden biri ona;

Efendim bu hayvan neye işârettir? diyesorunca;

O domuz kılığına sokulmuş bir insandır.Önceleri hocasına ihlâsla bağlı iken, sonraları onun büyüklüğünü inkâreden kişidir. Böyle kişilerin âhirete îmânsız gideceğinde bütün evliyâittifak etmişlerdir. Sıbgatullah-i Arvâsî`nin zamânında zannederim kimünkirlerden yâni onu inkâr edenlerden îmânsız gidenler oldu. İnkâredenler ya câhillikten veya ilimden dolayı inkâr ederler. Câhilliktenolan inkâr; zarar bakımından, ilimden dolayı olan inkârdan daha azdır.İnkârın en zararlısı velî bir zâtı hased etmekten dolayı olanıdır.

Talebelerinden biri o akrebin ne olduğunusordu.

Aynı domuz olan kimsedir. Düşmanlığınıaçıktan yaptığı için o şekilde göründü. buyurdu.

Olgun bir mürşidin, yol göstericirehberin durumuyla ilgili olarak sorulan bir soruya da şöyle cevapverdi:

Mürşid-i kâmil talebesinin her türlühastalığını tedâvi eder. Yalnız ihlâs ve muhabbet eksikliği ilebid`atlerin sebeb olduğu hastalıklar hâriç. Çünkü bu hastalıklartalebenin istikâmetini yolunu değiştirir. Talebe Sırat-ı müstakîmdenyâni doğru yoldan ayrılır. Fakat bunların tedâvîsi mümkündür. Zinâyapan zinânın büyük günah olduğunu bilir sonra pişmanlık duyar. İhlâsve muhabbet eksikliği ve bid`at işleme durumu olursa günah işlediğinibilmez, pişman olmazlar. Demek ki ilacın aslı, pişman olmak, nefsininkusûrunu görmek ve hocasına yalvarıp sığınmaya bağlıdır. İnsan sûretinikaybedip hayvan sûretine girenlerin alâmeti, vâz ve nasîhatlerdenistifâde etmeyip, işlediği günahlara devâm etmesidir. Bu fakir (yâniAbdurrahmân Tâgî) velîyi inkâr etmenin îmânı tehlikeye soktuğunubildiğim için, velî olduğunu söyleyen kişiyi inkâr etmedim. Yalnızhocamı inkâr edenlere karşı cephe alırım. Münkirlik yapmadım fakatkarşı çıkarım.

Kendisine dînini öğreten hocasına nedenve niçin diyen talebe iflâh olmaz. Hocasına îtirâz eden talebeninüzerine feyz kapıları kapanır. Talebe hocasını kontrol edip ona îtirâzedemez.

Sâdık bir talebe hocasının bütünfiillerini teslimiyet ile karşılar. Bâzı kitaplarda şöyle nakledildi:Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri zamânında yağmur yüklü bulutlarahükmeden bir ebdâl, büyük velî vardı. Bu zât Allahü teâlâya duâ ederekbulutlardan çok ihtiyaç duyulan beldelere yağmur yağdırmasını diledi.Lâkin yağmur yağmadı. Bulutlar yağmuru sarp bir beldeye sürükledi veoraya çok yağmur yağdı. Bu hâdise üzerine Ebdâl olan zât; Yâ Rabbî!Neden ihtiyaç duyulan yere yağmur vermedin de, başka yere yağdırdın?gibi îtiraz yollu söylendi. Bunun üzerine cenâb-ı Hak tarafındanebdâlliği alındı. Köpek kılığında ve baygın hâlde yere düştü. Bu hâlifark eden talebelerden birisi Abdülhâlık Goncdüvânî hazretlerine gelipduâ istedi. Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleri duâ etti. Duâsı kabûloldu. Sonra bu zâta eski makâm ve mevkii Allahü teâlâ tarafından,yeniden verildi.

Abdurrahmân Tâgî hazretleri güzelamelleri teşvik etmek için bir sohbetinde şöyle buyurdu:

Farz namazlarınızı vaktinde ve cemâatlekılınız. Sünnetleri terk etmeyiniz. Akşam namazından sonra kalbinizihocanıza bağlayınız. Bu esnâda gaflette olursanız, bağı kuramazsınız.Bilhassa sabah namazlarından sonraki güzel amellerinizi terk etmeyin.

Bu Sıddîkiyye yâni Hâlidiyye yolundahalvete girmek yoktur. Halvette şöhret vardır. Şöhret ise âfettir. Buyolun gâye ve maksadı tâlebeye nefsi terk ettirmektir. Halvette yapılanzikirde, kişide benlik duygusu galebe çalabilir. Yatsıdan sonralambaları söndürün ve konuşmayın veya amellerinizle meşgul olun.Sıddîkiye yolundaki kişiler dünyâ zengini olanlara karşı muhtâcolmadıklarını göstermek için, vakarlı davranarak, muhtâc olmadıklarınıgöstermelidirler. Buna karşılık, kendilerine muhtâc olan ihtiyaçsâhiplerine karşı mütevâzî davranıp kendisini onlardan aşağıgöstermelidir.

Abdurrahmân Tâgî, birçok talebeyetiştirdi. Halîfelerinin en meşhûrları şunlardır: Fethullah Verkânîsî,Abdurrahmân Nurşînî, Molla Reşid Nurşînî, Allâme Molla Halil Siirdî`nintorunu Abdülkahhâr, Abdülkâdir Hizânî, Seyyid İbrâhim Es`irdî,Abdülhakîm Fersâfî, İbrâhim Ninkî, Tâhir Âbirî, Abdülhâdî, AbdullahHurûsî, İbrâhim Çuhrûşî (Çukrûşî), Halil Çuhrûşî, Ahmed Taşkesânî,Muhammed Sâmî Erzincânî, Abdullah Subaşı, Halife Mustafa Bitlisî, HacıSüleymân Bitlisî, Hacı Yûsuf Bitlisî, Hacı Yûsuf Köşkî`dir.

Bunlardan Fethullah Verkânîsî`ninhalîfesi Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî, Abdurrahmân Tâgî`nin oğludur.Abdurrahmân Tâgî`nin sözlerini halîfelerinden İbrâhim Çukrûşîtoplayarak İşârât ismini vermiştir. Bu kitap çok kıymetlidir.Abdurrahmân Tâgî`nin oğlu Muhammed Ziyâüddîn Nurşînî AdıyamanlıAbdülhakîm Hüseynî Efendinin hocasıdır.

Yüksek hâl ve kerâmetler sâhibi olanAbdurrahmân Tâgî vefâtına yakın buyurdu ki:

Bana Hac mevsiminde Mina`da olduğumgösterildi. Hacca gelenler bütün velîlerin rûhlarıymış. Bu rûhlar benimiçin Allahü teâlâdan af ve mağfiret dilediler. Allahü teâlânın beniaffettiğini ümid ediyorum.

Anadolu`da yetişen evliyânınbüyüklerinden olan Abdurrahmân Tâgî hazretleri bir gün talebelerindenbirine bir hizmeti yapmasını emretti. Fakat talebesinde bu işe karşıbir isteksizlik meydana geldi. Bu hizmeti başka bir sûfî yapsa onuniçin daha iyi olur. Bu iş bana ağır geliyor. diye kendi kendinesöylendi. Bu durumun farkına varan Abdurrahmân Tâgî talebesine şöylebuyurdu:

İnsanoğlu daraldığı zaman bir işiyapması, yapmamasından daha zor olur. Ama kendisine zor gelen bir işibaşkasına teklif etmesi kolay gelir. Halbuki insan, o işten gelenhayrın başkası için değil kendisi için olduğunu bilmez. Buna karşılıkzevkli bir iş olunca insan o işi yapmayı, yapmamaya göre daha kolaybulur. Fakat bu defâ kendine değil de arkadaşına o işi yapmamayıtavsiye etmek kolayına gelir. Oysa o işi yapmamanın zararı arkadaşınındeğil kendisinindir, bunu bilmez.

İnsanlara Allah rızâsı için iyiliği emrederek ve kötülüklerden sakındırarak tasavvuf yolunda ilerlemelerineçalışan Abdurrahmân Tâgî, on sekiz yıl kaldığı ve irşâd vazîfesindebulunduğu Nurşîn beldesinin insanlarını dâvet etmekten bir an gerikalmadı. Vefât etmeden önce ağır bir hastalığa yakalandı. Buna rağmenhiç bir sünnet namazını dahi ihmâl etmeyip, hepsini ayakta kıldı. Geceibâdetini aslâ bırakmadı. Halbuki bu sırada ancak dört yanına yastıkdayayarak oturabiliyor, oturamayınca sırtını duvara dayıyordu. Budurumu kendisine hatırlatılarak; Siz hastasınız bu şekilde ibâdetyapamazsınız. diyenlere aldırış etmiyor, hattâ bu şekildekonuşmalarını istemiyordu.

Hastalığı sırasında kendisini ziyâretiçin gelen talebelerine şu edeplere uymalarını tavsiye etti:Ziyâretime gelenler, tam bir edep ve huzûr içinde yanıma girsinler.Çünkü evliyânın rûhları devamlı olarak odamda bulunuyor. Edebe aykırıyapılan bir davranış, yapan kimseyi zarara uğratacağı gibi, kendimin deo davranıştan zarar göreceğinden çekiniyorum. Yanıma girdiğinizdekalbleriniz bir, niyetleriniz aynı olsun. Çünkü hastalığım sırasındadeğişik arzularınızın bana yansımasından rahatsız oluyorum.

Abdurrahmân Tâgî hazretleri vefât etmedenönceki son gecenin seher vaktinde Peygamber efendimizin (sallallahüaleyhi ve sellem) açıkça kendisine görünerek bal yemeyi ve şerbetiçmeyi emrettiğini söyledi.

Bu sözlerinden sonra kendisine;Aklınızdan yolculuk geçiyor mu? diye sorulunca; Evet geçiyor. Eğeraklımdan yolculuk geçmeseydi, Peygamber efendimiz açık bir şekilde banagörünmezdi. buyurdu.

O günün ikindi vakti sıralarında yanınagelen zevcesi Seyyide Kadriye Hanımın eteğinden tutarak şu beyti okudu:

Kâbe hareminin harîmine vâsıl olamazsın
Eğer evlâd-ı Alî`nin eteğineyapışmazsan.

Bu beyti şefâat dilemesi gâyesiyleokuduğu mübârek yüzündeki ifâdeden açıkça anlaşılıyordu.

Abdurrahmân Tâgî hazretleri son hastalığısırasında, ağır hastalığına rağmen âilesine ve yakınlarına:

Allahü teâlâyı ve O`nun Resûlünüsevmeyi, İslâmiyetin emirlerine sıkıca bağlanmayı, yasaklarındanşiddetle kaçınmayı ve şeyh Fethullah Verkânîsî`ye itâat etmeyi ve onatâbi olmayı ihmâl etmeyin. buyurarak, yerine Şeyh FethullahVerkânîsî`yi halîfe bıraktığını bildirdi.

Son zamanlarında çevresindekilere vebağlılarına şefkatle muâmele etti. Onlara rahmet nazarıyla baktı.Evlatlarına ise fazla iltifât göstermedi. Oğlu Molla MuhammedZiyâüddîn`e şöyle buyurdu: Oğlum, Şeyh Fethullah senin hakkında bendendaha hayırlıdır. Çünkü ben seni başkalarından ayırmam, ama o senidiğerlerinden üstün tutar.

Bir ara kendisinden geçti. Kendinegeldikten sonra; İki meleğin rûhumu almaya geldiklerini gördüm.Onlara;Sizin rûhumu almanıza râzı değilim. Ben çok sayıda âlime hizmetettiğim için rûhumu âlimlere mahsûs meleklerin almasını istiyorum.dedim. Bir müddet sonra benim rûhumu almaya gelen meleklere Allahüteâlânın; Onun rûhunu benim dostlarımın rûhunu alan alsın.buyurduğunu duydum. Bu emri duyunca; O çabuk gelsin. dedim. buyurdu.

Daha sonra talebelerinden MollaAbdülkahhâr`a dönerek; Güzel sesinle üzerime Kur`ân-ı kerîm oku.buyurdu. Talebeleri başından ayrılmayıp Kur`ân-ı kerîm okudular.

Gece yarısına doğru çok sevdiği bir âileferdini çağırdı. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellemvefât etmek üzere iken hazret-i Âişe`ye çok yakınlık gösterdiğini,hattâ başını onun göğsü ve çenesi arasına dayanarak öyle vefât ettiğinibildiği için son anlarını aynı şekilde geçirmek istedi. Vücûdunuâilesinin koluna dayadı, elini eline koydu. Bir süre sonra eliniçekerek sağ göğsünün altına gelecek şekilde tuttu. 1886 (H.1304) senesiAralık ayının yirmisine rastlayan Perşembe günü kuşluk vaktine doğrusaat dokuz civârında vefât etti. Talebeleri ve sevenlerinden meydanagelen kalabalık bir cemâat tarafından cenâze namazı kılındıktan sonraNurşîn`de defnedildi. Kabri Bitlis vilâyetine bağlı Nurşîn nâhiyesindeolup ziyâret edilmektedir.

HAYATTAKİ GİBİ!..

Abdurrahmân bin Yûsuf Rûmî`nin vefâtındansonra, sevdiklerinden birisi şöyle anlatmıştır:

Bir gece, rüyâmda Abdurrahmân Rûmî`yigördüm. Bana; Bursa`da Seyyid Neccârî`nin evinde misâfir var. Beniziyâret etmek istiyor. Gidip onu al ve kabrime getir. dedi. Sabaholunca derhâl oraya gidip misâfiri buldum. Bir arzusunun olupolmadığını sordum. Abdurrahmân Rûmî`nin kabrini ziyâret etmekistiyorum. dedi. Onu alıp Abdurrahmân Rûmî`nin kabrine götürdüm. Birazsonra onun yalnız kalmak istediğini sezip, oradaki bir mescide girdimve bekledim. Çok geçmeden, o ziyâretçi ile Abdurrahmân Rûmî`ninkonuşmaları kulağıma geldi. Aynen hayattaki gibi konuşuyordu. Konuşmasıbitince mescidden çıktım. Kabrin yanına geldiğimde kimseyi bulamadım.

YOLUMUZ SOHBET YOLUDUR

Abdurrahmân Tâgî hazretleri birsohbetinde, sohbetin fazîleti ile ilgili olarak, buyurdu ki:

Yolumuz sohbet yoludur. İnsanlara hayretediyorum niçin sohbeti istemezler, niçin sohbet meclisine katılmazlar,niçin Allah adamlarının yanında bulunmazlar? Halbuki sohbet ehlinin evsâhibi Allahü teâlâ, teşrîfâtçısı hazret-i Ali, sâkîsi yâni su dağıtanıHızır aleyhisselâmdır. Şâyet sohbet etmek için yedi kişi bir arayagelse, yüksek makamlara erişirler ki, Aralarında bir Allah dostununvarlığı umulur.

Cehrî, açıktan Kur`ân-ı kerîm okumak vesohbet evlerden zulmeti giderir. Onun için sohbet olunan evin sâhibibildiği sûreleri açık olarak okusun.

Sohbet peşinde koşmayı severim. Neredesohbet ehli varsa oraya gitmek isterim. Mümkün mertebe hiç bir dervişinsohbetini kaçırmak istemem.

1) İşâretler (İbrâhim Çukruşî)
2) El-Minah (Halid Ölehî)
3) Eshâb-ı Kirâm

Ana Sayfa




Yazdır




ABDURRAHMÂN TÂGÎ (Tâhî) kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3795)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2071)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2045)
BABA TÂHİR URYÂN (2000)
HACI DURSUN EFENDİ (1897)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1679)
ARAB BABA (1635)
MERKEZ EFENDİ (1566)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1565)
BEHRULLAH EFENDİ (1504)

En Son Okunanlar

FEYZULLAH EFENDİ (404)
FETHULLAH-I VERKÂNİSÎ (279)
FETHULLAH EVDEHÎ (250)
FETH-İ MÛSULÎ (272)
FERÎDÜDDÎN GENC-İ ŞEKER (259)
FERÎDÜDDÎN-İ ATTÂR (468)
FERELİ ŞEYH SİNAN EFENDİ (293)
FEREC MECZÛB (277)
FEREC BİN ABDULLAH (300)
ABDURRAHMÂN TAFSÛNCÎ (304)

Rastgele

KAYYÛM-İ ZAMAN (260)
AHİ EVRAN (296)
EBÛ HÂŞİM SOFÎ (250)
ŞEYH AHMED EFENDİ (253)
ABDULLAH EL-KASSÂR (274)
FAHREDDÎN-İ ACEMÎ (293)
ÖMER ŞİRVÂNÎ (313)
AVN BİN ABDULLAH (278)
BEHÂEDDÎN ZEKERİYYÂ (Muhammed bin Kutbüddîn) (329)
MUHAMMED BİN ABDULLAH EL-MÜRŞİDÎ (361)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012