Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

    Sitemizde 1211 evliya ve veli hakkında bilgi bulunmaktadır

A Â B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sponsor Bağlantılar


Rastgele

SÂLİM BİN ABDULLAH (254)
KIBRISLI İBRÂHİM SIDKI EFENDİ (367)
AHMED YESEVÎ (350)
MUHAMMED EMÎN EFENDİ (416)
ABDÜLEHAD SERHENDÎ (534)
EBÜ`L-HASAN KÛSÎ (260)
ŞERÂFEDDÎN EBÛ ALİ KALENDER (396)
DÂVÛD-İ İSKENDERÎ (250)
FETHULLAH EFENDİ (276)
ÜSTÂD-ÜL-A`ZAM (260)
EBÛ AHMED EBDÂL ÇEŞTÎ (279)
NERKİSECÂRÎ (265)
BEHÂEDDÎNZÂDE (Muhyiddîn Muhammed bin Behâeddîn) (281)
HÂFIZ SA`DULLAH (265)
EBÛ İSHÂK-I ŞÎRÂZÎ (291)
SELÎM KIRÎMÎ (405)
CÂFER-İ SÂDIK BİN ALİ AYDERÛSÎ (284)
LÜTFULLAH EFENDİ (El-Evvel) (394)
ALİ ŞEVNÎ (253)
MUHAMMED HÂŞİM-İ KEŞMÎ (255)
ŞEYH ALİ BEHÇET EFENDİ (435)
MUHAMMED KUMUL EFENDİ (403)
ALEVÎ BİN MUHAMMED (334)
ABDÜLKÂDİR DEŞTÛTÎ (282)
VİŞNEZÂDE (316)
NÛREDDÎN EFENDİ (255)
AYDERÛSÎ (Abdülkâdir bin Şeyh) (246)
AHMED BİN ABDURRAHMÂN ES-SEKKÂF (271)
HOCA SÂDEDDÎN EFENDİ (555)
AHMED SAÎD-İ FÂRÛKÎ (270)
SEYFEDDÎN HALVETÎ (272)
HARPUTLU HACI ÖMER EFENDİ (723)
MÂLİK BİN ENES (259)
EMÎR AHMED-İ BUHÂRÎ (247)
ABDURRAHMÂN NESÎB EFENDİ (339)
ŞEYH İBNİ HATÎB (254)
DEMİR HOCA (744)
MUHAMMED REŞÎD (332)
GEYİKLİ BABA (577)
YÂKÛT-İ ARŞÎ (255)


  

PÎR MUHAMMED GENCEVÎ





PÎR MUHAMMED GENCEVÎ kabir adresi konusunda bilginiz varsa lütfen aşağıdaki bölüme, açık adres, adres tarifi ve ulaşım imkânları ile ilgil bilgileri yazın.

Karabağ`dayetişen meşhur velîlerden. Karabağ`ın Gence şehrinden olup, evliyânınbüyüklerinden Şems-i Tebrîzî`nin torunlarındandır. On altıncı asırdayaşamıştır.

Tasavvufta zamânının meşhûr velîlerindenAbdülgaffâr hazretlerinin ders ve sohbetlerinde yetişip kemâle erdi.Menkıbeleri, adına yazılan Menâkıbnâme`de toplanmıştır.

Tasavvufta hocası Şeyh Abdülgaffârhazretlerine gitmesi şöyle olmuştur: Pîr Muhammed Gencevî çocukluğundabir gün çift sürmekle meşgûl olan kardeşine azık götürmüştü. Yanınavarıp azığı bıraktıktan sonra bambaşka bir hâle girip kardeşininyanından süratle kaçmaya başladı. Kardeşinin peşinden koşup çağırmasınarağmen bir türlü dönmedi. Tâ babasının evine kadar koştu eve giripbabasını görünce orada da duramayıp kaçmaya başladı. Artık karşısınaher kim çıksa ondan kaçıyordu. Hiçbir yerde duramıyordu. Neden böylekaçıyorsun diye sorduklarında hiç cevap vermiyordu. Sonunda onu zamânınmeşhûr velîlerinden Şeyh Abdülgaffâr hazretlerinin huzûruna götürdüler.Bu zât ona; İnsanlardan niçin kaçıyorsun? diye sorunca; İnsanlarbenim gözüme vahşî hayvanlar sûretinde gözüküyor. Eğer kaçmasam rahatedemem. Mecbûren kaçıyorum cevâbını verdi.

Bunun üzerine Şeyh Abdülgaffâr hazretleribabasına; Üzülme oğlunda korkulacak bir hal yoktur. Allahü teâlâoğlunun basîretini, kalp gözünü açmıştır. Her kime baksa onun nesıfatta olduğunu kalp gözüyle görür. İnsanların çoğu vahşî hayvantabiatında olduğundan onun gözüne o sûretde görünüyor. Bu sebeple o,insanlardan kaçıyor. Bundan sonra bizim yanımızda dursun. İnşâallahkâmil bir zât olur. dedi. Babası bu sözler üzerine onu Abdülgaffârhazretlerinin yanında bıraktı. Epeyce zaman onun hizmetinde kaldı.Derslerine ve sohbetlerine devâm edip, tasavvufta kemâle erdi.Tasavvufta yetiştikten sonra hocasının izni ile babasının yanına döndüve evlendi.

Şeyh Abdülgaffâr hazretlerinin âilesi birgece yarısı; Sizden sonra yerinizi hangi oğlunuza bırakacaksınız?dediler. Oğullarımızın bizim yerimize geçme hakları yoktur. Yerime PîrMuhammed geçecek, ona bırakacağım. deyince, râzı olmadılar.Oğullarından birini elbette yerine bırakmalısın. dediler ve buhususta ısrar ettiler. Bunun üzerine; Üç oğlumuz var. Üçü de yanımızdauyuyorlar. Pîr Muhammed`in evi Çerkîs Nehrinin kenarında yarım günlükuzak yerdedir. Oğullarımın her birini üçer kere ismiyle çağırayım.Hangisi uykudan uyanırsa yerimi ona bırakayım. Eğer oğullarımdanhiçbiri uykudan uyanmazsa üç defâ daPîr Muhammed`i çağırayım. Eğerüçüncü çağırışımda yarım günlük yoldan kalkıp gelirse ve kapıdan içerigirip; Buyurun! der ise yerime, insanlara rehber olarak PîrMuhammed`i bırakacağım. Hak onun olduğuna senin de şüphen kalmasın.dedi. Buna hanımı da râzı oldu. Bundan sonra oğullarının her biriniüçer defâ isimleriyle çağırdı. Hiçbiri uykudan uyanmadı. Daha sonratalebesi Pîr Muhammed`i iki defâ çağırdı, üçüncü çağırışında kapıdaniçeri girdi. Niçin geç geldin? deyince; Efendim birinciçağırışınızda çarığımı giydim. İkinci çağırışınızda yolu katettim.Üçüncü çağırışınızda huzûrunuza girdim. dedi. Bundan sonra hanımına;Bunu kuluna Allahü teâlâ verir. Senin benim gayretimle olmaz. Bu işnasîb meselesidir. dedi.

Pîr Muhammed Gencevî bebek iken, annesiabdestsiz emzirmek istese emmez ve babası böyle bir halde iken yüzündenöpmek istese beşikte yüzünü çevirip o hâliyle öpmesine mâni olmayaçalışırdı.

Hocası Şeyh Abdülgaffâr hazretlerivefâtından önce hasta yatağında huzûrunda bulunup, hizmetlerini görüriken vefâtının yaklaştığı bir sırada; Sizden sonra kimin hizmetinegirelim? diye sorunca, hocası; Bizden sonra seccâdemiz, yerimizsenindir. İnsanları irşâda, hak yolu anlatmaya sen müstehaksın. Kimseyeihtiyâcın yoktur. İnsanları Allah`ın emirlerine çevir, onlara dîn-iİslâmı anlatıp rehberlik yap. Sen o derecede kâmil biri olursun ki, benkendi talebem için üzülmem. Fakat senin Cennet`e giren talebeninderecesinin daha yüksek olmamasına üzülürüm. demiştir.

Maksudlu aşîretinden Mehmed adında birkimse, Kazvin şehrine koyun satmaya giderken, Pîr Muhammed hazretlerinegelip talebe olmak, bîat etmek istediğini söyledi. Bîat etmek herkesinkârı değildir. Var yoluna git. Şimdi bîat zamânı değildir. dedi. Fakato, ısrarla talebeliğe kabûl etmesini isteyerek; Lutfedip beni detalebelerinizin arasına alınız. dedi. Bu ısrarı ve şiddetli arzusuüzerine kabûl etti ve; Haramlardan dâimâ sakın ve ihtiyât üzere olyoksa pişmanlık çekersin. dedi. Bu kimse bîat edip talebesi olduktansonra ticâret için Kazvin şehrine gitmişti. Orada koyun satıp parakazanmıştı. Çarşıda gezerken bâzı ahlâksız kadınlar yanınayaklaştığında hocası Pîr Muhammed Gencevî`yi hatırladı. Hemen vücudutitremeye başladı. Böylece o kötü kadınlara meyletmekten kurtuldu. Birgün Pîr MuhammedGencevî, ikindi namazı sırasında âdeti olmayan birhareket yaptı. Namazdan sonra sebebini sorduklarında şöyle dedi: Bizetalebe olan Mehmed, hayvan ticâreti için giderken bizden bîat almıştı.Kazvin`de çarşıda gezerken yanına düşük kadınlar yaklaşıp meyletmekisteyince vücûduna bir titreme geldi. Bugün ikindi vaktinde falan bağdabuluşalım diye bir kadınla anlaşmışlardı. Biz namazda iken kötü kadınbağın içinden kendini gösterdi. Mehmed, bağın duvarından o tarafaatlarken beline bastım. Düşüp, beli şiddetli derecede ağrıdı. Sonra odüşük kadına kızarak, bağırıp çağırdı ve bırakıp gitti. dedi. Busözleri söyledikten sonra; Bre hey gâfil! Sana bîat verdikten sonra,senin günah işlemene mâni olmayan, mahşer gününde seninle Cehennem`egider. buyurdu.

Pîr Muhammed Gencevî hazretlerininmemleketi, Karabağ`da Gence vilâyetidir. Burası yaz aylarında çok sıcakolması sebebiyle yazın şehre üç günlük mesâfede bulunan yaylayaçıkardı. Yaylada iken bir gün abdest alıyordu. Ayaklarını yıkadığısırada âniden süratli bir şeklide ayağını ileriye uzattı. Sanki birşeye vurur gibiydi. Yüzünde de kızgınlık belirtileri görüldü. Âdetinizolmadığı halde ayağınızı neden böyle uzattınız? diye sorduklarında,buyurdu ki: Bizim falan talebemiz sâhilde pamuk tarlasını sularken birkimse yanına gelip; Suyu ben tarlama bağlamıştım neden suyumu kesipkendi tarlana akıtıyorsun? Beni de avâre bırakıp oyalıyorsun? deyince,bizim talebemiz dedi ki: Suyun sizin tarlanıza aktığından benimhaberim yoktur. Ben suyu sahraya boşa akıyor zannettim. Al suyu sentekrar tarlana bağla. dedi. Fakat adam bu özrü kabûl etmedi. Kızgınbir halde yanına yaklaşıp elindeki beli tam başına indirmek üzere iken,talebemiz Allahü teâlânın izni ile bizden yardım istedi. O kadar korkupbizi öyle çağırdı ki, yüreğim parçalandı. İşte o kimseye ayağımlavurarak ona mâni oldum. Ayağım başına değdi. Başı iki ayağınınarasından geçti. Artık o kimsenin sıhhate kavuşma ihtimâli yoktur!dedi. Sonra o kimsenin babasına haber yollayıp çağırttı. Babasıgelince; Oğlun sâhilde gâyet hasta bir vaziyettedir. Kefen hazırlayıpoğlunun yanına git. Ölünce onu defneyle. diye tenbih etti. Babasıhemen söylenilen yere koşup oğlunun yanına vardı. Varınca oğlununöldüğünü gördü. Cenâzesini kaldırıp defnettiler.

Daha sonra bu hâdiseye şâhid olantalebeye nasıl olduğunu sorduklarında şöyle anlattı: O kimse aşağıdatarla suluyormuş. Ben onun tarla sulamakta olduğunu bilmiyordum. Susahraya boş akıyor diye kendi tarlama kestim. Ben pamuk tarlamısularken, bir de baktım o adam hiddetli bir halde yanıma geldi. Nedenbenim suyumu kestin? dedi. Ben şaşırıp kusura bakma, suyun senintarlana aktığını bilmiyordum. Boşa akıyor zannediyordum. Özür dilerim.Şimdi buyur tekrar tarlana akıt. dedim. Fakat adam bir türlü iknâolmadı pür hiddet yanıma yaklaştı. Elindeki beli tepeme vurmak içinkaldırdı. Çâresiz kaldım hemen hocam Pîr Muhammed Gencevî hazretlerinihatırladım. Allahü teâlânın izni ile imdâdıma yetişmesi için; YâŞeyhim! diye imdâd isteyerek bağırdım. Bu sırada adamın elindeki belyere düşüverdi. Başı iki bacağı arasından geçip burun deliklerinden kanfışkırmaya başladı. Çevremizde bulunan kimseleri yardıma çağırdım.Koşup başına toplandılar. Sana ne oldu bu yanındaki kimse mi seni buhale soktu? dediler. Bu bana hiç vurmadı. Bana ne oldu ise hocasındanoldu. Ben ölürsem bu adamı sorguya çekmesinler suçu yok. dedi. Orayatoplananlar da onun bu sözlerine şâhid oldular.

Talebelerinden Demirci Hasanlıaşîretinden Molla Muhammed bir gün evinde gusül abdesti alıp, hocasınıncâmiine gitti. Bir müddet sonra Pîr Muhammed Gencevî hazretleri mescidegeldi. Talebelerine bakıp; Ağzı kırık testi ile beyaz taş üzerindegusül abdesti alan kimse, koltuğunun altında yıkanmamış yerbırakmışsın. Hemen git yıka gel! buyurdu. Molla Muhammed bu sözüduyunca, kendi kendine; Ağzı kırık testi ile beyaz taş üzerinde gusülabdesti alan benim! Hocam bu sözü benim için söyledi. Fakat bu kadararkadaşım arasında kalkıp gitmekten, hâlimi belli etmekten utanırım.diye düşünmeye başladı. Tam bu sırada hocası Pîr Muhammed hazretleriona hitap edip; Molla Muhammed! Bizim hizmetçiler oduna gidecekler,git onları gönderiver. dedi. Bunun üzerine Molla Muhammed hemen kalkıpdışarı çıktı. Gidip gusül abdesti alırken kuru kalan koltuğunun altınıyıkayıp namaza yetişti.

O zamânın meşhûr mürşidlerinden ŞeyhKubâd Şirvânî vefât edince, Şirvan`da bulunan talebelerinden birkaçıtoplanıp Pîr Muhammed Gencevî`ye gidip talebe olmayı kararlaştırdılar.Aralarında tasavvufta yükselmiş keşif sâhibi kıymetli bir talebe devardı. Ona; Sen de bizimle gel berâber gidelim. dediler. Kabûl edip;Benim tasavvufta bir müşkülüm vardır. Nice zâtlara arzettim hiçbirisihalledemedi. Şeyh Pîr Muhammed Gencevî hazretleri bu müşkülümü hallederkanâatindeyim. Sizinle ben de gideyim. dedi. Hep birlikte yola çıkıpbir namaz vakti Pîr Muhammed hazretlerinin bulunduğu yere ulaştılar. Ogünlerde bahar mevsimi girmişti. Pîr Muhammed hazretleri ve talebeleriyaylaya göç hazırlığı yapıyorlardı. Talebelerden herbiri bir çuval unveya bir çuval pirinç yüklenip yaylaya taşıyordu. Pîr Muhammedhazretleri de vazîfelendirdiği kâtibe kimin ne getirdiğiniyazdırıyordu. Bu telaşlı sırada Şirvan`dan gelen misâfirler arasındakikeşif ehli talebe bir hû çekip kendinden geçti. Bir müddet kendindengeçmiş bir halde kaldı. Ayılınca, arkadaşları; Bu ne hal, sana neoldu? diye sordular. Bunun üzerine, ben size bahsettiğim müşkülümü PîrMuhammed hazretleri un ve pirinç yükleri taşınırken halletti. Şeyh PîrMuhammed her kimi kabûl ederse, ben dahi kabûl ederim. Kabûl etmediğikimseyi kabûl etmem. diye bir nidâ işittim. Bu nidâyı işitincekendimden geçtim. Acabâ Şeyh hazretleri beni kabûl eder mi veya red mieder diye kendimden geçtim. dedi. Bu talebenin gözleri âmâ olduğuhalde, Pîr Muhammed hazretleri yanlarına yaklaşıp mescidin kapısınagelince, farkına varıp yerde emekleyerek ayaklarına kapandı. Allahrızâsı için beni talebeliğe kabûl eyle! diye yalvardı. Bunun üzerinePîr Muhammed hazretleri; Biz kabûl ettik. Duâ ederiz ki Allahü teâlâda kabûl buyursun. dedi.

Yine Şirvan`dan bir grup derviş, PîrMuhammed Gencevî hazretlerinin ziyâretine gelmişlerdi. Sohbet sırasındakendi memleketlerinde bulunan bâzı zâtların velîlerden olupolmadıklarını sordular. Bunlara cevâben; Sorduğunuz zâtlardan ŞeyhEmîr, Allahü teâlânın velî kuludur. Velîler defterine kayıtlıdır.Muhammed aleyhisselâmın meclis-i şerîfinde aşağı tarafta yeri vardır.Gelir oraya oturur. Şeyh Abdullah ve Şeyh Akâsî evliyâ defterine dâhildeğildirler. Fakat Allahü teâlânın, duâsı makbûl kullarındandırlar.buyurdu.

Anadan doğma âmâ bir kimse, Pîr Muhammedhazretlerine gelip yalvararak; Dünyâyı aslâ görmemişim! Bana bir duâetseniz de gözlerim açılsa, dünyâyı seyretsem. dedi. Âmânın buyalvarışı üzerine ona duâ etti. İnşâallahü teâlâ ölümün yaklaştığısıralarda gözlerin açılır. buyurdu. Daha sonra Pîr Muhammed hazretlerivefât etti. Duâ alan âmâ kimse, âmâ olarak epey bir müddet daha yaşadı.Bir gün âniden gözleri açılıverdi.Dostları onun gözlerinin açılmasınaçok sevindiler. Bunun üzerine gözleri açılan kimse; Gözlerim açıldıama ölümüm de yaklaştı! Zîrâ Pîr Muhammed hazretleri hayatta ikengözlerimin açılması için ondan duâ istedim. Bana duâ edip vefâtımyaklaştığı sırada gözlerimin açılacağını söylemişti. Elhamdülillah omübârek zâtın duâsı kabûl olunup gözlerim açıldı. Allahü teâlâ bilir,ölümüm de yakındır. dedi. Gözleri açıldıktan birkaç gün sonra vefâtetti.

Kara Kethudâ adında bir zât bir gün PîrMuhammed Gencevî hazretlerine; Efendim bir kimse ne zaman öleceğinibilip, helalleşse ve gücü yettiği kadar ölüme hazırlansa iyi değilmidir? diye arzetti. Bu suâl üzerine; İyidir. buyurunca; Benim nezaman vefât edeceğimi lutfedip bildirseniz. dedi. Bunun üzerine;Molla Âdil Paşa ile Molla Pürkadem`den hangisi önce vefât ederse senölüm hazırlığını yap!Senin ölümün bu iki ilim ehlinin ölümleriarasındadır. buyurdu. Bu kimse Pîr Muhammed hazretlerinin vefâtındansonra yirmi beş sene daha yaşadı. Nihâyet işâret edilen âlimlerdenMolla Âdil Paşa vefât etti.Halk toplanıp cenâze namazını kıldılar. KaraKethudâ cemâat dağılmadan hepsiyle tek tek müsâfeha yapıp helalleşti veağladı. Neden ağladığını sorduklarında; Şeyh Pîr Muhammed Gencevîhazretleri bana demişti ki: Senin ölümün, Molla Âdil Paşa ileMollaPürkadem`in vefâtlarının arasında olur! Âdil Paşa vefât etti.Benim ölümüm de yaklaşmıştır. dedi. Birkaç gün sonra da vefât etti.

İlim öğrenmekle meşgûl üç talebe, PîrMuhammed hazretlerini ziyâret için Gence şehrinden yola çıktılar.Yolculukları sırasında içlerinden biri; Eğer bu huzûruna gittiğimizzât, mürşîd-i kâmil ise kızını bana nikahlar. dedi. Bunun üzerine birdiğeri de; Eğer dediğin gibi bir zât ise, bize süt, pilav ve bal ikrâmeder. dedi. Üçüncü arkadaşları da; Mürşîd-i kâmil ise bizi MollaFeyzullah`ın evinde misâfir eder. dedi. Onların geleceği gün PîrMuhammed hazretleri; Bugün misâfirler gelse gerektir. Bir miktar süthazırlayınız. dedi. Misâfir talebeler huzûruna geldiklerinde;Misâfirlere süt ve pilav pişirin yanında bal da hazırlayın. dedi.Hazırlıklar yapıldıktan sonra büyük oğlu Velî Muhammed`e; Pilavıeniştenin önüne koy. diyerek, yolda, mürşid-i kâmil ise kızını banaverir diyen talebeyi gösterdi. Bal da getir. dedi ve sofrayıkurdurdu. Yemek yendikten sonra, sohbete başlayıp bu talebelere;Sizden biriniz bizi imtihan için şeyh mürşid-i kâmil ise kızını banaversin der. Allahü teâlânın takdîri olmayan işi insan yapmaya güçyetirebilir mi? buyurdu. Biriniz de mürşid-i kâmil ise bize süt, pilavikrâm etsin ve bal da getirsin, der. Siz bir yere gelseniz, süt ve balbulunmasa mürşid-i kâmil olan kimsenin, mürşîd-i kâmil olmamasını mıgerektirir. Bizi Molla Feyzullah`ın evinde misâfir etsin diyen talebeyede; Molla Feyzullah`ın birkaç kızı vardır. Bu vesîle ile o kızlarıgörmek istersin. buyurdu.Talebeler yanlış düşüncelerine vedavranışlarına çok pişman olup ziyâdesiyle utandılar. Daha sonraayrılıp gittiler.

Devrinin meşhûr âlimlerinden biri PîrMuhammed hazretlerinin bâzan bilinmeyen bir lisanla konuştuğunuduymuştu. Bu âlim bir yük kitabı yanına alıp, huzûruna gitmişti. Eğerbâzan konuştuğu lisan bu kitaplardan birinde bulunursa, ne âlâ yoksaonu ateşte yakarım. dedi. Pîr Muhammed hazretlerine; Siz bir lisanile konuşurmuşsunuz. Bu dil kitaplarda var mıdır? deyince; Vardır.cevâbını verdi. Bunun üzerine kitapları getiren kimse, hizmetçisine birsandık gösterip bunu aç deyince, Pîr Muhammed hazretleri; O sandıktadeğil, öbür sandıktadır. dedi. Gösterilen sandığı açtı. Aradıklarıkitabı buldular. Hangi sandıkta olduğunu bildin. Hangi kitapta onu dabildir. diyerek gösterilen sandıktaki kitapları birer birer göstererekbunda mı bunda mı diye sordu. Gösterdikçe Onda değil dedi. Sonundabir kitap çıkardı; İşte o kitaptadır. deyince; Peki hangi sayfadaonu da belirt. diyerek, sayfalarını çevirmeye başladı. İlerde deyince,çevirmeye devâm etti. Açarken; Bir yaprak daha çevir o sayfanın üstyüzünde yazılıdır. dedi. İşâret ettiği sayfaya baktı. O sayfada şöyleyazıyordu: Gerçekte bir lisan vardır ki o lisan ne Arapça, ne Farsça,ne Türkçe ve ne de Süryânî lisanlarındandır. Hiçbir dile uymaz. FakatAllahü teâlâ o lisanı bâzı kullarına bildirir. O âlim zât bu hâleşâhid olunca, Pîr Muhammed hazretlerine büyük bir muhabbetle bağlandı.

Bulundukları memleketin ileri gelen birâilesinin Beşâret Efendi adında bir hizmetçileri vardı. Bu hizmetçiuzun zaman hizmetlerini gördükten sonra onu serbest bıraktılar. BeşâretEfendi onlara; Sakalım ağardı, ihtiyarladım. Bu âna kadar banaİslâmiyetin şartlarından ve din bilgilerinden hiçbir şey öğretmediniz.Namaz kılmayı da öğretmediniz. Şimdi ben ne yapayım. diye üzüntüsünüdile getirince, ona; Sen Şeyh Pîr Muhammed hazretlerinin hizmetinegit. Namaz kılmayı ve din bilgilerini onun hizmetinde öğrenirsin.dediler. Bunun üzerine Pîr Muhammed hazretlerinin huzûruna gidip hâliniarzetti. Kırâat öğrenebilir misin? deyince, buna gücüm yetmez, diyecevap verdi. Bunun üzerine Şeyh hazretleri bir talebesine; Namazınrekatlarını, adedini, her vakitte sünnet ve farz kaçar rekat namazkılındığını öğret. Kur`ân-ı kerîmi okumaya kâdir olmayan ümmîler gibibu da namazını kılsın. buyurdu. Bu ihtiyar; Bana bir hizmet emredin.diye arzedince de; Bizi ziyârete gelen misâfirlerin abdest sularınıhazırlamayı sana vazîfe olarak verdik. dedi. Canla başla kabûl edip,su lâzım oldukça bir ağacın iki ucuna bağladığı iki testi ile taşırdı.Bu ihtiyâr hizmetçi, Şeyh hazretlerine derin bir muhabbetle dâimâ suçeker dururdu.

Bir defâsında Pîr Muhammed hazretleriyaylaya çıkmıştı. Bu sırada Üçoğlan aşîretinden Üveys Ağa namında birkimse yanında bir grupla birlikte Şeyh hazretlerini ziyârete gitmeküzere yola çıkmıştı. Yolda öğle namazının vakti girdiğinden namazıkıldılar. Bu arada Üveys Ağa cemâatte bulunanlara Şeyhe ne hediyegötürüyorsunuz? diye sordu. Herkes birer birer hediyesinisöyledi.Aralarında Genç Sofi denmekle meşhur biri daha vardı. Ona sıragelince; Senin hediyen nedir? diye sordu. Benim kendi tarafımdanhediyem yoktur. Lâkin Şeyh hazretlerininLenberân adındaki nâhiyede birtalebesi var. Bu talebesi bahçesinde zerdali yetiştirir. Yetişen ilkzerdalileri benimle Şeyh hazretlerine gönderdi. Ben de bu zerdalilerigötürüyorum. diye cevap verdi. Üveys Ağa sözü geçen hatırlı biriydi.Baharın ilk günlerinde zerdali yetişir mi? Aç bakayım. dedi. GençSofi; Emânettir ben açamam. İsterseniz siz kendiniz açın bakın. dedi.Üveys Ağa kabı açıp bakınca zerdalileri gördü. Genç Sofiye, iki tânezerdali ver yiyeyim. dedi. Emânettir veremem. deyince, Üveys Ağa ikitâne zerdali için Şeyh bize ne yapar diyerek iki tâne alıp yedi.Sonraherkes atına binip yola koyuldu. Üveys Ağa atı üzerinde bir düz yoldagiderken atı sürçüp attan düştü ve sağ kolu kırıldı. Pîr Muhammedhazretlerinin dergâhına yaklaştıkları sırada yaşlı hizmetçiBeşâretEfendi onları karşılayıp herbirine hoş geldin diye müsâfeha yaptı.Üveys Ağanın sağ kolu kırılmış olduğundan sol elini tutarak müsâfehayaptı veÜveys Ağa özrümüz var kusura bakma dedi. İhtiyar hizmetçi; İkizerdali için kolunuzu niçin kırdınız? deyince, gelen misâfirler çokşaşırdılar. Bu husûsun Şeyh hazretleri tarafından keşfedileceğinibeklerken, hizmetçisi keşfedip, durumu bildirdi. dediler. İhtiyarhizmetçi Beşâret Efendi, hiçbir şey bilmediği halde, Pîr Muhammedhazretlerine muhabbeti ve hizmeti sebebiyle kalp gözü açılmış, velîlikderecesine yükselmişti.

Talebelerinden biri Berdağ kasabasındameyve yetiştirirdi. Meyveler olgunlaşınca, hocasına götürmek istedi.Ancak hocasının yayladan dönüp dönmediğini bilmiyordu. Bunu öğrenmekiçin yol üzerine çıktı ve atlı bir kimsenin kendisine doğru geldiğinigördü. Yanına yaklaşınca, daha o sormadan; Şeyh hazretlerini sorarsano, dün yayladan döndü. dedi. Bu haberi alınca, alelacele dönüp birheybeye kavun karpuz doldurup atına yükledi. Kendisi de ata binip yolaçıktı. Giderken kendisine şeyh hazretlerinin yayladan döndüğünü haberveren atlıyı gördü. Elinde bir de silah görünce korktu. Kaçsam zâtenkurtulamam. dedi. Doğruca yanına yaklaşıp selâm verdi.Selâmını alıp;Ben de Şeyh hazretlerinin bulunduğu yere gidiyorum. Berâber gidelim.dedi. Bunun üzerine ister istemez onunla yola devâm etti. Kendisineyoldaş olan bu kimse; Heybende herhalde meyve var gibi. Bize bir kavunversen de yesek olmaz mı? dedi. O kimse; Bunları Pîr Muhammed Gencevîhazretlerine götürüyorum. Vermek için ondan izin almamız lâzımdır.dedi. Eğer bedâva vermezsen borç olarak ver. deyince, heybesinden birkavun çıkarıp uzattı. Bunun üzerine; Soyuver de yiyelim. deyince,kavunu soyup dilimledi. O kimse de kavunu yedi. Berâberce yola devâmettiler. Hocasına kavun karpuz götüren talebeye yolun korkuluyerlerinde yoldaşlık etti. Hocasının bulunduğu beldeye yaklaştıklarısırada yol kenarında bir harman sâhibinin yanında durdular. Talebeyeyoldaşlık eden atlı, harman sâhibine yaklaşıp;

Şu sûfîden bir kavun ödünç aldım. Banabir kavun verin de bunun kavununu ödeyeyim. dedi. Harman sâhibi yeminederek; Bizim kavunumuz yoktur. dedi. Harman sâhibine; Bu samanıniçinde kavun bulursak bizim olsun mu? dedi. Kavun değil altınbulsanız sizin olsun. deyince, saman yığınının bir yerini mızraklagösterip burada kavun var çıkarıp bize ver! dedi. Harman sâhibimerakla işâret ettiği yeri karıştırıp saman yığınının içinden iki kavunçıktığını gördü. Buna çok şaşırdı. Çünkü oraya kavun koymamıştı.Kavunları alıp ona verdi. Hocasına kavun karpuz götürmekte olan talebede çok şaşırmıştı. Çünkü saman yığınının arasından çıkan kavunlar ödünçverdiği kavunun aynısı idi. Kavunlardan birini alıp borç aldığı kavununyerine verdi. Diğerini de kesmesini söyledi. Borç verdiği kavunu alıpheybesine koydu. Diğerini de kesti. Harman sâhibi ile birlikteyerlerken birara kavunun çekirdeklerini bir kenara dökmek için birtarafa eğildi. Sonra doğrulup, baktığında kendisine yol arkadaşlığıeden kimse bir anda gözden kaybolmuştu, orada yoktu. Bunun üzerinekalkıp hayret içinde yoluna devâm etti. Yolda öğle namazı vakti girdi.Bir yerde durdu ve durduğu yerde akar su kaynağı gördü. Bu sudan abdestaldı. Namaza duracağı sırada suyun başında Pîr Muhammed Gencevî`nindurduğunu gördü. Yanına yaklaştı bu sefer başka bir kimse şeklindegördü. Bu kimse; Şeyhin köyünde şimdi ezân okunur acele git! İnşâallahcemâate yetişirsin. dedi. Bunun üzerine hemen yürüdü. Cemâate yetişipcemâatle namaz kıldı. Namazdan sonra bekledi. Bu sırada hocası PîrMuhammed hazretleri; Dağdan gelen sûfiyi çağırın gelsin! buyurdu.Gelip huzûruna oturunca; Bugün başından geçen hâdiseleri bu cemâateanlat. dedi. O da başından geçen hâdiseleri tek tek anlattı. Cemâat dehayretle dinledi.

Maksudlu aşîretinden Akkaşoğlu HüseyinAğa adında biri vardı. Bu şahsın bir kızı, Pîr Muhammed Gencevîhazretlerinin oğlu Habîb Muhammed ile nişanlanmıştı. Fakat kız nişanlıiken öldü. Bunun üzerine kızın babası pek ziyâde üzüldü. Şeyhhazretleri ona tâziye için gittiğinde, Akkaşoğlu Hüseyin Ağa ağlayıp;Dünyâda sizinle akrabâlık kurmuştuk, nasîb olmadı. Bu akrabâlıksebebiyle âhirette size yakın olmayı ümid ediyorduk. Ancak buna sebebolacak kızımız vefât etti. Bundan dolayı üzüntümüz pek ziyâdedir.dedi. Pîr Muhammed Gencevî hazretleri; Yakınlığımız kesilmez, elemçekme. Zîrâ şu anda sizin hanımınız hâmiledir. Henüz kendisinin dehaberi yok. Bir kız çocuğunuz dünyâya gelir. O zaman biz ve sizdünyâdan göçeriz. Bu kızınız yetişip büyür. Oğlum Habîb Muhammed`leAllahü teâlânın izni ile evlenirler ve böylece akrabâlığımız devâmeder. dedi. Sonra Hüseyin Ağanın bir kızı dünyâya geldi. Şeyhhazretlerinin ve Hüseyin Ağanın vefâtından sonra bu kız ile Şeyhhazretlerinin oğlu Habîb Muhammed evlendi.

Pîr Muhammed Gencevî hazretlerininYassıboğa denmekle meşhur bir öküzü vardı. Yaylaya çıktıkları zamanŞeyh hazretlerinin komşuları Nahcivan tuzlasından tuz getirmeyegittiklerinde, Şeyh hazretleri Yassıboğa`yı da tuz yüklenmesi içingönderirdi. Bir defâsında tuz getirdikten sonraŞeyh hazretlerimescidden evine giderken, Yassıboğa karşısına çıktı. Ayaklarını yerleresürerek bir müddet Şeyh hazretlerinin önünde durdu. Bunun üzerine;Yassıboğa, lisân-ı hâl ile bize şikâyette bulunuyor. Allahü teâlâ sizebu kadar nîmet ve izzet vermiştir ki hiçbir şeye ihtiyâcınız yoktur.Beni tuz getirmeye göndermesen olmaz mıydı? Sırtım ve ayaklarım çokağrıdı. diyor. buyurdu.Sonra da;Bundan sonra bu boğaya kimse yükyüklemesin. Çifte de koşulmasın, serbest bırakılsın. Evlâdıma vasiyetederim ki, tuz getirmeye öküz götürmesinler. Tuz lâzım oldukça satınalsınlar. Bu tenbihinden sonra Yassıboğa serbest bırakıldı. Epey birzaman sonra Merdekird köyü halkından bir kimse, çift sürerken Yassıboğadolaşa dolaşa yanına yaklaşmıştı. Çiftçi Yassıboğa`yı yakalayıp çiftekoştu. İkindi vaktine kadar çift sürdürdü. Sonra da salıverdi.Yassıboğa oradan kurtulunca, koşarak Şeyh hazretlerinin bulunduğu yeregeldi. Bu sırada çift süren köylünün eli ayağı tutmaz oldu ve yığılıpkaldı. Yakınında çift süren çiftçiler hadi gel artık köye dönelim diyeçağırdıklarında; Elim ayağım felç oldu. Hâlim perişandır. dedi.Çiftçiler bu sözü üzerine başına toplandılar. Daha şimdi çiftsürüyordun sana ne oldu? dediklerinde; Şeyhin köyü tarafından birsemiz öküz geldi. Bu öküzü tutup çifte koştum. Bir müddet çift sürdümsonra da salıverdim. O anda birdenbire elim ayağım tutmaz oldu. dedi.Bu sözleri dinleyen çiftçiler arasından biri; Herhalde Şeyhhazretlerinin serbest bıraktığı öküzü çifte koşmuşsun. Bu sebeplebaşına belâ gelmiş! dedi. Bu sırada Pîr Muhammed Gencevî hazretleri demescidde ikindi namazını kıldıktan sonra, mescidin kapısında durdu. Birde baktılar ki Yassıboğa koşarak ona doğru geldi. Bunun üzerine oradabulunanlara; Yassıboğa`nın şikâyeti vardır! Çifte koşmuşlar gibi!dedi.

Eli ayağı tutmaz olan çiftçi ise durumunfarkına varıp yanına bir mikdar hediye alarak; Beni Şeyh hazretlerininhuzûruna götürünüz. dedi. Akrabâları ısrarı üzerine onu Şeyhhazretlerinin huzûruna getirdiler. Özür dileyip affetmesini ve duâsınıistedi. Şeyh hazretleri affedip hayır duâ etti ve o anda çiftçinin eliayağı tutmaya başlayıp eski hâline döndü. Kalkıp yürüyerek köyüne gitti.

Pîr Muhammed Gencevî hazretlerinin birköpeği vardı. Evinin yanında belde halkı toplandığı zaman aralarındacünüp bir kimse bulunsa, köpek o kimsenin elbisesinin eteğinden tutupçekerek kalabalık arasından çıkarırdı. Bir kimse, cezâyı gerektirengünah işlese, o kimsenin de elbisesinden tutup yavaş yavaş çekerdi.Haram olan bir yiyecek önüne atılsa asla yemezdi. Şeyh hazretleri birdüğüne dâvet edilmişti. Dâvetli olarak gittiği köye köpeği de peşindengitti. Düğün yemeği dağıtılacağı sırada Şeyh hazretlerinintalebelerinden bâzıları düğün yemeğinden bir mikdâr köpeğin önüneatılmasını söylediler. Önüne attıklarında yemediğini gördüler. Sebebinisorunca, talebeler bu köpek haram karışmış şeyleri yemiyor, seçiyordediler. Bunun üzerine yiyeceği helaldan olduğunu iyi bildikleri birkomşudan ekmek isteyip önüne attılar; köpek bu ekmeği yedi. Aynıekmekten bir kısmının içine düğün pilavı koyup attılar. Köpek ekmeğinarasındaki düğün pilavını ayaklarıyla ayırıp ekmeği yedi.

Bir defâsında kendisinin de sonradandefnedildiği mezarlığın duvarını yaptırmak için halkı çalıştırıyordu.Halk, taş taşıyordu. Bu sırada biri huzûruna gelip; Oğluma falankimsenin kızını almak için hazırlık yaptım. Bir hayır duâ ediniz de,Allahü teâlâ hakkımızda hayırlı eylesin. dedi. Bu adama; O kimseninkızının senin oğlunla evlenmesi takdir edilmemiştir. Senin oğlununevlenmesi takdir edilen kadının kocası şu cemâatin arasında taştaşıyor. buyurdu. Bunun üzerine o kimse hazırlığından ve teşebbüsündenvazgeçti. Birkaç gün sonra cemâat arasından bahsedilen kimse vefâtetti. Daha sonra da dul kalan hanımı ile duâ için gelen kimsenin oğluevlendi.

Erzurumlu MollaAli adında bir zâtınbabası Şeyh hazretlerinin talebelerindendi. Molla Ali babasından naklenşöyle anlatmıştır: Bir gece Şeyh hazretleri dergâhında otururkendervişlerden biri çırayı düzeltirken söndürdü. Derviş çok mahcûb oldu.Çırayı yeniden yakmak için odadan çıktı. Dergâh karanlık içinde kaldı.Bu sırada Pîr Muhammed hazretleri mübârek elini yukarı kaldırdı. Beşparmağının herbirinden çıra gibi ışık yayılmaya başladı. Dergâhaydınlandı. Çıra yakılıp getirilince, elini indirdi.

Yine MollaAli babasından naklen şöyleanlatmıştır: Eshâb-ı kirâm düşmanlarından bir grup, Şâh Tahmasb`ınyanında Pîr Muhammed hazretlerinin aleyhinde konuşarak çok şeylersöylediler. Karabağ`da bir sünnî kimse çıkmış o bölgenin halkıhediyelerini hep ona veriyorlar. Şeyh Sâfî evlâdına hediye gelmezoldu. dediler. Bunun üzerine Şâh Tahmasb, Şeyh hazretlerini yanınagetirmek için adamlarından bâzılarını görevlendirdi. Pîr Muhammedhazretleri kerâmetiyle bu kararı keşfedip; Şâh Tahmasb bizi huzûrunagötürmek için adam tâyin etti. dedi.Sonra bâzı dostlarıyla istişâreedip, onun adamları gelmeden önce kendisi gitmeye karar verdi.Talebelerinden bâzılarını da yanına alıp Kazvin şehrine gitti. Şahınordusunda Şeyh hazretlerini seven Ehl-i sünnet îtikâdında meşhur birkimse vardı. Şeyh hazretleri Kazvin`e varınca, bu kimsenin çadırındamisâfir oldu. Bu sırada şâhın onu getirmek için vazîfelendirdiğikimseler hazırlık yapıyor, atlarını nallatıyorlardı. Misâfir olduğukimse o askerlere haber yollayıp; Gitmenize lüzum yok. Şeyh hazretlerikendisi geldi. dedi. Gelip görüştüler ve onun bulunduğu çadırdamisâfir kalmasına râzı oldular. Ertesi gün de Şah`a götürmek üzerebulunduğu çadırdan aldılar. Yolda giderken gören azılı düşmanlardanbiri; Şimdi Şah emreder ben de senin derini yüzerim, çarık yapıpayağıma giyerim! dedi. Pîr Muhammed hazretleri bu azılı düşmana cevapolarak; Allahü teâlânın dediği olur. Senin dediğin olmaz. buyurdu.Şah Tahmasb`ın yanına varınca, Şah adamlarına; Doğurması yaklaşmışolan bir ineği bulup buraya getirin. dedi. İneği bulup getirdiler.Şah, önlerinde duran ineği göstererek, Şeyh hazretlerine; Bu ineğinbuzağısı erkek mi dişi midir?Alâmeti nedir? diye sordu. Pîr Muhammedhazretleri ineğe bakıp; Allahü teâlâ bilir ki, bu ineğin buzağısıerkektir. Rengi siyah ve kuyruğunun ucu beyazdır. dedi. Şah Tahmasbadamlarına emredip; Bu ineği boğazlayın ve karnından çıkan yavrusunuperdesi ile yanıma getirin. dedi. Hemen ineği götürüp boğazladılar vebuzağıyı yavruluğundan çıkarmadan getirdiler. Önünde buzağıyıyavruluktan çıkardılar. Baktı ki buzağı erkek, rengi siyah vekuyruğunun ucu da beyaz. Aynen Pîr Muhammed hazretlerinin târif ettiğigibi.

Şah Tahmasb bu hâdiseye şaşırıp, ikincibir plân kurdu. Şeyh hazretlerine ve talebelerine belli etmeden zehirlişerbet vermelerini emretti. Adamlarına; Bakalım zehirlenecekler mi?dedi. Şahın adamları, Şeyh hazretlerine ve talebelerine içine zehirkattıkları şerbeti içirdiler. Sonra daŞahın yanından çıkardılar. Şeyhhazretleri oradan ayrılınca, talebelerine; Bize içirdikleri şerbetzehirli idi. dedi. Daha sonra tenha bir evde toplanıp; Lâ ilâheillallah. diyerek zikre başladılar. O kadar zikrettiler ki, hepsi çokterledi ve içtikleri şerbetteki zehiri ter ile vücutlarından dışarıattılar. Hiçbirine bir zarar olmadı. Şâhın adamları kin içinde Şâha;Bunları katletmek lâzımdır. dediler. Şah Tahmasb; Biz onlarınhepsine zehir içirdik; eğer öldüler ise ne âlâ! Yok zehir tesir etmedive ölmediler ise onları öldürmek insafa sığmaz. dedi. Sonrabulundukları yere adam gönderip durumlarını öğrenmek istedi. Hiçbirinebir zarar gelmediğini haber aldı. Bunun üzerine Pîr Muhammedhazretlerini yanına çağırıp; Haydi evinize dönünüz. Benim vilâyetimdene işlersen işle. Kimse seni incitmesin. Zîrâ senin velî olduğundaşüphem kalmadı. dedi.

Şeyh hazretleri buyurmuştur ki: Hindbeldesinde bir talebem vardır. Beni görmemiştir. Ama onu tasavvuftayetiştirip kâmil ve mükemmil yetişmiş ve yetiştirebilen hâle getirdik.O bulunduğu diyârın halkını irşâd etmektedir. Kâmil ve yetişmiş olanmürşid o kimsedir ki, iki talebesinden biri doğuda biri de batıda olsave ikisi aynı anda vefât etmek üzere olsa, her ikisinin de başındabulunup îmânlarını şeytanın vesvesesinden muhâfaza eder.

HER VARLIK TESBÎH EDER

Eriş şehrinden Molla Bâbâ adında biri,Pîr Muhammed Gencevî hazretlerine talebe olmuş ve hizmetindebulunmuştu. Bu kimse şöyle anlattı: Bir defâsında Şeyh hazretleriylebir yere gidiyorduk. Hocam at üzerindeydi. Ben de yanında yayayürüyordum. Giderken yol üzerinde bir kuş ölüsü gördük. Hocam bana; Şukuşcağızı bana ver. dedi. Ben de alıp verdim. Bir müddet elinde tuttu.Sonra kuşcağız canlandı ve uçup gitti. Bunun üzerine dedim ki:Efendim, Îsâ aleyhisselâm duâ edince, ölü dirilirmiş. Elhamdülillahsizin nefesiniz ile de bu kuşun dirildiğini gözümüzle gördük. dedim.Bunun üzerine buyurdu ki: Kuşcağız ölmemişti. Fakat tesbihini yâniAllahü teâlâyı zikrederken söylediği şeyi unutup onu düşünürken kendinikaybetmiş. Tesbihini hatırlattım. Aklı başına geldi ve toparlanıp uçtugitti. Her varlığın kendi lisânına göre tesbihi vardır. Allahü teâlânınvelî kulları ve mürşid-i kâmiller bunu bilirler. Bir senede gökten kaçdamla yağmur düşeceğini ve yerden ne kadar ot biteceğiniAllahü teâlâmürşid-i kâmillere bildirir.

İLİM PERDE İMİŞ

O devrin büyük âlimlerinden bir zât, PîrMuhammed hazretlerini ziyârete gitmişti. Bu âlim ziyârete giderken,kendi kendine; Eğer bu zât mürşid-i kâmil ise bana Peygamberefendimizin nübüvvet mührünü göstersin. diye düşünür. Huzûrunavarınca, Pîr Muhammed hazretleri bu âlime; Bir vâz ve nasîhat yap dahalk dinlesin. dedi. O da kabûl edip halka bir vâz yaptı. Fakat halkonun vâz ve nasîhatlarından hiç etkilenmedi. Bu âlim, Pîr Muhammedhazretlerine; Bir vâz da siz yapınız, biz dinleyelim. dedi. Bununüzerine sohbete başladı. O âlimin anlattığı şeylerin aynısını söyledi.Halka fevkalâde tesir etti. Âlim bu hâli görünce, çok şaşırdı. Sen deaynen benim söylediklerimi söyledin. Benim vâzım hiç tesirli olmadı.Bunun sebebi nedir? dedi. Pîr Muhammed hazretleri şöyle cevap verdi:Siz bildiğiniz ile amel etmezsiniz. Bunun için sözünüz tesir etmez.Ama biz ilmimizle amel ederiz. Dinleyenlere ok gibi dokunur. Bu sebeplebizim sözümüz tesirli olur. Bir sebebi de şudur ki: Siz bir hadîs-işerîf okurken, Resûlullah aleyhisselâm böyle demiş ve filan sahâbeböyle böyle demiş diye nakledersiniz. Fakat biz naklederken Peygamberefendimiz sallallahü aleyhi ve sellem böyle dedi ve falan sahâbe böylededi, diye naklederiz. Demiş ile dedi arasında fark vardır. Daha sonrada insafa sığar mı ki, bizi ziyârete gelirken içinden; Eğer mürşid-ikâmil ise Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellemin nübüvvetmührünü bana göstersin. diye düşünürsün ve bunu istersin? dedi.Bundan sonra da söze devâm edip; Bize darılmayınız Civânşîr aşîretininsemiz koyunlarını yemişsin. Karlı soğuk sularını içmişsin, kalbin kazankarasından daha ziyâde kararıp körleşmiş. Mühr-i nübüvveti gösterincegörmek için göz lâzımdır. deyince, o âlim insafa gelip; Elhamdülillahsizi görmekle şereflendik. Bizim demiş sözümüz bundan sonra sizindediğiniz gibi dedi olsun. Ama mühr-i nübüvveti görmeyi çok arzuediyorum. Kalbimin kasveti, kırk gün halvete girmekle kalkar mı? Benimiçin nasıl riyâzet ve mücâhede buyurursanız başım üstüne yerinegetiririm. deyince; Sen yaşlısın kırk gün halvete girmeye gücünyetmez. Üç gün îtikâf niyetiyle mescidde kal. Bakalım Allahü teâlâ negösterir. O zât hemen mescide girip üç gün îtikâf niyetiyle oradakaldı. Üç gün geçince ikindi namazından sonra talebelerin zikrettiğibir sırada mühr-i nübüvveti gördü.Kendinden geçip zikretmekte olantalebelerin arasına gitti. Onlarla zikre başladı. Zikir sırasındatalebeler neden yavaş yavaş zikretmiyorlar, böyle yapsalar olmaz mıdiye düşündü. Zikir meclisi dağılacağı sırada Pîr Muhammed hazretleritalebelerine; Zikri yavaş yavaş yapsanız olmaz mı? dedi. O kimse busözü de duyunca kalbinden geçenleri farkettiğini görerek gidip PîrMuhammed hazretlerinin elini öptü ve; Bu sözü, görünüştetalebelerinize söylüyorsunuz. Fakat benim kalbimden geçeni söylediniz.Anladım ki zikri ne sûrette yapıyorlarsa câiz imiş. Benim bilmediğimhususlar varmış, özür dilerim dedi.

KURŞUN NE OLDU?

Pîr Muhammed Gencevî hazretlerinin hanımıZeyneb ananın iki erkek kardeşi vardı. Bunlardan biri Gencevîhazretlerini severdi ve ona talebe olmuştu.Diğerinin hiç muhabbetiyoktu. İki kardeş birlikte Gürcistan`a askere gitmişlerdi. Bir günGencevî hazretleri hanımı ile evinde otururken; Eyvâh! dedi. Hanımıne oldu diye sorunca; Birâderine bir kâfir tüfek attı. Bizi sevenkardeşine gelen kör kurşuna bir pelit ağacını eğdim. Kurşunu meşe ağacıtuttu. Birâderin kurtuldu. deyince, Zeyneb ana; Öbür kardeşime gelenkurşun ne oldu? diye sordu. Göğsünü delip geçti! deyince; Amanböyle söyleme! dedi. Allahü teâlâ bilir ama, böyle oldu. Askerlerdönünce, Gencevî hazretlerini seven kayın birâderi sağ sâlim geldi.Sevmeyip muhâlefet edenin ise vurularak öldüğü haberi geldi.

1) Menâkıb-ı Pîr MuhammedGencevî,Feyzullah Efendi,MilletKütüphânesi No: 2142
2) Silsilenâme-i Feyzullah Efendi;Üniversite Kütüphânesi, İbn-i Emîn T.Y. 3718
Ana Sayfa





Yazdır




PÎR MUHAMMED GENCEVÎ kabir adresi ile ilgili bilgileri
aşağıdaki bölüme yazıp siteye ekleyebilirsiniz.


Bu sayfayı arkadaşına gönder.
e-Posta Adresin
Arkadaşının e-Posta Adresi


Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunanlar

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (3803)
AHMED AMİŞ EFENDİ (2074)
SEYYİD AHMED-İ KEBÎR ER-RUFÂÎ (2046)
BABA TÂHİR URYÂN (2002)
HACI DURSUN EFENDİ (1902)
EVHADÜDDÎN KİRMÂNÎ (1680)
ARAB BABA (1639)
MERKEZ EFENDİ (1568)
ESKİCİ MEHMED DEDE (1566)
BEHRULLAH EFENDİ (1507)

En Son Okunanlar

PÎR EMİR SULTAN (894)
ABDÜLKERÎM KÂDİRÎ (378)
PÎR ALİ EFENDİ (Ali bin Nasûh) (387)
PÎR ALİ AKSARÂYÎ (769)
MUHAMMED KUTUB (305)
PÎR AHMED ERZİNCÂNÎ (354)
ÖMER ZİYÂEDDÎN TAVÎLÎ (325)
ÖMER ZİYÂEDDÎN DAĞISTÂNÎ (247)
ÖMER BİN ZER (263)
ABDULLAH İBNİ VEHB (292)

Rastgele

SÂLİM BİN ABDULLAH (254)
KIBRISLI İBRÂHİM SIDKI EFENDİ (367)
AHMED YESEVÎ (350)
MUHAMMED EMÎN EFENDİ (416)
ABDÜLEHAD SERHENDÎ (534)
EBÜ`L-HASAN KÛSÎ (260)
ŞERÂFEDDÎN EBÛ ALİ KALENDER (396)
DÂVÛD-İ İSKENDERÎ (250)
FETHULLAH EFENDİ (276)
ÜSTÂD-ÜL-A`ZAM (260)

En Çok Oylananlar

MERKEZ EFENDİ (5,0)
HACI DURSUN EFENDİ (4,0)
ABDULLAH BİN ABDÜLAZÎZ (OSMAN) EL-YUNEYNÎ (2,0)


Evliyaullah.net oluşturulurken İhlas Evliyalar Ansiklopedisi'nden de faydalanılmıştır.
Evliyaullah.net'teki hatalı olduğunu düşündüğünüz ya da yayınlanmasını istediğiniz bilgiler varsa, lütfen iletişim sayfamızdan bizimle temas kurunuz.

banasiteyap.net Evliyaullah.net © 2008 - 2012