Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

EBÛ SÜLEYMÂN DÂRÂNÎ (304)
EMÎR HÜSREV DEHLEVÎ (270)
AHMED BİN ÖMER ZEYLA`Î (221)
AHMED EZ-ZÂHİD (376)
EBÛ İSHÂK ŞÂMÎ-İ ÇEŞTÎ (376)
ABDULLAH EFENDİ (Himmetzâde) (364)
ÜFTÂDEZÂDE KUTUB İBRÂHİM EFENDİ (375)
BABAZÂDE (441)
TÂHİR-İ BEDAHŞÎ (344)
ZEYNEDDÎN-İ HÂFÎ (294)
EBÛ BEKR BİN SÂLİM AYDERÛS (265)
ŞEYH-ÜL-MEŞÂYIH BEHRÂM (347)
AHMED DEDE (Başmakçılı) (320)
YÛSUF KÂMİTÎ (264)
ŞEYH İBNİ NÛH (246)
YAHYÂ MUAMMER MEZÛRÎ İMÂDÎ (295)
ABDURRAHMÂN BİN AHMED (Abdurrahmân-ı Zâz) (294)
EBÛ ALİ CÜRCÂNÎ (285)
ŞERÎFZÂDE MEHMED EFENDİ (271)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (273)
ARAB BABA (1638)
AYDERÛSÎ (282)
ŞÂH MUHAMMED ÇELEBİ (326)
ÇELEBİ ABDÜLCELÎL (250)
EBÛ ABDULLAH EL-BASRÎ (225)
ADİYY BİN MÜSÂFİR (284)
SULTÂN-ÜL-ULEMÂ BEHÂEDDÎN VELED (309)
ABDULLAH BİN MUHAMMED BİN ABDURRAHMÂN (316)
İBRÂHİM ŞİRVÂNÎ (264)
SEYYİD SEYFULLAH KÂSIM EFENDİ (420)
CELÂLEDDÎN-İ HİNDÎ (Kutb-i Rabbânî, Kebîr-ül-Evliyâ) (240)
DEDE MOLLA (353)
SEYFEDDÎN-İ FÂRÛKÎ (244)
ALİ BİN ŞİHÂB (241)
ABAPÛŞ-İ VELÎ (340)
ABDÜLHAKÎM HÜSEYNÎ (297)
NECÎBÜDDÎN-İ ŞÎRÂZÎ (259)
İBN-İ CEVZÎ (260)
SALTUK TÜRKÎ (264)
BURHÂNEDDÎN BİN MUHAMMED EĞRİDİRÎ (261)


  

MUHAMMED RÛCÎ





MUHAMMED RÛCÎ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Evliyanınbüyüklerinden. İsmi Muhammed olup, lakabı Şemsüddîn`dir. 1417 (H. 820)senesi Berât gecesinde Rûc köyünde doğdu. Muhammed Rûcî`den önce,annesinin çok sevdiği bir oğlu vardı. Beş yaşında iken bu çocuk vefâtetti. Annesi bu duruma çok üzüldü. O gece rüyâsında Peygamberefendimizi gördü. Peygamber efendimiz ona; Sen üzülme, kalbin rahatolsun. ÇünküAllahü teâlâ, sana bir erkek çocuk verecek, onun ömrü uzunolacak, yüksek derecelere kavuşacak. buyurdu.Bir müddet sonraMuhammedRûcî dünyâya geldi.Annesi ona; Sen, Resûlullah efendimizinbana müjdelediği oğlumsun. derdi. MuhammedRûcî, 1498 (H.904) senesindevefât etti. HocasıSa`düddîn Kaşgârî`nin kabrinin yanına defnedildi.

Muhammed Rûcî, küçüklüğünden beriinsanlardan uzak ve yalnız kalmayı arzu ederdi.Akranlarının arasınakarışmazdı. Evde bir odada, tek başına yaşamağa çalışırdı. Babası vededeleri ticâretle uğraşırlardı.Muhammed Rûcî, babasının mesleğine hiçrağbet etmedi.

Dâimâ Resûlullah efendimizi rüyâdagörmeyi temenni ederdi. Bir gün eve girdi. Annesi evde oturmuş birkitabı okurken yanına yaklaştığında; Kim Cumâ gecesi bu duâyı birkaçdefâ okursa, rüyâsında Resûlullah efendimizi görür. sözlerini işitti.Böylece Resûlullah efendimizi görme arzusu arttı. Gelecek gece de Cumâgecesi idi. Annesine; Cumâ gecesi gelince o duâyı okuyacağım. BelkiResûlullah efendimizi görürüm deyince, Git oku. dedi. O da doğrucaodasına gitti. Kitapta bildirilen şartlara uyarak, duâyı okumaklameşgûl oldu. Daha önce de, kim her Cumâ gecesi Resûlullah efendimize üçbin salevât okursa, rüyâsında Resûlullah efendimizi görür, diyeduymuştu. O duâyı okuduktan sonra, üç bin kerre de Resûl-i ekremesalevât okudu. Vakit gece yarısına yaklaşınca, yatağına yatarak uyudu.Rüyâsında şöyle gördü: Eve girdiğinde kışlık salonda annesi onugörünce; Oğlum niçin geciktin? Burada seni bekliyordum. EvimiziResûl-i ekrem teşrif etti. Haydi gel, seni Resûlullah efendimizegötüreyim. dedi.Elinden tutup, Resûl-i ekremin bulunduğu yazlık salonadoğru götürdü. Resûl-i ekrem oturmuşlardı. Etrâfında da birçok kimselervardı. Bunların bir kısmı oturuyor, bir kısmı ayaktaduruyordu.Resûlullah efendimizin etrafında halka yapmışlardı.Dünyânınher tarafına mektuplar gönderiyordu. Huzûrlarında bir kâtip vardı.Resûlullah efendimizin buyurduklarını yazıyordu. O, Şerefüddîn OsmanZeyyâr Tukânî idi. O zât, zamânın büyük âlimi ve velîsi idi. Annesi onuResûlullah efendimizin huzurlarına götürünce, Resûlullah`a; YâResûlallah! Zât-ı âliniz bana, ömrü uzun ve Allahü teâlânın lütuf veihsânına kavuşacak bir oğlum olacağını buyurmuştunuz. O buyurduğunuz bumu, yoksa başkası mı? diye sorunca, Resûl-i ekrem ondan tarafa doğrubaktılar. Sonra tebessüm ederek; Evet, o söylediğim oğlunuz budur.buyurduktan sonra, kâtip Şerefüddîn Osman`a, Onun için bir mektupyaz. buyurdu. O da bir kâğıda üç satırlık bir yazı yazdı.MuhammedRûcî, kâtibin yazdığına bakıyordu. Satırların altına şâhidlerinismini yazar gibi, ayrı ayrı yerlere birçok kimsenin isimlerini yazdı.Sonra kâğıdı katlayıp, annesine verdi. Oradan ayrılınca, annesindenmektubu aldı. Kendi kendine; Bu mektûbun muhtevâsını bilmiyorum. Endoğrusu, geri dönüp, mektubu Resûlullah efendimize göstereyim. Banamektubun muhtevâsını anlatırlar. dedi. Bu düşünce ile döndü veResûl-iekremin huzûruna girdi. Yâ Resûlallah! Bu mektubun muhtevâsınıbilmiyorum. dedi. Resûlullah efendimiz kâğıdı elinden aldı. Kâğıttayazılı olanları sesli olarak okudu. O daResûl-i ekremin okuduklarınıbir defâda ezberledi. SonraResûlullah efendimize başka bir şeyi sordu.O anda, kapının sesini duyarak uyandı. Annesi kapıdan içeri giriyordu.Elinde kandil vardı. Yatağından kalktı. Annesi ona; Oğlum, rüyândabirşey gördün mü? diye sorunca; Evet gördüm. dedi. O zaman, Ben desenin gördüğünü gördüm. dedi ve rüyâsını anlatmaya başladı. İki rüyâarasında hiç fark yoktu.

Kendisi anlatır: Daha gençliğimdetasavvuf yoluna girdim. Bâzı kimselere, Herat âlimlerinin ve tasavvufbüyüklerinin hâllerini sordum. Çünkü onlardan birinin sohbetinde vemeclisinde bulunmak istiyordum. Bir kişi Şeyh Sadreddîn Ravâsî`yitavsiye etti. O, Şeyh Zeynüddîn Hâfî`nin talebelerinden idi. Şimdi ise,yanında bulunanlara doğru yolu göstermek ve onları yetiştirmeklemeşgûldü. Bunun üzerine derhâl Herat`a gittim. Yolda Şeyh ZeynüddînHâfî`nin kabrini ziyâret ettim. Bu sırada Sadreddîn Ravâsî,talebeleriyle berâber orada bulunuyorlar ve zikir ediyorlardı. Zikri,seslerini yükselterek yaptıkları için, bu durum hoşuma gitmedi. Yolumadevâm ederek Herat`a yaklaştım. Bu sırada bizim köyden olanHâfız İsmâilile karşılaştım. O, Sa`düddîn Kaşgârî`nin sohbetiyle şereflenmişti.Sonra Molla Câmî`ye bağlandı. Tasavvuf yolunda pekçok şeyler kazandı.Hâfız İsmâil bana; nereden geldiğimi, maksadımın ne olduğunu sordu. Bende ahvâlimi olduğu gibi anlattım. Hâfız İsmâil beni dinledikten sonra;Câminin kapısına git. Orada büyük bir zât vardır. Bâzan câmidecemâatle berâber oturur. Belki onun hâli sana hoş gelir. dedi. Bununüzerine hemen câminin kapısına gittim. Câminin odasında, bir cemâatleberâber o zâtın oturduğunu gördüm. Yanındaki cemâat âlim ve fazîletlizâtlardan meydana geliyordu. Hiç konuşmadan onu dinliyorlardı. Kapınındışında durdum. Duvara yaslanıp, onlara bakmağa başladım. Onlardakisessizliği, sekînet ve vekarı görünce, hatırıma Şeyh Sadreddîn`inetrâfında halka yapmış olanların hâllerini ve bağırmalarını getirip; One ses ve hareketlilik, şimdi bu ne sessizlik ve durgunluk? diye kendikendime düşünmeye başladım. Bu sırada Mevlânâ Sa`düddîn Kaşgârî başınıkaldırdı. Ey kardeşim, yanıma gel! buyurdu. Elimde olmadan onunyanına gittim. Yanına oturttu ve; Sultan Şâhruh`un hizmetçileri veyaaskerleri, onun yanında bulunup, yüksek sesle Şâhruh, Şâhruh diyebağırsalar, onların böyle bağırmaları gâyet edebsizlik ve ahmaklıkolur. Hizmetçilerin ve askerlerin edebi, Sultan ve efendinin yanındasessiz, hazır bir vaziyette, bağırıp çağırmadan durmaları ile olur.buyurdu.Sonra Sa`düddîn Kaşgârî elime baktı ve elimdeki boynuzdanyüzüğü gördü. İhtiyâcı olan kimsenin, hâcet elini boş olarak uzatmasıdaha iyidir. buyurdu. Bunun üzerine elimden yüzüğü çıkardım. Sa`düddînKaşgârî kalkıp mescide girdi. Orada bulunanlardan birisine, benipeşinden mescide götürmesini işâret etti. Mescide girdim. Sa`düddînKaşgârî bir yere oturdu. Beni de karşısına oturttu ve tarîkatı telkinetti. Sonra; Mescid güzel bir yerdir. Burada ikâmet et. Sanaemrettiğim şeylerle meşgûl ol. dedi. Onun gösterdiği şeylerle meşgûlolmaya başladım. Annem bunu haber alınca, hemen Rûc`dan yanıma geldi. Oda bu yola girdi.

Bir müddet geçtikten sonra, bir gecemescidin kubbesinde bulunan odada teheccüd namazı kıldıktan sonramurâkabeye daldım. Bu sırada kandil gibi bir nûr göründü. Gündüz gibikubbeyi aydınlattı. Onun aydınlatması ile bütün kubbeyi görüyordum. Bunûr her an fazlalaşıyordu. O hâle geldi ki, koskoca bir kandil oldu.Bir müddet bu hâlde kaldı. Bu hâli görünce, bir nevî gurûr ve kendimibeğenme hâli meydana geldi. Sabah olunca, Sa`düddîn Kaşgârî`ninmeclisine gittim. Öfkeyle bana bakarak; Seni, gurûr kokusu ile dolugörüyorum. Bu kadarcık bir nûr görmekle, hiç insana gurûrlanmak yakışırmı? Hâlbuki Mevlânâ Nizâmüddîn Hâmûş`a bağlandığım zaman, karanlıkgecelerde yolda giderken, sağımda ve solumda on veya on iki meşaleyanardı.Nereye gitsem onlar da benimle berâber giderlerdi. Buna rağmenaslâ onlara iltifât etmez, onlara hiç îtibâr etmezdim. diyebuyurduktan sonra, kızarak şunları ilâve etti: Yanımdan kalk git.İkinci defâ bu şekilde bir daha yanıma gelme! Böylece beni meclisindenkovdu. Onun huzûrundan kalbim kırık çıktım. Çok ağlayıp, göz yaşlarıdöktüm. Bundan dolayıAllahü teâlâdan af ve magfiret diledim. Kalbimi bugurûr ve kendini beğenme kirlerinden temizlemek için çok gayretgösterdim. Hocam Sa`düddîn Kaşgârî`nin iltifatları ve teveccühlerininbereketi ile, bu sıkıntılı ve kötü durumdan kurtuldum. Aynen banagörünen nûr, anneme de göründü.Hattâ, o benden daha fazla gördü.

Böyle nûrların bana göründüğü günlerde,birisi bana çok tevâzu gösteriyordu. Onun bana karşı tevâzusu artıkhaddini aşmıştı. Bunun üzerine ona; Bana niçin bu kadar tevâzugösteriyorsun? Bunun sebebi nedir? diye sordum. O şahıs, şunlarıanlattı: Karanlık bir gecede mescide bitişik dergâhta oturuyordum. Busırada kapıdan biri girdi.Bunun üzerine orası gündüz gibiaydınlanıverdi. Hâlbuki o şahsın yanında kandil falan yoktu. O şahsaiyice baktığımda, siz olduğunuzu gördüm. Siz oradan gidince, yine orasıeskisi gibi karardı.

Mevlânâ Sa`düddîn`in sohbetine kavuşmamarağmen, kalbimde bu yolun büyüklerine bağlılık hâsıl olmadığı için, çoküzgün ve kederli idim. Karanlık gecelerde, câmide başımı yerevuruyordum. Gündüzleri sahrâya çıkıyor, oralarda ağlıyor, Allahüteâlâya yalvarıp yakarıyordum. Bu hâl üzere, yaklaşık sekiz ay geçti.Bir gün Mevlânâ Sa`düddîn, bu hâlde ağlarken görünce; Çok ağla veyalvar. BöyleceAllahü teâlânın rahmetine kavuşursun. Çünkü ağlayıpyalvarmak, Allahü teâlânın rahmetine kavuşmakta çok tesirli vekıymetlidir. Ben de gençlik günlerimde senin gibi çok ağlardım. dedi.Bu sırada ona iltifât ve teveccüh ile baktı. Bunun üzerine onda, buyolun büyüklerine bir anda bağlılık hâsıl oldu.

Bundan sonra câmide murâkabe hâlindeidim. Gece yarısına doğru uyku bastırınca, uyku dağıtmak için kalktım.O sırada hocamın arka tarafta beni tâkib ettiğini fark ettim. Hemenarkasına oturmak istedim. O da başını kaldırarak; Ey Muhammed, niçinkalktın? buyurdu. Uyku hâli meydana gelmişti. Onu gidermek içindedim. O zaman bana lütuf ve merhamet buyurdular ve bende büyüklerinyoluna bağlılık tamâmen hâsıl oldu.

Mevlânâ Sa`düddîn Kaşgârî`nin Allahüteâlânın izniyle, istediği zaman istediği kimseye, bu yolun büyüklerinebağlılığı verme gücü vardı. İstediği kimseyi, kendisinden geçirir,mânevî âlemlere daldırırdı. Bir gün onunla berâber mescidin kapısınagelmiştim. Akşam ezânı okundu. Mescide girip akşam namazını kıldık.Namazdan sonra hatim okunacaktı. Çok kalabalık bir cemâat vardı. Hertarafta kandiller yakılmıştı. Sa`düddîn Kaşgârî namazdan sonra kıbleyedoğru bir köşede oturdu. Ben de arkasına bir yere oturdum. Sonra bana,yanında oturmam için işâret etti.Yerimden kalkıp yanlarına oturdum.Daha oturmadan, bir ân bakınca birden bire kendimden geçtim. Bu hâl,müezzinin yatsı ezânını okumasına kadar sürdü. Bu süre içerisinde,hiçbir şeyden haberim olmadı.

Daha bu yolun başlangıcında iken, câmideabdest alınan yerde oturdum. Elimde de Mesnevî kitabı vardı. Osırada Mevlânâ Sa`düddîn abdest alınan yere geldi. Bana, elimdekikitabın ne olduğunu sordu.Mesnevî deyince; Onu okumakla buyolda ilerleme olmaz. Bu yolda çalışma ve gayret lâzımdır. Ancak ozaman onun mânâlarına vâkıf olabilirsin. buyurdu.

Yine bu yolda başlangıç günlerinde ikencâminin bir kenarında, bağdaş kurmuş bir halde murâkabede bulunuyordum.Bu sırada; Ey edebsiz! Hizmetçiler hiç sultânın huzûrunda böyle mioturur? diye bir ses işittim. Bunun üzerine derhâl yerimdensıçrıyarak, kerpiçlerin üzerinde oturdum. O zamandan sonra bağdaşkurarak hiç oturmadım.

Bir gün hocası Mevlânâ Sa`düddîn ile,Şeyh Behâüddîn Ömer`i ziyâret için Cigâre köyüne gittiler. Hocası atabindi. O da peşlerinden yüreyerek gidiyordu. Yola çıkmadan evvel, evdebiraz bir şeyler yemişti. Yolda harâret bastı. Fakat edebinden,hocasından izin isteyip de su içmeye gidemiyordu. Bu sırada Hocası ona;Susadın mı? diye sordu. O da; Evet, şehirden ayrıldığımızdan beribende susuzluk var. dedi. Bunun üzerine ona; Git bir yerden su içgel. Çünkü senin susuzluğun bana da tesir etti. buyurdu. Hemen biryerden su içip geldi. Yollarına devâm ettiler. Şeyh Behâüddîn Ömer`inevine varınca, Muhammed Rûcî uzakça bir köşeye oturdu. Hocasıyla ŞeyhBehâüddîn konuşmaya başladılar. Onlardan uzakça bir yerde oturduğuiçin, ne konuştuklarını duymuyordu. Bu sırada kendi kendine; Bana öyleoturmak yakışmaz. Şeyh Behâüddîn Ömer`e doğru dönmüş olarak oturmamgerekir. deyip, onun tarafına doğru dönerek oturdu. Kalbi onunkalbiyle aynı hizâya geldi. O anda Muhammed Rûcî`ye dönüp, hocasına;Bu ne yapıyor? diyerek tebessüm etti. Şeyh Behâüddîn`in kısa sürenteveccühleri ile çok faydalar hâsıl oldu. Onda kıymetli hâller meydanageldi.Dört veya beş gün, büyük bir sevinç ve rahatlık meydana getirenfeyz ve bereketler birbirini tâkib etti.

Yine kendisi anlatır. Yine bu yolunbaşlangıcında iken, dergâhın şark tarafındaki salonda, kıbleye bakankısımda oturuyordum. Bu yoldaki vazifelerle meşgûl iken karşımda, zayıfyapılı, uzun boylu bir karaltı göründü. Hindistan cevizi gibi küçükolan başı tavana uzanıyordu. Ağzı açık olup, beyaz dişlerle doluydu.Boynu ve ayakları ince ve uzundu. O gülerek, bana doğru yavaş yavaşgeliyordu. Bâzan eğiliyor, bâzan doğruluyordu. Çeşitli hareketleryapıyordu. Kendi kendime; onun şeytan olduğunu, büyüklere bağlanmaktan,meşgûliyetimden alıkoymak istediğini söylüyordum. Onun içinmeşgûliyetim üzerine sebat edeceğim husûsunda azmimi sağlamlaştırdım veişime devâm ettim. O ise, çok garip ve acâib hareketler yapmaksûretiyle beni meşgûliyetimden vazgeçirmek istiyordu. Fakat onun, benibu meşgûliyetimden vazgeçirmesi mümkün olmadı. Bana yaklaşınca, dahafazla işimle meşgûl oldum. İyice yanıma gelip, benim vazgeçmediğimigörünce, üzerime sıçrayıp omuzuma bindi ve iki ayağını sırtımayapıştırdı. Yine işimle meşgûl idim. Bir müddet sonra ayaklarınıüzerimden çekip, duman gibi havaya yükseldi. Sonra kayboldu. Ondansonra bir daha böyle bir şey görünmedi.

Câmide, Mevlânâ Sa`düddîn Kaşgârî`ninemri ve tavsiyesi üzerine dâimâ ibâdetle meşgûl olurdum. Hattâ geceleride uyumazdım. Oturur, Allahü teâlâya yalvarır, büyüklerin nisbetinekavuşmak için çok ağlardım. Mescidden sâdece zarûri ihtiyaçlarım içinçıkardım. Bir defâsında bulunduğumuz belde muhâsara edilmiş, şehrinkapıları kırk gün kapatıldığından, o günlerde herkes câmiye dolmuştu.İbâdet ve duâ ile meşgûl olduğumdan, durumu kimseye sormadım. Sonrabirgün, muhâsara hakkında bilgi veren bir kimsenin konuşmasına şâhidoldum. Ona; Siz hangi muhâsaradan bahsediyorsunuz? diye sordum. O da;Herhâlde sen muhâsara sırasında burada değildin. dedi. Ben de, ozaman halkın neden mescidde toplandığını anladım.

Mescidde îtikâf yapıyordum. Üç güngeçtiği hâlde, yiyecek getiren kimse olmamıştı.Hâlsiz bir hâlde kalkıpyiyecek bir şeyler bulmak için mescidden çıkmak istedim. Sol ayağımımescidin dışına koymuş, sağ ayağım mescidin içinde iken; Ekmek içinbizimle berâber olmayı bırakıyor musun? diye ilâhî bir düşünce kalbimegeldi. Bunun üzerine dışarı çıkardığım ayağımı tekrar içeri soktum.Elim ile yüzüme bir tokat vurdum. Tokat izi uzun müddet yüzümdençıkmadı. Kendi kendime; Bir daha kendime yemek aramak için aslâçıkmayacağım. dedim. Bunun üzerine büyüklere kuvvetli bir bağlılıkhâsıl oldu. Bir ara, daha önce görmediğim ve tanımadığım birisi gelip,önüme bir mikdâr şeker koydu. Sonra konuşmadan gitti. O zâtınkonuşmadan dönmesi ve ibâdetimden alıkoymaması, o şekeri getirmesindendaha çok sevindirdi.

Bir gün Mevlânâ Sa`düddîn Kaşgârî;Falancanın ahvâli hakkında bir şey biliyor musun? diye sordu. Oşahıs, memleketinden Herat`a ilim tahsîl etmek için gelmişti. SonraMevlânâ Sa`düddîn`e bağlandı. Bu zât, dünyâ ile irtibâtını tamâmenkesmişti. Talebeler arasına da çok az karışırdı. Devamlı suskun vemahzûn bir hali vardı. Hocama; Onun hâlini bilmiyorum, fakat bildiğimbir şey varsa, o da; dâimâ gizli bir şeylerle meşgûl olduğudur. dedim.Bunun üzerine Mevlânâ Sa`düddîn; Ona hâlini sor, durumunu iyice öğren.Sana halini anlatıncaya kadar onu bırakma. buyurdu. Bu emir üzerine, oşahsın yanına gittim. Ona; Sen niçin talebelerin arasına karışmıyorsunve dergâhta kimse girmesin diye odanın kapısını kapatıyorsun? Niçinyalnız başına oturuyorsun? dedim. O da; Ben fakir ve garip birisiyim.Kendimi arkadaşlar arasına karışmaya lâyık görmüyorum. Hem de onlarınvakitlerini zâyi etmeyi ve onları rahatsız etmeyi istemiyorum. dedi.Ben, hâlini tam anlatmasını, elbette onu arkadaşların arasınakarışmaktan men eden birşeyin olduğunu ve bunu açıklamasını ısrârlaistedim. Bu ısrârım karşısında; Niçin bu kadar üsteliyorsun? deyince,ben de, bana bunu sormamı hocamın emrettiğini, hâline iyice vâkıfoluncaya kadar yanından ayrılmayacağımı söyledim. Isrârımın kendimdenolmayıp hocamdan geldiğine iyice kanâat getirince, âh çekerek şöylededi: Bende bir zaman garib bir hâl meydana geldi. Sana ondan birazanlatayım. Cemâatle yatsı namazını kıldıktan sonra, bir süre murâkabeile oturur, bir mikdâr da Allahü teâlânın zikri ile meşgûl olurdum. Busırada, sonu görünmeyen bir nûr beni her taraftan kuşatırdı. O nûrungörünmesiyle kendimden geçerdim. Bu hâlim sabaha kadar uzardı. Gündüzise, bu hâlin lezzetine dalardım. Ondan bu hallerini dinleyince, onagıpta etmemden dolayı içim yanıyordu. Elimde olmayarak gözlerimdenyaşlar geldi. Onun sözleri bana çok tesir etti. Oradan ayrıldım.Anladım ki; Mevlânâ Sa`düddîn`in onun hâlini öğrenmemi istemesi,etrâfında böyle kimselerin de bulunduğunu bana bildirmek içindi.

1) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.1, s.171
2) Reşehât; s.145
3) Hadâik-ül-Verdiyye; s.153
4) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.14,s.253
5) Sefînet-ül-Evliyâ; s.189
6) Bahr-ül-Velâye; v.183 a




Yazdır




MUHAMMED RÛCÎ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3803)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2074)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2046)
BABA TÂHİR URYÂN (2002)
HACI DURSUN EFENDİ (1902)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1680)
ARAB BABA (1638)
MERKEZ EFENDİ (1568)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1566)
BEHRULLAH EFENDİ (1507)

En Son Okunanlar

MUHAMMED BİN ÖMER (KURD EFENDİ) (298)
MUHAMMED ÖMER (261)
ABDÜLKUDDÛS (326)
MUHAMMED MURÂD KAZANÎ (249)
CEMÂLEDDÎN MAHMÛD HULVÎ (246)
ABDÜLHAY EFENDİ (Öztoprak) (777)
GEYİKLİ BABA (577)
MUHAMMED MAZHAR (260)
MUHAMMED MA`SÛM FÂRÛKÎ (211)
MUHAMMED MA`SÛM (392)

Rastgele

SARI AHMEDZÂDE EL-HÂC MEHMED EFENDİ (320)
MUHAMMED MAZHAR (260)
KUŞADALI İBRÂHİM HALVETÎ (413)
İMÂM EFENDİ (339)
AHMED DEDE (296)
AZZÂZ BİN MÜSTEVDÎ EL-BETÂİHÎ (316)
HASAN EBÛ HALÂVE EL-GAZZÎ (306)
FAHR-ÜL-FÂRİSÎ (Muhammed bin İbrâhim Fârisî) (262)
YAYABAŞIZÂDE (266)
ABDÜLVEHHÂB BİN İBRÂHİM (267)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012