Büyükvelî, fıkıh ve tasavvuf âlimi. İsmi, Muhammed bin Mustafa, künyesiMevlânâ Ebû Saîd`dir. 1701 (H.1113) senesinde Konya`nın Hâdimkasabasında doğdu.
Mevlânâ Ebû Saîd Muhammed Hâdimî`nindedeleri Buhârâlıdır. Dedelerinden Hüsâmeddîn Efendi, Buhârâ`nıntanınmış asîl âilelerinden olup, âlim ve velî bir zâttı. Anadolu`yagelerek, Hâdim kasabasında yerleşti. Muhammed Hâdimî`nin babasıFahr-er-Rûm (Rûm diyârının seçilmişi, herkesin onunla övündüğü) nâmıylameşhûr Kara Hacı Mustafa Efendidir. Mustafa Efendi, tanınmışâlimlerdendi.
Muhammed Hâdimî, ilk tahsîlini babasındangördü. On yaşında Kur`ân-ı kerîmi ezberledi. Arabî ve Fârisîyi öğrendi.Babasının emriyle Konya`daKaratay Medresesine yazıldı. Burada beş seneilim öğrendikten sonra, hocası İbrâhim Efendinin tavsiyesi ileİstanbul`a gitti. İstanbul`da zamânın meşhûr âlimlerinden KazâbâdîAhmed Efendiden ilim öğrenerek icâzet aldı. Yirmi yedi yaşında yüksektahsîlini bitiren Muhammed Hâdimî, dört katır yükü kitapla Hâdim`edöndü. Babasının boş bıraktığı Hâdim Medresesinde ders vermeye başladı.
Kısa zamanda nâmı İstanbul`a kadar varanMuhammed Hâdimî hazretleri, öncePâdişâh Üçüncü Ahmed Han, sonra daBirinci Mahmûd Han tarafından İstanbul`a dâvet edildi.
Hâdimî hazretleri talebelere dersvermenin yanısıra, insanların hidâyete gelmesine, İslâm ahlâkını vehukûkunu öğrenmesine vesîle olmak için çok çalıştı. Pekçok kitap yazdı.Bu eserlerden, İmâm-ı Birgivî hazretlerinin
Tarîkat-ı Muhammediye isimlikitâbına yaptığı şerhi çok kıymetlidir. Bu şerhe
Berîka isminivermiştir. Muhtelif târihlerde sık sık basılmıştır.
Muhammed Hâdimî hazretleri, eserlerinealdığı hadîs-i şerîflerin, sahih olup olmadığını iyice araştırırdı.Eğer şüphelenirse, bizzat Peygamber efendimizden sorup öğrenirdi.Medîne-i münevverede, Ravda-i mutahhera harem ağalığı vazîfesini yapanBeşir Ağa, bu mevzûu şöyle anlattı: İstanbul`a gelmiştim. PâdişâhBirinci Mahmûd Han, Harem-i şerîften mâlûmât almak için beni huzûrunaçağırmıştı. Hâl hatır sorduktan sonra; Haremeyn-i şerîfeynde neleremuttalî oldun? diye suâl ettiler. Ben de gördüklerimi şöyle anlattım:Hayretle gördüğüm hâdiselerden biri şudur: Ravda-i mutahherada(Peygamber efendimizin mübârek kabr-i şerîflerinde) gece temizlikyapmak için çalışıyordum. Gece yarısına doğru Cebrâil aleyhisselâmınResûlullah efendimizle görüşmek için geldiği Cibrîl kapısı birdenaçıldı. Bu saatte gelen kimdir? diye kapıya koştum. Sakallı, nûr yüzlübiri ile karşılaştım. Bana selâm verdi. Selamı aldım ve; Hoşgeldinizefendim. dedim. Bana, gâyet sessiz bir şekilde cevap verdikten sonra,Peygamber efendimizin mübârek kabrinin ayak ucuna doğru gitti.Arkasından bakakalmıştım. Orada bir müddet bekledi. Kabr-i şerîfe karşıbâzı şeyler söyledi. Çok dikkat etmeme rağmen anlayamadım. İşi bitincearka arka giderek huzurdan ayrıldı. Çok merâk etmiştim. Yanımageldiğinde büyük bir edeple; Siz kimsiniz ve nerelisiniz? diyesordum. O da; İsmim Muhammed, Diyâr-ı Rûm`danım. Hâdim`de ikâmetediyorum. dedi. Bu gece yarısı ziyâretinizin hikmeti nedir? diye suâledince de; İmâm-ı Birgivî`nin
Tarîkat-ı Muhammediye isimlikitabını şerh ediyorum. Bir hadîs-i şerîfin sahih olup olmadığındaşüpheye düştüm. Hemen gelip gördüğünüz gibi, Resûlullah efendimizinhuzûr-ı şerîflerinde, bunu suâl eyledim. Sahih olduğu buyruldu. dedi.
Ondan sonraki günlerde yine aynısaatlerde zaman zaman geldi. Geldiğinde odama götürür kısa bir süre deolsa sohbet ederdik. Artık onunla dost olmuştuk.
Beşir Ağanın konuşmasını hayretledinleyen Pâdişâh Birinci Mahmûd, Hâdim`e bir haberci göndererek,Muhammed Hâdimî`yi İstanbul`a dâvet etti. Dâvetnâmeyi bizzât KonyaVâlisi Ali Paşa, Hâdim`e giderek takdim etti. O geldiği gün, Pâdişâhona simâ olarak çok benzeyen birkaç kimseyi daha saraya getirtti.Maksadı Beşir Ağayı imtihân etmekti. Beşir Ağayı da huzûruna çağırdı.Müsâfirlerin huzûra gelmesi bildirildi. Biraz sonra Muhammed Hâdimî veona çok benzeyenler odaya girdiler. Beşir Ağa, girenlerin arasındanMuhammed Hâdimî`yi göstererek; Bahsettiğim zât işte budur. dedi.Birinci Mahmûd Han, Hâdimî hazretlerine çok iltifât edip ihsânlardabulundu.
Muhammed Hâdimî`den Ayasofya Câmisindebir ders vermesi istendi. Derste pâdişâh, sadrâzam, Hâdimî`nin hocasıolan Şeyhülislâm, Müderris Kazâbâdî Ahmed Efendi ve diğer devlet ricâlide bulunacaktı. Hâdimî, hocasının bulunduğu mecliste vâz edemeyeceğiniedeple belirterek affını istedi. Ancak şeyhülislâm, irâde-i seniyye(pâdişâh emrinin) bulunduğunu, dersin mutlaka yapılması gerektiğinisöyleyerek, onu mahşerî bir kalabalık ile dolu olan Ayasofya Câmisininkürsüsüne çıkardı.
Sonradan bir risâle hâlinde neşredilenFâtihâ Tefsîri`ni kürsüde büyük bir vukufla ve şâhâne bir hitâbetörneği hâlinde takrîr edip anlatan Hâdimî`nin bu dersi, hocası olanŞeyhülislâmın sevincinden ağlamasına sebeb oldu. Bu takrirden sonra,Topkapı Sarayına çağrılıp tebrik ve taltîf edilen Hâdimî`ye İstanbul`dakalması teklif edildi. Bu iltifâtlara teşekkür eden ve lisân-ımünâsiple Hâdim`e avdet etmek istediğini arz eyleyen Hâdimî,İstanbul`dan bâzı kitâplar satın alarak, bu defâ iki deve yükü kitaplaHâdim`e döndü.
Bundan sonra, okuyup araştırma veeğitimin yanısıra, eser yazmaya da başladı. Kur`ân-ı kerîm sûrelerindenbâzılarının ciltler hâlinde tefsîri olan ilk eserlerini, talebeleritemize çekip çoğaltarak, kitap hâline getirdiler. Medresesinde Arabî,Fârisî, usûl-i fıkıh, fıkıh, tefsîr, hadîs, kelâm, edebiyât gibidersler okuttu. Pekçok âlimin yetişmesine vesîle oldu. Bunların içindebaşta oğulları Saîd, Abdullah, Emîn, Nûmân gelmekteydi. Ayrıca AyaklıKütüphâne lakabıyla anılan Müftîzâde Muhammed Antâkî, İsmâilGelenbevî, Mehmed Kırkağacî, Hâfız Osman Üskübî, Ahmed Ürgübî, Konyalıİsmâil Hakkı, Hacı İsmâil Kayserî gibi âlimler meşhûr oldular.
Muhammed Hâdimî hazretleri, 1762 (H.1176)senesinde Hâdim`de, son hastalığına yakalanmıştı. Çocuklarını,talebelerini ve dostlarını çağırıp herbiriyle helallaşıp, vedâlaştı.Çocuklarına ve talebelerine vasiyetini bildirdikten sonra; Vefâtettiğimde, daha önce vasiyet edip anlaştığım kimse gelene kadar benisoyup gaslimi yapmayın. buyurdu. O gece sabaha karşı, talebelerininYâsîn-i şerîf kırâatları arasında mübârek rûhunu teslim eyledi. Kuşlukvakti sıralarında daha önce anlaştığı Trabzonlu Hacı Mehmed Efendigelip, gasil, techîz ve tekfîn işlerini yaptı. Kabrini babası MustafaEfendinin yanında kazdırdı ve oraya defni yapıldı. Âşıkları, uzak yakınyerlerden gelerek kabrini ziyâret etmektedir.
Mezar taşında şunlar yazılıdır: Bütündînî bilgileri kendisinde toplayan ve
Târîkat-i Muhammediye kitabınışerheden, âriflerin kutbu, Allahü teâlâya kavuşmak isteyenlere yardımeden Ebû Saîd Muhammed Hâdimî`nin rûhuna Fâtiha.
Hâdimî`nin oğluna yaptığı vasiyetişöyledir:
Allahü teâlâya hamd, Habîb-i ekremine, âlu eshâbına ve O`nun sünnetlerine tâbi olan ve yolunu sevenlere salât veselâm olsun.
Ey nasihat kabûl edici, pek aziz oğulSaîd! Allahü teâlâ seni uzun ömür içerisinde sevdiği ve râzı olduğuşeylerle azîz eylesin. Ziyâde ilmin hâsıl edeceği takvâ, istikâmet,korku ile mesûd kılsın.
İmâm-ı Gazâlî`nin de buyurduğu gibi,nasihat etmek kolaydır. Zor olan, onu yerine getirmektir. Çünkü nefsinfıtratında, yaratılışında nefsânî arzu ve istekleri sevmek vardır. Yinenefsin fıtratında, yaratılışında hep kendi temenni ve arzu ettiklerinemeyletme vardır. Kişi, sevdiğinin aybına karşı kördür ve kişinindüşmanı, kendi evinin içindedir. Binâenaleyh o düşmanın zarârından vehîlesinden emin olmak zor ve güç olur. Nefsin kılıcından ve oklarından,ancak kendi Rabbine ve nefsinin Rabbine yalvararak kurtulabilirsin.
Sonra bil ki, ben günahkârım, hatâlınefsime, sana ve bütün kardeşlerime, bilhassa talebelerime vesevdiklerime, âlemlerin rabbi olan Allahü teâlânın peygamberlerine,evliyâsına ve bütün kullarına yaptığı tavsiyeyi yaparım. Cenâb-ı HakNisâ sûresi 131. âyet-i kerîmesinde meâlen şöyle buyurmuştur:
Sizdenönce kitap verilenlere ve size emrettik ki Allahü teâlâdan ittikâ edin (korkun,takvâ sâhibi olun)
... İmâm-ı Nevevî,
El-Minhâc kitabındabuyuruyor ki: Eğer âlemde takvâdan başka hayrı daha çok toplayan,sevâbı daha büyük olan, ubûdiyette, kullukta daha yüksek, kemâleerdirmekte daha evlâ, dilekleri daha çok birleştiren bir hasletolsaydı, Allahü teâlâ onu tavsiye ve emrederdi. Çünkü O, kullarına enmerhametli, en şefkatli olan ve en çok nasihat edendir.
İşte bunun için Peygamber efendimizinsevdiklerinden birine yaptığı bir vasiyetinde;
Sana Allahüteâlâdan korkmayı (takvâyı)
tavsiye ederim. Çünkü o her şeyinbaşıdır. buyurmuştur.
Takvâ, dünyâ ve âhiretin hayırlarınıtoplayan bütün mühim işlere kâfi gelen, insanların ulaşabilecekleri enyüksek derecelere ulaştıran, üzerine ilâve yapılamayacak vazgeçilmeyenbir esastır. Hadîs-i şerîflerde buyruldu ki:
O kökü sâbit, dallarısemâda olan güzel bir ağaçtır. ve;
Çirkin bir söz de yerdenkoparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer. Takvâ her türlükötülüğü zorluğu ve zihni bulandıran, sarhoş eden şeyleri kökündensökücüdür. Allahü teâlâ Kur`ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
Allahüteâlâ muttakîlerle (takvâ sâhipleri ile)
berâberdir.O halde sen, Allahü teâlânın râzıolmadığı şeylerden uzuvlarını koruyarak, cenâb-ı Hakk`ı ululayıp,tesbîh ederek, her türlü noksan sıfatlardan uzak bilerek kalbiniaydınlat. Bütün gayretini harcayarak ve bütün gücünü sarf ederek onunen üst makâmını elde etmeye, ihtimâm göstermeye çalış. Bu konudadikkatli ol ve sıkı sıkıya ona bağlan.
Bu ise ancak, yapılması mahzurlu olanşeylere düşmemen ve yapılması mahzurlu olmayan, fakat terki daha iyiolan şeyleri terk etmen sûretiyle mümkün olur. Bu da ancak inanılacakesaslar, amel edilecek hususlar, normal işler ve muâmelâtta (günlükişlerde) zarûrî bir sebeb olmaksızın, ruhsatlardan kaçınman veİslâmiyetin azimetlerine sarılmaya devâm etmenle mümkündür.
Bu da, dünyâ ehlinden kaçmakla hâsılolur. Çünkü dünyâya düşkün insanlarla berâber olmak, tecrübe edilmişbir zehirdir. Onlarla haşır neşir olmak, kesici bir oktur. Onlardançekin ve hîlelerine karşı müteyakkız, uyanık ol. Onlarla berâber olmakbulaşıcı, tabiat da onu bulaştırıcıdır. Dâvetlerine mümkün mertebegitme. Onları dost edinmekten yüz çeviren biri demiştir ki: Onlarınzararlarının en azı, kendilerine yaptığın ziyâretler sebebiyle,vakitlerini çalmalarıdır. Vakit de senin malının sermâyesidir. Ondanbir an geçer de, ömrün müddetince, askerleriyle birlikte meliklerinhazinelerini sarf etsen bile, onu tekrar ele geçirmek mümkün değildir.
Hazret-i Ali`den gelen bir sözdedenilmiştir ki: Ahâlisi senden şikâyetçi olan bir beldede oturma. Zîrâsen onlarla berâber olmakla küçülürsün. Ahlâkı ve sireti güzel, salâhve tevâzuu görülen kimse ile arkadaşlık etmek çok güzel olduğu gibi, bukötülüklere karşı keskin bir panzehirdir ve muazzam bir iksirdir. Senböyle bir kimsenin sohbetinde hattâ mümkünse hizmetinde bulun. Senonlardan olmasan da, ahlâkıyla ahlâklanmak, gidişât ve hikmetlerinianlamak maksadıyla sâlihleri sev.
Haramlardan çekindiğin gibi şüphelilerdende uzak dur. Çünkü haramlar, şüphelilerle sâbit olur. Nitekim:
Kimşüpheli şeye düşerse, harama da düşer. hadîs-i şerîfi bunugöstermektedir. Kimin söylediğine bakma, ne söylediğine bak. Dünyâdanaz bir şeye kanâat et. Çünkü kimin gâyesi, kendisine kâfi gelecek şeyolursa, o hususta olanın en azı bile kendine yeter. Eğer gâyesi zenginolmak ise, onu ihtiyaçsız kılmak mümkün değildir, vâdiler altın olsa,başka bir vâdi ister.
Dedenin vefâtından sonra, rüyâda tavsiyeve nasihat isteyen babana yaptığı vasiyeti al. O şöyle demişti:
Şunlar sana nasihat olarak kâfidir. Bakbenim yanımda dünyâ malından bir şey var mı? Dünyâya kıymet verme. Onave dünyâ ehline ihtiyacını açma. İhtiyaç gösterirsen, her şeye muhtaçolmaktan kurtulamaz, ömrün boyunca düşkün ve aşağı olursun ve hiçbirşey elde edemezsin. İhtiyâcını yalnız Rabbine aç ve dâimâ O`nun emrineuy. İşte o zaman her şey sana muhtâc olur ve her şey hattâ pâdişâhlarsenin peşine düşer. Bunlar nasihatların anasıdır, onlarla amel edersenhiç bir şeye muhtâc olmazsın.
Kalk git. Ömrünü seni ilgilendirenfaydalı şeylerde harca. Fırsat varken, seni ilgilendirmeyen mâlâyânişeylerde zâyi etme. Şu hadîs-i kudsîye sarıl:
Ey dünyâ, banahizmet edene, sen de hizmet et. Sana hizmet edeni ise yor. Kimdünyâya tâbi olursa, felâh bulamaz. Âhirette ise kurtuluşa eremez.Dünyâdan ve ona düşkün olanlardan, arslandan kaçtığın gibi kaç. Enyüksek olanı, en alçak olanla ifsâd etme. Sermâyeni bâki zillette olanamellere harcama. Resûlullah efendimizin şu hadîsini düşün;
Dünyâiçin, orada kalacağın kadar çalış. Âhiretin için de orada kalacağınkadar amel et. Allahü teâlâ için, O`na ihtiyâcın miktarınca amel eyle.Cehennem için, ona sabredebileceğin kadar günâh işle. Dilediğin gibiyaşa; muhakkak ki sen öleceksin. Dilediğini sev, muhakkak kiayrılacaksın. Dilediğini yap, muhakkak sûrette sen onun karşılığınıgöreceksin.Peygamber efendimizin şu hadîsine dedikkat et:
Dünyâda sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol. Ohalde ömrünü boş şeylerle zâyi etme. Tâatlere, ibâdetlere devâm et.Özellikle tefekkür, düşünme, tecvid ve edeple Kur`ân okuma gibi enfazîletlilerini yap. Şüphesiz ki bu, Allahü teâlâ ile konuşma gibidir.
(Farzlarla berâber) nâfilelere devâm et.Teheccüd namazını kıl. Allahü teâlâ Kur`ân-ı kerîmde meâlen şöylebuyurmaktadır:
Şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zamanokumak daha elverişlidir. Yine meâlen buyuruyor ki:
EyMuhammed! Geceleyin uyanıp, yalnız sana mahsus olarak fazladan namazkıl. Tâ ki Rabbin (âhirette)
seni övülecek bir makâmayükselte.Bâzı âlimler demişlerdir ki: Geceleriihyâ etmek, Allahü teâlânın aşağıdaki âyet-i kerîmesinde işâretbuyrulan hakîki saltanat ve mülktür:
Ey Muhammed! De ki! Mülkünsâhibi olan Allah`ım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekipalırsın. Dilediğini azîz kılar, dilediğini alçaltırsın. İyilikelindedir. Doğrusu sen, her şeye kâdirsin.İnsanlara davranışın, hilm, sevgi,merhamet, şefkat, rıfk, yumuşaklık, tevazu ve kötülüğü affetme gibigüzel ahlâkla olsun. Sevgili Peygamberimiz;
Fazîletlerin enüstünü, senden kesilene gitmen, seni mahrûm bırakana vermen, sanazulmedeni affetmen, sana kötülük yapana iyilik etmendir. buyurmuşlardır.
Sükûtu tercih et. Çünkü güzel huylarınefendisi, âlimin zîneti, ibâdeti yükseltendir. Dilini sana lâyıkolmayan şeylerden koru. Sana iyi davranmayanları bırakıp, kendine lâyıkbir arkadaş seç. Gaybleri bilen Allahü teâlânın nazargâhı olan bâtını,kalbi harâb edecek şekilde, zâhirinin zînetlenmesi için çalışma.
Vaktin darlığı bu kadarla yetinmeyi îcâbettirdi. Eğer daha fazla bilgi almak istersen selefin nasihatlarınamürâcaat et. İmâm-ı A`zam`ın birinci talebesi ve Hanefî mezhebininikinci imâmı olan Ebû Yûsuf`la yaptığı ve
El-Eşbah ven-Nazâir kitabınınsonunda yazılan nasihatlar, İmâm-ı Gazâlî`nin
Eyyühe`l-Veled kitabındakinasihatları İmâm-ı Süyûtî ve diğer âlimlerin nasihatları gibi. Eğertevfik yetişirse, inşâallahü teâlâ gerisi tamamlanır.
Bu vasiyeti, bereket kazanmak içinnasihat kitabı yap. Her şeyin üstünde tut. Ona tekrar bak. Umulur ki,onunla nefsini tezkiye eder, temizler, bize diri iken de, ölü iken deduâ edersin. Allahü teâlâ, bizi mârifetini tatmakla rızıklandırsın ve oşekilde öldürsün. Sen, Allahü teâlânın, en üstün Nebîsine kâmil olaraktâbi olmalısın. O`na ve tâbilerine en üstün tehiyye ve selâm olsun.
Muhammed Hâdimî hazretlerininmühürlerinde şu yazı vardı:
Ey bâr-i Hudâ be Hakkı hestî,Şeş çîz merâ medet firistî,İlim u amel, ferağ-ı destî.Îmân u emân, ten dürüstî.Mezhebi Nu`mân, Es-Seyid Muhammed.Mânâsı: Yâ Rabbî! Varlığın hakkı için şualtı şeyi bana ihsân eyle: Îmân, vücûd sıhhati, ilim, amel ve ihlâs,cömertlik ve emirlerini yapabilmek. Hanefî mezhebinden Seyyid Muhammed.
Muhammed Hâdimî hazretlerinin insanlığınsaâdeti için hazırladığı eserleri pek çoktur. Bunlardan bâzılarışunlardır:
1) El-Berîkat-ül-Mahmûdiyye fî ŞerhiTarîkat-il-Muhammediyye, 2) Dürer Hâşiyesi, 3) Hâşiyetün alâ Tefsîr-iSûret-in Nebe` lil-Beydâvî, 4) Risâletün fî Sülûk-in-Nakşibendiyye, 5)Risâlet-ül-Huşû`i fis-Salâti, 6) Risâletün fî Hakk-ıl-Istihlaf, 7)Arâyis-ün-Nefâisi fî İlm-il-Mantık, 8) Menâfî-ud-Dekâik fî ŞerhiMecâmi-ul-Hakâik. Bu eseri
Mecelle`nin küllî kâidelerinekaynak olmuştur.
İŞTE BENİ GÖRÜYORSUN YA
Muhammed Hâdimî, Rum diyârının seçilmişâlimlerinden olan mübârek babası Mustafa Efendinin kabrini ziyâretegitmişti. Kabrinin başında Yâsîn sûresini okuyup sevâbını, Peygamberefendimize bütün peygamberlere (aleyhimüsselâm), Eshâb-ı kirâma(radıyallahü anhüm) ve bütün ehl-i îmânın rûhlarıyla birlikte,babasının da rûhuna hediye etti. Sonra murâkabeye dalmış haldebeklerken, Allahü teâlânın izniyle babası âniden mezarından kalktı. Çokheyecanlandı. Onu bu şekilde ilk defâ görüyordu. Sessizce bir müddetbekledikten sonra, ondan nasihat istedi. İşte beni görüyorsun ya.Dünyânın sebep ve alâkalarından hiçbir şey fayda vermiyor. Geçimhusûsunda hırs ve kötü emelden sakınarak, cenâb-ı Hakk`a tevekkül et veO`nun verdiklerine râzı ol! Dünyâda sebeplerini yaratanı unutup,ihtiyâcını, görünüşte buna sebeb olan kula bildirirsen, cenâb-ı Hakseni elinden bir şey gelmeyene muhtâc eder. Eğer ihtiyâcını herkesesöylemeden sâdece Allahü teâlâya arz edersen, dünyâ bile sana muhtacolur. dedi.
1) Tabakât-ül-Usûliyyîn; c.3, s.116
2) Osmanlı Müellifleri; c.1, s.296
3) El-A`lâm; c.7, s.68
4) Esmâ-ül-Müellifîn; c.2, s.313
5) Mu`cem-ül-Matbûat; s.808
6) Mu`cem-ül-Müellifîn; c.11, s.301
7) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49.Baskı) s.1080
8) Rehber Ansiklopedisi; c.7, s.17
9) İslâm Ahlâkı
10) İslâm ÂlimleriAnsiklopedisi; c.16,s.334
11) Osmanlı Târihi Ansiklopedisi; c.3,s.138
12) Hâdimî ve Hâdimîler; s.85
13) El-Mecmû fil-Meşhûd; s.46