Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

HARPUTLU HACI ÖMER EFENDİ (723)
MUSTAFA BEKRÎ (476)
ŞİRVÂNÎ (271)
EBÛ AMR EZ-ZÜCÂCÎ (281)
MİMŞÂD ED-DÎNEVERÎ (308)
EBÛ UBEYD EL-BUSRÎ (296)
BEDÎ`UDDÎN ŞÂH MEDÂR (256)
NABLÜSÎ (323)
ABDULLAH BİN ABDÜLGANÎ EL-MAKDİSÎ (275)
TAKIYYÜDDÎN EBÛ BEKR KEFEVÎ (300)
BEYZÂDE HACI MEHMED NÛRİ EFENDİ (262)
SEYYİD EMÎR BURHÂN (290)
ÇELEBİ HÜSÂMEDDÎN (265)
AMMÂR-I YÂSER (252)
HATTAT HÂFIZ OSMAN EFENDİ (418)
Nİ’METULLAH GEYLÂNÎ (342)
AYDERÛSÎ (Abdullah bin Abdullah) (236)
AHMED ŞÎRÂNÎ (327)
SEYYİDET NEFÎSE (270)
ALÂÜDDEVLE SEMNÂNÎ (355)
EBÜ`L-HASAN BEKRÎ (343)
OSMAN ES-SERÛCÎ (253)
ALİ BİN MEYMÛN MAĞRİBÎ (262)
GEYİKLİ BABA (574)
MOLLA YEGÂN (532)
SULTÂN-ÜL-ULEMÂ BEHÂEDDÎN VELED (309)
DEDİĞİ SULTAN (269)
UTBET-ÜL-GULÂM (278)
İBRÂHİM HAKKI ERZURÛMÎ (303)
EBÛ BEKR ES-SEKKÂF (259)
MUHAMMED EFENDİ (247)
ŞA`BÎ (223)
VİŞNEZÂDE (316)
KABAŞA (345)
CABBÂR DEDE (335)
Muhammediyye (280)
MUHAMMED İHSÂN (359)
ŞEMS-İ TEBRÎZÎ (392)
HÜSÂMEDDÎN PÂRİSÂ BELHÎ (261)
PÎR ALİ EFENDİ (Ali bin Nasûh) (386)


  

KÂZERÛNÎ





KÂZERÛNÎ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Çin,Hindistan, İran ve Anadolu`da İslâmiyetin yayılmasında büyük hizmetigeçen âlim ve mücâhid velî. İsmi İbrâhim bin Şehriyâr`dır. Annesininismi Bânuveyh bin Mehdî`dir. Ebû İshak künyesiyle ve Kâzerûnînisbesiyle meşhûr olmuştur. 963 (H.352) senesi Ramazân-ı şerîf ayındaŞîrâz civârındaki Kâzerûn kasabasında doğdu. 1034 (H. 426) senesindeKâzerûn`da vefât etti.Kabri oradadır.

Mecûsî bir âileye mensûb olan Ebû İshakKâzerûnî`nin babası sonradan hidâyete kavuşup müslüman olmaklaşereflendi. Müslüman bir anne babadan dünyâya gelen Kâzerûnî`nindoğumundan îtibâren üstün halleri görülmeye başladı. Onun dünyâyageldiği gece doğduğu evden göğe doğru yükselen bir nûr görüldü. Bu nûrsütununun dalları etrâfı aydınlatıyordu.Annesi onu emzirmek istedi.Fakat Ramazan-ı şerîf ayı olduğu için emmedi. Bu hâli Ramazan ayıboyunca devâm etti. Gündüzleri annesini emmiyor, geceleri emiyordu.Ayrıca kardeşi emip karnını doyurmadan emmiyordu. Bu da onun büyük birzât olacağının ilk işâretleriydi.

Ebû İshâk Kâzerûnî`nin, babası müslümanolduğu halde dedesiMecûsî yâni ateşperest idi. Babası onun ilk olarakKur`ân-ı kerîm öğrenmesini isteyince, dedesi; Ona bir sanat öğretmekdaha iyi olur. diyerek mâni olmaya çalıştı. Küçük İbrâhim ise Kur`ân-ıkerîm okumak istiyordu. Anne, baba ve dedesiyle meseleyi konuştuktansonra, dedesini râzı etti. Çünkü ilim tahsiline karşı şiddetli bir arzuduyuyordu. Çocuk yaşında ilim tahsiline başlayıp, Kur`ân-ı kerîmokumayı öğrendi. Okumaya gittiği sırada diğer çocuklardan daha gayretliolup derste hepsinden erken hazır bulunuyordu.

Kur`ân-ı kerîm okumayı ve temel dînîbilgileri öğrenip, diğer ilimleri tahsîl etmeye başlayacağı sıradabüyük bir âlim bulup ondan ilim ve feyz almayı arzu etti.

Bunun için Ebû AbdullahHafif`inderslerine devâm etti. Zâhirî ve bâtınî ilimleri tahsîl etti. AyrıcaEbû Ali bin Hüseyin Fîrûzâbâdî el-Akkar, Ebü`l-Hasan Ali bin CehdimHemedânî ve başka âlimlerden çeşitli ilimleri tahsil etti. Hadîsâlimlerinden birçoğu ile görüştü. Şîraz, Basra, Mekke-i mükerreme veMedîne-i münevveredeki âlimlerden hadîs-i şerîf rivâyet etti, velîlerinsohbetlerinde bulundu. Zâhirî ilimlerde derin âlim, bâtın (kalp)ilimlerinde de yüksek bir velî oldu.

Haram ve şüphelilerden sakınmakta, incedin bilgilerini çözmekte ve büyük âlimlerin eserlerini anlayıp îzahetmekte emsalsiz hâle geldi.

Nefsin isteklerini yapmamak,istemediklerini yapmak sûretiyle Allahü teâlânın rızâsına kavuşmayaçalıştı. Şefkat, merhamet, güzel ahlâk ve cömertlikte yüksek dereceyeulaştı. Zamânın sultanları onu çok sevip saydılar ve onunnasihatleriyle hareket etmeye çalıştılar. İlimdeki ve mârifettekiyüksek derecesi sebebiyle Sultân-ül-Evliyâ ve Kutb-ül-Aktâbünvanlarıyla meşhûr oldu.

Kendisine hakâret edenlere, inkârcılıkyapanlara elinden geldiğince hep tatlı söz, güler yüz gösterip hepsinehayır duâda bulundu. İyi-kötü herkese, güneş gibi ışıklarını yaydı.İyilik ve ihsânlarını kimseden esirgemezdi. Zayıf, güçsüz, yetim vefakirlere elinden geldiğince yardım eder ve sığınak olur, görüpgözetirdi. Mübârek nefeslerinin bereketi bütün âlemi kuşattığından,Mekke-i mükerremeden Kirman`a kadar pekçok garip, seyyid ve dervişdergahına koşmuştu. Ebû İshakKâzerûnî hazretleri her hâliyle örnek birmüslümandı. Derdi, üzüntüsü olanlar onu görünce neşeyle dolar, gam vekederleri silinir, zâlimler zulmünü terk ederdi. Günahkârların pekçoğuonu bir defâ görmekle tövbe-i nasûh ederlerdi. Gâyet sâde giyinir, halkiçinde hep Hak teâlâ ile olurdu.

Cömert ve kerem sâhibi olan Kâzerûnîhazretleri, çok misâfirperverdi. Maddî yönden zayıf olduğunu bilenbabası ona; Sen fakirsin, gelen misâfirleri ağırlama gücüne sâhipdeğilsin, sonra bu işte acz içine düşmeyesin. deyince, Kâzerûnîhazretleri cevap vermedi. Derken Ramazân-ı şerîf ayında bir misâfirtopluluk geldi.Kâzerûnî`nin evinde bir şey yoktu. Akşam yaklaşmıştı. Oanda biri içeri girdi. Ekmek, muz ve incir bulunan büyük bir çantayıbırakıp: Bunu dervişlere ve misâfirlere ikrâm et. dedi. Bu hâli görenbabası oğluna dönerek; Gücün yettiği kadar insanlara hizmet et. ZîrâHak teâlâ seni yalnız bırakmayacaktır. dedi.

Ebû İshak Kâzerûnî, Kâzerûn`da dîn-iİslâma hizmet yolunda ve Ehl-i sünnet îtikâdının yayılmasında pekçokgayret sarf etti. O devirde Kâzerûn ve civârı, putperest ve ateşperestsapık müşriklerle doluydu. Müslümanlar azınlıktaydılar. Onun irşâdfaâliyetleri netîcesinde Kâzerûn ve etrâf memleketlerde îmân nûruparlayıp müslümanlar çoğaldı. Her tarafta birçok vakıf müesseselerikuruldu. Kâzerûnî`nin sohbetinde yetişen talebeleri, İslâm dîniningüzel ahlâkını yaymak için seferber oldular. Cihâd niyetiyle civârbeldelere dağıldılar. Kâzerûnî, talebelerinden ve sevdiklerinden birordu hazırladı. Kendisi de birçok gazâlara katılıp, ilâ-yıkelîmetullah, Allahü teâlânın dîninin yayılması yolunda, insanlarıküfür karanlıkları ve ebedî Cehennem azâbından kurtarmak için, ilim vekılıçla cihâd etti. Az zaman sonra hidâyet nûruna kavuşanlar çoğaldı.Binlerce putperest, grup grup Kâzerûnî`nin huzûrunda îmâna geldi.Kendisi de Cumâ günleri toplanan orduya vâz ve nasîhatlerde bulunurdu.Onlara cihâd ve gazânın fazîletini anlatıp cihâda teşvik ederdi.Mücâhidler, bu vâzları sâyesinde aşka gelip, ihlâs ile kâfirler üzerineyürüyüp zaferler kazandılar. Bir çok ganîmet elde ettiler.

Kâzerûnî her yıl mücâhidleri bizzatteftiş ederek onların silâhlandırılması, giyim-kuşamı ile yakındanmeşgûl olurdu. Ordusu sefere gittiğinde kendisi mânevî başkumandanolarak devamlı duâ ederdi. Mücâhid ordusu, Hindistan ve Çin`e kadargitti. Bir kısmı da Anadolu`ya gelerek Rumlarla cihâd etti.BöyleceAnadolu`da İslâmiyetin yayılmasına çalıştılar. Mücâhidler birdefâsında Rumlarla yapılan bir harpte zor durumda kalmışlardı. Hemenhocaları Şeyh Ebû İshâk Kâzerûnî`nin rûhâniyetinden yardım istediler. Osırada Kâzerûnî mescidde idi. Âniden kalkıp asâsını eline alarak dışarıçıktı. Askerin gittiği tarafa yönelip kayboldu. Tam bu esnâdamücâhidler, heybetli bir süvârinin düşman saflarını darmadağın ettiğinigördüler. Bu hâl, müslümanların kalblerine kuvvet verdi. Nihâyethocalarının yardımıyla düşman kuşatmasından kurtuldular.

Kâzerûnî tekrar mescide döndüğünde,mescidde bulunanlar; Efendim bu hâl nedir? Bir an mescidden çıkıpkayboldunuz. diye sordular. O saatteİslâm ordusu Rum diyârında esirdüşmek üzereydi. Yardım istediler, yardıma gittim. buyurdu.Mesciddebulunanlar bu vak`anın olduğu gün ve saati kaydettiler. Daha sonraİslâm ordusu kâfirlerle cihâddan dönünce bu hâli sordular. Onlar da;Kâfirlerle savaşa başladığımızda biz az, düşman çok kalabalıktı. Çokkahramanlık ve cengâverlik göstermemize rağmen, bir yiğide yüz kâfirdüşüyordu. Bir anda topluca hücûma geçip bizi çepeçevre kuşattılar. Oanda hâtırımıza hocamız geldi ve yardım istedik. Hemen heybetli birsüvârinin düşman saflarını darmadağın ettiğini gördük. Kâfir ordusukırılarak hezîmete uğradı. Böylece gâlib geldik. Ondan sonra o süvârigeldiği gibi kayboldu. dediler. Söyledikleri saat Kâzerûnî`ninkaybolduğu saatti.

Ebû İshâk Kâzerûnî`nin tâlim veterbiyesinde yetişip cihâd için her tarafa dağılan mücâhidler,gittikleri yerlerde, limanlarda, dergâhlar ve ilim yuvaları inşâettiler. Bu faâliyet ve gayret, Kâzerûniyye yolu adı ileanılıp meşhûr oldu. Ebû İshâk Kâzerûnî ve talebeleri bilhassavakfiyelerin inşâ ve inkişâfında (yapılıp yayılmasında) rehber oldular.

Kâzerûnî hazretlerinin birçok olguntalebeleri ve halifeleri vardı. Bunlar; Ebü`l-Hasan Ali bin Fadl,Ebü`l-Abbâs bin Fadl, Muhammed bin İbrâhim, Ebû Abdullah Muhammed binDehzûr Mayinî, Ebû Abdullah Muhammed bin Cüzeyn, Hüseyin Sagîr, Ebû AliHüseyin Kebir, Hasan bin Ali, Hasan bin Ferhan Kâzerûnî, Ebü`l-KâsımKefşen Kâzerûnî, Hasan bin Merdsad, Ahmet bin Firûz gibi âlim,faziletli, ârif ve velî-yi kâmil zatlardı. Bu talebeleri Hindistan,İran ve Anadolu`nun doğu bölgelerinin îmân ve hidâyet nûrlarıylaaydınlanmasına sebeb oldular.

Ebû İshâk Kâzerûnî, zengin müslümanlarıhayra teşvik edip, vakıfların yapılmasını sağladı. Çeşitli beldelerdeyüzlerce dergâh, ribât, hânekâh yaptırdı. Buralarda muhtaçlara yemeklerdağıtıldı. Bu ribât ve vakfiyelerde ilim ve edeb öğretildi, cihad rûhuaşılandı. Gerek sağlığında gerekse vefâtından sonra Müslümanhükümdârlar, Kâzerûniyye yolunu teşvik edip, çeşitli vakıflar yaptılar.Bilhassa; Bursa, Konya,Erzurum ve Şam gibi beldelerde zâviyelerçoğaldı. Sultan Yıldırım Bâyezîd Han da, Bursa`da Kalealtı (yâhutTahtakale) denilen yer arkasında Ebû İshâk alemdârlarına mahsûs birZâviye-i âlî tahsîs etti. Vakfiyesinde; Bunu Şeyh Ebû İshâk Kâzerûnîeshâbına âdet olduğu vechile, gelen misâfirlerin, mukîmlerin mümkünolduğu derecede îzâz ve ikrâmları hizmetlerinin îfâsı için vakfetti.denilmektedir.

Gerek seferde gerek sulh zamânındainsanlara vâz ve nasîhat ederek onların dünyâda ve âhirette saâdete,kurtuluşa ermesi için çalışan Kâzerûnî hazretleri talebelerine nasîhatederek buyurdu ki:

Ey kardeşlerim! Size dört nasîhatımvardır. Mutlaka tutunuz. Yerime kimi vekil kıldı isem ona hürmetkârolup, itâat ediniz. Kur`ân-ı kerîm öğrenip, okumaya devâm ederek emirve yasaklarını gözetiniz. Bir misâfir geldiğinde evinizde ağırlayıp,hemen ne var ise hazırlayıp ikrâm ve hizmet ediniz. Birbirinizle dostolunuz. Birbirinizle muhabbetli olunuz. Sakın düşmanlık edip nifâkasürüklenmeyiniz. Birbirinizden uzak düşer parçalanırsınız.

Bu iki parmağımın yanyana durması gibiîmân ve muhabbet birliktedir. Allahü teâlânın rızâsı için her ikisi demutlaka lâzımdır. Muhabbetin şartlarına son derece dikkat ediniz. Dinkardeşlerinizi seviniz. Yakındayken de, gıyâbında da seviniz,sevişiniz.

Alahü teâlânın emirlerini yerine getiripyasaklarından sakınmayı ganîmet biliniz.

Şu üç grup insan aslâ iflâh olmaz, salâhve seâdete kavuşamaz: Allahü teâlânın kendisine bahşettiği nîmetlerionun lâyık kullarından esirgeyip cimrilik yapanlar. Hak teâlâya ibâdetedip de sonra bundan şikâyet edenler. Bunlar; Eğer benim ibâdetiminHak teâlâ indinde değeri olsaydı ve kabûl görseydi, ben bu dünyâdaberhüdâr olur, murâdıma ererdim. diye düşünüp üzülenler ve bu yüzdenmahrum kalanlardır. Üçüncüsü ise, tembellik ve gevşeklikleri yüzündenibâdet, hizmet ve tâatten zevk alamazlar, bu sebeble bunları tamyapamaz, yerine getiremezler.

Her kim nefis kuşunun etini severse,yâni nefsine düşkün olursa, onun gönlü gayb âlemi fezâlarına aslâyükselemez ve yüce alemlerde uçmaktan mahrûm kalır.

Faydalı veya zararlı olan altın veyagümüş değil, bunların kullanış ve sarf ediliş şekilleridir. Helâlkazanıp helâl yere sarfediniz.

İki lirayı gözlerinize koyun,gözleriniz dışarıyı göremez olur. Peki ya binlerce lira ve parayıkalbine koyan, bunlara muhabbet edenin hâli nice olur.

Ebû İshak Kâzerûnî hazretleri gençliğindehep oruç tutar, sâdece ekmekle iftâr ederdi.Nefsinin isteklerine karşıçıkardı. Önceleri arasıra et yerdi.Sonra et yemeyi terk etti. Bunasebep şu hâdise oldu:

Kâzerûnî hazretleri hac yolculuğusırasında Basra`ya geldi. Orada tasavvuf ehlinden bir topluluklakarşılaştı. Onların toplantısına katıldı. Ziyâfet verildi. Bu aradasofraya et getirildi.Sofrada bulunanlar eti yediği halde Kâzerûnîhazretleri yemedi. Hac ibâdetini edâ edip geri memleketine döndüktensonra bir gün canı et yemek istedi. Bir parça pişmiş eti alıp tamyiyeceği sırada kendi kendine Ey nefsim! Ey İbrâhim! O zaman insanlararasında ziyâfette et yemedin ve onlara gösteriş yapmış oldun. Şimdionların arasında değil de yalnız başınasın ve et yemeyehazırlanıyorsun. Açıktan yapmadığın bir şeyi gizlice yapıyorsun. Sanayazıklar olsun. dedi. Elini hemen etten çekti. Allahü teâlâya artık etyemeyeceğim diye söz verdi. O günden sonra ağzına et koymadı.

Kâzerûnî hazretleri insanlara İslâmiyetinemir ve yasaklarını anlattıktan ve Allah yolunda cihâd ettikten sonrakizamanlarını insanlardan uzak olarak ibâdet ve tâatla geçirirdi. Buhususta da şöyle buyururdu: Çok zarûrî bir işiniz olmadıkça, evinizdendışarı çıkmayınız. Yoldan, çarşıdan, kalabalıktan ve dünyâ erbâbı olankimselerin yakınından geçmeyiniz. Onları görünce, kalbiniz belkimeyledip, Allahü teâlâyı anmaktan mahrum kalır.

Ebû İshak Kâzerûnî hazretleri bir güntalebelerine ve sevenlerine buyurdu ki: Siz kendi evinizde vearkadaşlarınızın evinde bulunduğunuz zaman önünüze yemek veya yiyecekbir şey getirilirse yalnız yemeyiniz. Orada bulunanlardan birisi şöyleanlattı: Ben her Cumâ günü namazdan sonra hocamın hizmetini görür,sonra izin alır, annemin yanına giderdim. Bir Cuma günü yine aynışekilde yaptım. Cumâ namazından sonra hocamdan izin alıp annemiziyârete gittim. Eve varıp hürmetle annemin ellerini öptüm, duâsınıalıp oturdum. Annem gidip biraz hurma getirdi ve önüme koydu. Yememisöyledi. Ben yemedim. Annem çok ısrar etti.

Şunu senin için saklamıştım. dedi.Annemin bu ısrarı üzerine hocamın bize olan nasîhatlerini anlattım.Annem; Oğlum. Benim hatırım için şu birkaç hurmayı yiyiver. Seninhocan bunu nereden bilecek. dedi. Annemin ısrarına dayanamayıp birtâne hurma yedim. Fakat kalbime bir sıkıntı çöktü. Bir müddet sonraannemden izin alıp hocamın huzûruna döndüm. Selâm verdim. HocamKâzerûnî selâmımı aldıktan sonra; Annenin yanında bulunduğun sıradaneler yaptın ve ne yedin? diye sordu. Ben sessiz kaldım. Hocam devamederek yüzüme baktı ve; Orada bir hurma yedin. buyurdu. Hocamın busözü üzerine içimi öyle bir heybet ve korku kapladı ki, târif edemem. Ogünden sonra hiçbir hâlimin, işimin ve sözümün hocama gizli olmadığınave her şeyimizi ânında görmekte olduklarına olan yakînim arttı. Ohatâmdan dolayı tövbe ve istiğfâr ettim. O andan îtibârenarkadaşlarımdan ayrı hiçbir şey yemedim.

Ebû İshak Kâzerûnî hazretlerininzamânındaBasra`da Yahyâ bin Hasan adında, bir mescid imâmı vardı. ŞeyhKâzerûnî hazretlerinin oturduğu beldeye geldi.Sabah namazı vaktiydi.Kâzerûnî hazretlerinin mescidine girdi. Kâzerûnî hazretleri imâm olmuşnamaz kıldırıyordu. Yahyâ bin Hasan da ona uyarak namaza durdu.Kâzerûnî, okuduğu uzun bir sûrede bir âyeti unutarak okumadı. Bunu farkeden Yahyâ bin Hasan kendi kendine; Yazıklar olsun bana. Buraya kadarboşuna yorulmuşum. Tâ Basra`dan buraya bu adamı ziyârete geldim.Halbuki o namazda okuduğu sûreyi yanlış okuyor. Kur`ân-ı kerîmi doğruokuyamayan kimsenin ne fazileti olabilir? Buraya geldiğime pişmanoldum. diye düşündü. Şeyh Kâzerûnî hazretleri namazdan ve duâdan sonrao kimseyi yanına çağırdı ve buyurdu ki: Gördüğünüz gibi bizler hatâişleyip duruyoruz. Âdemoğluyuz. Âdemoğlu unutkanlıktan kurtulamaz.buyurdu. Yahya bin Hasan ismindeki kimse Kâzerûnî hazretlerinin kerâmetolarak, namazda iken kendi kalbinden geçenleri bildiğini anladı.Düşündüklerine tövbe edip özür diledi.

Zamânın devlet adamlarından Ebü`l-FadlBüveyh-i Deylemî bir gün Ebû İshak Kâzerûnî hazretlerini ziyâretegitti. Görüşme esnâsında Şeyh hazretleri ona dönüp; Şarabı içmektenvazgeçip tövbe et. diye nasîhat etti.Ebü`l-Fadl; İmkânı yok efendim.Ben şarab içmeyi bırakamam. Çünkü ben, hükümdârımız Fahrü`l-Mülk`ün enyakını, nedîmiyim. Onunla iyi görüşürüm. Oturup beraber şarab içeriz.Benim şarabı bırakmama vezirler râzı olmazlar. Buna gücüm yetmez.dedi. Kâzerûnî hazretleri buyurdu ki: Sen şarab içmekten vazgeçip,benim yanımda tövbe et. Hükümdarın ve vezirlerin yanına vardığın zaman,ziyâfette içki verdiklerinde hemen bizi hatırla.Ebü`l-Fadl, Şeyhhazretlerinin sözünü dinleyip içki içmekten vaz geçti ve geçmiştekigünahlarına da onun huzûrunda tövbe etti.

Aradan bir müddet geçtikten sonrahükümdar Fahrü`l-Mülk ziyâfet tertipletip devlet ileri gelenleriylebirlikte Ebü`l-Fadl`ı da dâvet etti. Ziyafette şarap dağıtılacak,çalgılar çalınıp eğlence yapılacaktı. Ebü`l-Fadl olacakları ve fitnedennasıl kurtulacağını düşündü. Ziyâfet için gerekli hazırlıklar yapıldı,eğlence ve ziyâfet başladı. Vezirlerden birisi Ebü`l-Fadl`a da şarabgetirdi ve içmesi için zorladı. Ebü`l-Fadl o anda Kâzerûnîhazretlerinin sözlerini hatırladı. Onun rûhâniyetine sığınıp; Efendimhimmet buyurup beni bu fitneden kurtarın. diye yalvardı. Ebü`l-Fadlbüyük bir endişe içinde beklediği sırada içeriye büyük bir kedi atıldı.Sürâhi ve bardakların ortasından sıçrayıp bir çırpıda hepsini devirip,yıktı. Sürâhi ve bardaklarda bulunan şarap yere döküldü.Sofradakiyiyecekler de döküldü. Oradakilerden kimse kediye mâni olamadılar veşaşkın şaşkın bakakaldılar.

Kâzerûnî hazretlerinin kerâmetini görenEbü`l-Fadl, olanlar karşısında ağlamaya başladı. Fahrü`l-Mülk,Ebü`l-Fadl`a dönüp; Neden ağlıyorsun? diye sordu. Ebü`l-Fadlolanların iç yüzünü anlattı. Kâzerûnî hazretlerinin kendisine tövbeettirdiğini söyledi. Fahrü`l-Mülk ona; Serbestsin istersengidebilirsin, tövbeni bozma. Bizim hâlimizi bize bırak. dedi. Oradabulunanlar da durumu öğrenip Kâzerûnî hazretlerinin kerâmetine şâhidoldular.

Ömrünü İslâmiyetin emir ve yasaklarınıöğrenmek, öğretmekle geçiren, ilim, fazîlet ve güzel ahlâk sâhibi birzât olan Kâzerûnî hazretleri, vefâtından önce şu vasiyette bulundu:

...Kıymetli yavrum! Sana yaptığım buvasiyete sıkı sarılıp onunla amel edesin. Böylece Allah yolundamuvaffak olup saîdlerden ve reşîdlerden olasın.

Sana birinci vasiyetim, din ilimlerini,ilmihâlini iyi öğrenip, bunu dâimâ arttırmandır. Çünkü tarîkat vehakîkat ehli olsun kim olursa olsun herkes bu ilme muhtaçtır. Tabii dinbilgilerini Ehl-i sünnet âlimlerinden ve eserlerinden öğrenmek insanınderece ve kıymetini artırır.

Tasavvuf ilmini öğrenmek yâni kalbinitemizlemek, kötü huylardan kurtulmak içindir. Allahü teâlâPeygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) Kur`ân-ı kerîmde; YâRabbî! İlmimi artır. diye duâ buyurmasını emretti. Fıkıh ilminiöğrenmeyi ve bu ilmin dünyâ ve âhiret saâdetine vesîle olacağınıbildirdi.

Fıkıh ilmini ve ilmihâlini öğrendiktensonra bütün işlerini, ibâdetlerini buna uygun yapmalısın. İlim iledünyâlık elde etmekten uzak dur. Resûlullah efendimiz buyurdu ki: Herkim âhiret amelleri ile dünyâlık taleb ederse, o kimsenin bu amellerdenâhirette hiç nasîbi yoktur, fayda ve bereketini göremez. Yüzünün nûrugider, onu saîdler, cennetlikler zümresinden yazmazlar, adınıcehennemlikler arasına yazarlar. Übey bin Kâ`b`ın (radıyallahüanh) rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte buyruldu ki: Bu ümmetten olupda âhiret işlerini dünyâ işlerine tercih edenlere müjdeler olsun. Onlaryüce insanlardır. Allahü teâlânın yardımına kavuşmuşlardır. Dünyâyıâhirete tercih edenlere ise âhirette hiç nasîb yoktur.

Abdullah bin Mübârek`e; Selef-i sâlihînkimdir? diye sorduklarında; Dîni için dünyâdan yüz çevirenlerdir.buyurdu. İşte bu hâle erdikten sonra, dâimâ takvâ üzere olman Allahüteâlâdan korkman lâzımdır. Böylece Allahü teâlânın sevgili kullarındanolabilirsin. İnsanların yanında azîz ve kıymetli olursun. Açık ve gizliiken Allahü teâlâdan korkup, içini ve dışını edeplendiren kimse, Hakteâlânın rızâsını kazanmış olur. Evliyâ ve seçilmişler zümresinekatılmış olur. Çünkü Allahü teâlâ Kur`ân-ı kerîmde üstünlüğün ancaktakvâ ile, evliyânın da ancak müttakî yâni Allahü teâlâdan korkankimseler, olduğunu beyân buyurmuştur.

Bunu Allahü teâlânın yardım ve inâyetiile başardıktan sonra, senin için en mühim vazîfe helal kazanç ve helallokma taleb etmektir. Yediğin, içtiğin, kullandığın her şey mutlakhelalden olmalıdır. Allahü teâlâ peygamberlerine meâlen; Helâl vetayyib olanları yiyiniz ve sâlih ameller işleyiniz. buyuruyor.Buradan anlaşılıyor ki helâl yemedikçe, sâlih ameller işlenemez. Demekki, helâl yemek, helâl kazanç sâlih amel işlemekten önce gelmektedir.Çünkü helâl lokma ve helâl kazanç, sâlih amellerin yapılabilmesi içinbirinci şarttır.

Bunda da başarılı isen, gösterişten vesüslü giyinmekten kaçınman gerekir. Hazret-i Ömer; Benim atımısüslemeyiniz. Ona binince gönlüm perdeleniyor. buyurdu. Hasan-ı Basrîhazretlerine; Hangi elbiseyi seversiniz? diye sordular. Cevâbında;Ey zavallı!Eğer iyilik elbisede, iyi giyinmekle olsaydı, fâsıklar vegünahkârlar Hak teâlâ indinde sâlih kimselerden kıymetli olurdu. Sözündoğrusu şudur ki, Allahü teâlâ Cemîl`dir, tâatın ve yaşayışın güzeliniyâni İslâmiyete uygun olanını sever, bunlardan râzı olur. buyurdu.

Bunda da muvaffak olursan, sana lâzımolan şey kanâatkâr olmaktır. Bir günlük azık ile yetinmelisin. Çokyemek, şehvetleriyle meşgûl olmak ve her bulduğunu yemek kötülenmiştir.Bunlar insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır.

Bunda muvaffak olduğun zaman, sana düşenvazîfe, Allah adamlarıya, dervişlerle, sâlih kimselerle sohbet edipdoğru kimselerle bulunmaktır. Allahü teâlâ Kur`ân-ı kerîmde meâlen; Eyîmân edenler! Allahü teâlâdan korkunuz ve sâdıklarla bulununuz. buyurdu.Çünkü Allahü teâlâya yaklaşmak, O`nun sevgili kullarından olmak, ancaksâlihler ve sâdıklarla sohbet etmekle, onlarla bulunmakla ele geçer.Allah adamlarının sohbeti bereketiyle takvâ, zühd, tâat, ibâdet, huzûrve kalp topluluğu, Allahü teâlâ ile ünsiyet ve yakınlık halleri hâsılolur. Onların sohbetinde bulunarak bu mânevî nîmetlere kavuşanlar,Allah için sâlihler, sâdıklar ve müttakîler ile bulunanlar dünyâdaAllahü teâlânın himâyesinde ve âfiyet üzeredirler. Yâni günahlardanuzaktırlar. Âhirette de oraya mahsus nîmet ve ihsânlara kavuşurlar.Âhiretin dehşetli ve korkulu hallerinden korunurlar. Peygamberefendimiz; Kim şeref ve izzet sâhibi olmak istiyorsa, zâhidler veAllah adamları ile bulunsun, Allah için âlimler ve salihler meclisindeotursun. Hakîkî âlimler Allahü teâlâyı âriftirler, onu tanırlar, O`nakulluk vazîfelerini tam olarak yerine getirirler, aslâ nefislerininisteklerine uymazlar. Onlar öyle kıymetlidirler ki, Allahü teâlâ onlarıinsanlar arasından seçip ayırmış, yüceltmiştir.

Büyüklerden birisi buyurdu ki: Allahüteâlâ bir kuluna iyilik yapmak murâd ederse, onu Allah adamlarıylakarşılaştırır ve onlarla sohbet etmeye muvaffak kılar. Böylece saâdetyoluna kavuşup Allahü teâlânın râzı olduğu ahlâk ve hallere kavuşur.Bütün anlatılanlar sebebiyle dâimâ sâlihlerin sohbetinde olmalısın.Fakirler ile bulunmalısın. Dünyâ ehlinden ve dünyânın arkasındankoşanlardan uzak durmalısın. Çünkü dünyâ ehli ile bulunmak, onlarınyaptığı işleri sevmeye sürükler. Bu ise âhirette hüsrâna sebeb olur.

Zâlimlerden ve bunlara yakın kimselerdenuzak dur. Her kim bunlara meylederse, âlim ve fazîletli bile olsa,sâlihler ve Allah adamları yanında kıymetli olmaz. Peygamber efendimizsallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: Şu üç şeyi yapanlar cürümişlemiş olur. İki topluluk arasında bozgunculuk yapıp, fitneçıkaranlar; ana-babasına âsî olanlar; zâlimlerle dostluk kurup, onlarınzulmüne yardımcı olanlar. ve yine; Allahü teâlâ buyuruyorki: Ben âlemlerin Rabbiyim. İzzet ve celâlim hakkı için zâlimlerdenintikam alırım. Bir kimse bir zâlimin elinde bir mazlûmun zulmeuğradığını görse, buna mâni olmaya gücü yetip de, o mazlûma yardımetmezse, ondan intikam alırım. buyurdular.

Sultanlar ve devlet adamlarıyla birliktebulunmaktan sakın. Onların adamlarına da yaklaşma ki, yabancı kadınlarıgörmüş olmayasın. Cenâb-ı Hak Kur`ân-ı kerîmde mümin erkeklere ve müminkadınlara, nâmahreme bakmamalarını, muhakkak gözlerini haramdankorumalarını emir buyurdu. Resûlullah efendimiz de sallallahü aleyhi vesellem buyurdu ki: Yabancı kadınlara bakmak, şeytanın oklarındanbir oktur. Kim bundan sakınırsa, Allahü teâlâ ona ibâdetin tad velezzetini tattırır. O da bundan mesûd olur.

Sevgili yavrum! Bid`at sâhiplerininsohbetinden, onlarla bulunmaktan sakın. Onlarla oturup münâkaşa vemücâdeleye girişme. Allahü teâlâ Kur`ân-ı kerîminde bunu yasaklamıştır.Resûlullah efendimiz de; Bir kimse haklı bile olsa, dinde münâkaşave husûmeti terk etmedikçe îmânın hakîkatine eremez. buyurdu.

Her hâlinde iyi huylu olmaya dikkat et.Rıfk ve yumuşaklık tevâzû ve alçak gönüllülük bir de tahammül seninmayan olmalıdır. Affedici, kerem sâhibi, cömert, hoşgörülü ol. Bununiçin de Resûlullah`ın sallallahü aleyhi ve sellem yüksek ahlâkı ileahlâklan.

Bir vasiyetim de şudur; Din kardeşlerinekolaylık göster, onlara yardımcı ol. Her sabah onlar ile toplanıpKur`ân-ı kerîm oku. Her nerede Kur`ân-ı kerîm okunursa, oraya hayır vebereket yağar. Nitekim Peygamber efendimiz buyurdu ki: Herhangiuygun bir yerde Allahü teâlânın kitabı okunursa, melekler oraya gelip,okuyana yardım ederler. Oraya Allahü teâlânın rahmeti yağar. Allahüteâlâ Kur`ân-ı kerîm okuyanı, melekleri, peygamberleri, şehîdleri vemüminleri ile yâd eder. O kuluna rahmet ve mağfiret eder. veyine; Benim ümmetimin şereflileri, Kur`ân-ı kerîmi okuyanlar vegece namazı kılanlardır. buyurdular.

Bir vasiyetim de şudur ki, dostlarını vetalebelerini mezarlığa Kur`ân-ı kerîmi para ile okumaları içingönderme. Çünkü bu mürüvvete sığmaz. Peygamber efendimiz buyurdu ki: Herkim insanlardan dünyâlık ele geçirmek için Kur`ân-ı kerîm okursa,kıyâmet gününde, yüzünde sırf kemik olarak yâni yüzü etsiz olarakgetirilir.

Din kardeşlerine, arkadaşlarına yediripiçirirken, sakın israfa kaçma. Seni muhtaç bırakacak şekilde masrafagirme.

Sevgili yavrum! Bir de şu fazîletliibâdete devâm etmeni vasiyet ederim. Bunu, sevgili PeygamberimizeAllahü teâlâ Kur`ân-ı kerîmde emir buyurdu. O ibâdet, gece namazıkılmaktır. Bunu sakın ihmâl etme. Cenâb-ı Hak gece namazı kılanlaratârif edilmez ihsân ve nîmetlerini vâd ediyor.

Sabah namazını kıldıktan sonra seccadenitoplayıp hemen kalkma. Allahü teâlânın zikri ile meşgûl ol. Güneşdoğuncaya kadar buna devâm et. Bundan sonra günün bir parçasınıinsanlardan uzlet, ayrılık üzere geçirmeyi kendine vazîfe bil.İnsanlarla olmakta büyük belâ ve fitneler olduğu gibi, uzlette debirçok hayır ve bereketler vardır. Fakat uzlete çekilince şartlarına veedeplerine dikkat gerekir. Yapılanlar, Ehl-i sünnet vel-cemâatâlimlerinin fıkıh ve ilmihâl kitaplarında bildirdiklerine uygunolmalıdır. Bunu, nefsin ve şeytanın müdâhalesi ile kirletmemelidir.

Son vasiyetim ise şudur: Dostlara hizmeticanına minnet bil. Çünkü hizmet, peygamberlerin sünnetidir. Hizmet et,fakat kendine hizmet ettirme. Çünkü Peygamber efendimiz; Birkavmin, topluluğun efendisi, o topluluğa hizmet edendir. buyurmuştur.Yine; Müminlere hizmet edenlere hesab yoktur, azâb da yoktur. buyurdular.

Bu vasiyetlerimi yerine getir.Muvaffakiyet, Allahü teâlâdandır. Yâ Rabbî! Bize hizmetinin edeplerini,evliyâna, dostlarına ve takvâ sâhiplerine hizmet etmenin edepleriniöğret. Bizi bunlar ile rızıklandır. Yâ Erhamerrâhimîn!..

Kendisinden başka Muhammed ve Hasanisminde iki erkek kardeşi ve Meykûr ve Hadîce isminde iki kız kardeşiolan Ebû İshâk Kâzerûnî hazretleri, ömrünü İslâm dînini öğrenmek,öğretmek ve yaymakla geçirdikten sonra, 1034 (H.426) senesinde Zilkâdeayında Kâzerûn`da vefât etti. Kabr-i şerîfi Kâzerûn`dadır. Hint ve Çindenizi gemicileri Ebû İshak Kâzerûnî`nin kabrini özellikle ziyâretedip, onu vesîle ederek duâ ederler ve türbesine komşu fakirler içinadaklarda bulunurlardı. Bugün de sevenleri tarafından ziyâretedilmektedir.

Şeyh Ebû İshâk Kâzerûnî, her senekâfirlerle cihâd için ordu gönderirdi. Vefâtından sonra Kâzerûn halkışeyhin yolunu tuttu ve nevbet çalarak her sene gazâya asker gönderdi.Yine bir sene ordu düzenleyip kâfir şehirlerinden birine gönderdiler.Bağdât halîfesi de ordu düzenleyip göndermişti. İki ordu yoldakarşılaşıp birleştiler. Kâfir şehirlerinden birini muhâsara ettiler.Kale surları muhkem olduğundan bir şey yapamadılar. Üstelik müslümanlarne yaparsa kâfirler de aynı şekilde karşılık veriyorlardı. Meselâ,mancınık atışı yapsalar mancınıkla cevap veriyorlar, toplu hücûm edincetopluca karşı koyuyorlar, hiç açık vermiyorlardı. Halîfe bu durumdanüzüntüye ve ümitsizliğe düştü. Geri dönmek istedi. Hatîb veKâzerûnlular ile meşveret etti. Hatîb:

Ne yapmak lâzım geldiğini, bu gece hocamKâzerûnî`nin rûhâniyetinden sorar öğrenirim. Ertesi günü ona göredavranırız. dedi.

Hatîb o gece ibâdetle meşgûl oldu vegönlüne Kâzerûnî`nin rûhâniyeti, ne yapmak lâzım geldiğini bâtınîyoldan öğretti. Ertesi gün Hatîb, halîfeye giderek, çâreyi söyledi.Buna göre; herkes önüne bir kab alacak ve gürültü yapacak, sesçıkaracaktı. Ateş yakılmayacak, yüksek sesle konuşulmayacak, silâhlaryanlarında bulunacak, Kâzerûnlular davul ve def gibi şeylerle sesçıkarınca diğerleri de ses çıkaracak, onlar susunca onlar da susacak vehep birden hücûm edilecekti. Akşam, kararlaştırıldığı gibi, konuşulmadıve ateş yakılmadı. Seher vaktinde Kâzerûnlular ses çıkarmaya, davul,def gibi şeyleri çalmaya başladılar. Diğerleri de aynı şekildedavranınca, gök gürültüsü gibi bir ses çıkmaya başladı. Sanki kıyâmetkopmuş, dağlar büyük gürültülerle şehrin üzerine düşmüştü. Kâfirler busesten şaşırmışlar, ne yapacaklarını bilmez bir hâle gelmişlerdi. Sonrahücûm eden ordu şehri fethetti. Malları, mülkleri, silâhlarımüslümanların eline geçti. Ganîmetler taksim edildi. Müslümanlarkalenin fethine çok sevindiler. Müjde nevbeti çalarak şehirlerine geridöndüler.

Bundan sonra Kâzerûnlular gazâyagittiklerinde ve düşman kale ve şehrine ulaştıklarında kudûm nevbeti,düşman safları ile karşılaşıp savaştıklarında sügrâ nevbeti, kafirlerihezîmete uğrattıklarında ise müjde nevbeti çalarlardı. İştebu üç nevbet o zamandan kalmadır.

Ebû İshâk Kâzerûnî şöyle duâ ederdi:Allah`ım! Bu toprakları zikrinle, velî ve sâlih kullarınla kıyâmetekadar mâmûr kıl, rızkımızı helâlden ve ummadığımız yerden günlük olarakver.

Allah`ım! Peygamberin Muhammedaleyhisselâm hürmetine bizleri senin uğrunda birbirini seven, sayan veziyâret eden kullarından eyle! (Âmîn).

MİSÂFİRE İKRÂM

Yahûdînin biri gelip kendisine misâfiroldu. Yahûdî, mescidde bir sütunun arkasına oturup kendini gizliyordu.Ebû İshak hazretleri her gün ona yemek gönderiyordu. Bir müddet sonrayahûdî gitmek için müsâade istedi. Ona; Ey yahûdî! Niçin buradangitmek istiyorsun, yoksa yerinden memnun değil misin? dedi. Yahûdîmahcûb oldu ve; Mâdem benim yahûdî olduğumu biliyordun. Niçin bana bukadar çok ikrâmda bulundun? dedi. Bu suâle; Gayr-i müslim de olsamisâfire ikrâm edilir. cevâbını verdi. Bunu işiten yahûdî Kelime-işehâdet getirerek müslüman oldu.

YAĞIN SUYA CEVABI

Derin ilim, güzel ahlâk ve yüksek mânevîdereceler sâhibi olan Ebû İshak Kâzerûnî hazretleri birçok kerâmetlergösterdi. Bir gün talebeleri ve sevenleriyle sohbet ediyorlardı. Busohbette âlim biri vardı. Kâzerûnî hazretleri pekçok şey anlattı, vâzve nasîhatte bulundu. Sohbet bittikten sonra ayrılacakları sırada âlimzât Ebû İshâk hazretlerinin ellerine, ayaklarına kapandı. Ebû İshâkhazretleri adama sordu: Sana ne oldu da böyle hareket etmek ihtiyâcınıduydun? Âlim anlattı: Siz mecliste konuşurken benim içimden şöyle birfikir geçti:

Benim ilmim onunkinden ziyâdedir, bunarağmen ben rızkımı çalışıp çabalayarak kazanıyorum, bir lokmayı zahmetile elde ediyorum. Bu ise bunca nüfûz ve îtibâra sâhip, elinden hadsizhesapsız mal geçmektedir. Acabâ bundaki hikmet nedir, diyedüşünüyordum. Tam ben böyle düşünüyorken, siz yağ kandiline bakıp şöylebir îzâhatta bulundunuz.

Kandildeki su ile yağ birbiriyle öğünmeyarışına girerler. (Bilindiği gibi su ile yağ birbiriyle karışmazlar,yağ hafif olduğundan suyun üstünde durur.) Su yağa der ki: Ben sendendaha aziz ve daha fazîletliyim. Senin ve bütün canlıların hayâtı benimsâyemdedir. Hâl böyleyken sen niçin benim üzerimde bulunuyorsun? Yağ,suya şu cevâbı verir: Çünkü ben çok eziyet çektim. Beni kırdılar,hasad ettiler, dövdüler, saçtılar, cenderelerde sıktılar.

Sen böylesine meşakkatlere mâruz kalmışdeğilsin. Bütün bu saydıklarım yetişmemiş gibi bir de yanıyor ve etrâfıaydınlatıyorum. Sen ise istediğin yerlerde akıp duruyorsun. Üzerine birşey atacak olsalar feryâdı basıyor ve ortalığı karıştırıyorsun. İştebundan dolayıdır ki tepene çıkıp oturuyorum. Bunu dinleyincekalblerden geçenleri bilen bir zât olduğunuzu anladım.

ŞEHRİN SURLARI

Bir grup müslüman Kâzerûnî hazretlerininziyâretine gelip;
Efendim! Emir buyursanız da şu şehrin etrâfını sur ile çevirseler.Böylece şehir, emniyet ve himaye altına alınır. dediler.
Kâzerûnî hazretleri cevâben;
Bu şehrin surları vardır. Fakat görünmez. Öyle sağlamdır ki, âfet,belâ ve musîbet bu şehre zarar vermez. Ahâli de himâyededir. buyurdu.
Ziyâretçiler bir şey anlamayıp dönüp gittiler. Kâzerûnî`nin kerâmetivefâtından tam yetmiş iki sene sonra zuhûr etti. On iki bin kadarmüşrik, kâfir, şehri ele geçirmek için Kâzerûn`a yöneldiler.Yaklaştıklarında düşmanlar gözlerini açıp, şehre bakmaya bile güçyetiremeyip büyük bir kargaşalığa düştüler. İçlerine korku düşüp, âdetâhezîmete uğramış bir ordu gibi şaşırmış halde geri çekildiler. Allahüteâlâ, Kâzerûnî`nin (rahmetullahi aleyh) hürmetine şehri muhâfazabuyurdu.

1) Tezkiretü`l-Evliyâ; c.2, s.244
2) El-Firdevsü`l-Mürşidiyye fîEsrâr-is-Samediyye (Muhammed bin Osman İstanbul-1943)
3) Bursa`daki İshâkî ZâviyesininVakfiyesi (Adnan Erzi, Vakıflar Dergisi, Sayı-2 1974); s.423
4) Nefehâtü`l-Üns; s.297
5) İbn-i Battûtâ; c.2, s.89 (Pârisbaskısı)
6) İslâm Târihi Ansiklopedisi; c.7,s.33

Ana Sayfa




Yazdır




KÂZERÛNÎ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3796)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2071)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2045)
BABA TÂHİR URYÂN (2000)
HACI DURSUN EFENDİ (1898)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1679)
ARAB BABA (1635)
MERKEZ EFENDİ (1566)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1565)
BEHRULLAH EFENDİ (1504)

En Son Okunanlar

İZZEDDÎN TÜRKMÂNÎ (259)
İZMİRLİ OSMAN NÛRİ EFENDİ (358)
İSMÂİL ŞİRVÂNÎ (300)
İSMÂİL SİRÂCEDDÎN ŞİRVÂNÎ (527)
İSMÂİL HAKKI BURSEVÎ (326)
ABDÜLEHAD SERHENDÎ (534)
ABDULLAH EL-ACEMÎ (327)
İMÂM-I RABBÂNÎ (392)
RÜKNEDDÎN EBÜ’L-FETH (494)
İMÂM EFENDİ (339)

Rastgele

SÜLEYMÂN RÜŞDÎ EFENDİ (295)
BERK (239)
TÂCÜDDÎN İBRÂHİM KARAMÂNÎ (292)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (927)
BEDÎ`UDDÎN SEHÂRENPÛRÎ (275)
EBÛ TÂHİR MAHALLÎ (676)
KIBRISLI HAFIZ ALİ EFENDİ (382)
ZENBİLLİ ALİ EFENDİ (851)
MUHAMMED CİSR (272)
BOSTAN ÇELEBİ (285)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012