Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

EBÛ SÜLEYMÂN DÂRÂNÎ (304)
EMÎR HÜSREV DEHLEVÎ (270)
AHMED BİN ÖMER ZEYLA`Î (221)
AHMED EZ-ZÂHİD (376)
EBÛ İSHÂK ŞÂMÎ-İ ÇEŞTÎ (376)
ABDULLAH EFENDİ (Himmetzâde) (364)
ÜFTÂDEZÂDE KUTUB İBRÂHİM EFENDİ (375)
BABAZÂDE (441)
TÂHİR-İ BEDAHŞÎ (344)
ZEYNEDDÎN-İ HÂFÎ (294)
EBÛ BEKR BİN SÂLİM AYDERÛS (265)
ŞEYH-ÜL-MEŞÂYIH BEHRÂM (347)
AHMED DEDE (Başmakçılı) (320)
YÛSUF KÂMİTÎ (264)
ŞEYH İBNİ NÛH (246)
YAHYÂ MUAMMER MEZÛRÎ İMÂDÎ (295)
ABDURRAHMÂN BİN AHMED (Abdurrahmân-ı Zâz) (294)
EBÛ ALİ CÜRCÂNÎ (285)
ŞERÎFZÂDE MEHMED EFENDİ (271)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (273)
ARAB BABA (1638)
AYDERÛSÎ (282)
ŞÂH MUHAMMED ÇELEBİ (326)
ÇELEBİ ABDÜLCELÎL (250)
EBÛ ABDULLAH EL-BASRÎ (225)
ADİYY BİN MÜSÂFİR (284)
SULTÂN-ÜL-ULEMÂ BEHÂEDDÎN VELED (309)
ABDULLAH BİN MUHAMMED BİN ABDURRAHMÂN (316)
İBRÂHİM ŞİRVÂNÎ (264)
SEYYİD SEYFULLAH KÂSIM EFENDİ (420)
CELÂLEDDÎN-İ HİNDÎ (Kutb-i Rabbânî, Kebîr-ül-Evliyâ) (240)
DEDE MOLLA (353)
SEYFEDDÎN-İ FÂRÛKÎ (244)
ALİ BİN ŞİHÂB (241)
ABAPÛŞ-İ VELÎ (340)
ABDÜLHAKÎM HÜSEYNÎ (297)
NECÎBÜDDÎN-İ ŞÎRÂZÎ (259)
İBN-İ CEVZÎ (260)
SALTUK TÜRKÎ (264)
BURHÂNEDDÎN BİN MUHAMMED EĞRİDİRÎ (261)


  

MUHAMMED PÂRİSÂ





MUHAMMED PÂRİSÂ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Evliyânın büyüklerinden. İsmi, Muhammed,lakabı Hâfız-ı Buhârî ve Pârisâ`dır. 1355 (H.756) senesindeBuhârâ`dadoğdu. 1419 (H.822) senesinde Medîne-i münevverede vefât etti. İlimöğrenmek için medrese tahsîline başlayıp, zamânının âlimlerinden dersalarak, hadîs ve fıkıh ilmini öğrendi. Bu ilimlerde yetişip âlimolduktan sonra, tasavvuf ilmini öğrenip, büyük bir velî olarak yetişti.

Muhammed Pârisâ hazretlerinin tasavvuftahocası, evliyânın en büyüklerinden olan meşhûr İslâm âlimi Şâh-ıNakşîbend Behâeddîn-i Buhârî`dir. Ona talebe olduktan sonra,sohbetlerine devâm edip, himmet ve teveccühüne kavuştu. Böylecetasavvufta yüksek derecelere ulaştı. Zâhir ve bâtın ilimlerindezamânının bir tânesi oldu.

Hocası Behâeddîn-i Buhârî hazretlerininsohbetine devâm ettiği ilk sıralarda, bir gün gelip, hocasınınkapısının önünde edeble beklerken, Behâeddîn-i Buhârî hazretlerinin birhizmetçisi içeri girer. Behâeddîn Buhârî ona kapıda kim var? diyesorunca, o da; Pârisâ bir genç vardır. der. Bunun üzerine dışarıçıkıp bakar ve; Sen Pârisâ bir genç misin? buyurur. Bundan sonraismi; dünyâya düşkün olmayan, dindar, ârif, âlim, müttekî mânâlarınagelen Pârisâ olarak söylenmiştir ve ismi MuhammedPârisâ şeklindemeşhûr olmuştur. Hocası Behâeddîn-i Buhârî hazretleri; Bizimvarlığımızdan murâd, Muhammed Pârisâ`nın yetişip ortaya çıkmasıdır.buyurmuştur. Kendisinden sonra, yerine bıraktığı vekillerden biri de oolmuştur.

Yine hocası ona; Hâcegân yol vehanedânından bana her ne ulaşmışsa, ne elde etmişsem, bu emânetlerinhepsini sana verdim. Kardeşimiz Mevlânâ Ârif de bunları sanavermiştir. buyurdu.

Muhammed Pârisâ hazretleri, birgün birbahçede, havuz kenarında ayaklarını suya sarkıtmış oturuyordu. O sıradaAllahü teâlânın zikrine dalmış, kendinden geçmiş hâlde iken, hocasıBehâeddîn-i Buhârî hazretleri oradan geçti. Onu kendinden geçmiş, âdetâbaygın bir hâlde ve dünyâyı unutmuş derin bir murâkabeye dalmış olarakgördü. Bu hâlinden son derece duygulanıp, soyundu ve havuza girdi.Yüzünü, suya sarkmakta olan talebesinin ayaklarına sürerek; Allah`ımbunun hürmetine bana rahmet et! diye duâ etti ve talebesi MuhammedPârisâ`ya pek yüksek bir iltifât gösterdi.

Muhammed Pârisâ, kerâmetlerini çokgizlerdi. Fakat bir defâsında, büyük hadîs âlimlerinden ŞemseddînMuhammed bin Muhammed-i Cezerî, Mirzâ Uluğ Bey zamânında Semerkand`agelmişti. Mâverâünnehr`in hadîs âlimleri, hadîslerin senedleriniinceleyerek, tahkik ve tashih ile uğraşıyordu. Hasedçilerden biri, buzâta; Muhammed Pârisâ`nın söylediği hadîs-i şerîflerin senetlerininsıhhati tam ve mâlûm olmadığı hâlde, Buhârâ`da çok hadîs nakleder. Onunsenedlerini inceleseniz iyi olur dedi.Durum Mirzâ Uluğ Bey`ebildirilince, o da, Buhârâ`ya bir haberci gönderip, Muhammed Pârisâ`danSemerkand`a gelmesini ricâ etti. Muhammed Pârisâ hazretleri Semerkand`ageldi.Semerkand şeyhulislâmı Hâce Üsâmeddîn ve o asrın büyük âlimleribüyük bir meclis kurup, Muhammed Pârisâ`yı da çağırdılar. Hadîsmütâlaasına başlayınca, Hâce Üsâmeddîn, Muhammed Pârisâ`dan kendiisnadlarıyla bir hadîs rivâyet etmesini ricâ etti. O da senedleriylebir hadîs-i şerîf okudu. Şeyhulislâm; Bu hadîsin sahîh olduğunda hiçşüphe yoktur, ama şu anda benim yanımda sâbit değildir. dedi. Oradabulunan bâzı hasedçiler bu sözden hoşnûd olup, birbirlerine gözleişâret ettiler. Muhammed Pârisâ, aynı hadîs-i şerîfi bir başka senedleokudu. Şeyhulislâm, yine önceki sözlerini tekrâr etti. Muhammed Pârisâhazretleri hangi isnâdı söylese, bunu duymadım cevâbını alacağınıgörerek bir an susup murâkabe ettikten sonra, o şahsa dönerek; Hadîsehlinin kitaplarından falanın mesnedini sağlam tutup, onun senedlerinimûteber sayar mısınız? buyurdu. O da; Evet, onun isnâdları(senedleri) tamâmen mûteber, güvenilir ve hadîs muhakkıklarındandır.Onda hiçbir ferdin şüphesi yoktur. Eğer sizin isnâdlarınız ona müsnedolsaydı, isnâdınızın sıhhatinde, hiç sözümüz kalmazdı dedi. Bu sözüzerine Muhammed Parisâ hazretleri, HâceÜsâmeddîn`e dönüp, Sizinkütüphânenizin filân yerinde, falan kitabın altında, şu boyda, şucildde bir kitap konulmuştur. Bahsettiğim hadîs-i şerîf, o kitabınfalan sahifesinde yazılıdır. diyerek, sahifesini de belirtip;Talebelerinizden birisini gönderin, hemen o kitabı getirsin. buyurdu.Hâce Üsâmeddîn, kendisinin böyle bir kitabının bulunduğunda tereddüdedince, o meclistekiler de bu söze şaşırdılar. Çünkü Muhammed Pârisâhazretleri, onun kütüphânesini hiç görmemişti. Nihâyet bir talebesinigönderip, târif edilen kitabı bulup getirtti. Bahsedilen hadîs-işerifi, MuhammedPârisâ hazretlerinin söylediği sahifede aynen buldular.Bunun üzerine, ilim meclisinde bulunan âlimler ve dinleyicilerşaşkınlıkla, Muhammed Pârisâ`nın büyüklüğüne hayran kaldılar. HâceÜsâmeddîn`in, bu hâdise karşısındaki hayranlığı hepsinden ziyâde oldu.Çünkü kütüphanesinde böyle bir hadîs kitabının bulunduğunu kendisi bileiyice bilmiyordu. Bu hâdiseyi Mirzâ Uluğ Bey işitince, MuhammedPârisâ`yı Buhârâ`dan Semerkand`a getirttiğine çok üzülmüştür. Omecliste bu kerâmetin zâhir olması üzerine, âlimler ve zamânın ilerigelenleri tarafından çok sevildi. Hürmet göstererek kendisinebağlandılar ve onun sohbetlerinde bulunarak feyz aldılar.

Muhammed Pârisâ hazretleri, iki defâhacca gitti. İlk hacca, hocası Behâeddîn-i Buhârî hazretleriylebirlikte, ikinci defâ, ömrünün son aylarında gitti. 1419 (H.822) senesiMuharrem ayında, hacca gitmek ve Peygamber efendimiz Muhammedaleyhisselâmın kabr-i şerîfini ziyâret etmek üzere Buhârâ`dan yolaçıktı. Buhârâ`dan ayrılırken, talebelerinden biri vedâ sırasında; Sizhacca gittiniz. demişti.Bu talebesine; Gittik ve gittik buyurarakcevap verdi. Böylece, bu seferinde vefât edeceğine işâret etmişti.Nesef yolu üzerinden, büyüklerin mezarlarını ziyâret etmek üzere;Soganiyân`a (Cağânîyan), Herat`a, Tirmiz`e ve Belh şehirlerine uğradı.Vardıkları her yerde velîlerin kabirlerini ziyâret etti.Câm şehrine deuğramıştı. Burada yetişen meşhûr Mevlânâ Abdurrahmân Câmî, Nefehât-ül-Ünsadlı eserinde şöyle yazmıştır: MuhammedPârisâ`nın Câm şehrindenayrıldığını hatırlarım. Mukâyese ederek şöyle hatırlıyorum ki, 1419(H.822) senesi, Cemâzil-evvel sonu veya Cemâzil-âhir ayı başı idi.Babam, bir grup sâlih zâtla, Muhammed Pârisâ`nın ziyâretine gitmişti.Ben bu sırada beş yaşını henüz bitirmemiştim. Babam yanındakilerden birkimseye beni omuzuna almasını söyledi ve beni de alıp ziyâretinegittiler. Huzûruna varınca, beni kürsüsünün önünde tuttular. MuhammedPârisâ bana iltifât edip, bir şeker verdi. Bu hâdiseden sonra, altmışyıldan beri nûrlarının yayılması gözümdedir. İşte Hâcegan silsilesineihlâsla bağlanmamın ve onlara muhabbetimin sebebi, Muhammed Pârisâ`nınbereketli nazarlarına kavuşmamdır. Ümîd ederim ki, bu bağlılığınbereketiyle, onları sevenler ve muhlisler zümresiyle haşrolunurum.

Câm şehrinden hareket edip Nişâbur`aulaştı. Havanın sıcak, yolun da korkulu olması sebebiyle, yolculararasında yola çıkıp çıkmamak husûsunda konuşmalar oldu.Neticede yolaçıkmaları geri kaldı. Bu sırada Muhammed Pârisâ hazretleri, MevlânâCelâleddîn-i Rûmî`nin Dîvân`ını alıp açtı. Açtığı sahifede şumânâda beyitler çıktı:

Ey Hak âşıkları, ikballe yürüyün!
Saâdet burcuna yönelin dosdoğru!

Bu yol, size Hakk`ın izniyle mübârekolsun;
Şehirde, çölde, dağda ve suda!..

Bundan sonra Mekke-i mükerremeye gitmeküzere Nişâbûr`dan yola çıktılar. Sohbet ederek selâmetle ve âfiyetiçinde Mekke`ye ulaştılar. Hac ibâdetini yaptılar. Bu sırada MuhammedPârisâ hazretleri hastalandı. Vedâ tavâfını sedye üzerinde yaptı. SonraResûlullah efendimizin kabr-i şerîfini ziyâret etmek içinMedîne-imünevvereye doğru yola çıktılar. Yolda, uyku ile uyanıklık arasındaCüneyd-i Bağdâdî hazretlerini gördüğünü ve kendisine çok müjdelerverdiğini anlatmıştır. 1419 (H.822) senesinde 12 Aralık Çarşamba günüMedîne`ye vardılar. Resûlullah efendimizin kabr-i şerîfini ziyâretedip, müjdelere kavuştu. Ertesi gün, Perşembe günü vefât etti. Busırada meşhûr Osmanlı âlimiMolla Fenârî Medîne`de bulunuyordu.Cenâzenamazını o kıldırdı.Kâfilesindeki talebeleri ve Medîne halkıcenâzesinde bulundular. Cumâ gecesi Bakî` kabristanında, Eshâb-ıkirâmdan hazret-iAbbâs`ın türbesi yanına defnedildi. Şeyh ZeyneddînHâfî, Mısır`dan beyaz bir mermer taşı getirip kabrine dikmişti.

Oğlu Burhâneddîn Ebû Nasr şöyleanlatmıştır: Babam vefât ettiği sırada yanında bulunamamıştım.Vefâtından sonra yanına geldim. Mübârek yüzünü açıp baktım. Gözleriniaçıp bana tebessüm ediyordu. Üzüntüm ve ızdırâbım iyice arttı. Ayakucuna geçtim, ayaklarını topladı.

Muhammed Pârisâ hazretleri pekçok tâlebeyetiştirdi. Bunların en meşhûru, oğlu Ebû Nasr Pârisâ`dır. Onu zâhir vebâtın ilimlerinde yetiştirip, tasavvufda yüksek derecelerekavuşturmuştur.

Muhammed Pârisâ hazretlerinin; 1)Risâle-i Kudsiyye, 2) Tuhfet-üs-Sâlikîn, 3) Tahkikât, 4) Fasl-ül-Hitâbli Vasl-il-Ahbâb, 5) Menâsik-ül-Hac, 6) Füsûs-ül-Hikem Şerhi, 7)Menâkıb-ı Behâeddîn Nakşîbend gibi kıymetli eserleri vardır.

ER KİMDİR ANLASINLAR

Muhammed Pârisâ zamânında, Semerkand`daMirzâ Halîl Şâh, Horasan`da da Mirzâ Şâhruh pâdişah idi.MuhammedPârisâ, Semerkand pâdişâhı Mirzâ Halîl`e zaman zaman mektuplargöndererek, müslümanlara yardımcı olup, işlerine alâka göstermesiniistiyordu. Mirzâ Halîl, bu mektupları kendisi için ağır görmeyebaşladı.Hasedçilerin de tahriki ile, MuhammedPârisâ`ya karşı hoşolmayan bir tavır aldı. Nihâyet adamlarından birini göndererek; Deşt(çöl) tarafına gitsinler! Orada bulunan nice kimseler onlarınbereketiyle müslüman olma şerefine ersinler... şeklinde haberyollayıp, memleketinden çıkmalarını bildirdi. Muhammed Pârisâhazretleri bu haber üzerine gelen elçiye; Tamam kabûl ettik. Fakatönce büyüklerimizin kabirlerini ziyâret edeceğiz. Sonra da gideceğiz.dedi. Hemen atının hazırlanmasını istedi. Derhâl atını eğerleyiphazırladılar. Atına binip yola çıktı. Yanına, talebelerinden büyük birkalabalık yaya olarak katıldı. ÖnceKasr-ı Ârifân`a gidip, hocası Şâh-ıNakşîbend Behâeddîn-i Buhârî hazretlerinin kabr-i şerîfini ziyâretetti. Hocasının kabrini ziyâret edip ayrıldıkları sırada, yüzünde birazamet ve heybet belirmişti. Oradan Seyyid Emîr Külâl hazretlerininkabrini ziyâret için de Sûhârî`ye gitti. Orada da ziyaretinitamamlayınca, atını sürüp yola çıktı. Sûhârî yakınında bir tepeyeçıkınca, tepe üzerinde durup, Horasan`a doğru dönüp; Hepsini yerle biret; böylece bugün meydanda er kimdir, anlasınlar!.. mânâsında bir beytokudu.

Bundan sonra Buhârâ`ya döndüler. Tam busırada, Horasan pâdişâhı Mirzâ Şâhruh, Muhammed Pârisâ hazretleriningönlünü kıran Semerkand pâdişâhıMirzâ Halîl`e bir mektup yazdı.Mektubunda savaş ilân ettiğini bildirerek; Geliyorum, harp meydânınaçık! diye yazmıştı. Bu karar önce kendi halkına duyurulmak içincâmilerde okunup ilân edildi.Sonra da mektubu Mirzâ Halîl`e gönderdi.Mektubu gönderdikten hemen sonra da üzerine yürüyüp, Mirzâ Halîl`imağlup ederek öldürdü.

ÖLÜ KALBLER

Muhammed Pârisâ hazretleri buyurdu ki:Üç kimse, Kur`ân-ı kerîmin mânâsını anlıyamaz. Birincisi; Arabîyi iyibilmeyen ve tefsîr okumamış, ilmi olmıyan kimse. İkincisi; büyük birgünâha devâm eden fâsık. Üçüncüsü, îtikâd bilgilerinden birini yanlışanlayıp, anladığına uymadığı için hak sözü kabûl etmeyen bid`at sâhibi.Çünkü bid`atın zulmeti, kalbi karartır.

İnsanı, Allahü teâlâdan uzaklaştıranperdelerin en zararlısı, dünyâ düşüncelerinin kalbe yerleşmesidir. Budüşünceler, kötü arkadaşlardan ve lüzumsuz şeyleri seyretmekten hâsılolur. Çok uğraşarak bunları kalbden çıkarmak lâzımdır. Faydasız kitapokumak, lüzumsuz şeyler konuşmak da bu düşünceleri arttırır. Bunlarınhepsi, insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır. Kalbin hasta olması, Allahüteâlâyı unutmasıdır. Allahü teâlâya kavuşmak isteyenlerin bunlardansakınması, hayâli arttıran her şeyden kaçınması, uzaklaşması lâzımdır.Allahü teâlâ, çalışmayan, sıkıntıya katlanmayan, zevklerini,şehvetlerini bırakmayanlara bu nîmeti ihsân etmez.

İnsanlar, ölüleri dirilteni büyükbildiğinden, Allahü teâlâya yakın olanlar, bunu yapmak istemeyip ölükalbleri diriltmişler, talebelerinin ölü kalblerini diriltmeğeçalışmışlardır. Doğrusu da, kalbleri diriltmek yanında ölüleridiriltmenin hiç kıymeti yoktur. Hattâ abes, yâni faydasız şeylerlevakit kaybetmek olur. Çünkü ölüyü diriltmek, ona birkaç günlük ömürkazandırır. Kalblerin dirilmesi ise, sonsuz hayâta (ebedî saâdete)kavuşturur. Zâten Allahü teâlâya yakın olanların vücudları kerâmettir.İnsanlarıAllahü teâlâya dâvet etmeleri, Hak teâlânın rahmetlerinden birrahmettir. Ölü kalbleri diriltmesi, hârikaların en büyüğüdür.İnsanların selâmeti, onların varlığı iledir. Mahlûkların en kıymetlisionlardır. Allahü teâlâ, onlar ile rahmet yağdırıyor. Onlar sebebi ilerızk gönderiyor. Onların sözleri devâdır. Acıyarak bir bakışlarışifâdır. Allahü teâlânın lütufları, ihsânları, onların bulunduğu yerdeneksik olmaz. Yanlarında bulunanlar kötü olmaz. Onları tanıyanlar mahrûmkalmaz.

1) Hadâik-ül-Verdiyye; s.142
2) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49. Baskı) s.1120
3) Reşehât; s.82
4) Nefehât-ül-Üns; s.431
5) Hadîkat-ül-Evliyâ; s.75
6) Şakâyik-ıNu`mâniyye Tercümesi (Mecdî Efendi); s.268
7) Umdet-ül-Makâmât; s.72
8) Rehber Ansiklopedisi; c.12, s.296
9) Sefînet-ül-Evliyâ; s.79
10) Hazînet-ül-Asfiyâ; c.1, s.159
11) Persian Literature; c.1, s.7
12) Fevâid-ül-Behiyye; s.199
13) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.12, s.329




Yazdır




MUHAMMED PÂRİSÂ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3803)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2074)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2046)
BABA TÂHİR URYÂN (2002)
HACI DURSUN EFENDİ (1902)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1680)
ARAB BABA (1638)
MERKEZ EFENDİ (1568)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1566)
BEHRULLAH EFENDİ (1507)

En Son Okunanlar

MUHAMMED BİN ÖMER (KURD EFENDİ) (298)
MUHAMMED ÖMER (261)
ABDÜLKUDDÛS (326)
MUHAMMED MURÂD KAZANÎ (249)
CEMÂLEDDÎN MAHMÛD HULVÎ (246)
ABDÜLHAY EFENDİ (Öztoprak) (777)
GEYİKLİ BABA (577)
MUHAMMED MAZHAR (260)
MUHAMMED MA`SÛM FÂRÛKÎ (211)
MUHAMMED MA`SÛM (392)

Rastgele

SARI AHMEDZÂDE EL-HÂC MEHMED EFENDİ (320)
MUHAMMED MAZHAR (260)
KUŞADALI İBRÂHİM HALVETÎ (413)
İMÂM EFENDİ (339)
AHMED DEDE (296)
AZZÂZ BİN MÜSTEVDÎ EL-BETÂİHÎ (316)
HASAN EBÛ HALÂVE EL-GAZZÎ (306)
FAHR-ÜL-FÂRİSÎ (Muhammed bin İbrâhim Fârisî) (262)
YAYABAŞIZÂDE (266)
ABDÜLVEHHÂB BİN İBRÂHİM (267)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012