Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

AHMED BÂBÂ TENBEKTÎ (232)
LÂMİÎ ÇELEBİ (475)
HOCA SÂDEDDÎN EFENDİ (554)
GARİP HÂFIZ (898)
TÂCÜDDÎN İBRÂHİM KARAMÂNÎ (291)
ABDÜLAZÎZ BEKKİNE (396)
EBÛ ŞU`BE HADRAMÎ (295)
SELÎM FETİHPÛRÎ (276)
EBÛ ABDULLAH MERRAKÛŞÎ (291)
BEKRÎ (Ebü`l-Mekârim) (216)
MUHAMMED SAÎD (309)
CELÂL ALİ DEDE (358)
AMR BİN MEYMÛN EVDÎ (287)
ALÂEDDÎN ALİ ERDEBİLÎ (283)
ABDULLAH BİN MENÂZİL (321)
ŞUMEYT BİN ACLÂN (276)
SARI SALTUK (473)
MUHAMMED HEVÂRÎ (283)
AHMED GAZÂLÎ (319)
KUTB-İ ZAMAN (SeyyidCelâl Buhârî) (401)
HAYR-ÜN-NESSÂC (286)
ABDÜLEHAD SERHENDÎ (533)
FETHULLAH EVDEHÎ (250)
ŞİHÂBÜDDÎN AHMED SİVÂSÎ (381)
EBÛ SAÎD-İ FÂRÛKÎ (263)
SÂLİM BİN ABDULLAH (254)
EBÛ ABDULLAH HADRAMÎ (294)
MUHAMMED MAZHAR (259)
AYN-ÜL-KUDÂT HEMEDÂNÎ (361)
ALİ EL-HARÎRÎ (254)
ABDULLAH BİN MUHAMMED MÜRTEİŞ (335)
ŞEYH TÂC (276)
SÂLİH BABA (418)
MUHAMMED KUDSÎ BOZKIRÎ (325)
AHMED İBNİ KEMÂL (260)
KIBRISLI HAFIZ ALİ EFENDİ (382)
ABDÜLHÂLIK GONCDÜVÂNÎ (328)
HÂŞİMÎ EMÎR OSMAN (302)
FERELİ ŞEYH SİNAN EFENDİ (293)
ŞEYH REYHAN ADENÎ (351)


  

HALLAC-IMANSUR





HALLAC-IMANSUR kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Sofiyye-i aliyye denilenbüyükvelîlerden. İsmi Hüseyin bin Mansûr, künyesi Ebü`l-Mugis`tir. 858(H.244) yılında İran`ın Beyzâ şehrinde doğduğu rivâyet edilmektedir.919 (H.306) yılında ise idâm olunarak şehîd edildi.

Hüseyin bin Mansûr`un büyükbabasıMahamma adında bir zerdüştîdir. Buna, ana tarafından hazret-i EbûEyyûb`un neslinden geldiğini söyleyerek Ensârî de denilmiştir.Tüster`de büyük velîlerden Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî hazretlerininsohbetinde iki sene bulundu. Onun ruhlara hayat veren sohbetleribereketiyle tasavvufa yöneldi. On sekiz yaşında Basra`ya gelerek, Amrbin Osman-ı Mekkî`ye bağlandı. On sekiz ay da onun sohbetinde vederslerinde bulundu. Her iki velînin yanında da nefsi ile büyükmücâdele yaptı ve her isteğine sırt çevirdi. Nefsin istemediği, rağbetetmediği işlere sarıldı. Samîmi ve bağrı yanık bir âşık idi. Kendisiniçok seven Ebû Yâkûb-ı Aktâ` kızını ona verdi. Bundan sonra bir müddetdaha Basra`da kaldı.

Hüseyin bin Mansûr`a Hallâcdenilmesineşu olay sebeb olmuştur. Bir gün o, dostu olan bir hallâcın dükkanınagirdi. Bir işinin görülebilmesi için onun tavassutunu ricâ etti. Fakathallâcın gittiği yerden dönüşü biraz uzun sürdü. Geldiğinde; YâHüseyin! Gördün mü başımıza gelenleri. Senin için bugün kendi işimdenoldum. diye söylendi.

Hüseyin bin Mansûr onunendişeli hâlinebakarak tatlı tatlı gülümsedi ve; Üzülme senin işini de bizhallederiz. dedikten sonra parmaklarını pamuk yığınlarına doğruuzatıverdi. O anda henüz atılmamış pamuk yığınları harekete geçti.Kaşla göz arasında, tel tel saf pamuk bir tarafa, kirli ve süprüntükısmı ise diğer tarafa ayrıldı. Hallâcın gözleri fal taşı gibi açılmışşaşkınlıktan sanki ayakta donmuş kalmıştı. Olay kısa zamanda halkarasında yayıldı. Bu târihten sonra da Hüseyin, Hallâc-ı Mansûr diyeanıldı.

Hallâc-ı Mansûr daha sonraBasra`danayrılarak Bağdât`a Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin yanına geldi,Cüneyd-i Bağdâdî ona susmayı ve insanlarla görüşmemeyi emretti. Dahasonra Hicaz`a giderek, bir sene Ravda-i mutahherada kaldı. Zikr veibâdetle meşgûl oldu. Sonra tekrar Bağdât`a geldi. Burada yine Cüneyd-iBağdâdî hazretleri ile görüştü ve bâzı suâller sordu. Cüneyd-i Bağdâdîsuâllerine cevap vermedi ve; Gâliba bir ağaç parçasının ucunukırmızıya boyaman yakındır! dedi. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri bu sözüile ilerde onun şehîd edileceğine işâret ediyordu. Mansûr, sorduğumeselelerin cevâbını alamayınca, izin alarak Tüster`e gitti. Bir seneorada kaldı. Burada büyük kabûl ve ilgi gördü. Sonra buradan ayrılıp,beş yıl ortadan kayboldu. Horasan ve Mâverâünnehr gibi beldelerdebulundu ve Ahvaz`a geldi. Burada da nasihatlarda bulunup, Ahvaz halkıiçinde büyük kabûl ve ikrâm gördü. Ahvaz`da ilâhî esrârdan çokbahsettiğinden, kendisine Hallâc-ı Esrâr denildi. Tekrâr hacca gitti.Dönüşte Basra`ya geldi. Oradan tekrar Ahvaz`a gitti. Bir müddet dahaburada kaldı. Sonra; Halkı Hakk`a dâvet için şirk beldelerinegidiyorum. diyerek Hindistan`ın yolunu tuttu. Buradan Mâverâünnehr`egeldi. Çin`i Maçin`i dolaştı. Gittiği her yerde halkı Hakk`a dâvetetti. Hint, Çin ve Türk kavimlerinden pekçok kimsenin İslâmiyetleşereflenmesine vesîle oldu. Onların İslâmiyeti tanımaları için pekçokeserler telif etti. Dönüşünde dünyânın dört bir yanından ona mektuplaryazılmaktaydı. Hindliler, ona; Ebû Mugis, diye mektup yazarlardı.Çinliler Ebû Muîn, Türkler; Ebû Mihr, Farslılar; Ebû Abdullah Zâhid,Huzistanlılar; Hallâc-ı Esrâr diye hitab ediyorlardı.

Hallâc-ı Mansûr hazretlerininİslâmiyetiyaymak için yıllarca dolaştığı, şehir şehir gezdiği bu seyâhatlerisırasında pekçok kerâmetleri, hârikulâde halleri görüldü.Kerâmetlerinden daha mühimi de onun mârifet, hikmet ve ince mânâlardolu sözleridir. Bunlar, onun ilim ve mârifette ulaştığı kıymetlidereceleri gösteren birer delildir. Kerâmetlerinden ve hikmet dolusözlerinden bazıları şu şekildedir:

Semerkantlı Reşid-i Hurd,Kâbe`ye gitmeküzere yola çıkmıştı. Yolda konak yerlerinde meclisler teşkil edipsohbette bulunuyordu. Yine bir konak yerinde şunu anlattı: Hallâc-ıMansûr dört yüz sûfî ile birlikte çöle açılmıştı. Birkaç gün geçti.Gıdâ nâmına hiçbir şey bulamadılar. Açlıktan perişan bir hâlegeldikleri sırada Hallâc-ı Mansûr`a gelerek şimdi kelle kebâbı olsa dayesek dediler. Hallâc, hemen elini arkaya uzatıp, kebâb olmuş bir kelleile iki pide alıp, birine verdi. Dört yüz kişiydiler. Her defâsındaelini arkaya uzatıp, bir kelle iki pide aldı. Neticede 400 kelle, 800pide almış ve her birine bir kelle iki pide vermiş oldu. O toplulukbunları yedikten sonra, tâze hurma olsa da yesek dediler. Kalktı vebeni silkeleyin buyurdu. Hurmalar döküldü. Doyuncaya kadar yediler.Bundan sonra yolda ne zaman sırtını bir dikenli ağaca dayasaydı, tâzehurma verirdi.

Bir defâsında Mekke`yegitmişti. Kâbe`ninkarşısında bir sene oturdu. Uzuvlarının yağı buradaki taş üzerine aktı.Derisinin rengi değişti. Fakat yerinden kıpırdamadı. Her gün ona birsomun ile bir testi su getirirlerdi. Somundan kopardığı birkaç lokmaekmek parçasıyla iftar edip geriye kalan kısmını testinin üstünekoyardı. O sene hacılarla birlikte Arafat`a çıktı. Herkes geridöndüklerinde bir âh çekti ve dedi ki: Ey âlemlerin Rabbi! Ey azîzolan Allah`ım! Bütün tesbîh edenlerin tesbîhinden, bütün tehlîlsöyleyenlerin tehlîlinden ve her tefekkür sâhibinin tefekküründen senitenzîh ederim. Ya ilâhî! Biliyorsun ki, sana şükretmekten âcizim. Benimşükrüm ancak budur.

Hallâc-ı Mansûr yanınagelenlere yazınkış meyveleri, kışın yaz meyveleri çıkarır ikrâm ederdi. Elini havayauzatınca, avucu, üzerinde Kul hüvallahü ehad yazılı gümüşparalarla dolardı. Bunlara kudret paraları ismini verirdi. İnsanlara,evlerinde ne yediklerini, ne yaptıklarını, ne konuştuklarını vekalplerinden geçenleri Allahü teâlânın bildirmesi ile haber verirdi.

Kul, ubûdiyetin, kulluğunbütünşartlarını kendinde toplarsa, Allah`tan başkasına kul olmanınyorgunluğundan kurtularak hürriyete kavuşur, külfetsiz ve sıkıntısızbir şekilde Allah`a kul olmanın zîneti ile süslenir. Peygamberlerin vesıddîkların makâmı budur. Bu durumdaki kula ibâdet ve tâat zor gelsebile, Allahü teâlânın yardımı ile onu zevk ve gönül rahatlığı ile îfâeder. İslâmiyet yönünden bu nevî ibâdetlerle süslü bulunduğu haldeibâdetlerinde kalbine en küçük bir meşakkat, sıkıntı ârız olmaz.

Kim hürriyeti murâd edinirseubûdiyyete,kulluğa sıkı bir şekilde devâm etsin. Hakîkî hürriyet Allah`tanbaşkasına kulluk yapmamaktır.

Azîz ve celîl olan Allah`tanbaşka birşeyden korkan veya bir şeyi ümid eden kimsenin yüzüne, Allahü teâlâbütün kapıları kapatır, ona âdî bir korkuyu (Allah korkusunun dışındakalan korkuları) musallat eder. Kendisi de onun arasına yetmiş perdeçeker, bu perdelerin en incesi şüphe, vesvese olur.

Bir gün kendisine; Sabırnedir? diyesorduklarında; Sabır odur ki; iki elini ayağını keserler, onu köprününüzerine asarlar ve hattâ bundan daha acâib muâmeleler yaparlar da birkere âh etmez. buyurdu. Kendisinin ölümü ve idâmı böyle cereyânetmiştir.

Nitekim Hallâc-ı MansûrAllahü teâlânınaşkı ile kendinden geçtiği bir sırada; Enel-Hak= (Ben Hakkım) sözünüsöyledi. Bu sözünü, zâhir âlimleri dalâlete ve ilhâda hükmedip katlinefetvâ verdiler.

Hallâc-ı Mansûr, Enel-Haksözünüsöyleyince tasavvuf ilmine vâkıf olmayan zâhir ulemâ bu söze şiddetlekarşı çıktı. Sözünü Halîfe Mu`tasım`ın yanına götürerek fesâdçıkardılar. O sırada vezir olan Ali bin Îsâ`yı ona karşı kışkırtarakaleyhine çevirdiler. Halîfe, Hallâc`ın bir sene zindana atılmasınıemretti. Fakat halk yine ona gidip bâzı meseleler soruyordu. Dahasonra, insanların onu ziyâreti de yasaklandı. İbn-i Atâ`nın ve EbûAbdullah bin Hafîf`in yaptıkları ziyâretler müstesnâ beş ay müddetlekimse onu ziyâret edemedi.

Nakledilir ki; bir geceMansûrhazretlerini zindanda bulamadılar. İkinci gece ne zindan vardı ne deMansûr... Üçüncü gece, zindan da Mansûr da yerindeydi. Kendisine bununhikmeti suâl edildiğinde; İlk gece O`nunlaydım, beni bulamadınız.İkinci gece, O benimleydi, ne beni ne de zindanı görebildiniz. Üçüncügece, her şey yerli yerindeydi. Tâ ki mukaddes dînimizin emrini yerinegetiresiniz. Beni idâm edesiniz diye. buyurdu.

Şeyh Ebû Abdullah-i Hafîfşöyle nakletti:Bir çok hîle ile zindana girerek Hallâc-ı Mansûr`u görmeye gittim.Yumuşak halılar ve döşeklerle döşenmiş, iyi tertib edilmiş güzel biroda gördüm. Odanın duvarına bir ip bağlanmış, üzerinde bir havluasılmıştı. Orada yüzü güzel bir köle gördüm. Şeyh nerededir? diyesordum. Abdesthânededir. Abdest hazırlığı görüyor. dedi. Ben: Nezamandan beri şeyhin hizmetindesin? dedim. On sekiz aydan beri.dedi. Bu zindanda şeyh ne yapıyor? dedim. On üç batman ağırlığındabir demir bağ ile, her gün bin rekat namaz kılıyor. dedi. Sonra devâmederek: Bu gördüğün zindanın kapılarının herbirinin arkasında eşkıyâve hırsız kimseler vardır. Onlara nasîhat eder. Bıyıklarını vesaçlarını keser. dedi. Ne yer? diye sordum. Her gün önüne çeşitliyemeklerle donatılmış bir sofra getiririz. Bir müddet onlara bakar.Sonra parmağının ucu ile o yemeklerin üzerine basar ve içli bir sesleçeşitli şiirler söyler. Aslâ onları yemez. Sonra önünden alır,götürürüz. Biz bu şekilde konuşurken o abdesthâneden çıktı. Güzelgörünüşlü olup, câzibeli bir boyu vardı. Beyaz sof giymiş, işlemeli birpeştemalı başına sarmıştı. Sofa tarafına çıkıp oturdu. Bana: Eydelikanlı! Neredensin? dedi. Fars`tanım (İranlıyım) dedim. Hangişehirdensin? diye sordu. Şiraz`danım dedim. Benden meşâyıhhaberlerini sordu. Ebü`l-Abbâs ibni Atâ`ya gelince, sözümü keserek:Onu görürsen, o kâğıtları (mektupları) yakmasını söyle. dedi. Sonrayine: Buraya nasıl gelebildin? dedi. Bâzı İran askerlerininyardımıyla. dedim. Tam bunu söylediğim zaman zindancıbaşı içeri girdi.Yer öpüp oturdu. Şeyh ona: Sana ne oldu? dedi. Zindancıbaşı:Düşmanlarım beni halîfeye gammazlamışlar. Güyâ ben, ululardan biriniburadan bin dinar alarak salmışım. Yerine de halktan birinihapsetmişim. İşte şimdi beni alıp götürecek, katledecekler. dedi.Şeyh: Var selâmetle git. dedi. O gittikten sonra, şeyh hücreninortasında dizleri üzerine gelerek, ellerini havaya kaldırdı. Başınıönüne eğdi. Şehâdet parmağı ile işâret ederek, ansızın ağladı. Öyleağladı ki, gözyaşından ıslanmadık bir yeri kalmadı. Kendinden geçerekyüzünü yere koydu. O sırada zindancıbaşı içeri girdi. Tekrar şeyhinönüne oturdu. Şeyh: Ne oldu? diye sordu. Zindancıbaşı: Kurtuldum.dedi. Hangi sebeple kurtuldun? diye sordu. O, Beni halîfenin yanınagötürdükleri zaman halîfe; Şimdiye kadar seni katletmeyitasarlıyordum. Şimdi sana gönlüm hoş geldi. Seni beğendim. Tekraraffettim. dedi. Bundan sonra şeyh, yüzünü o havlu ile temizlemekistedi. Havlunun asılı olduğu ipin yüksekliği şeyhden yirmi arşınyukarıdaydı. Şeyh elini uzatarak havluyu aldı. Şeyhin eli mi uzandıyoksa o havlu mu şeyhe yaklaştı anlayamadım. Sonra ben çıkıp gittim veİbn-i Atâ`ya vardım. O haberi verdim. Dedi ki: Eğer tekrar onunlabuluşursan; beni, kendi başıma bırakırlarsa, ona mektuplarısaklayacağımı söyle. dedi.

Naklederler ki, Hallâc-ıMansûrhapishânedeyken üç yüz kişiydiler. Bir gece diğerlerine; Ey mahpuslar!Gelin sizi kurtarayım. dedi.Peki sen kendini niçin kurtarmıyorsun.Gücün olsa kendini kurtarırsın. dediklerinde; Biz himâye ve selâmetiçindeyiz. Eğer dilersek bir işâretle bütün kelepçeleri açarız! dedi.Sonra parmağıyla işâret edince, bütün kelepçeler yere döküldü. Bununüzerine; İyi ama hapishânenin kapısı kilitli, şimdi biz nereyegidelim? dediler. Bunun üzerine bir daha işâret etti. Duvarlarda birtakım gedikler ortaya çıktı. Bu hali gören mahpuslar, hemen Hallâc`ınayaklarına kapanarak kendileriyle gelmesi için yalvarmaya başladılar.Fakat o reddetti. Neden diye sorduklarında; Bizim O`nunla öyle birsırrımız vardır ve sır sâhibinden başkasına söylenmez. buyurdu.

Bu haberler halîfeyeulaşınca; Fitneçıkarmak istiyor, onu katlediniz veya Enel-Hak sözünden dönene kadarsopalayınız. emrini verdi. Bunun üzerine Hallâc-ı Mansûr hazretleriniBağdât`ta Tâkkapısına götürdüler. Evvelâ yüz kırbaç vurdular.Kendisinden en küçük bir ses çıkmadı. Ölmediğini görünce, ellerini veayaklarını kestiler.

Hallâc-ı Mansûr`unrahmetullahi aleyhelleri ve ayakları kesildiğinde; Sakın korkudan sarardığımızannetmeyin. Kan kaybetmekten sararıyorum. buyurdu.

Darağacına çıkan Mansûrhazretlerine şusuâl soruldu; Tasavvuf nedir? Tasavvufun en aşağı derecesi, iştebende gördüğünüz bu haldir. Ya ileri derecesi? Onu görmeyetahammülünüz olmaz.

İdâm edilmeden önce halk taşatmayabaşladı. Atılan taşlara hiç ses çıkarmıyor, hattâ tebessüm ediyordu.Bir dostu, taş yerine gül attı. O zaman Mansûr hazretleri inledi.Sebebi sorulduğunda; Taş atanlar beni yakînen tanımayanlardır.Tabiîdir ki halden anlamazlar. Halden anlayanların bir gülü bile beniincitti. cevâbını verdi.

Bu arada kendisinden nasîhatistemek içingelen hizmetçisine; Nefsi, yapması gereken bir şeyle, ibâdetle meşgulet! Yoksa o seni yapılmaması gereken bir şeyle, haramlarla meşguleder. dedi.

Ellerinden, bacaklarındansonra dilini dekesmek istediler. İzin isteyip; Allah`ım, bana senin için bu işkenceyirevâ görenlere rahmet et! Senin rızân için beni elimden, ayağımdan,gözlerimden, başımdan, canımdan ayıran bu kullarını affet! diyeyalvardı.

Daha sonra dili ve başı dakesildi,cesedi yakıldı, külleri Dicle`ye atıldı.Atılan küller dökülür dökülmez,nehir hemen kabarmaya başladı. Kabaran Dicle`nin suları Bağdât`ı basmaküzereydi. O zaman bir dostu hırkasını Dicle`ye attı ve Dicle bir müddetsonra eski normal hâlini aldı. Hallâc-ı Mansûr hazretleri bu kimseye,şehid edilmeden önce: Benim kollarımı, bacaklarımı, başımı kestiktensonra, cesedimi yakıp, külünü Dicle`ye atacaklar. Korkarım ki, nehirtaşıp Bağdât`ı basacak. O zaman hırkamı nehrin kenarına götürüp, sularaat. buyurmuştu.

Abdülmelik Evkâf anlatır:Bir günüstâdım olan Hallâc-ıMansûr`a; Ey hocam! Ârif kimdir? diye sordum.Buyurdu ki: Ârif o kimsedir ki, Zilkâde ayından altı gün kala, Salıgünü, 919 (H.306) senesinde Bağdât`ta eli ayağı kesilerek, gözleriçıkarılarak, baş aşağı astırılıp, gövdesi yakılarak, külünüsavururlar.Onun dediği zamânı gözledim. Meğer o söylediği kendiymiş, one söyledi ise aynını yaptılar.

Naklederler ki: Onudarağacında astıklarıvakit iblis yanına geldi ve; Bir Ene (ben) sen dedin, bir Ene de ben.(Sen Ene`l-Hak dedin, ben: Ene hayrun minhü= Ben ondan hayırlıyım.dedim) Nasıl oluyor da bu yüzden senin üzerine rahmet, benim üzerimelânet yağdırıyor? diye sordu. Hallâc-ı Mansûr şu cevâbı verdi: Sebepşudur. Sen Ene dedin, kendini ortaya koydun, ben Ene dedim, kendimiortadan kovdum. Benliği ortaya getirmenin iyi olmadığını, benliğiortadan kaldırmanın ise gâyet iyi olduğunu bilesin, diye bana rahmet,sana lânet etti.

Hallâc-ı Mansûr, zamânındakibâzı zâhirâlimlerinin anlayamadığı sâdık, Allahü teâlânın aşkı ile yanan bir Hakâşığıdır. Şiddetli mücâhedeler ve çetin riyâzetler çekmiş, himmetiyüksek, kerâmetler sâhibi bir velîdir. Sözleri güzel, konuşması fasîhve belîğ, firâseti üstün, hakîkat, esrâr, mânâ ve mârifetler sâhibiolup, yaşadığı müddetçe, dâimâ ibâdet ve riyâzetle meşgûl olurdu. Gündebin rekat namaz kılardı. Şehîd edildiği günün gecesinde de 500 rekatkılmış olup, her gece en az dört yüz rekat namaz kılmaya kendisinimecbur tutardı.

Hallâc-ı Mansûr hazretlerininidâmınasebeb olan Enel-Hak sözü, onun tasavvuf yolunda sâhib olduğu kendihal ve derecesine uygun ve kendi aşk sarhoşluğu içinde söylediği doğrubir sözdür. Zâhiren kelime mânâsı; Ben Hak`ım demek olan bu sözünhakîki mânâsı: Ben yokum. Hak vardır. demektir. Nitekim İmâm-ıRabbânî hazretleri Mektûbât kitabının 2. cild 44. mektûbundabu husûsu şöyle açıklamaktadır: O büyüklerin Her şey O`dur demeleri,hiçbir şey yoktur. Yalnız O vardır demektir. Meselâ, Hallâc-ı MansûrEnel-Hak (Ben Hak`ım) dedi. Böylece, ben Hak`ım, Hak teâlâ ilebirleştim, demek istemedi. Böyle diyen kâfir olur ve öldürülmesi lâzımolur. Onun sözünün mânâsı Ben yokum, Hak teâlâ vardır. demektir. İştesofiyye (evliyâ) her şeyi Hak teâlânın isimlerinin ve sıfatlarınıngörünüşü, onların aynası bilir. Zâtın (kendisinin) bunlarlabirleştiğini, zâtında değişiklik olduğunu söylemez. Meselâ, bir insanıngölgesi, kendinden hâsıl oluyor. Gölge, o kimse ile birleşmiş, onunaynıdır veya o kimse o gölge şekline girmiştir, gibi şeyler söylenemez.O kimse, kendi kendinedir. Gölge, onun bir görünüşüdür. Bu kimseyiaşırı seven, gölgeyi filân görmez. Ondan başka bir şey görmez. Gölge, okimsenin aynıdır, diyebilir. Yâni gölge yoktur, yalnız o insan vardır,der. Bundan anlaşıldı ki, sofiyye, eşyâya, Hak teâlâdan meydanagelmiştir. Hak teâlâ değildir, diyor. O halde, sofiyyenin; Her şeyO`dur. sözleri; Her şey O`ndandır. demektir ki, âlimler de böylesöylemektedir. İki taraf arasında bir fark yoktur. Yalnız şu farkvardır ki, sofiyye, eşyâya, Hakk`ın görünüşü diyor. Âlimler bunusöylemekten çekiniyor. Eşyâ ile birleşmek, eşyânın içinde bulunmakanlaşılmasın diye, bu sözü söylemiyor.

Hallâc-ı Mansûr hazretlerihalleri doğru,zamânındakilerin, kadrini ve derecesini anlamayacak derecede yüksek birvelî idi. O, hiçbir zaman Allahlık iddiâ etmedi. Tam tersine Allahaşkının sarhoşu bir kul olarak yaşadı, gündüz ve gecelerini ibâdetlegeçirdi. Elli yaşındayken; Bu güne kadar bin senelik namaz kıldım.buyurdu. İslâmiyetin bütün emir ve yasaklarına en ince hususlara kadartitizlikle uyar, mübahları zarûret mikdârı kullanırdı. Ömrünün temelisıkıntı üzerine kurulmuştu.Bu da, Allah aşkına tutulanlarda çeşitlişekil ve derecelerde görülen bir husustur.

Onun hal ve mertebesinianlayan pekçokâlim ve velî yüksek bir velî olduğunu söylemişlerdir. İbn-i Atâ, EbûAbdullah Hafîf, Şiblî, Ebü`l-Kâsım Nasrabâdî, Şeyh Ebû Saîd Ebü`l-Hayr,Şeyh Ebü`l Kâsım-ıGürgânî, Şeyh Ebû Ali Fârmedî ve Yûsuf-ı Hemedânîhazretleri bunlardan bâzılarıdır. Büyük velî Şiblî, onun için; Ben veHallâc aynı şeyiz. Ama bana deli dediler kurtuldum. Onun aklı ise onuhelâk eyledi. buyurmuştur. Yine Şeyhülislâm Abdullah-ı Ensârî;Hallâc, imâmdır. Fakat durumunu her kişiye söyledi. Zayıflara ağır yükyükletti. Avam (halkın) bilgisiyle ve akıl yoluyla anlayamayacaklarışeyleri konuştu. Bu hususta İslâmiyete riâyet etmedi. Ona ne vâkiolduysa, bu sebepten oldu. demiştir.

AliRâmitenî hazretleri ise,Hallâc-ıMansûr`un hâlini; Hüseyin bin Mansûr zamânında, Hâce Abdülhâlık-ıGoncdüvânî`nin oğullarından biri bulunsaydı, Mansûr idâm edilmezdi.buyurarak en veciz şekilde îzâh etmiştir. Abdülhâlık-ı Goncdüvânî`ninmânevî oğulları olan talebelerinden biri bulunsaydı, Hüseyin binMansûr`u terbiye ederek, o makamdan daha yukarılara geçirir, idâmedilmesi lâzım gelmezdi. Çünkü Hallâc-ı Mansûr, her ne kadar büyük velîolmakla birlikte, tasavvuf yolunun en nihâyetine ulaşabilmiş değildir.Bulunduğu mertebe nihâyetten çok uzaktır.

Onun hâli, dünyâsı veiçindeki ilâhî aşkıbir başka olup, zâhir insanının anlayabilmesinden çok uzaktı. Zamanzaman şöyle derdi:

Dilim dilim bende yürek
Aşk nicedir gel benden sor.
Savrulurum kürek kürek
Aşk nicedir gel benden sor.

HAK NEYİ DİLERSE BİZ ONUDİLERİZ

Bir gün Mansûr`un hâtırından;Peygamberefendimiz, Mîrâc gecesi, sâdece müminleri diledi de, neden bütüninsanları dilemedi ve, yâ Rabbî, cümlesini bana bağışla demedi. diyegeçti. Böyle düşünürken, Resûlullah efendimiz içeri girdi ve; Biz kimidilersek Hakk`ın fermânı ile dileriz. Bizim gönlümüz Hakk`ın fermânevidir. O`nun irâdesinin ve fermânının gayrisinden pâk ve mâsumdur.Eğer O, hepsini dilerse, ben de hepsini dilerim. buyurdu. Bundan sonraHallâc-ı Mansûr, başından sarığını çıkararak Resûlullah`ın huzûrundakerâmet gösterdi. Resûlullah efendimiz buyurdu ki: Bu sarık kerâmetiile, baş dahi vermek gerektir ki, ben râzı olayım. Onun idâmedilmesine hakîkatte, sebep, bu hüküm oldu.

1) Tam İlmihâl Seâdet-iEbediyye (49.Baskı); s.1082
2) Müjdeci Mektûblar;Mektub No: 24,100, 266
3) Tezkiret-ül-Evliyâ;c.2, s.114
4) Kuşeyrî Risâlesi; s.28,43
5) Nefehât-ül-ÜnsTercümesi; s.199
6) Vefeyât-ül-A`yân; c.2,s.140
7) Târih-i Bağdâd; c.8,s.112
8) Hikâyetü`l-Mansur; c.4,s.138
9) Hallâc-ı Mansûr;AliEmirî, 1252
10) Tabakât-ı Ensârî; s.315
11) İslâm ÂlimleriAnsiklopedisi; c.4,s.133
12) Tabakâtü`l-Evliyâ;s.187


Ana Sayfa




Yazdır




HALLAC-IMANSUR kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3795)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2071)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2045)
BABA TÂHİR URYÂN (2000)
HACI DURSUN EFENDİ (1898)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1679)
ARAB BABA (1635)
MERKEZ EFENDİ (1566)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1565)
BEHRULLAH EFENDİ (1504)

En Son Okunanlar

HAKÎM SENÂÎ (518)
HÂFIZ SA`DULLAH (265)
HÂFIZ OSMAN EFENDİ (445)
NİZÂMEDDÎN HÂMÛŞ (299)
HÂDİMÎ (385)
CERRÂHZÂDE (280)
HACIM SULTAN (510)
EMÎR HAYÂLÎ ÇELEBİ (270)
HACI VEYİSZÂDE MUSTAFA EFENDİ (402)
HAKÎM-İ TİRMİZÎ (448)

Rastgele

AHMED BÂBÂ TENBEKTÎ (232)
LÂMİÎ ÇELEBİ (475)
HOCA SÂDEDDÎN EFENDİ (554)
GARİP HÂFIZ (898)
TÂCÜDDÎN İBRÂHİM KARAMÂNÎ (291)
ABDÜLAZÎZ BEKKİNE (396)
EBÛ ŞU`BE HADRAMÎ (295)
SELÎM FETİHPÛRÎ (276)
EBÛ ABDULLAH MERRAKÛŞÎ (291)
BEKRÎ (Ebü`l-Mekârim) (216)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012