Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

ŞÂFİÎ (251)
EBÛ CÂFER HADDÂD EL-KEBÎR (247)
REBÎ BİN HAYSEM (343)
GÖNCÜZÂDE KÂSIM EFENDİ (287)
EBDAL MURÂD (305)
ANKARAVÎ İSMÂİL RUSÛHÎ (255)
MUHAMMED MA`SÛM FÂRÛKÎ (210)
ABDÜLLATÎF EFENDİ (Pamuk Kâdı) (235)
ABDULLAH BİN EBÛ BEKR EL-AYDERÛS (239)
VEKÎ` BİN CERRÂH (291)
MUHAMMED SÂMİ (Sam Şeyhi) (848)
KABAŞA (345)
EBÜSSÜ`ÛD EFENDİ (252)
MÂCİD EL-KÜRDÎ (337)
ŞEBRÎSÎ (258)
HIZIR ÇELEBİ (Hızır Bey) (524)
EBÛ İSHÂK-I ŞÎRÂZÎ (291)
AYSÂVÎ (Ahmed bin Yûnus ed-Dımeşkî) (315)
SA`DÎ-İ ŞİRÂZÎ (290)
ABDÜLVEHHÂB-I ŞA`RÂNÎ (232)
ABDÜLFETTÂH-I BAĞDÂDÎ AKRÎ (501)
AKŞEMSEDDÎN (404)
ABDULLAH HAYDERÎ (245)
SÂKIB DEDE (308)
HACI AHMED EFENDİ (392)
YA’KÛB-İ ÇERHÎ (340)
MUHAMMED ZİYÂD (335)
CEMÂLEDDÎN HANSEVÎ (314)
YÛSUF HARPÛTÎ (632)
MAZHAR-I CÂN-I CÂNÂN (250)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1565)
BEKÂ BİN BATÛ (329)
ŞEYH AHMED EFENDİ (253)
METBÛLÎ (321)
AHMED BİN ABDURRAHMÂN ES-SEKKÂF (271)
ALİ FERÂHÎ (273)
ABDULLAH BİN ABDÜLGANÎ EL-MAKDİSÎ (275)
İBN-İ ÂRİF (307)
SELÂHADDÎN UŞÂKÎ (340)
EBÛ ABDULLAH-I RODBÂRÎ (402)


  

İBRÂHİM EFENDİ (Aşçı Dede)





İBRÂHİM EFENDİ (Aşçı Dede) kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Erzincanvelîlerinden. İsmi İbrâhim bin Halil bin Muhammed Ali Bey`dir. 1828(H.1244) senesinde İstanbul`da Kandilli`de doğdu. Bir hac seferindeMedîne`de vefât ettiği ve orada defnedildiği nakledilmiştir. BabasıMuhammed Ali Ağadır. Dedesi Kastamonulu Uzun Halil Ağa demekle meşhûrbir zât olup, yeniçeri devrinde Anadolu Hisarında köy ağası gibi hatırısayılır bir ağa idi. Babası beş yaşında iken yetim kalmış, amcasınınyanında büyümüştür. Annesi Çerkeşoğulları denilen bir âiledenHasanAğanın kızı Behiye Hanımdır. İbrâhim Efendiden önce bir kızçocukları doğmuş ve küçük yaşta vefât etmiştir.

Babası yeniçeri başçavuşu olup, Rusyamuhârebesinde iken İbrâhim Efendi doğmuş, babasına müjdelenmiştir.İbrâhim Efendi belli bir tahsilden sonra tasavvufta Mevleviyye yolunagirdi. Bir müddet bu yolda ilerlemek için çalıştı. Daha sonaErzincan`agidip Hacı Fehmi Erzincânî hazretlerini tanıyıp ona talebe oldu. Onunsohbetlerinde kemâle erdi. Mükemmel bir medrese tahsîli gördü.Askeriyede rûznâmeci olarak vazîfe yaptı.

Hocasını tanıdığı ve tasavvufta kemâleerip yükseldiği yer olması sebebiyle Kûy-i Cânân-ı Hakîkî diyevasfettiği Erzincan`a gitmek için İstanbul`dan gemi ile yola çıkıpTrabzon`a oradan da Erzincan`a geçti.

Şöyle anlatır: Ben bilmezdim. FakatKûy-i Cânân-ı Hakîkî Erzincan imiş. Altı-yedi gün gâyet hoş biryolculuktan sonra bir sabah vakti dağ üzerinde iken Erzincan Ovasıgöründü. Ova gözüme o kadar hoş gözüktüğünden, elimde olmadan meâlen; BunlarAdn Cennetleridir. Oraya devamlı kalıcılar olarak giriniz. buyrulanâyet-i kerîmeyi okudum. Bu sırada yanımda bulunan yol arkadaşım İsmâilAğa yüzüme bakıp neden bu âyet-i kerîmeyi okuduğumu sordu. İçimdengeldi deyince, benim tarîkat ehli bir kimse olduğumu anlayıp; Niçinsöylemezsiniz, ben de tarîkat ehliyim. dedi. Hangi tarîkatten olduğunusorunca, Hâlidiyye dedi. SonraErzincan`da bu tarîkatın çok yaygınolduğunu söyledi. Bu sırada ben Mevlevî tarîkatında idim.

Daha sonra Erzincan Ovasına indik. OradanErzincan`a bir günlük yolumuz daha vardı. Ova o kadar hoşuma gitti ki,hayretimi yol arkadaşım İsmâil Ağaya söyledim. Erzincan daha güzeldir,dedi. Zâhiri de bâtını da mâmur. sözünden; bu beldenin hem zâhiri hemde bâtını mâmur bir belde olduğunu anladım. İçimden; Bu beldedeelbette büyük ve mübârek bir zât olmalı. Çünkü insana pek hoş geliyor,bambaşka bir haz veriyor. diye düşündüm. Hatırladığıma göre 1853(H.1270) senesinde Receb ayında Erzincan`a ulaştık.

Yolculuğumuz sırasında İsmâil EfendiyeErzincan`da velîlerden kimler vardır, diye sordum. Hacı Fehmi Efendivardır. Büyük bir zâttır. Hâlidiyye yolu halîfelerindendir. Şeyh VehbiHayyât`ın (Terzi Baba) halîfesidir. Hani Erzincan`a girerkenkabristanda gördüğümüz türbe var ya işte o türbe Şeyh Vehbi Hayyâthazretlerinin türbesidir. deyince, ben Fehmi Efendiyi daha görmedenona âşık oldum. İsmâil Efendi bana dedi ki: Bu sözleri söyleyinceyüzünün rengi değişti. Bambaşka birisi oldunuz. Ben ise; Gönlümdebambaşka bir tecelli hâsıl oldu. Fehmi Efendinin aşkının ateşi üzerimdegörülmeye başladı. Amanİsmâil Efendi! Bu Cumâ günü ziyâretine gidipayağının toprağına yüz sürelim. dedim. Baş üstüne. deyip, evinegitti. Bunun üzerine benim içime bir başka aşk ateşi düştü ki,öncekinden daha tatlı ve tesirli idi. Cumâ gününün gelmesini ipleçekiyordum. Yemekten içmekten kesildim. Annem; Sende bir efkâr var!Oğlum bu hal nedir? diye sordu. Hiçbir şey değil birkaç gündürvücûdumda kırıklık hâli var. diyerek cevap verdim.

Cumâ günü gelince, gusül abdesti alıptemiz elbiselerimi giydim. İsmâil Ağa, berâber câmiye gitmek içinyanıma gelip; Bugün güveği gibi giyinmişsin. deyince; Evet öyledir.İnşâallah Fehmi Efendinin dâmâdı olacağım. dedim.

Câmiye vardığımızda daha kimsegelmemişti. Müezzin Kur`ân-ı kerîm okuyordu. İlk safa oturduk. Cemâatyavaş yavaş toplanıyordu. Etrâfıma bakınırken sanki bir ses kulağımaarkana dön bak der gibi oldu. Dönüp baktığımda bir zâtı oturuyorgördüm. Kalbimde şimşek çakar gibi bir hâl oldu. Bir hareket veâzâlarımda bir titreme meydana geldi. Bu zâtın Hacı Fehmi Efendiolduğunu hissedip yanımda oturan İsmâil Efendiye yavaşça; Arkamızdabir zât oturuyor. Fehmi Efendi bu zât mıdır? diye sordum. Bakıp; İşteodur. deyince, bende öyle bir heyecan meydana geldi ki, anlatmakmümkün değil. Öyle mânevî bir hâle girdim ki, koca câmi sanki bana dargeldi. Dönüp mübârek yüzüne bakamıyordum. Bakmadan da edemiyordum.Izdırabımdan terlemeye başladım. İsmâilAğa; Çok muzdarip oldun sebebinedir? dedi. Arkamda oldukları için muzdarip olduğumu söyleyince;Hazret-i Şeyh hoş görür. Böyle şeyleri aramaz, üzülme. dedi. Halbukibenim ızdırabım başka bir sebepten ileri geliyordu.

Nihâyet ezân okundu. Namaz için kalktık,artık mübârek yüzünü görmek mümkündü. Ama başımı nasıl çevirip debakabilirdim. Edebimden dönüp bakamadım. Namazdan sonra içimden bir âhçektim. İsmâil Ağa bana; Sen bu hâl ile nasıl evlerinegidebileceksin? deyince, artık ister istemez gideceğiz, dedim. Fazlaoturmayalım. Hizmetçiye de tenbih edelim bizim için tütün çubuğu dadoldurmasın. dedim. İsmâil Ağa; Hazret-i şeyhin âdeti öyle değilmuhakkak çubuk doldurtur. dedi. Ben içeri girerken hizmetçiye içerdebenim için sakın çubuk doldurma diye tenbih ettim.

Nihâyet İsmâil Ağa önde ben de arkasındauzun bir merdivenden çıktık. Oturdukları oda uzun bir oda olup, odadaİbrâhim Paşa ve dört beş kişi daha misâfir vardı. İsmâil Efendi odayaönce girdi. Fehmi Efendinin huzûruna girince, mübârek yüzüne baktım.Uzun boylu, ince zayıf yapılı, buğday benizli, yüzünde nûr parlıyordu.Elini öpmek istediğimde âdeti olmadığından ve tevâzu gösterip öptürmekistemediler. Öpmek nasîb oldu. İsmâil Efendi; Rûznâmeci efendidir.diyerek beni tanıttı. Mâşâallah bârekallah. buyurdular. Sonrakarşısına oturmamı emretti. Huzûrunda edeple oturdum, göz ucuyla yüzünebaktım. Hâlimi hatırımı sordu. Başım önüme eğik olduğu halde cevapveriyordum. Çok sıkıldığımdan terledim. Sıkıldığımı anlayıp bana birşey söylemeyip diğer misâfirler ile konuştu. Bir müddet sohbetindekaldıktan sonra müsâde istedik. Ayrılırken elini öpmek istedim, eliniyukarı kaldırıp öptürmek istemedi. Fakat elimi biraz sıktılar. Âh âhmilyonlarca âh! Hani Hayâli cihan değer diye bir söz vardır. İşteşimdi o hatıralarımın hayâli cihan değer. İşte bunları yazıp anlatırkeno hayâl hâsıl oldu. Ağla gözlerim ağla! Hocam Fehmi Efendinin ayrılıkderdiyle ağla! Huzûrundan ayrılırken müsâfeha edip elimi sıktıklarısırada kalbime şöyle yerleştirdiler ki: Sen bizimsin, üzülme, mahzunolma! İşte o andaki sevincim sevdiğine kavuşan kimsenin sevinci gibipek ziyade oldu. Kan ter içinde huzûrundan ayrılıp dışarı çıktım.Huzûrunda bana nasîb olan mânevî hâli İsmâil Efendiye açmadım. Birnazarlarıyla aşk-ı hakîkiye kavuşturdular.

İsmâil Ağa bana; Artık bugün seninbayramındır. Abdüssamed Efendinin ziyâretine de gidelim. dedi. O zâtkimdir? diye sorunca; Terzi Baba`nın dâmâdıdır. Hem Terzi Baba`nınevini de görmüş olursun. dedi. Doğruca oraya gittik. Evi, Câmi-ikebîrin yakınında idi. Beş-altı merdiven basamağı çıktıktan sonra,büyük bir odada idiler. O beldenin âdeti üzere odada bir de ocak vardı.Orayı görünce, içimden aynen İstanbul`daki Merkez Efendininçilehânesine benziyor düşüncesi geçti.

Abdüssamed Efendi bir köşede oturuyordu.Leblebici Baba da yanındaydı. Başka misâfirler de vardı. Huzûrunagirince, elini öpmek istedim, öptürmediler. Karşılarına oturdum. FakatHacı Fehmi Efendinin huzûrundaki gibi fazla hicap duymadım. Hürmet vesaygı göstererek konuşuyordum. İsmâil Efendi bu fakiri tanıtınca,memnun oldu. Abdüssamed Efendi konuşurken gözlerini yumuyor arasıraaçıp tekrar kapatıyordu. Leblebici Baba ise siyah bir aba giyinmişelindeki tesbihini çekiyordu. Huzurda bulunanlar edeple oturuyorlardı.Bir müddet sohbetten sonra müsâde alıp ayrıldık. Sonra İsmâil Efendiile bizim eve gittik. Bu zâtların hayatlarından ve menkıbelerindenanlatmasını istedim.

İsmâil Efendi, MuhammedVehbi Hayyâthazretlerinin hayâtını uzun uzadıya anlatıp sözünü bitirdi fakat bufakirin de işini bitirdi. Yâni gönlüm tamâmiyle Vehbi Hayyâthazretlerine meyl ve muhabbet ederek gece gündüz âh u figânım arttı.Ertesi günü vazîfe yerime gittim. Bedenen vazîfe mahallim olanyerdeyim, fakat aklım, rûhum MuhammedVehbi Efendideydi. Olup bitenlerivazîfe arkadaşım Şerif Efendiye anlattım. Bana; İsmâil Efendinin naklve hikâyesinin hepsi doğrudur. Bu işler yakında olduğuna göre budurumları bilenler çoktur. Hem de Hoca Fehmi Efendinin, Şeyh Hayyâthazretlerinin halîfesi olup, Vehbi Efendinin makâmının Hacı FehmiEfendiye ihsân olunduğunda dahi aslâ şüphe yoktur. dedi. İşte şimdibaştan başa ateş saçağı sardı. Fakat henüz yalnız olarak FehmiEfendinin huzûruna gitmeye kuvvet ve cesâretim yoktu. Bu sebeple İsmâilEfendiye bir kere daha gidelim dedim. Bunun üzerine bir sabah gittik.Önceki gibi Hacı Fehmi Efendinin yine ellerini öptük. Sonra, içimdenHacı Fehmi Efendiye karşı çekingenlik hâlim gidip, bir ferahlık geldi.Bir ara kendisine baktığımda Allahü teâlâya yemîn ederim ki, o andaelimde olmayarak içimden bir aşk deryâsı zuhûr edip, iki gözümünpınarından yaş geldi.Hele ki kendimi zabtederek sırrımı, içimdeolanları dışarı vurmadım. Biraz sonra İsmâil Efendinin işâreti ile izinisteyip huzurdan ayrıldık. İsmâil Efendiye; Benzeri cihana gelmemişbir Yûsuf`a insan nasıl alâka, ilgi gösterirse, işte, şâhid ve bilmişolun ki, Fehmi Efendi hazretlerine de öyle âşık oldum. Eğer bu aşk dahailerlerse, bil ki, kalemi (rûznâmecilik vazîfesini) çoluk çocuğumu terkeder, onun kapısında hizmetkâr olurum. dedim. İsmâil Efendi; Buhususta korkum yoktur. Çünkü Hacı Fehmi Efendi hazretlerinin mânevîkuvvet ve kudretlerini iyi bildiğim için, sizi bu duruma varmayabırakmazlar. dedi.

On beş-yirmi gün sonra İsmâil Efendiyiçağırıp, Fehmi Efendi ve daha başkalarını bir akşam yemeğine dâvetetmek istiyorum. Aceb Fehmi Efendi kabûl ederler mi? dedim. Kabûlederler. dedi. İsmâi Efendi ile berâber huzûruna varıp arz ettik.Kabûl buyurdular. Oradan Abdüssamed Efendi, Leblebici Baba, Hacı HafızEfendi, AbdülbâkiBaba ve diğer ihvâna giderek hepsini dâvet ettim.Ertesi günü akşam yemeğine teşrif ettiler. Yemekten sonra sohbetbaşladı. Fakir de şöyle bir köşede ayakkabılık tarafında oturdu. O ânakadar az çok ehl-i tarik ile muhabbetimiz olmuş ise de onlarınbirisinden işittiğim bâzı sözler fakiri o kadar benden aldı ki, doğrusuaklım ve fikrim başka bir çeşit oldu. Abdüssamed Efendi beni kasdederekbuyurdular ki:

Rûznâmeci Efendiyi kimseye vermem. Benimolsun. dedi. Vehbi Hayyât Efendinin dâmâdı olduğu için FehmiEfendi onaçok hürmet gösterirdi. Buyurdular ki; Rûznâmeci duâcınız, bunafevkalâde teşekkür eder. Siz kabûl buyurursanız. dediler. Hepsininellerini teker teker öptüm. İşte o dâvet sâyesinde biraz onlaraalıştım. Fakat yine yüzlerine bakamazdım. Önüme bakarak gâyet edepliarzederdim. Ertesi gün Abdüssamed Efendi hazretlerine gittim. Merhametve lütuflarının çokluğundan bana zikr yapmayı ve daha başka şeyleriöğretip, teveccüh buyurdular. Bu sırada kalbim harekete geldi. Fakatbir başka âleme girdim. Başka bir renge boyandım.

Oradan Fehmi Efendinin yanına geldim.Onlar da gâyet memnun olup duâ buyurdular. İşte elden geldiği ve gücümyettiği kadar zikr ile meşgûl oldum. İçimizdeki muhabbet git-gideartıyordu. Hacı Fehmi Efendinin yanında bir köşede boynumu eğip zikrile meşgûl oldum.

Hacı Fehmi Efendinin âdetleri üzereyanlarında dâimâ Muhammediyye kitabını okuturlardı. Erzurumlubir derviş olan İsmâil Efendi vardı. Sesi gâyet güzeldi. Muhammediyye`yiona okuturlardı. Orada bulunanların hepsi gözlerini yumup murâkabehâlinde dinlerlerdi. Kendileri de murâkabeye dalar bu âlemden çıkardı. Muhammediyye`yibir saat kadar okuturdu. Muhammediyye okunması tamam olunca,herkes donmuş kalmış gibi olurlar, sonra kendilerine gelirlerdi. Fakir,Hacı Fehmi Efendinin himmetiyle az zamanda hayli terakkî edipilerleyerek, nice senelik müridler, talebeler gibi oldum.

Hacı Fehmi Efendi, kendisine talebeolmaya gelenler için; Benim gibi zavallı birinin dervişi mi olur. Bizkendimiz dervişiz. Ancak ihvân-ı din gelip, gönüller böyle arzu ediyor.Fakir de elinden tutup hocam VehbiHayyât hazretlerinin sürüsünekatıyorum. Yalnız fakirin hizmeti dışarıda kalan koyunları birer birerhazret-i Hayyât`ın sürüsüne katmaktır. Oradan ötesine karışmam. Osürünün çobanı vardır. Benim işim onlara teslimdir. buyururlardı.

İbrâhim Efendi, hocası Hacı FehmiEfendinin ve onun hocası Vehbi Hayyât`ın (TerziBaba`nın) hayâtını vekendi hayâtını anlatan üç ciltlik bir eser yazmıştır. Büyük ciltlerhâlinde olan bu hâtırâtında ayrıca tasavvufa âit çok kıymetli bilgiler,hocalarının sohbetleri yer almıştır. Kendi hayâtını uzunca anlattığı bueseri çok kıymetli bir eser olup, tasavvufta ilerlemek, yetişmekisteyenler için çok güzel misâller ve faydalı bilgiler yazmıştır. Bueserinden başka İsmâil Hakkı Bursevî hazretlerinin Rûhul-ül-BeyânTefsîri`ndeki Fârisî şiirleri tercüme etmiş ve bu tercümenin sonunaFârisî kâideleri anlatan bir risâle eklemiştir. Risâle-iTercümet-ül-Hakâyıkadlı bir eseri vardır.

1) Hâtırât-ı Aşçı İbrâhim, ÜniversiteKütüphânesi, T.Y., No: 3222




Yazdır




İBRÂHİM EFENDİ (Aşçı Dede) kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3796)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2071)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2045)
BABA TÂHİR URYÂN (2000)
HACI DURSUN EFENDİ (1898)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1679)
ARAB BABA (1635)
MERKEZ EFENDİ (1566)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1565)
BEHRULLAH EFENDİ (1504)

En Son Okunanlar

BUHÂRÎ (300)
RECÂ BİN HAYVE (336)
AHMED BİN HADRAVEYH (436)
MUHAMMED BİN VÂSİ’ (316)
MURÂD-I MÜNZÂVÎ (308)
ABDÜLBÂKİ EFENDİ (376)
ATEŞBÂZ VELÎ (790)
HÜSEYİN BİN AHMED EL-MÛSULÎ (278)
HÜSÂMEDDÎN PÂRİSÂ BELHÎ (261)
HÜSÂMEDDÎN NAKŞÎ (288)

Rastgele

HASAN ADLÎ EFENDİ (265)
AHMED BİN ABDURRAHMÂN ES-SEKKÂF (271)
ABDULLAH HASÎB YARDIMCI (259)
EBÛ NASR PÂRİSÂ (310)
MEVLÂNÂ HAMÎD-İ BİNGÂLÎ (296)
AVN BİN ABDULLAH (278)
CELÂL TEHÂNİSERÎ (384)
SAÎD BİN MÜSEYYİB (275)
AHMED BİN EBÛ BEKR (301)
İZZEDDÎN TÜRKMÂNÎ (258)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012